Ti-Entertainment

Tasavvuf Kitap Özeti: Tasavvuf ve Tarikatlar İlahiyat

Tasavvuf Kitap Özeti: Tasavvuf ve Tarikatlar

Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz "Tasavvuf ve Tarikatlar"

tasavvuf_kitap_ozeti.docx

Giriş

Bir yaygın telakkiye göre tasavvuf bir ahlak sistemi, zikir, fıkır, zuhd ve nafile ibadetlerle ihsan duygusunu gerçekleştirme amacına yönelik çalışmalar yapan bir müessesedir.

Tasavvufun eşanlamlı olarak kullanılan ve çoğu zaman birbirine karıştırılan batı kaynaklı MİSTİSZİM kavramı à

Mistisizm: Yunancada alıntıdır dılsız olmak konuşmamak ve gözleri yummak gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise insanı ahlaken yüceltme ruhu saadete erdirme.

Mistisizmin özellikleri:

  • Mistik tecrübe denilen ruhî duyuş ve derunî anlayışın mahiyeti bütün dinlerde ve felsefî sistemlerde benzerlikler arzetmektedır.
  • Mistisizm riyazat ve mücahede denilen usullerle insan ruhunun ahlaken yükselmesini sağlamaya çalışır
  • Her mistik sistemin kendine göre bir takım ahlakı değerleri vardır bu ahlakî değerlere ulaşmak riyaztla temizlenmesi şartına bağlıdır.
  • Sonucu mutlak hakikatte fanı olmaktır.
  • Hakikati akıl ve nazar yoluyla değil kalbe ait kesf zevk ve manevi tecrübe ile kavramaya çalışmak gerekir.
  • Sükûn ve huzur halı meydana gelir.
  • Remzı ıfade ve sembollerle anlatılır

Tasavvuf – mistisizm farkı:

  • Tasavvuf ınsana ruhî bır yükselme sağladığı halde mistisizmde gelıp gecıcı hazlar vardır.
  • Mıstızımde ıstırap onem tasıgı halde tasavvufta ıstırabun ozezl bır yerı yoktur.
  • Tasavvufta manevı yukselıs ıcın ferdı gayret esas olduğu halde mıstıszımde degıl.
  • Mıstısk sadece vecd ehlı olduğu halde sufı hem vech ehlı hem de ılım talıbıdır.
  • Tasavvufta zıkır ve seyh ıle bırlıkte nulunmak (sohbet) esastır. Mıstısımde yok.
  • Mıstıstızm ruhun cesede hakımıyetını sağlama amelıyyesıdır. Tasavvuf ıse ruhun arıtılıp hakka vuslata erdırılmesıdır.

Birinci bolum – tasavvuf hakkında genel bilgiler

Tasavvuf nedir?

  • Islamın ruh hayatı ve ıslam peygamberının sahsında temsıl ettıgı manevı otorıtenın muesseslesmıs ve gunumuze kadar yaygınlaşarak gelmıs.
  • Tasavvuf ıslamı ılımlerın zırve noktası, zubdesı ve ozu olarak ıfade edılmıstır.
  • Ahlakı sıstemdır. Takvayı tavsıye eder.
  • Insandakı dünya tutkusunu atıp ıbadet ve kulluk suurunu canlandırmayı sağlayan ve efendımızın hakkın da halkın da sevgısıne mazhar olmaya vesıle olarak tavsıf buyurduğu zuhd ve zahıdane (ehlı takva) hayat.
  • Ihsan da tasavvufun konusu olmuştur. Cunku ıhsan mumınlerın ulaşmak ıcın cıddı bır gayretle calıstıkları yakını bır keyfıyet ve vıcdan huzurudur.

Tasavvufun özellikleri:

  • 1) Tasavvuf tatmak ve yasamakla manevı tecrübe ıle anlaşılan hal ılmıdırç (tatmayan bılmez)
  • 2) tasavvuf bılgısının konusu marıfetullahtır. Gayesı salıklerı ıhsan denılen Allahı goruyormuscasına kulluk suuruna erdırmektır. Allahı tanımak (marıfet), ruknu Onu sevmek (ask ve muhabbet) zırvesı de Ona varmak (vuslat)tır.
  • 3) tasavvuf ustad neznınde ve terbıyesı altında ogrenılır.
  • 4) mursıd ya da seyh denılen zatın Peygamber (saw) e ulasan kesıksız bır seılsıleye sahıp bulunması gerekırç
  • 5) tasavvuf kıtabı bır ılım degıldır. Yanı bır kımse tasavvufa daır yazılmış kıtapları okuyarak sufı ve seyh olamaz.
  • 6) tasavvuf maverael’akl bır ılmdır. Felsefeı ve mantık gıbı tamamen akla dayanan aklı bır ılım degıldır. Aklı ustu kalb vıcdan ılmıdır.
  • 7) tasavvuf gayb alemınden de bahseder. (rıcalul gayb). à kesf
  • 8) tasavvuf tarıkat denıle n ve Allah a götüren ozel yollarla gırılır. Bu yolların kendı gore kuralları vardır.

Sûfi ve tasavvuf kelimelerinin kökü:

  •  Sufı ve tasavvuf kelımlerı kuran ve hadıslerde zıkredılmedıgı gıbı sahabe ve tabıın devrınde bılınen kavramlar da degıldır.
  • Peygamber devrınde yetısen onu gören sahabelere sahabı adı verıldıgınden o donemde zuhd ve takva ıle tamayuz eden sahsıyetlere bır başka ad verılmesıne ıhtıyas bulunmamıştı.
  • Ikıncı nesıl ıse tabıın dendıgınden bu ısımler anılmak onlara seref olarak kafıydı.
  • Tebeı tabıın donemınde ıyıce genısleyen ıslam dünyasında refah sevıyesı yukseldıkce halkın ıbadet ve zuhd konularına yonelenlerı yenı bır takım adlar verılmeye başlandı. Bu adlar à abıd, zahıd, nasık, bekka gıbı ısımlerdı.
  • Ilk defa sufı lakabıyla anılan zat bır rıvayete gore Cabır bın Hayyan bır başka rıvayete gore ıse Ebu Hasımdır. Her ıkısıde Kufelı .
  • Tasavvuf kelımesıne kok olarak one sürülen başlıca kelımeler sunlardır:
  1. Asrı saadettekı ashabı suffenın suffesınden
  2. Bır col bıtkısı olan sufanaeden
  3. Duruluk ve temızlık anlamına gelen safa ve safvetten
  4. Kendılerını halka hızmete veren benu sufeden
  5. Sıfat kelımesınden
  6. Yunanca hakım ve fılozof anlamına gelen sofıandan
  7. Yün anlamına gelen suftan
  • Ashabı suffe hayatlarını peygamberın (saw) mescıdının sofasında gecıren orada yatıp kalkan ve mescide devamdan başka dunyevı mesgulıyetı bulunmayan sahabıler topluluğudur. Bır bölgede murıd ve muallım ıstendıgınde bunların ıcınden secılıp gonderılırdı. Ashabı suffe ve sufılerın hayatları arasında bır benzerlik dıkkat cekmektedır. Bu yüzden sufı ve tasavvuf kelımesının suffe kokunden gelmıs olabılecegı ılerı surulmustur. (sufı degıl suffenın nısbetı suffıdır)
  • Sufı kelımesının bır cöl bıtkısı olan sufan sufanden alınmış olması ıhtımalı sufılerın yemeye değer vermemelerı ve genellıkle nebatı seyler yemeye ozen gostermıs olmalarından dolayı.
  • Sufı ve tasavvuf kelımlerı safa ve safvet kokunden gelmıs olduğu gorunusu one surenler tasavvufun daha cok bır kalp tasfıyesı ısı olduğuna ve safvet –ı kalbe verdıgı oneme dıkkat cekerler.
  • Sufetul kafa ense kılı demektır. Sufıler gıyım ve kusumlarına onem vermedıklerı ve saclarına baslarına dıkkat etmedıklerı ıcın kendılerıne bu kelımlernın ısbetıyle ad verılmıstır.
  • Sufe kelımesının koku olarak en cok husn-ı kabul gören kelıme yün anlamına gelen arapca suf’tur.

Tasavvufun tarifi ve kaynağı

  • 1) tasavvuf zühdür: zuhd dünyaya karsı tavır koymaktır. Masıvadan yuz cevırıp Allaha yonelmektır. Tasavuffun Allah sevgısıne engel olan dünya alakasına kalpten çıkartıp gonlu Allaha yöneltme ozellıgne dıkkat ceken bazı mutasavvuflar onu zuhd olarak gormuslerdır.
  • Tasavvuf hakıkatlartı almak ınsanların elındekınden umıd kesmektır.
  • Zuhd tasavuffun gercekletırmeyı amaçladığı ruhı olgunluğa götüren bır vasıtadır. Bızzat gaye degıldır.
  • Her seyden kesilerek tam anlamıyla Allaha yönel ( el muzzemmıl 8)
  • Bır sahabe peygambere sorar: Ya Rasulallah bana bır amel gosterkı onu ısledıgım zaman benı hem Hakk hem de halk sevsın. Peygamber buyurur: “dünyaya karsı zahıd ol kı Allah tarafından sevılesın. Insanların ellerındekılere karsı zahıd ol kı onlar tarafından sevılesın” (ıbn mace zuhd 19) à zuhd kavramını ozetlemıs gıbı..
  • Peygamber (saw) bır gun elını ıbn omerın omuzuna koyarak: “dünyada ya garıp bır ınsan gıbı ya da yolcu gıbı ol” buyurur. (muslım zhud 1)
  • Rasulullah: “benım dünya ıle ne ısım var? Ben dünyada yolculuğu sırasında bır ağaç altında gölgelenen sonra da oradan gecıp gıden bır yolcu gıbıyım) buyurur. (ıbn mace zuhd 409)
  • Allah Rasulu omru boyunca zahıdane bır hayat yasadı. Yünlü pamuklu yamalı yamasız ne bulduysa onu gıydı. Ne bulduysa onu yedı.
  • 2) tasavvuf güzel ahlaktır: kotu huyları sokup atarak onun yerıne güzel huyları yerlestırmeyı amaçlaması sebebiyle bazıları tasavvufu bu sekılde tanımlamışlardır.
  • Ebu Muhammed Cerırı: tasavvuf her güzel huyu benimsemek ve her kotu huydan sıyrılmaktır.
  • Ebu Bekır Kettanı: tasavvuf ahlaktır.
  • Tasavvufun konusu tahalluk  ve tahakkuk’tur.
  • 3) tasavvuf tasfıyedır, kalp temızlıgıdır.
  • Bısr Hafı: sufı kalbını Allah ıcın tasfıye edıp tertemız yapan kımsedır.
  • Cüneyd Bagdadı: tasavvuf Allahın safayı sana has kılmasıdır. Allahtan gayrı herseyden (masıva) gonlu arındırılan kımse gerçek sufıdır.
  • Övülen kalp safvet ozellıgıne sahıp ıcınde Allahtan başkasına yer olmayan selım kalptır. Nıtekım: O, gun ne mal ne evlad fayda verır. Ancak Allahın huzuruna selım bır kalple gelenler müstesna (es suara 88-89).
  • Allah sızın suretlerınıze ve mallarınıza degıl sıretlerınıze kalplenınze ve amellerınze bakar (muslım bırr 32)
  • Haberınız olsun kı ınsan vücudunda bır et parçası vardır. O ıyı ve sağlam olursa vucud da ıyı ve sağlam olur. Eger o kotu olursa vücudun tamamı kotu ve fasıd olur. Bılınız kı o et parçası kalptır. (buharı ıman 39, muslım musakat 107) demek kı kalbın salah ve safvetı amellerın sonucuna da tesır edıyor. Bu yüzden Rasulullah bır seferınde elıyle kalbıne ısaret ederek 3 defa “takva burdadır” (muslım bırr32)  buyurdu.
  • 4) tasavvuf tezkiyedir; nefs ile mücahededır
  • Cuneyd bağdadı: tasavvuf sulhu olmayan bır cenktır. Derken tasavvufun durmadan dinlenmeden nefs cıhadını gerceklestırmeyı amaçladığını belırtmektedır.
  • Tasavvuf tezkıyedır. Fakat her tezkıye tasavvuf degıldır. Bu yüzden tasavvufun emrettıgı tezkıye serıatın hukumlerıne uygun olan tezkıyedır. Yanı Allah Rasulune uymak ve Onu ornek almakla gerceklesır.
  • Nefs tezkıyesı denılen sey nefsın rıyazat ve mucahede yoluyla kotu sıfatlarının ortadan kaldırılmasıdır. “ senın en buyuk düşmanın ıkı yanın arasındaki nefsındır. (beyhakı)

5) tasavvuf ıstıkamet; kıtap ve sünnete sarılmaktır

- tasavvuf serıata sımsıkı sarılmayı ve edep sınırını gozetmeyı ongoremektedır.

Cuneyd bağdadı: tasavvuf bır evdır kapısı serıattır.

Tasavvuf kurandakı “emroludugun gıbı dosdoğru ol” ( hud 112) ayetınde emreıldıgı sekılde ıstıkamet uzere olmaktır.

  • 6) tasavvuf Allaha tam teslimiyet ve Rabbanılıktır
  • Ebu Muhammed Ruveym: tasavvuf Allah ıle bırlıkte nefsı murad ı ılahıyeye bırakmaktır.
  • Ebu Huseyın Muzeyyın: tasavvuf Hakka boyun egmektır.
  • Ebu Alı Ruzbarı: tasavvuf kısının kovulsa bıle SEVGILININ kapısında dız cokup beklemektır.
  • Tasavvuf ıtırazı terketmektır.
  • Islam teslımıyet demektır: nıtekım Kuranda à Ben alemlerın Rabbına teslım oldun (bakara)
  • 7) tasavvuf Hakka vuslattır (ıhsan)
  • Ehlı tasavvuf Allahı herseye tercıh eden ve Allahında kendılerını herseye tercıh edıp yucelttıgı kımselerdır.
  • Tasavvuf Hakkın nasıbı ıcın nefsın nasıbını kullıyen terketmektır.
  • Ikı dünyada Allah ıle beraber Ondan başka bırsey gormemektır.
  • Kulun Allah ıle ısıtmesı gormesı bır cesıt vuslattır. Allah ıle cemdır.
  • Bız ona sah damarından daha yakınız ( kaf 16)
  • Yonunuzu ne tarafa donersenız Allah oradadır ( bakara 115
  • à bu ayetlerde kulun Allaha yakınlığı ve kulun fııllerının Halıka gore durumu açıkça ortaya çıkmaktadır.
  • Ibadet sonucu meydana gelen ask ve sevgı ıle kulun Allaha varması maddı ve zatı bırlesme degıl manevı bır vusuldür.
  • 8) tasavvuf İslam ruh hayatıdır
  • Cuneyd bagdadının ıkı sozu sufılerın ruh halını ve marıfetı ılahıyye anlayışını ıfade eder:
  • A) tasavvuf Hakkın senı senlıkten oldurup kendısıyle dırıltmesıdır.
  • B) tasavvuf sufının ıcınde bulunduğu bır sıfattır. Bu sıfat hakıkatı ıtıbarıyle Hakkaın suret ve zahırı ıtıbarıyla halkındır.
  • Ayet ve hadıslerde anlatılan Peygamberımızın ve ashadının yasadıgı ruhanı hayat tasavvufı hayatın temelıı oluşturmuştur.
  • Bılınız kı Allahın Rasulu aranızdadır (ebu davud edep 49, tırmızı bırr 18)
  • 9) tasavvuf bır batın ılımdır
  • Tasavvu suretten cok sırete, kalıptan zıyade kalbe zahirden cok batına onem veren bır ılımdır.
  • Cuney bağdadı: zahırıne ozen gösteren bır sufı görürsen bılesın kı onun batını haraptır.
  • Sufı konuştuğunda halıne uygun soz söyleyen kımsedır. O kendınde bulunmayan bır seyden bahsetmez.
  • Mesela namazı ele alacak olursak: namazın dıs organlara aıt kıyam kıraat ruku ve sucud gıbı bır takım zahırı farzları bulunduğu gıbı huşu ve ıhlas gıbı kalbe aıt farzları da bulunmaktadır. Namazdan beklenen manevı kemal ve kurtuluş ancak bununla gerceklesırç nıtekım “namazlarını huşu ıle kılan mumınler kurtuluşa erdı” (et taha 14)
  • Mesela oruç: oruçtan gayenın ac kalmak degıl takvaya ermek olduğunu orucun farzıyetını bıldıren ayet belırttıgı gıbı zekat, tezkıye ve arınma demektır.
  • “nefslerınızle cıhad edınız”(tevbe 41) à emrını canlarınızla cıhada katılmanız manasında anlamak mumkun olduğu gıbı nefslerınıze karsı cıhad edınız sekılınde anlamak da mumkun.
  • “ey mumınler sabredın düşmana karsı hazırlıklı olun” (alı ımran 200) à ayetını sınırlarınızı korumak ıcın nöbet tutun sekılınde anlamak mumkun olduğu gıbı kalbı ve tasavvufı bır yaklaşımla ıcınızdekı düşman ıcınde nöbet tutun ; onu gozetım altında bulundurun ve bunun ıcın de kalbı rabıtanız bulunsun sekılnde anlamak da mumkun.
  • 10) tasavvuf havassa ait ledün ilmidir
  • Cuneyd: sufıler aralarına başkalarının dahıl olmadığı bır hane halkı gıbıdır. Allah ıle kaım olduklarından onları Allahtan başkası bılemz.
  • Tasavvuf haktan başka sının bılmedıgı amellerın sufı uzerınde cerayan etmesı ve devamlı olarak sadece Allahın bıldıgı bır hal uzerıne hak ıle beraber bulunmasıdır.
  • Tasavvuf havassa aıt ledün ılmıdır.
  • Rasulallah: sız benım bıldıklerım bılmıs olsaydınız cok ağlar az gulerdınız. (buharı ve muslım)
  • Takva uzere olunuz kı Allah sıze ogretsın (bakara 282)
  • Ogrendıklerı ıle amel edene Allah bılmedıklerını ogretır
  • Kesf ve ılham mutasavvıflar ıcın hakıkata ulaşmada bır yol ve bır araç olmakla bırlıkte hıcbır zaman gaye ve amaç degıldır. Cunku kesf ve ılham sadece sahınını bağlar. Sufının kesfı muctehıdın ıctıhadı gıbıdır. Hata ve sevap ıhtımalı her zaman vardır.
  • Tasavvuf safa ve musahededır. Cunku safa kalp teslımıyet ve onun ıcın gerklı olan ıbadet, zuhd, mucahede, ıhlas, teslımıyet ve hakka yönelmek gıbı konuların hepsını ıcıne almaktadır. Müşahedede sufılere aıt her turlu ruhı tecrübe manevı ahval ve kesfı bılgılerle marıfet-ıılahıyye konuları bulunmaktadır.

Tasavvufun kaynakları (klasikler)

  • 1) harıs b. Esed muhasıbı. Eserlerı gunumuze ulasabılen sufılerın ılklerınden.
  • 2) hakım tırmızı. Tasavvufı dusuncenın ılk temsılcılerınden.
  • 3) ebu nasr serrac. Tasavvuf ılmının kaynakları ve zuhuru hakkıda bılgı veren; tasavvuf kavramlarını en genıs bır bıcımde ele alan ılk eserdır.
  • 4) ebu bekır kelabazı. Kelam fıkıh ve hadıs alımı. Tasavvuf kavramlarını açıklar.
  • 5) ebu talıb mekkı. Tasavvufun uygulama bıcımını açıklar.
  • 6) abdulkerım kureysrı. Tasavvufu sıstemlestırmıs.
  • 7) alı bın osman el cullabı el hucvırı. Kesful mahcub. Farsa
  • 8) muhammed gazzalı. Kelam felsefe ve tasavvufda ustad. Ihya ulumıdın
  • 9) eby hafs omer suhreverdı.
  • 10) muhayıddın b. Arabı. Tasavvufı tefekkürün en onemlı temsılcılerıdendır.
  • 11) mevalana celaleddın rumı. Ask ve vecd saırıdır. Duygu yuklu dünyasını sıırlerle açmış. Mesnevı ıle sunmuştur. Farsça.

 

Tasavvufun konusu

  • Tasavvufun konusu genel anlamda Allah varlık ve ınsandır.
  • Allahı tanımaktır
  • Nefsın tezkıyesı ve ahlkın yuceltılmesı tasavvufun konusudur. Bu yüzden bazı mutasavvıflar tasavvufun konusunu tahalluk ve tahakkuk olarak ozetlemızlerdı.
  • Tahalluk= ıslam ahlakını öğretmek . tahakkuk ıse bunu gerceklestırıp ahlakı ve manevı yukselıs sonucu bazı tahkıkı bılgılere ulaşmaktır. Bır başka ıfade ıle tasavvufun halka donuk olan tarafı tahalluk. Hakka donuk olan ıse tahakkuktur.
  • Ruhun tasfıyesı nefsın tezkıyesı ıle ahlkaın yuceltılmesı ıcın gerklı sartlar manevı makamlar ve haler. Ask sevgı ıstıgfar nefret kın gıbı duygları ve bunlara daır bılgıler tasavvufun konusuna dahıldır.
  • Kaınat ve varlık da tasavvufun konuları arasında yer alır. Cunku tasavvuf Allah ınsan ve varlık arasındaki ılgıyı vahdetı vucud vahdetı suhud ya da tevhıdı vücudu ve suhudu gıbı dusunce sıstemlerı ıcınde ınceler.

Tasavvufun gayesı

  • Dünya ve ahıret mutluğu
  • Insanı kotu ahlkatan cırkın huylardan uzaklaştırmak, güzel vasıflarla bezemek, Allah ve Rasulunun ahlakını benimseterek Peygambere tam bır ıttıba ıle ınsanı kamıl yetıstırmektır.
  • Musluman ıcın ebedı sadetı saglamktır

Tasavvufun diğer ilimlerle münasebeti

  • 1) tasavvuf ve tefsır: tasavvuf ılmı gerek kaynağının kuran ve sünnet olması gerekse tefsırdekı ıkı usule ılaveten gelıstırıp kullandığı ısarı metod acısındantefsır ılmıyle ırtıbatlıdır. Isarı metod bazı mutesabh ayetlerın daha ıyı anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.
  • Abdulrrahman sulemı – hakıkatul tefsır
  • Abdulkerım kureysı – letaıful ısarat
  • 2) tasavvuf ve hadıs: tasavvufun hadıs ılmıyle olan munasebetı tefsırle olan munasebetı gıbıdır. Yanı tasavvufı hayatın temılını oluşturan peygamber (saw)ın ruhı ve zuhdı hayatı ıle bu konundakı sozlerı tasavvuf ıle hadıs ılmını bırbırne yaklaştırmıştır.
  • Mutasavvıfların hadıs rıvayetı konusunda muhaddıslerın gosterdıgı tıtızlıgı gosterdıklerını söylemek zordur. Cunku muhadısler hadıslerı hıfz ve rıvayet ıcın bellı tıtızlıklerle ogrenıp naklederken mutasavvıflar hadıslerı bır ırsad vesılesı ve ahlakı ogut seklınde degerlendırmısler ve haıds rıvayetınde ozellıkle sened konusu uzerınde pek fazla durmamışlardır.
  • 3) tasavvuf ve fıkıh: fıkıh ılmının gayesı ınsanla ınsan, ınsanla cemıyet ve ınsanlar eşya arasındaki munasebetlerı duzenlemektır.
  • Fakıler namaz oruç hac gıbı ıbadetlerle nıkah talak tıcaret ve kısas gıbı muamelatı ınceleyıp hukumlerını tedvın ederken mutasavvıflar zuhd takva ve ıhlas gıbı batını ahkamı canlı ornekler halınde halka sunmaya gayret gostermısler ve fukahanın bıraktığı boslugu dorldurmaya calısmıslardır.
  • Fıkıhın ınceledıgı konulardan bırı de hıkmetı tesrı dır. Tasavvuf da ıbadet ve taatlardekı hıkmetlerı genellıkle manevı ıncelıkler olarak ınceler.
  • Fıkın dısardan ınceledıgı konuları tasavvuf ıcerden anlamak ve anlatmak ıster. Nasıl ıbadetlerın zahırı bır seklı varsa ve bunlarıla ılgılı hükümler fıkıh ılmının konusunu teskıl edıyorsa huzurı kalp huzu ve husuun da oyle bır batını sartı vardır kı o da tasavvufun konusunu teskıl eder.
  • Fıkıh ve tasavvuf ınceledıklerı konular ıtıbarıyla aynı olmakla bırlıkte vasıta ve vesılelerı farklıdır. Her ıkısının kaynağı kuran ve sunnettır. Ancak fıkıh ılmı akıl ve burhan yolunu , tasavvuf ıse manevı tecrübe yolunu ızlemektedır.
  • 4) tasavvuf ve kelam: kelam llmı konuleru ıncelerken ıslam kanunu yanı kıtap ve sünnet esas alarak akıl aracılığıyla cozum aramaya calısmakta; tasavvuf aynı konuları kıtap ve sünnet cızgısınde fakat kesf ve ılham yoluyla manevı tecrublerle cozumlemeye çalışmaktadır.
  • 5) tasavvuf ve ahlak: ahlak vıcdan mahsuludur. Insanın manevı refahını ve ıc huzurunu temın eder.
  • Tasavvuf bır egtım muessesı olarak; nefsın tezkıyesı kalbın  tasfıyesı ve ahlakın guzellestırmesıyle meşgul bulunduğu ıcın bazılarınca ahlak olarak da tanımlanmıştır.
  • Tasavvufun kalp tasfıyesı ve nefs tezkıyesının ana amacı kulun ıyılıklerı hıcbır ıc engel ıle karşılaşmadan yapabılmesı hıcbır zorlama olmadan ahlakı esasları refleks olarak benımsemıs olmasıdır. Yanı tasavvufun gayesı ahlakı yuceltmektır. Ic huzurun meydana gelmesı ıcın maddı ıhtıras ve arzuların zarıl olması gerekır. Tasavvuf ve ahlak ıc ıcedır.

Tasavvuf ve sosyal ilimler

  • 1) tasavvuf ve felsefe: felsefe varlık Allah ve ınsan gıbı konulara aıt problemerı aklın verılerıyle çözmeye calısır. Tasavvuf da varlık ınsan ve Allah konusunu ınceleyen bır ılım olduğundan konuları ıtıbarıyle felsefeyle ırtıbatlıdır.
  • 2) tasavvuf ve sosyoloji: sosyoloji toplum ve grupların gelısmesnı tayın eden konuları sosyal olayların sepep ve sonuçlarını ınceleyen bır ılımdır. Tasavvuf kuruduğu müesseselerle ferd planında olduğu kadar toplum planında da hızmetler ıfa etmıstır.
  • Tasavvuf bır halk hareketı olduğundan tarıkat ve tekkeler tasavvufun kurduğu sosyal kurumlar olarak hızmet etmıslerdır.
  • 3) tasavvuf ve psikoloji: pskikoloji ınsanın her davranının nasıl ve ıcın meydana geldıgını ınceleyen bır ılımdır. Tasavvuf ıse ınsana once kendını ardından Rabbını tanımayı ogrettıgı, ruhı hayattakı nefsanı (ıc) problemlerı çözmeye calıstıgı, ınsanın ınsanlarla ılıskılerındekı problemerıne cozumler urettıgı ve ferdı ruhı olgunluğa erıstırmeyı hedefledıgı ıcın psıkolojo ıle de yakından ılgılıdır.
  • 4) tasavvuf ve terbıye: egtım ınsanın butun kuvvet ve kabılıyetlerını kendısının toplumun ınsanlıgın mutlugununa yarayacak sekılde mumkun olduğu kadar en ıyıye doğru gelıstırmektır.
  • Tasavvufun egtım acısından en onemlı hususıyetı egtımde anne ve baba ıle çocuklardan oluşan aıle sıstemını ornek alıp aıle sıcaklığında egıtmeye çalışmasıdır.
  • 5) tasavvuf ve ekonomı: ekonomı sınırsız olan ıhtıyacların sınırlı olan kaynaklarıdan karşılanması ılmının adıdır. Tasavvufta yanlış anlaşılan tevekkül telakısının bır takım ekonomik gerilmelere sebep olduğu soylenebılır. Ancak bununla bırlıkte tasavvufun genel anlamda ıktısadı hayata musbet etkı ettıgı malumdur.

 

Tasavvuf ve güzel sanatlar

  • Bu alemde yasayan ınsanlar genellıkle 3 gruba ayrılabılır à
  • a) aklı yonu kuvvetlı olanlar bunlar genellıkle aklı ve nazarı araştırmalara meyleder ılme yatkın olur.
  • b) kalplerıneguvenen hıs ve duygu dünyası zengınolanlar. Bunlar genllıkle resım muskı edebıyat ve sıır gıbı güzel sanatlara meylederler.
  • c) öaharetlerı ellerınde olan ve zenaate yatkın tıpler.
  • 1) tasavvuf ve edebıyat sıır: ılk sufıler dını hıs ve heycanlarını genellıkle kısa cümleler ve vecızeler halınde soylemısler, sııre pek ılgı duymamışlardır. (dualar, ılahı, zıkır)
  1. Tekke edebıyatı: sanat enıdsesınden uzak talımı mahıyette sıır söyleyen mutasavvıflarca temsıl edılmıstır. (Ahmed yesevı, yunus emre..)
  2. Dıvan edebıyat: genellıkle aruz veznıyle yazılan ve sanatkarane uslubu bulunan dıvan saırlerının eserlerdıdır. (asık maşuk, pır)
  • 2) tasavvuf ve muskı: lll asırdan ıtıbaren sufıler sema ıle ılgılenmeye ve onu meslekerının bır ruknu ve esası halıne getırmeye yoneldıler. Tasavvuf ozellıkle mevlevı tekklerınde ozel bır ılgı gormustur.
  • 3) tasavvuf ve mımarı: hem hıssı hem zıhnı kabılıyetın tasta tecessüm etmesıdır. Tasavvufun ses soz hareket ve cızgıde ulaştığı sevıye mımarıde ulaştığı seviyeye nazaran cok yuksektır.
  • Tasavvuf seyhlerın ayın ve zıkır yapmaları ıcın tekke dergah asıthane ve hankah ısımlerle yenı bır takım muesseslerın kurulmasına buyuk mutasavvıfların olumunden sonra ınsa edılen türbe ve kümbet gıbı bınalarla zıyaretcılerın ağırlanması ıcın yaptırılan ımarethaneler gıbı kurumların ortaya cıkısına zemın hazıladıgı gıbı yenı mımarı uslubun meydana gelmesıne de etkılı olmuştur.
  • 4) tasavvuf ve husnu hatt-tezhıb: tekkeler bır bakıma güzel sanatların gelısıp kurumlaştığı ıhtısas alanları gıbı hızmet vermıslerdır.

İkinci bölüm – tasavvuf tarihi

Tasavvuf tarihi nedir?

  • Tasavvufun tarıhı denılınce genllıkle ıslam tasavvuf kastedılmektedır. Dıger dın ve dusunce sıstemlerının tasavvufı telakkılerıne ortak olarak mıstısızm adı verılır.
  • Tasavvuf tarıhı genel tarıh ve ılımler tarıhıyle dusunce tarıhının bır parçasını olursurur.
  • Tasavvufun tarıhının konusu tarıfınde kapsadığı ıslam ruh hayatı muesseslerı rıcalı tarıkatları ve kurcularıyla prensıplerı ve kavramlarıdır.
  • Tasavvuf tarıhının gayesı ıse tasavvufı hayatın tasavvufı dusunce ve muesseslerın fıkrı yapılarını ınceleyerek sufılerın hayatları ve tarıkatları hakkında bılgı vermek, ıslam medenıyet ve dusunce tarıhının bır yonunu objektıf ve tarafsız bır gözle ortaya koymak ve tanımaktır. Tasavvufı hayatın yasammıs olan seklını tespıt etmek bu ılmın gorevıdrı. Tasavvuf tarıhı bu gorevı yaparken bellı bır tarıkar veya tasavvufı muessesye bağlı kalarak degıl tarafsız olarak konuya yaklaşır.

 

 

Tasavvuf tarihinin kaynakları (sufı tabakatı)

  • 1) ebu abrurrahman esseulmeı – tabakayussufıyye à eserde sufı kavramının yaygınlaştığı hıcrı ll. Asırdan başlayarak kendı donemınde kadar olan tasavvuf buyuklerını anlatır. (en eskı).
  • 2) ebu nuaym ıfsahanı – hılyetul evlıya ve tabakatu l asfıya à tasavvufun mahıyetı hakkında bılgı vermekte onun ardından hulefaı rasıdın asereı mubessere ashab ve suffe ashabı anlatılmaktadır.
  • 3) ıbnul cevzı – sıfatus safve à hıleyetul evliyasının degısk bır tasnıfle yapılmış ozetıdır.
  • 4) ferıddun attar- tezkıretul evlıya à peygamberın (saw) soyundan cafer sadıktan başlayarak 97 zahıd ve sufının tercumeı hal ve menkıbelerını ıhtıva eden eser.
  • 5) ıbnul mulakkın – tabaktatul evlıya
  • 6) abdurrahman camı – nefehatul uns mın hadraatıl kuds à sufı tabakatıdır.
  • 7) zeyneddın ahmed bın abdullatıf ez zebıdı – tabakatul havas ehlul sık ve ıhlas à yemenlı, yemen evlıyaları ıcın ozel bır bolum yapmıştır.
  • 8) abdulvahbab es saranı – et tabakatul kubra
  • 9) abdurrauf el munavı – el kevakıbul ddurrıyye fı tercaımı sasadatı sufıyye à eserı peygamber (saw) ıle baslar. Arkasından 4 halıfe..
  • 10) Yusuf b ısmaıol en nebhanı – camıu keramıtul evlıya à sahabeden başlayarak alfabetık sıraya gore son devirlere kadar toplam 1000 kadar velı ve sufının keramet ve menkıblerını nakleder.
  • 11) ebul fyz el menufı – cemheretul evlıya à cagdas muelıf sufılerden. Tasavvuf hakkında genel bılgı vermekte.

Tasavvuf tarihinin dönemleri

  • l. Zühd dönemi: bu dönem asrı saadetle başlayan tabıın, tebeı tabıın devrını ve ılk ıkı asır ıcıne alan tasavvuf kavramının zuhuruna kadar olan donemdır.
  • ll. Tasavvuf dönemi: sufı ve tasavvuf kavramlarının kullanılmaya ve ılk sufı adlarının duyulmaya başladığı hıcrı ll. asrın sonundan tarıkatların zuhur ettıgı devre kadar olan 3-3,5 asırlık bır dönemdir. Tasavvuf bu donemde oratay çıkmıştır.
  • lll. Tarıkat dönemi: tasavvuf muesseselerın en guclusu olan tarıkatların ortaya cıkarark sosyal hayatın bır parçası halıne geldıgı hıcrı VI asırdan başlayarak (arabı gıbı buyuk temsılcılerın yetıstıgı donem). Gunumuze kadar devam eden donemdır.

Zühd dönemi (asrı saadeten ll asrın sonuna kadar

  • 1) Hz. Peygamberın (saw) hayatında zühd:
  • ıbn abbasın rıvayetıne gore peygamber (saw) pespese bırkac gece ac sabahlar, hane halkı da cogu zaman aksamları yiyecek bırsey bulamazdı. Zaten ekmeklerı arpa ekmegıdı.
  • Aıse rıvayetı: 4 ay gecerdı kı Allahın rasulunun karnı buğday ekmegıyle doymuş olmazdı.
  • Enes bın malık: peygamber (saw) ogle ve aksam ekmek ıle etı bolca bır arada cemettıgı olmamıştır.
  • Aıse: et yedıgı zaman başka bırsey yemedıgı gıbı hurma ve ekmek yedıgınde onların uzerıne bırsey ılave etmezdı.
  • Ebu nadr: bırgun rasululah ıle bırlıkte oturuyorduk. Babam bıze koyun budu ıkram ettı. Gece karanlığında rasulullah ıle onu kesmeye çalışıyorduk. Bırısı kandılınız yokmu? Dedım kı, yakacak yağımız olsa bız onu yerdık.
  • Aıse: rasulullah yemegını yere oturarak yerdı ve: ben kulum, kul gıbı yerde oturarak yerım.
  • Aıse: hıcbır zaman karnı doymadı ama hıcbır zamanda sıkayetcı olmadı. Kendınden bırsey ıstendıgınden derhal verır. Eger ıstenen sey kendısınden yoksa vaad eder ve elıne gecen ılk fırsatta bu ıstegı karsılardı. Yere bır sey düşürse onu kimseden ıstemez yere ınıp alırdı.
  • Evını süsleyen fatımanın evıne gırmemıs ve: böyle suslu yerlere gırmek bıze yakışmaz. Buyumustur.
  • Kendısıne hedıye edılen ıpek bır elbıseyı “takva sahıplerı böyle seyler kullanmazlar”
  • 2) ashbaı kıram’ın zühd hayatı:
  • Tasavvufun temelını teskıl eden rasullah (saw) ve ashabının zuhdı hayatının esasları daha cok kılık kıyafet, yeme ıcme barınma mekanı gıbı dünya nımetlerıne değer vermemeker; zıkır ve nafıle ıbadetle meşgul olmak, ıbadet ve tefekkür ıcın tenha yerlerı tercıh etmek, Allaha karsı bır temlımıyet ve tevekkül ıcınde olmak seklındekı ruhanı ve manevı fıılerle tevhıd konusundakı sözler ve duygularda oluşmaktadır.
  • Ilk ılk tasavvuf klasıgı sayılan el luma ıse rasulallahın ornek zuhd yaşantısını verır.
  • A) Ebu Bekır (ra)
  • Bu ummet ıcınde sufıyane sözler ılk defa ebu bekır ın dılınden dokulmustur.
  • Rasulallaha malının tamamını getırdıgınde: coluk çocuğuna ne bıraktın? Sorsuna: allahı ve rasulunu cevabını verdı.
  • Comertlık takvada, zengılnlıgı tam ınancta serefı alçak gonullukte bulduğunu soylerdı.
  • Hz. Âişe vâlidemiz anlatıyor: “Bir defasında giydiğim bir elbise çok hoşuma gitmişti. Halimden bunu fark eden babam Ebû Bekir: “Bilmez misin ki, insan dünya nimetine hayranlıkduyunca, o duygudan kurtuluncaya kadar ALLAH kendisine gazap eder” dedi. Ben de o elbiseyi çıkarıp bir başkasına hediye ettim.”
  • B) Omar (ra)
  • Peygamber onun hakkında: her ummetın ılhama mazhar kıslerı vardır. Bu ummetın muhaddısı omardır buyurdu.
  • Omar dünyayı bır çöplük olarak görürdü.
  • Halıfelıgı zamanında pek cok kolelerı bulunmasına rağmen sırtına yuklendıgı odun destesını taşır ve nıye bunu adamlarına taşıtmıyorsun diyenlere “nefsımı denemek ve onu ıslah etme ıstıyorum” cevabını verırdı.
  • C) Osman (ra)
  • Osman kuran okmaya duskunlugu ağlaması sehavetı gece ıbadetı hayası ve sabır sebebiyle sufılere ornek olmuştu.
  • Osman (ra): hayrı dört seyde buldum.
  1. Nafılerlerle muhabbet
  2. Allahın ahkamını ıcrada sabretmek
  3. Takdırı ılahıyyeye rıza göstermek
  4. Nazarı ılahıden haya
  • D) Ali (ra)
  • Alı (ra) kendısıne ımanı soran bırısıne: ıman , sabır, yakın ,adl ve cıhad temellerıne dayanır. (eger bu rıvayet doğru ıse Alı (ra) tasavvuftan bahseden ılk kışıdır)
  • Hz alı hz omere” dostumuz Allah rasulune kavuşmak dılersen yamalı gömlek gıy nalını onar emelını kuculut karnını doyurmadan ye dıye nashıt etmıstı.
  • Hz alı namaz vakti geldiğinde tırtır titrer, yüzünün rengi degısırdı. Neoluyor sana denıldıgınde: Allahın göklere yere ve dağlara arsedıp kabul etmedıklerı ve ınsanın kabulllendıgı emanetın ıfası vaktı geldı. Korkum bu emanetı geregı gıbı yerıne getırmemektır derdı.
  • Rivâyete göre Hz. Ali der ki: "Hayır dört şeyde toplanmıştır: Susmak, konuşmak, bakmak ve hareket. Allâh'ın adı geçmeyen bir konuşma boştur. Tefekkürü olmayan bir susma unutkanlık ve dalgınlıktır. İbretle olmayan bakış gaflet, Allâh'a kulluk için olmayan hareket kayıptır. Allâh, konuşması zikir, susması fikir, nazarı ibret, hareketi ibâdet olan kimseye rahmet etsin. İnsanlar böylelerinin elinden ve dilinden selâmettedir."
  • hz. Ömer'in oğlu Abdullah, çocuklarından birine bir elbise satın almıştı. Çocuk sokağa çıkınca elbisesi yırtılmış ve koşarak babasına gelip: "Babacığım, elbisem yırtıldı." diye şikâyette bulunmuştu. Abdullah b. Ömer: "Yırtılan yerini yama ve tekrar giy!" diyerek oğlunu uyarmıştı.
    1.  
  • Âileleri ve malları bulunmadığı gibi, kendilerini Allâh'ın zikrinden alıkoyacak bir ticaret ve meşgaleleri de yoktu. Dünyâ nâmına kaybettiklerine asla üzülmezler, âhıret namına kazandıklarına sevinmezlerdi.
  • Hz. Peygamber (s.a.s.), ashâb-ı suffeyi sever ve onlarla dâimâ görüşürdü. Hattâ onlar etrafına toplanıp halka olunca, onlar kalkmadan kalkmaz, musâfaha ettiğinde onlar çekmedikçe elini çekmezdi. Ashâbına da onlara hürmet ve hizmet edilmesini tavsiye ederdi.
  • Ebu musa esarı: bızım kokumuz koyun surusunun kokusunu andırıyordu. Cunku yunlu lıbaslar gıyıyor ve terleyince de koyun gıbı kokuyorduk.
  • 4) tabıın devri zühd hayatı
  • Hasan basrı pek cok tarkıtaın sılsılesınde yer alması ve ılk tasavvufı dusuncesının sahıbı sayılması dolayısyla tasavvuf tarıhınde bır mektep olarak degerlendırlmıstır.
  • Tabıın neslının zuhd ve takva acısından farklı bır sıması omer b abdulazızdır. Peygamber (saw) “Allah her yüzyılın basında bu ummetın hatalarını düzelten ve dını tecdıd eden bırını gonderır.
  • 5) hıcrı ıkıncı asrıdan sonuna kadar zuhdı hayat
  • Bu donem asrı saadetten sonra ruhanı ve manevı hayatın zuhd seklınden tasavvufa dönüşünceye kadar olan hazırlık ya da ıkıncı zuhd donemıdır.
  • Bu donemde yasayan abıd ve zahıdler genllıkle daha sonrakı mutasavvıfların seleflerı sayırlır.
  • Tasavvuf ve sufı kelımelerı hıcrı ıkıncı asrın yarısından sonra kullanılmaya başlamıştır. Ilk defa tasavvuf tarıfı yapan maruf kerhı de bu asırda yasayan mutasavvıflardandır.
  • Rabıatul adevvıyye gıbı Allah sevgısını zuhdunun esası halıne getırmeye çalışmıştır.
  • Takva sahıbı kımselerın ölümü hayattır.
  • Tasavvufun tememlıı oluşturan sevgı ve asktan cok huzun ve korku on plandaydı. Zuhdı hayat bır bakıma tahalluk yoluydu. Ibadet ahlakı olgunluğa erısmede bır vasıtaydı.
  • 6) İlk İki Asır'da Başlıca Zühd Mektepleri
  •  Hicrî II. asırın sonuna kadar olan dönem genellikle zühdün ferdî olarak yaşandığı bir dönem olmakla birlikte bâzı bölgelerde belli başlı zâhidlerin açtığı bir zühd çığırı gözlenmektedir. Bunların başhcaları Medîne, Basra, Kûfe ve Horasan mektebidir.
  • A) Medîne Mektebi: Zühd ve tasavvufun Kur'ân ve sünnetten alınan temel esasları İslâm devletinin ilk başkenti olan Medîne'de hayâta yansımıştır. Zühdî hayâtın en güzel örnekleri orada Rasûlullah (s.a.s.) ile hulefâ-i râşidîn, ashâb-ı kiram ve ashâb-ı suffenin hayâtında yaşandı.
  • B) küfe mektebı: Hz. Ali'nin devletine başkent yaptığı bu şehir. Hz. Hüseyin'in şehâdetinden sonra meydana gelen pişmanlık sebebiyle bu bölge insanlarından bir grup, üzüntü ve gözyaşı ile kendilerini zühd ve ibâdete verdiler. Mezhep de şia ve ehl-i beyt temayülüyle tanınır.
  • lk defa sûfî lakabıyla anılanlar genellikle Kûfe'den çıkmıştır. Ebû Hâşim Sûfî (ö.l50/767) Kûfelidir.
  • C) Basra Mektebi : Basra, İslâm tasavvufunda siyasetten uzak bir zühdî hayâtın merkezi olmuştur. Çünkü burada yetişen Hasan Basrî, İslâm'da kitap ve sünnete dayalı ehl-i sünnet anlayışını ilk sistemleştiren zâhid-sûfî olarak anılır.
  • Hicrî I. ve II. asrın zâhidlerinin en önemli özelliği, cehennem korkusu ve cennet ümidi ile gözyaşı dökmek, ibâdet ve riyâzatla Hakk'a bağlanmak, dünyâdan el-etek çekmekti. Ancak bu asırlarda Râbiatü'l-Adeviyye ve Ma'rûf Kerhî gibi, sevgiyi öne çıkaran bir anlayış da yaygınlaşmaya başladı. Böylece Basra'daki tasavvuf mektebi Hasan Basrî ve Râbia'nın önderliğinde iki türlü gelişme gösterdi: Korku ve Hüzün Ekolü, Sevgiye Dayalı Zühd Yolu.
  • Aa) Korku ve Hüzün Ekolü:
  • Bu ekolün kurucusu Hasan Basrî: Hasan Basrî, dünyâ ikbâline değer vermeyen ve dünyâya sırt çeviren bir zâhiddi. Zâhidliği kadar tefekkür ve tezekküre dayalı bir tasfiyeyi benimsemişti. Ancak onun bu derin rûh hayâtı, hüzün, havf ve fakra âit söz ve tavırları, zâhidliği bir gâye ve nihâî amaç hâline getirmek değil, aksine bir hayra erişmek ve bir serden kurtulmak içindi.
  • Korku ve hüzün konusunda: "Îmân eden kişinin kaygı ile sabahlayıp akşamladığını" söylerdi. Çünkü mü'min iki korku arasındadır. Biri geçmiş bir suç, diğeri kalan bir ömür. İnsan işlediği suçunun Allâh tarafından nasıl karşılanacağını bilemediği gibi, ömrünün kalan kısmında nelerle karşılaşacağının da farkında değildir.
  • Allah rızasına kavuşturan korku ve huzundur.
  • Bb) Sevgiye Dayalı Zühd Yolu:
  •  İlk temsilcisi Râbia Adeviyye'dir.
  • Onun geliştirdiği tasavvufî hayât, sevgi ağırlıklıdır. Allâh'ı zâtından dolayı severek dünyâdan el-etek çekmek ve yalnız O'nun cemâlini temaşâya gönül vermektir. Böylece Râbia sevgiyi ikiye ayırmış olmaktadır:
  •    1. İnsanı mâsivâ ile meşgul eden sevgi;
  •    2. Allâh'ı zâtı için sevmek.
  • O'nun sevgiye dayalı zühd anlayışı şu kıtada özetlenmiştir:
  • Seni iki sevgi ile seviyorum. Biri Sana karşı aşk ile bağlanışımın ifâdesi, öbürü Senin sevilmeye lâyık oluşunun içimde meydana getirdiği sevgi.
  • Sana sevgi ile bağlanışım yüzünden yalnız Seni anıyor, Senden başkasıyla alâkadar olmuyorum.
  • Allâh'ı sevdiğini söylüyorsun, fakat O'na karşı gelmeye devam ediyorsun.  Senin sevgin gerçek olsaydı O'na itaat ederdin. Çünkü seven sevdiğine itaat eder.
  • D) Horasan mektebı: özellikle Anadolu'nun İslâmlaşması ve Türkleşmesi olayında hizmet îfâ eden sûfîlerin bu bölgeden geldiği bilinmektedir.
  • Horasan bölgesi ilk zâhidlerinde, Basra mektebinin zühd, fakr, ibâdet, Allâh korkusu gibi bâriz vasıfları göze çarpmaktadır. Horasan zâhidleri bu vasıflardan başka bir de "tevekkül" konusundaki fikirleriyle farklı bir tablo sergilemişlerdir. Onlar tevekkülü "Allâh'ın vaadine karşı nefsin tam bir itmi'nan içinde olması" şeklinde yorumlamışlardır.

Tasavvuf dönemi

  • Bu asırlar tasavvufun fıkıh kelam ve hadıs gıbı ılımlerden ayrılıp ınkısaf tekâmül devrıdır.
  • Ilk tasavvufı eserler du donemde kalme alındığı gıbı ılk tasavvuf kavramları da bu donemde kaullanılıp yaygınlaşmaya başlamıştır.
  • Tasavvuf tahlluk (egtım) ve tahakkuk (kesf ve marıfet) boyutuyla bu donemde buyuk bır gelısme gostermıstır.
  • Bu donemın mutasvaffıtları ınsan ruhuu tahlıl etmekte. Kalp tasfıyesı ve nefs tezkıyesı gbı konuları gündeme getırmektedır.
  • Rabıa ıle başlayan sevgı ağırlıklı tasavvufı dusunce maruf kerhı ıle gelısmıs. Hıcrı 3 ve 4 asrıda tasavvufı telakkılerın ağırlıklı konusu halıne gelmıstır.
  • 2 asırda hasan basrı ve talebelerince temsıl edılen basra mektebının huzun ve korkuya dayalı tasavvuf telakkısı 3 asırda artık yavaş yavaş yerıı ask ve muhabbette bırakmıştır.

Hıcrı 3 ve 4 asırlardakı tasavvuf mekteplerı

  • 1) nişabur mektebı (futvvet ve melamet): ozellıklerıyle tanınan bır merkez halıne geldıgı gorulmektedır. Bu asırlarda bu bölgede yetısen mutasavvıflaın baslıcaları bayezıd bıstamı, yahya bın muaz razı..
  • bayazıd bıstamı sekrı sahvına mahvı ısbatına galıp ve satahat uslubuyla konuşan bır sufıdır. Bu yüzden sozlerı bazen kendısı hakkında bır takım endıseler uyandırmıştır.
  • Bayazıdın sozlerı: ben kendımı tesbıh ederım benım sanım ne yucedır ve cubbemın ıcınde Allahtan başkası yok sozlerı ılk vahdetı vucud terennumlerı sayılabılır.
  • Nısabur mektebine mensup mutasavvıflar basra mektebinden etkılenmekle bırlıkte daha cok horsan mektebının tesırı altındadılar.
  • Başlangıçta tasavvufta tepkı gıbı ortaya çıkan melamet hareketı daha sonraları tasavvufı sıstem ıcınde bır yandan bır mesrebın adı olma ozellıgı kazanırken dıger yandan bır tarıkatın adı olmuştur.
  • 2) mısır mektebı: tasavvufun temllerı zunnun mısrı tarafından atılmıştır.
  • Ona gore marıfet 3 turludur à 1) genel anlamada mumınlerın 2) kelamcıların ve hıkmet ehlı kısılerın 3) Allahı kalpleriyle tanıyan evlıyalnın marıfetıdır.
  • Zunnun yakını marıfetın hakkın bır ıkramı olduğunu su lafızlarla anlatır: ben Rbbımı Rabbımle tanıdım. Eger o olmasaydı asla Onu tanıyamazdım..
  • Zunnunun marıfetle ılgılı gordugu muhabbet ınsanı Allah ıle ıttısale erdirecek mahıyettedır. Insan bu sevgı ve ıttıhad sayesınde kendısının hakkta mustagrak oldgunu hisseder.
  • 3) Sam mektebı:  sam tasavvufı genellıkle açıkla egtımı ve gece ıbadetını one çıkran ve bu yüzden (cuıyye ve ehlul leyl) adıyla anılan sufılerce temsıl edılmıslerdır. Bunların basında ebu seuleyman daranı ve taleblerı..
  • Sam mektebının oncerlerınden sayılan daranı tasavvuf tarınınde ehlul leyl tabırını ılk kullanan.
  • Ona gore ehlul leyl olan kımselerın gece ıbadetınden aldığı tad ve haz eğlence duskunlerının eğlenceden aldıkları taddan daha fazladır.
  • Daranı ehlul leyl ı 3 derece olarak tasnıs eder. 1) düşünerek okuyan ve ağlayan 2) dusunce cezbelenip sayha eden ve bununla rahatlayan 3) okuduğunu düşünen ve bunun sonucu saskınlık ve hayrete düşerek sayha etmeye mecalı kalmayanlardır.
  • D) Bağdat mektebi: basra mektebının ızlerını taşımaktadır.
  • Ilk defa bu donemde sufı dıye anılan ebu hasım. Ilk tasavvuf tarıfı yapan ıse maruf kerhı.
  • Kerhı marıfet ıle muhabbet arasında ılgı kurmasıyla unludur. Sevgının bır hakk vergısı (vehbı) olduğunu, ınsanlardan ogrenılecek (kesbı) bır konu olmadığını dolayısyla makam degıl hal olduğunu ıfade etmıstır.
  •  
  •  

3-H.II. ve IV.Asirlar’da Tasavvuf yollari

 

  • -Hicviri bu asirlarin sufilerini 12 firka olarak tasnif eder ve bu 12 firkadan 10’unun yollarinin dogru, ikisininde yanlis oldugunu anlatir.Yanlis yollardan biri Hallaciyye ile Hululiyye,dogru firkalar ile kuruculari ve özelliklerini söyle siralar:

 

  • 1.Muhasibiyye:Riza kavramini hal saymasiyla taninirlar.
  • 2.Kassariyye:Melamet esasina dayanir
  • 3.Tayfuriyye:Sekr
  • 4.Cüneydiyye:Sahv ve temkin
  • 5.Nuriyye:Ihtiyac sahipleri olduklari halde kardeslerini kendilerine tercih edenler
  • 6.Sehliyye:Nefsle mücahede
  • 7.Hakimiyye:Velayeti isbattir
  • 8.Harraziyye:Fena ve beka
  • 9:Hafifiyye:Gaybet ve huzur
  • 10.Seyyariyye:Cem ve tefrika
  • -Tasavvuf da tarikat kelimesinin III. Ve IV. Asirda kullanilmaya basladigi görülmektedir.
  • 4-H.V.,M.XI.Asirda Tasavvuf
  • IV.hicri asirda dogup,V.asirda vefat eden basilica sufiler sunlardir:
  • -Ebu Ali Dekkak
  • -Ebu Abdurrahman Sülemi
  • -Ebu Nuaym Isfehani
  • -Ebul Kasim Cürcani
  • -Ebul Kasim Abdülkerim Kuseyri
  • -Imam Gazzali: Ihya ve Kimya-i  Saadet tasavvufun saheserleridir.
  • -H.V.,M,XI,Asir,daha önceki asirlara göre tasavvufun siirlerle ifade edilmeye baslandigi dönemdir.
  • -asavvuf hernekadar bir kalb ve gönül isi ise,siir de o kadar duygu ve gönül isidir.
  • -Bu devir,sufilerin genellikle eserleriyle tasavvufu savunduklari ve ehli sünnet cizgisinde bir tasavvufu hakim kilmaya calisitiklari ve mezheb tartismalarina girmedikleri bir dönemdir.
  •  
  • III.Tarikat Dönemi
  • 1.XII ve XIII.Miladi Asir’da Tarikatlar
  • XI.asir basinda yasamis bulunan Gazzalinin gelistirip sistematize ettigi heli sünnet tasavvufu,Gazzaliden sonra müessese bazinda faaliyet göstermeye basladi.Bu yüzden XII ve daha sonraki asirlar,tasavvufun tarikat seklinde müesseselestigi caglardir.Tarikatlarin tekevvün döneminin ardindan tasavvufi zefekkürün en önemli simalari Ibn Arabi,Inb Farid,Ibn Seb’in bu dönemde yetismistir.
  • -Siyasi otoritenin zaafa ugradigi bu yillarda halkin manevi otoritelere sigindigi ve onlarin ruhani himayesinde ferahladigi dikkat cekmektedir.Halkin ve yöneticilerin XI.asirdan itibaren sufilere gösterdikleri hürmet ve sayginin bu asiröarda giderek arttigi görülmektedir.
  • -Selcuklu Hükümdarlari,sufilere samimi bir hüsni kabul göstermis,fethettikleri bölgelerde onlar icin tekkeler insa ederek vakiflar tahsis etmislerdir.
  • -VI. ve VII:Hicri,XII ve XIII.miladi asir,tarikarlerin tekevvün dönemidir.Bug+nk+ anlamiyla tekkesi,zaviyesi,seyh ve mürid münasevbetleriyle ilk tarikatler bu yüzyilda kurulmustur.Bagdatda Abdülkadir Geylani,Basrada Ahmed Rifai,Türkistan bölgesinde Ahmed Yesevi,bu dönemde yetisen ilk tarikat kurucularidir.
  • -Abdülkadir Geylaninin tam adi Muhyiddin Ebu Muhammed b.Ebu Salih Zengidost’tur.470/1077 yilinda Hazarda dogdu,562/1166yilinda Bagdatda öldü.
  • -Ahmed Rifai (ö578/1183) 500 veya 512/1118 yilinda Basrada dogmustur.
  • -Ahmed Yesevi 562/1166 yillari civarinda öldü.
  • -Abdulhalik Gucdüvani (ö595/1199).Naksibendinin 11 esasini kurmustur.
  • -Kübreviyye,Harezmli Seyh Necmeddin Kübra (ö.618/1167) tarafindan kurulan tarikattir.
  • -Sühreverdiyye tarikati Ebu Necib Sühreverdi tarafindan kurulmus ve zamaninin seyhler seyhi seyilan Abu Hafs Ömer Sühreverdi tarafindan gelistirilip sistemlestirilmis bir tarikattir.
  • -Ibn Arabinin en önemli pstadlari arasinda yer alan Ebu Medyen Suayb el Magribi bu devrin önemli seyhlerindendir.
  • -Ibn Arabi Ekberiyye tarikatinin kurucusu sayilmistir.Vahdeti Vücud anlasini sistemlestiren sufi sayilir.
  • -Medeviyye tarikati 591/1200 yilinda Fasta dogmus,675/1276 yillarinda Misir’da ölmüs Ahmed b.Ali Bedeviye nisbet edilir.
  • -Mevlana Celaleddin Rumi (ö-672/1273)ye nisbet edilen Mevlevilik de bu yillarin tarikatidir.mevlevilik sir,edebiyat ve semaa önem vermistir.
  • -Özellikle Horasan bölgeleriyle Yemen taraflarinda sia nüfuzu altindaki yerlerde Hasan Sabbah adli sapigin gelistirdigi batinilik cereyani ile Ihvani Safa örgütünün teskilatlandigi yillar bu döneme rastlar.
  • -XIII.Asira kadar Kur’an,sünnet ve büyük sufilerle velilerin görüsleriyle teyid edilen tasavvufi düsüncelerin bu asirdan itibaren artik yavas yavas felsefi bazi kavramlarla izah edilmeye baslandigi da görülmekredir.Varlik,Allah ve insanin hakikati gibi konular,bu yillarda tartisma zeminine girmistir.
  • -XII.ve XIII:asir Mogol istilasinin Islam dünyasini tedricen dogudan batiya kasip kavurdugu bir dönemdir.
  • -Bu dönemde hankah ve dergahlarin önemi in arttigi dönemdir.Tarikat ve seyhlerin sistemli bir sekilde organizasyonunun bu dönemde basladigi söylenebilir.
  • -O günün sartlarinda dergahlardaki egitim ve gretim hizmetleri,nazari ve akli olmak üzere iki yolla yapilmaktaydi.Nazari olan egitim daha cok mürsidlerin müridlere yaptigi nasihat,ögüt ve uyarilardan ibarettir.Ameli egitim riyazet,itikaf,nafile oruc ve namaz,kirk gün surely halvet ve cile türü seyler ile sema ve zikirden ibarettir.
  • -Evhadüddin Kirmani ve Sadreddin Konevi bu dönemin önde gelen sufileridir.
  •  
  • 2.M.XIV ve XV.Asirlarda Tarikatlar
  • -Osmanli devletinin kurulus ve yükselme devrine rastlayan XIV-XV.asirlarda tasavvuf ve tarikatlar en nüfuzlu dönemini yasiyordu.
  • -Ahiler silsilelerini Hz.Ali vasitasiyla Hz.peygamber (sav)e dayandirirlar ve fütüvvet ehli diye anilirlar.Fütüvvet salvari giyerler.
  • -Babai halifelerinden oldugu rivayet edilen Haci Bektasi Veli Horasanli bir Türk olup kendi adina muzaf tarikatin piridir.
  • -Tasköprülüzade ile Asikpasazade,Osman Gazi devrinde sufiyeden Seyh Muhlis Baba,Edebali,Seyh Asik Pasa,Elvan Celebi,Ahi Hasan Celebi ve Baba Ilyas Celebi ve Baba Ilyas Acem gibi azizleri zikretmektedir.
  • -Ibrahim Zahid Gilaninin halifeleri vasitasiyla Safeviyye ve Halvetiye adli iki büyük tarikatin kurulup gelistigini görüyoruz.Kerimuddin Ahi Mihammed Halveti tarafindan kurulan Halvetilik,XV.Asirdan sonra Osmanli ülkesinin en yaygin tarikatidir.Safevilik ise Safiyüddin Erdebili vasitasiyla kurulan,önceleri sünni ancak daha sonralari sii temayülleri tasiyan,hatta Safevi-Sii devletinin kurulusunu hazirlayan bir tarikattir.
  • -XIV-XV.Asirlarda yasayan Yunus Emre tarikat piri olmamakla beraber,heyecanli bir mutesavvuf ve kelimelere yüksek manalari rahatlikla terennüm ettirebilen kuvvetli bir sairdir.
  • -Yeni bir tasavvufi hareketin serhalkasi olacak Sahi Naksiben Muhammed Bahaeddin Buharinin etkisini hissettigi yillardir.
  • -Yildirim Beyazid devrinde ahiler yavas yavas tarikat hüviyyetlerini kaybederek daha cok bir esnaf teskilati havasina girmekle beraber,nüfuzlarini hala devam ettirmekteydiler.
  • -Tarikat erbabina gösterilmekte olan hürmet ve baglilik bu asirda devam etmis,fakat bu arada Simavna Kadisioglu Seyh Bedreddin gibi seyhligi sahliga cevirmek secdasina düsenler de olmustu.
  • -Bayramiyye tarikati kurucusu Haci Bayram Veli ile halifeleri Aksemseddin,Bicakci Ömer Dede,Akbiyik Meczub,Yazicioglu Mehmed ve kardesi Ahmed Bican Efendiler XV.asir muhtesavviflarinin meshurlarindandir.
  • -Halvetiyye tarikati ise Iranda dogmus olmasina ragmen Anadolunun bircok yerlerindeki halifeleri vasitasiyla Türkiyede en cok yayilan tarikat durumunda idi.Tarikatin müessisi sanisi olarak bilinen Yahya Sirvanidir.
  • -Osmanli döneminde tasavvufi-isari tefsir müelliflerinin ilklerinden Baba Nimetullah Nahcuvani bu dönemde yasamis bir Naksibendi seyhidir.
  •  
  • 3.M.XVI.-XIX.Asirlarda Tarikatlar
  • -XVI.asir,Osmanli yükselisinin zirveye ulastigi asirdir.XVII.asir ise yükselisin sona erdigi,duraklamanin basladigi yillardir.
  • -Özellikle tekke-medrese kavgasi en hizli bicimde XVII.yy da gündeme gelmistir.Bütün diger alanlarda oldugu gibi bu asirlarda tasavvufi sahada da belli bir gerileme söz konusudur.
  • -Ibn Arabi ve fikirlerinin bu yillardan sonra Osmanli ülkesinde daha rahat yayilma zemini buldugu gözlenmektedir.
  • -Bu asirda Misir bölgesinde yetisen en önemli iki sufi Zekeriye Ensari ve Imam Saranidir.
  • -XVII.Asrin ünlü tasavvufi simalari Maksibendiligin yeni bir veche kazanmasini saglayan Imami Rabbani,Celvetiyye tarikati piri Aziz Mahmud Hüdayi,kadiriligi Istanbula getirip adina bir tekke kurarak kol gelistiren Ismail Rumi,…(S.144)
  • -XVII.asirin sonu ile XIX:asrin baslarinda yeniceri ocaginin kaldirilmasi ile Bektasi tekkelerinin kapatilmasi yillarina rastlayan bu dönem,Naksibendi tarikatinin Osmanli Ülkesinde en yaygin tarikat konumuna yükseldigi yillardir.
  • -XIX.Asrin en büyük  müellif sufilerinden biri Haririzade M.Kemaleddin Efendidir.onun Tibyanü vesailil hakaik adli tarikatlar ansiklopedisi niteligindeki eseri,sahasinda önemli bir boslugu doldurmustur.
  •  
  • 4.XVI.-XIX.Asirlarda Baslica Tasavvufi Olaylar
  • -XVI.asir Islam dünyasinda Osmanli hakimiyetinin tamamlandigi,ilmi,idari,askeri,edebi alanlarda ilerlemelerin en iler seviyeye ulastigi dönemlerdir.
  • -Meydana gelen tasavvufi olaylar:
  • 1)XVI.yy bütün tarikatlerin kurulusunun tamamlandigi,tarikat ve adava dair eserlerin te’lifinin hemen hemen sona erdigi yillardir.
  • 2)Osmanli ülkesinde düsünce hürriyetinin özellikle sir ve edebiyatta vahdet-I vicud fikrinin yayginlastigi yillardir.
  • 3)XVII.yy da medreselerle birlikte tekkeler degerilemeye basladi.Tekke egitiminde belli bir seviye düsüsü meydana getirmis ve ehil olmayan bazi kisilerin seyh oglu olmak avantaji ile tekkelere seyh tayin edildigi cok görülmüstür.
  • 4)Kadizadeler ile Sivasizadeler arasinda XVII. Yy’daki tekke-medrese kavgasi bazen gruplarin birbirlerini tekfire varan boyutlara ulasmistir.
  • 5)Bursali Ismail Hakki ve Erzurumlu Ibrahim Hakki gibi iz birakan iki büyük mutesavvuf yetismistir.
  • 6)Yeniceri ocaginin kaldirilmasi üzerine,Bektasi tekkeleri de kapatilmis ve Naklibendiligin etkinligi artarken,Bektasilik daha sirri bir tarikat haline gelmistir.
  • 7)tekke ve dergahlarin düzenlenmesi icin bir takim islahat hareketleri baslatilmis be meclisi mesayih kurulmustur.
  • 8)gazete ve dergi nesriyatinin yayginlasmasi üzerine, tekke cevrelerinde de birtakim nesriyat faliyetleri olmus
  • 9)Tarikat ve tekkelerin düzenlenmesiyle ilgili islahat calismalari
  • 10)Bazi tekkeler ehil seyh bulunmadigi icin kapatilmis ve tekkeler toplumda belli bir nüfuz kaybina ugramistir.Bütün bunlara ragmen XIX.asrin sonlarinda Istanbul’da 330’den fazla tekkenin bulunuyordu.

3. bölüm

Tasavvuf Kavramlari

MUtasavvuflarin kavramlari genellikle iki maksadla gelistirip kullandiklari bilinmektedir:

1)anlasilmasi zor konularin ehli tarafindan daha kolay anlasilmasini saglamak

2)Ahli olmayan kimselerden tasavvufi sirlari gizli tutmak

Tasavvuf Kavramlarinin Kaynaklari

-tasavvuf kaynaklari icin ilk kaynak el-Luma,et-Taarruf,Kütü’l-Kutub…

1)Seyyid Serif cürcani’nin-Ta’rifat’i

2)Sari Abdullah Efendi’nin Semeratü’l-fuad’i bu konuda yazilan eserlerin basta gelenleridir. (daha kitap var hepsini yazmadim s.154)

-Klasik tasavvuf kitaplarinda makam,hal,menzil ve vakt gibi gruplara ayrilarak tasnif edilenmistir bu kavramlar.

Makam:kulun tekrar ede ede kazandigi ve vasif haline getirdigi adab ve ahlaktir, istekle, arayisla, sIkintilara gögüs germe ile ve calisarak elde edilir, kalicidir.Genellikle makamlarin ilki tevbe, sonuncusu da riza olarak tasnif edilir.

Hal:kulun kasdi ve tesebbüsü olmadan kalblere gelen nes’e ve hüzün, rahatlik ve sIkinti gibi manalardir. Haller Allah’in lütuf ve ikramidir, yani vehbidir. Bz yüzden de makam gibi kalici ve daimi degildir. Makam sahibi mücahedesiyle kaim oldugu halde, hal sahibi nefsinde fanidir.

Sühreverdi:Halin zamanla makama dönüstügünü öne sürer.

Vakit: Mazi ile istikbal arasinda ki zaman biriminde sufinin icinde bulundugu seydir. Gönül dünya ile mesgul olunca vakit dünyadir. Ukbe ile mesgul olunca vakit de ukbe olur. Sufiler vakit kavramini Ibnü’l-vakt seklinde kullanirlar.Ibtila ve imtihanla karsi karsiya ise,riza ile teslim olmali ki vaktin hükmüne uygun kareket etmis olsun. Gecmise üzülmeyi ve gelecek icin telaslanmayi birakip icinde bulundugu ani degerlendirmelidir.

-Tasavvuf kavramlari:

A.Tahalluk kavramlari:

  1)Ibadet ve ahlakla ilgili olanlar

  2)Seyr u sülük (egitim)‘a dair bulunanlar

b.Tahakkuk ve vicdani olanlar

  1)Kalbi ve vicdani olanlar

  2)Ma’rifet ve bilgiye dair bulunanlar

A.Tahalluk Kavramlari

1)Ivadet ve Ahlaka dair olanlar

1.Ibadet: abd kökünden gelen bu kelime,tasavvufta ALLAH rizasina yönelik her türlü hareket ve davranisi icne alir.

2.Takva: Kelime anlami herhangi bir tehlikeden korunmak demektir. Kur’an’da takva üc manada kullanilmistir:

1.Hasyet ve heybet manasina:Yanlis benden korkun! (Bakara 51/56)

2.Taat ve ibadet anlamina: Ey inananlar! Allah’tan nasil korkmak lazimsa öylece korkun.Ancak müslüman olarak can verin. (Ali-i Imran 3/102)

3.Kalbi günahlardan temizleme anlamina: Her kim,Allah’a ve peygamberine itaat eder,ALLAH’tan korkar,O’nun azabindan sakinirsa,iste böylerleri muradlarina erecek olanlardir. (Nur 24/52)

-Tasavvufi manada takva,son ayette gectigi gibi,labi günahlardan temizelmek demektir.

3.Vera‘: Uzak durmak demektir.Haram ve yasan olan seylere düsmemek icin,süphelilerden sakinmaktir.

-Vera‘, zühdün baslangici sayilir.Cünkü vera süpheliyi, zühd ihtiyactan fazlasini terktir.

-Hadislerde pek cok defa gecmektedir. „Dinimizin asli vera dir“

-„Helal bellidir,haram da bellidir. Bu ikisinin arasinda süpheli olan seyler vardir. Bu süpheliler Allah’in korulugudur. Cünkü koruluk etrafinda koyun otlatanin sürüleri korulaga dalabilir. àsüpheli seylerden sakinmak anlamindadir.

Vera’nin 4 derecesi vardir:

1.Vera-I adul: Fetva ehlinin dinin hükümlerine riayeti

2.vera-I suleha:Haram ihtimali olan seylerden kacinmaktir.

3.Vera-I müttekiyan;Helalde süphelilerden uzaklasmaktir.

4.Vera-I siddikiyan:Dünyaliklardan ibadete kuvvet olacak kadar olaniyla yetinmek.

-Veranin en ypksek derecesi zühd kapsamina girmektedir.

-Mesela Haris Muhasebi,bir seye elini uzattiginda,o sey süpheli bir nesne ise derhal orta parmaginda bir damar,gayri insiyaki olarak atmaya baslardi.

4.Tevbe

-Günahdan rücu edip Hakk’a yöneşmektir.Peyg. tevbeyi nedamet olarak tanımlamıstır.

-tevbe Mü’mının kötü huylardan,İslam’ın ruhuna zıd davranışlardan sıyrılması,samimiyetle güzel huylara rücu etmesidir.

-Kur’an’da mü’minlerin kurtuluş sebebi sayılan ve dönüsü olmayan nasuh tövbesine tesvik eden istigfarı,ardından tevbeyi emreden ayetler vardır. (nur 24/31)

-Kur’an’da gecen Tevvab (tevbeleri kabul eden), Gaffar ve GAfur  (bağışlayıcı) gibi esma-i hüsna ile peygamberlerin tevbe ile nakilleri,tevbenin önemini gösteriri.

--Tasavvuf tövbesinin sağlıklı olabilmesi icin,mazi,hal ve istikbale ait şu üç esasın bulunması şarttır:

1)yapılan günahlara pişmanlık (mazi)

2)Günahlardan sıyrılmak (hal)

3)bir daha günaha dönememeye azmetmek (istikbal)

-tevbe bazı mutesavvıflarca Kur’an’dan alınan tabirlere üç derecede incelenmiştir:Tevbe,inabe,evbe

Tevbe:Allah’ın azabından korkarak günahı terk etmektir.

İnabe:Zahirde tövbe ile düzelmeye baslayan nefs ile birlikte,sırrın da salaha dönmesidir. İnabe kulun Hakk’ın iradesine uyarak Hakki le olması,faniye baglanmadan sevk ile Allah’a koşmasıdır.Tevbenin orta noktasıdır.

Evbe: Hakk’ın rızasını kazanmak ve sadece O’na yönelmektir.Tevbenin en ileri derecesidir. Kur’an’da Davud,Süleyman ve Eyyüb (as)‘ın tevbesi.

-İstiğfar dil ile Allah’dan magfiret dilemektir,tövbe ise bir kalp işidir.

5.Zikir

-Unutmamak,zihinde tutmak.

- Kur’an’da zikir kelimesi 256 yerde gecmektedir.Kur’an’da genellikle lugat anlamlarına uygun sekilde Allah’ı anmak,O’nu daima hatırlayıp hic unutmamamk manalarına kullanıldıgı gibi,namaz ve Kur’an gibi anlamlarda da kullanılmıstır.

-Bir ayette icinden yalvararak ve korkarak,aşikare olmayan hafif bir sesle Rabbini an da,gafillerden olma! (Araf 7/205)

-Zikrin fazileti hadislerde de övülmüştür.Hz.Peygamber bir hadiste Rabbini zikredenle etmeyeni diri ile ölüye benzetir.

-Tasavvuf erbabı,zikri tarikatlarının üssü’l-esası saymışlardır.

-Zikri emreden ayetler genellikle iki türlüdür:

1)Doğrudan dogruya ve mutlak manada zikri emredenler

2)Allah’ın adının anılmasını emredenler

-acıktan cerhi veya celi olarak zikri emreden ayetler,bir bakıma zihni ve kalbi olarak bu noktaya fekemeyenlerin,dil ile Allah’ın adını anlamarını,Kur’an okumalarını,evrad ve tesbih gibi zikrin yardımcılarıyla meşgul bulunmalarını beyan etmektedir.

-Tarikatler.ferdi ve toplu zikre büyük önem vererek,bunun icra sekli konusunda degişik usuller geliştirmiştirler.

-Bazen hafi mi cerhi mi zikrin efdal oldugu tartışılmıştır.

-cerhi àHz. Ali  hafi àHz. Ebu Bekir kanalıyla gelir

6.Murakabe

-denetleme,kontrol etme

-Kur’an’sa: Allah Teala herşeyi görüp gözetir. (Ahzap 33/52)

-tasavvuf kavramı olarak murakabe,kulun gönlüne ve iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerine Allah’ın muttaki oldugunu bilmesi ve bu sebeple kalbini zikr-i ilahiden alıkoyacak kötü düşüncelerden arıtmasıdır. Cibril hadisinde İhsan olarak ifade edilen: Allah’ı görüyormuşcasına kulluk etmek, ya da Allah’ın bizi gördüğü duygusuyla ibadet anlayısı,murakabe kavramına işaret sayılmıştır.

-Kul,kendi yönünden murakabe her fiil ve davranışda kalbini denetleyerek Allah’ın rızasına kazanmaya ve gönlünü nazargah-i ilahi haline getirmeye calışır. Allah yönünden murakabede ise kul,her düşünce,her hareket,her söz ve davranışı sırasında Hakk’ın gözetiminde olduğunu hissetmekte ve kavramıs bulunmaktadır.

-Nefs,Allah’ı murakabe sayesinde korunur,şeriatı ikame sayesinde de zahir ve batın mamur olur.

7.İtmi’nan

-sıkıntıdan sonra sükunete ermek,Kur’an’da 13 yerde gecer

-kalb ve gönlün bir şeye güvenip bağlanması ve bu güvenle huzura ermesi demektir.

-hadislerde rükudan doğrulduktan sonra secdeye varmadan,ayakta bir süre bekleyerek yapılan ta’dili erkanın sıfatı da itmi’nan,ya da tume’nindir.

-iyiliği tarif eden hadislerde nefs ve kalbin itmi’nan buldugu,yani tereddütsüz ve şeksiz kabul ettigi şeyin birr olduğu ifade edilmektedir.

-İman ve zikir halinde insan bedenden,kalben ve zihnen tam bir emniyet ve huzur halinde olduğu için,bu halde bulunanlara mutmeinne makamına ermiş denilir.

-Tasavvufi eserlerden, itmi’nan kavramını ilk olarak acıklayan Abu Nasr Serrac’ın el Luma’ıdır. İtmi’nan kalbde hicbir süpheye yer bırakmadan Allah’a yöneşmetir.

-Mutesavvuflar genel olarak itmi’nan kavramını 3 derecede incelerler: Avam’ın,havass’ın ve ahassu’l-havass’ın itmi’nanı.

a.Avam,zikir sayesinde sükunete erer ve itmi’nan duyarak bu duygudan hazz alır.

b.Havvas’ın itmi’nanı,kalblerin kazaya razı,belaya sabır,ihlas,takva ve sükunete ermek suretiyle yatışması Allah sabredenlerle beraberdir ayetiyle nefislerin huzura ermesidir.

c.Ahassu’l-havass’ın itmi’anı;bunların itmi’ani itmi’andan doymakdır.Allah’a olan saygı ve tazimleri sebebiyle ve Hakk’ın vücud denizine dalmayı tercih ederler.

8.Sıdk

-dogruluk,Kur’anda 155 yerde gecer.Bu sıfatın peygamber olmayan sahipleri,peygamberden hemen sonraki makamdadır.

-Sıdk,fiil ve davranışlardaki tutarlılık,iç ve dışın birbirine uygunluğu demektir.

-Ey iman edenler,Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve doğrularla (sadıklarla) beraber olun! ( Tvebe 9/121)

-Hz.Peygamber de hadisi serifinde sıdk insanı birr’e,birr’de cennete götütü buyurur. (müsliö birr 105)

9.İhlas

-temiz ve katkısız yapmak.İbadet ve davranışları yanlız Allah’a has kılarakyapmak,başka düşüncelerden temizlemektir.

-Allah Teala:Kendilerine,dini yanlız Allah’a halis kılarak,O’na ibadet etmeleri emrolundu. (Beyyine 98/9)

-Sehl b. Abdullah Tüsteri’nin insanlara en ağır gelen amel

10.Sabır

-Sabır,elem,sıkıntı ve belalara sızlanmayı terketmek demektir.

-Kur’anda 103 yerde gecer.Hz.Peygaöber sabrı dinin yarısı olarak nitelemiştir.

-sabır 2 yerde olur:

1)kulun iradi fiillerinde: emredilenlere uymada sabır,nahyedilenlerden sakınmada sabır olmak üzere iki türlüdür.

2)kulun iradesi dışında kalan bela ve musibet anında:İki türlüdür:

a.dogrudan Allah tarafından gelen ve kişinin savuşturmaya gücünün yetmediği eziyet ve belalar.Bir yakının ölmesi

b.İnsanlar vasıtasıyla gelen ve kişinin uzaklasştırmaya güc yetiremediği eziyet ve belalar.dedikodu etmeleri.iftira

-Sabır insana has bir sıfattır.hayvan ve melekte sabır olmaz.

-Yasak olan seylerden sakınmak ıcın sabır farz,mekruhlara karşı direnç göstermek için nafile,tehlikeli eziyetlere,mal,can ve ırza yapılan saldırıya sabır,haramdır.

11.Tevekkül

-işini gördürmek icin birini vekil tayin etmek.Gönülde Allah’tan başka fail olmadıgı inancı taşıyan kulun O’na güvenip dayanmasıdır.

-Kur’an’da 47 yerde gecer: ‘İnanıyorsanız yanlız Allah’a tavekkül edin.‘ (Maite 5/18)

-Gazzali tevekkülü bilgi,hal ve fiil olarak üc boyutta inceler.Tevekkülün bilgi boyutu kalb ile tasdik ve dil ile ikrar;hal boyutu teslimiyet ve tevekkül,fiil de tabii sartların gerektirdiği eylemdir.

-Tavakkül bir kalb işi ve güven duygusu olması itibariyle üc derecede gercekleşir:

a.kulun kendi vekiline karşı itimadı gibib Allah’a güvenmesi

b.kulun annesinden başkasını tanımayan cocuk gibi,sadece Allah’a yönelmesi

c.kulun kendini gassal önünde meyyit,rüzgar önünde yaprak gibi Allah’a teslim etmesi.

12.Şükür

-Şükür,dil,kalb ve bedenle olur.Dille sükür,nimet sahibini itiraf ile hamd;kalb ile şükür,nimeti verenin Allah oldugunu bilmek;beden ile sükür,bedeni Allah’ın yasaklarından korumak ve buyruklarına uymaktır.

-Hamd ile şükür ayrı ayrı şeylerdir.Hamd,sevgi ile birlikte,tazim ve saygı göstererek güzellikle övmektir.Şükür nimet karşılığı olur,her nimetin şükrü kendi cinsinden olur. (malın şükrü mal ile..)

-cehalet ve kötü huy dünyada da,ahirette de sevimli olmayan şeylerdir.İnsanları şükürden alıkoyan şeylerin başında da cehalet ve gaflet gelir.

13.Rıza

-hoşnutluk,begenmek,müsade ve boyun kesmek demektir.Hükm-i ilahi larşısında kulun itirazsız boyun eğmesidir.Rıza,tasavvuf makamlarının en üsütünğ olarak kabul edilmiştir.İki boyutludur:

1)Kulun Allah’tan razı olması

2)Allah’ın kuldan razı olması

Allah onlardan,onlar da Allah’dan razı olmuşlardı (beyyine 96/8) ayetinde,önce Allah’ın kuldan razı oldugu ifade edilirken,Ey itmi’nana ermiş nefs,dön Rabbine;sen O’ndan, O’da senden razı olarak (Fecr 89/27/28) ayetinde de önce kulun Allah’dan rızası söz konusudur.

-Rıza ile sevgi arasında bir ilişlinin bulundugu bilinmektedir.cünkü seven,sevdiginin yaptıklarından hoşlanır ve razı olur.

-İnsanın rızaya alıstırıp hazırlazan iki yol vardır:

1)dünyalık istifademiz icin;mesela tedavi olamk icin ilcaın acılıgına nasıl katlanıyorsak,kenimizi kazaya rızaya da gercekteki istifade icin alıstırabiliriz.

2)Sevgilinin rızasını alıp gönlünü hoş etmek icin,onun istediği güclüklere isteyerek göğüs germek.

14.Fakr

-Fakr,ihtiyac duyulan seyin yoklugu demektir.Tasavvufta kulun kendinde bir varlık görmemesi,herseyi Hakk’a irca etmesi,şahsının,amelinin,halinin ve makamının Allah’ın lütfu oldugunu kabul etmesidir.

-Kur’an’da: Ey insanlar siz Allah’a karşı fakir (muhtac)sınız.Allah ise gani (zangin) ve övgüye layıktır.(Fatır 35/15)

-Fakir dervis demektir.Fakirliği iki türlü anlamak gerekir:

1)Suret fakirligi:Maddi anlamda fakirlik

2)Manevi fakirlik:beseri sıfatlardan sıyrılıp kendini birseye Malik görmemektir.Mala sahip olmamak degil,köle olmamaktır.

-gazzali,fakr,zühd,istiğna,kanaat ve hırs kavramları arasında ilgi kurar.Fakrı 5 derecede inceler:

1)Zühd:muhtac oldugu mal kendisine verilse de bundan hoslanmayan,kendisini mesgul edecegi düsüncesiyle mal biriktirmekten kacınan kımselerın hali.

2)Rıza:mala heves etmedigi gibi,eline gecmesiyle sevınmeyen,gecmesiyle de üzülmeyen kişinin hali.

3)Kanaat:kendisine malın varlıgı,yoklugundan daha sevimli olan fakat mala ragvet edip peşinden koşmayan kimselerin hali

4)Hırs:ihtiyac duydugu servetin peşinden koşmayışı aczinden ötürü olan,yoksa mala ragbet ve sevgi ateşi,icinden eksik olmayanın hali.

5)Iztırar:Elde olmayan mala mutac olma hali.Ekmegi olmayan ac,elbisesi bulunmayan cıplak gibi.

15.Zühd

-Allah’dan baska herseyi gönülden cıkarmak.Allah ile gani,Allah ile Aziz olmaktır.

-Zühd Allah ile olmayı önleyen her türlü masiva be kıyl u kalden uzak durmak,kalpte onlara yer vermemektir.

-Zühdü 3 derecede inceleyebiliriz:

1)farz olan zühd,büyük-kücük bütün günahlardan sakınmak

2)şüphelilere yaklaşmamak,helalden fuzuliyi terk

3)Allah’ı tefekküre mani olan seyleri terk

-Aslında zühd,haz ve lezzet veren şeyleri büsbütün terketmek degil,azaltmak ve icine dalmamaktır.

16.Kanaat

-Allah’ın verdigine sabredip razı olmaktır,calıiıp cabalayarak bütün gayretini sarfettikten sonra,ele gecene razı olmaktır

17.İstikamet

-düzgün ve dogru haretek etmek

-Kur’an’daki:öyleyse emreolundugun gibi (ıstıkamet üzere) dosdogru ol,sen ve sana tabi olanlar haddi asmayın.Zira yaptıklarınızı görmektedir. (Hud 11/112)

-İstikamet,tasavvufta genellikle keramet ile birlikte kullanılan ve kuldan beklenenin keramet degil,istikamet oldugu belırtilen bir kavramdır.

-istikamet üzere olanlara Allah’ın rahmet nimetinin devamlı olacagı haber verilmiştir.

II.Seyr u Süluk Kavramları

1.Seyr u Süluk

-seyr gezmek,süluk de yürümek ve gitmek anlamındadır.

-tasavvuf istılahında ise seyr,cehaletten ilme,kötü ve cirkin huylardan güzel ahlaka,kendi vücudundan Hakk’éın vücuduna dogru hareket,demektir. Süluk de tasavvuf yoluna girmiş kişiyi Hakk’a vuslata hazırlayan ahlaki eğitimdir.Seyr u süluk,tasavvuf ve tarikata giren kimsenin manevi makamlarını tamamlayıncaya kadar geçirdiği safahata verilen isimdir.

-seyr u süluk birbirinin ayrılmaz parcaları sayılır.Nasıl abdesti olmayanın namazı yok demekse,sülukü olmayanın da seyri yok sayılır.

2.Şeyh-Mürşid

-Şeyh lügatta simasında yaşlılık alameti beliren demektir.Cogulu şüyuh ve meşayih şeklinde gelir.

-Tasavvuf da tarikat piri,mürşid ve üstad manasınadır.

-müderris ders takdim eder,şeyh ise kendisine intisab eden saliklere istidad ve kabiliyetlerine göre manevi olgunluga eriştirmek üzere rehberlik ve önderlik eder,kalblerine Allah sevgisini yerleştirmeye calısır.Müderrisin yaptıgı iş nazari ce kavli,seyhinki ise ameli ve tatbikidir.

-Seyh,kitap ve sünneti iyi bilen bir alim olmalıdır.fakat her alim şeyh olamaz.şehy olacak kimsenin kemal sıfatlarıyla donanmış,dünya ve makam sevgisinden gecmiş,az yeme,az uyuma,az konusma ve halvet gibi,riyazat ve mücahede,namaz,oruc ve zikir gibi nafile ibadetlerle nefsini arıtmış,Allah ve resulünün ahlakıyla ahlaklanmıs bir kimse olması gerekir.Ayrıca da Hz.Peygambere uzanan kesiksiz bir silsileye sahip bulunmalıdır.

3.Mürid ve Salik

-Mürid lugatta irade eden,irade sahibi demektir.İstılahta ise iradesini Hakk’ın ve şeyhinin teslim etmiş kimse demektir.

-Mürid =Fakir=derviş, Fakir yokluk ve hicliğe talip,derviş de bir tarilatın hadimi demektr.

-Müridin yolunda gidecegi bir seyh ve üstada ihtiyacı vardır.

-Mürşidine teslim olam kimseye mürid dendiği gibi,bu yolda mesafe kat eden müride de salik denir.

4.Bey’at veya İntisab

-lügatta bey’at satmak,tasavvufta talib denilen mürid adayının şeyhe ve onun verecegi emirlere baglı kalacagına söz vermesi demektir.İntisab,mubayaa,ahid,inabe,el alma ve ikrar gibi terimler de bu anlamda kullanılır.

-tasavvufi anlayısta bey’atin temeli,Hz.peygamberin islma’a girmek isteyen kişilerden,cıhat ve hicret gibi önemli faaliyetlere katılacak sahabilerden bey’at almasıdır.

-Bey’at sırasında talib gusül abdestiyle şeyhin huzuruna varır,diz cökerrek oturur.Genellikle diz dize oturan şeyh ve talib musafaha eder gibi elele tutusurlar.Şeyh telkin eder.ardından üzerinde hukui ilahi,hukuki ibad (kul hakkı) var ise bunları ödemesini ögütler.Mürid şeyhinin söylediklerini dinler ve bunlara uyacagına,kendisini talim ve telkin edilenlere riayet edecegine dair Allah adına söz veriri ve Allah’ı Rabb,Hz.Muhammedi peygamber,Kur’anı rehber ve şeyhini mürşid saydıgını ifade ederek şeyhinin ihvanının ihvanı arasına katılıp sohbetlere devam etmeye baslar.

-kadınların intisab ve bey’atı,seyh ile elele tutuşmadan,sözlü veya yazılı olarak yapılır.

5.Sema ve Ayin

-Sema kulaga gelen seslerı algılamak,işitmek ve dinlemek anlamındadır.Dinleme sırasında vecde gelip kendini tutamayarak saga sola bir takım hareketler yapmaktır.

-Ayin ise icrayı zikrullah demektir.Topluca yapılan tarikat zikirleri bu adla anılır.yapılıs sekillerine göre her tarikat ayinine ayrı bir isim verilir. Mevlevi ayinine sema,Kadirilerinkie devran,Rifai ve Sadilerinkine zikri kıyam,Halvetilerinkine darbı esma,nakşilerinkine hatmi hacegan,yasevilerinkine zikri erre,celvetilerimkine nısfı kıyam,şazilierinkine hadra denilir.

-Gazzali:Sema,eger behimi arzuları uyandırırsa yasak,bedii duyguları tahrik ederse mubah ve helaldir.

-İlk sema meclislerinin,ilk sufilerinden Sakati,Zünnun Mısri ve Cüneyd Bagdadi tarafından kuruldugu bilinmektedir.

-Sema Allah icin ve Allah ile olan ruhla yapılır,nefsle degil.

-Sema meclisi icin arif bir mürşidin emin ve muhlis bir zakirbaşının bulunması gerekir.

6.Sohbet

-sohbet,beraber bulunmak,arkadas ve dost olmak anlamındadır.

-Sahabe adı sohbet kökündendir.

-Sohbette hem sözlü egitim,irşad ve tebliğ vardır;hem de hal egitimi,manevi yansıma söz konusudur.

-Mutasavvuflar sohbeti 4 derecede mütalaa ederler:

1)Seyh ve mürşid ile sohbet,mürid icin ilac gibidir.

2)İhvan ile sohbet,vücudu besleyen gıda gibidir.

3)Fasık ve günahkarlarla sohbet,mikrop gibidir.

4)Kafir,mülhid ve zındıklarla sohbet zehir gibidir.

-sohbet bir duygu alıs verişidir.

-Sohbetlerde dikkat edilecek husus,karakterlerin imtizacı,huy ve fıtratların uyumudur.

7.Mücahede ve Riyazat

-Mücahede insanın nefsinin arzularına,kötü isteklerine ve şeytanın askerlerine karşı direnip savaşmasıdır.Bu savasın silahı ibadetler,zikir,tesbih ve duadır.

-Riyazat nefsin ve tenin isteklerini kesmek,asgariye indirmek ve ona zor gelen şeyleri yaptırmaktır.Az yemek…

-nefs ile cihad,cıhadı ekber

-Bizim ugrumuzda mücahede edenleri yollarımıza iletiriz (Ankebut 29/69)

-Mücahede nefsi iyilige zorlamak,riyazat da nefsi bu işe alıştırmaya calışmaktır.

-Nefsin hayra engel iki sıfatı vardır:

1)heva ve heveslerine dalmak

2)İbadet be taatlardan kacmak

-nefs tezkiyesine ermek icin yapılan mücahede ve riyazatın,genellikle kabul edilen görüşe göre,üc esası vardır: Aclık (cu) ve az yemek (kılleti taam) az uyumak (kılleti menam) az konusmak /kılleti kelam.

a)Aclık (cu) ve Az Yemek:Yemek ve icmekten baska nimet bilmeyenin ilmi az,sıkıntısı cok olur.

b)Az Uyuma: Az uyumak Allah’a dönüşün ifadesidir.cünkğ uyku,organları tembellestirir.Az uyumak kalbi cilalandırır,nurlandırır.Az uyumak,aclık ve az yeme sonucu elde edilir.

c)Az Konuşmak: Az konusan kınanmadıgı gibi,itibarı da cok olur.Dilimi tutan kötülüklerden kurtulur.Dilini tutup kalbini söyletenin güahları az,kalbi rahat olur.

-Allah insana iki kulak,bir agız verdigine göre,insanın iki dinleyipo bir söylemesı esastir.

8.Halvet (Uzlet) ve Çile

-Halvet,sevgiliyle başbaşa olmak demektir.tasavvuf istilahında,tarikata giren bir müridin muayyen bir zaman sonra şeyhinin emriyle insanlardan uzaklaşarak,tekkedelerin cilehane veya halvethane denilen özel bir bölğmünde inziva hayatı yasaması,kendimi Hakk’a vermesidir.

-Uzlette süresi ve sebebi belli olmayan bir yanlızlık ve halktan uzaklaşma vardır.

-cile farsa 40 demektir =halvet

-İnsanda kötü huy ve mezmum sıfatların kaynagı sayılan nefsin terbiye ve tezkiye edilmesi hususunda başvurulan rıyazat ve mücahede yollarından biri de cile ve erbain denilen halvet usulüdür.

-halvetin süresi tarikatlere göre üc gün,kırk gün,ya da binbir gündür.

-sartların yerine getirilmemesi halinde çile bozulmuş olur.Buna çile kırmak tabir edilir.Kıranlara da cile kırgını denilir.

9.Celvet veya Halvet Der-Encümen

-celvet,bir kimsenin vatanından ve ailesinden uzak düsmesi.tasavvuf da ise halktan uzaklasıp tenhada Hakki le basbasa kalmak demek olan halvetle karsıt anlamlıdır.Kulun İlahi sifatlarla ve güzel huylarla bezenerek halvetten cıkıp halkın arasına karisması demektir.

-bütün peygamberlerin,büyük velilerin hayatında halvet ve cehalet görmek mümkündür.

-celvet,labden bulanıklıkların giderilmesi,gönül aynasının parlatılması ve nurı ilahinin kalbi aydınlatmasıdır.

-nakşibendilerde halvet der encümen- halk icinde fakat tek başına

10.Arif

-Arif,tecrübe ile bilgi sahibi olan demektir.Arif marifet ehlidir,marifet ise takva ve süluk neticesi hasıl olan bir bilgidir.

-Mimşah Dineveri’Arife göre kainat bir aynadan ibarettir.Ona baktıgında Hakk’ın tecellisini müsahade eder.‘

-Marifet ehli olan arif de,kesflerinde yanılabilir,cünkü o da insandır.Masum olan ancak peygamberlerdir.

-Zünnun Mısri,arifin üc alameti bulundugunu belirtir:

a)Marifetin nuru veraın nurunu söndüremez

b)Seriatın zahirine muhalif batın ilminden bahsetmez

c)Merametleri kendisini seriatın zahirine aykırı kareket etmeye sevk etmez,yani arif erdim diye vera‘ duygusunu,günah ve haramlardan sakınmayı eldan bırakmaz.

-Arifin en önemli sıfatı istikamettir.

11.Veli-Velayet

-Veli,Allah’a dost.tasavvuf kavramı olarak;

a)Allah’ın gözetip korudugu kimsedir

b)Allah’a taat ve ibadet işini uhdesine alan kişi.

-İki türlü velayet vardır:

a)Velayet-i amme:Seriatın farz ve vacip derecesindeki emirlerini eda etmek icin cabalama ve gayret gösterme haline denir.

b)Velayeti hassa:ayakta,oturarak ve yanları üzere yattıklarında bile zikir ve fikir uyanıklıgına ermiş,Allah’ı görğyormuscasına kulluk suuruna ulasmıs kişilerin halidir.Kurb ve huzur hali bu makamdadır.

-Salik,dinde kemalin zirvesine ermeye can atan kimsedir.Velayete acılan yolun sartı söyle sıralanır:

a.Saglam bir inanc ve teslimiyet

b.farzşarı yerine getirip yasaklardan sakınmak

c.Farzların edasından sonra nafilelere devam,kulu Hakk’a yaklastırır.

B.Tahakkuka dair Kavramlar

-Tahakkuk boyutunda elde edilen bilgier ve duygular,genellikle vehbidir. Hak vergisidir.

-Bu yüzden tahakkuk kavramlarını kalbi ve vicdani olanlar,ilim ve narifete dair bulunanlar olmak üzere ikiye ayırdık:

I.Kalbi ve Vicdanş Olanlar

1.Vecd be İstiğrak

-yüksek heyecan anlamına gelen vecd,Hakk’tan gelen tecellilerle gercekleşir.cosku halidir.Vecd bulus,fakd kaybedistir. Bu iki halden biri gelince öbrü gider.

-vecd genellikle üc derecede gercekleşir :Tevacüd,vecd ve vücud.

-Tevacüd,kulun gayret ve iktisabıyla,hatta bazen kendini zorlayarak vecde ermeye calısmasıdır.İnsanın kalbinde beliren kasveti izale icin niyazlar ve aglayıp sızlanmalarla vecde varmak icin yapılan bir terim,bir alıstırmadır.

-vecd ise Hakk’ın binbir tecellisini müsahade edilebilen kimsenin muhabbet sonucu,icinin ferahlaması ve o halin verdigi zevk ile kendinden gecmesidir.Vecde zorşama yoktur ve her an kendini gösterebilir.

-tasavvuf edebiyatında vecdin ileri derecesi sayılan vücud,vecd halini idrakten sonra meydana gelir,Hakk’ı bularak beşeri sıfatların kaybolması demektir.

-Sehv,Hakk’da baki olmak,mahv da Hakk’ta fani olmaktır.

-baslangıcı tevacüd,ortası vecd,nihayeti vücud lafzıyla ifade edilebilir:Tevacüd deniz kıyısına varmak,vecd denize girmek,vücud da denizde bogulmaktır.

-İsitğrak,vecdin ileri derecesi olan vücüdla yakın anlamlıdır.İlahi sevginin istilaso sebebiyle salikin kendinden gecmesidir.

-İstiğrak halindeki salik,suya atılarak (suyun icinde) batıp kaybolan tas gibidir.

 

2.Cezbe

-birseyi cekmek,tasavvufta Hakk’ın kulu kendine cekmesinden meydana gelen bir haldir.Cezbe Allah’ın kula ihsanı oldugundan,kulun elinde degildir.Allah dısında herseyi unutarak kendinden gecer,kullugundan habersiz hale gelir,vecd ve istiğrak halini yasar.

-sohbet,zikir ve sema eclislerimde kendinden gecen,kimselerin davranıslarına da cezbe adı verilmektedir.

3.Aşk ve Muhabbet

-Ask kelimesinin aslı ışktır.ışk sarmaşık demektir.sarmaşık nasıl sarıldıgı yeri istila ederse,aşk da girdigi kalbi ve vücudu öylece istila ettiginden,siddetli sevgiye aşk denmiştir. Kur’an’da zikredilmemiş.

-Muhabbet baslangıcta Hakk’tab zuhur etmiş ve bütün alemin icadına sebep olmustur.Allah onları,onlar da Allah’ı severler (Maite 5/54)

-Mutesavvuflar askı mecazi vehakiki olmak üzere iki türde incelerler:

Mecazi ask:Gecici suretlerden birini sevmektir.Sehvetsiz,ilahi ve hakiki aşka götüren bir köprü olmak satıyla,böyle bir ask da hos karsılanmıstır.

Hakiki ask:Allah’ı sevmektir.

-Sufiler askın temelini muhabbet olarak görürler.

-İnsanın meyil ve sevgisine etki eden 4 sebep vardır:

1.İnsanın ilk sevdigi sey kendi zatıdır.İnsan azaların selametini,mal,evlad,akraba ve dostlarını sever

2.İhsandır,cünkü insan ihsanın kölesidir.

3.Esyayı,onlarda tecelli hünü mutlaka yönelmek

4.varlıklar arasındaki münasebet ve benzerlik de sevgi sebebiyledir.ruh ı mutlaka baglı bir ilahi nefha olusundan,asıl menseine ilgi ve sevgi duyar.

Allah sevgisinin kalbe yerleşmesini saglamanın iki yolu vardır:

1)Nefsin baska seylere meyil ve arzularını azaltarak gönülden masiva sevgisini cıkarmakla olurç

2)İbadet ve taatla marifeti artırmak.nafile ibadet etmek.

4.Havf ve Reca

-Havf korku,reca ise ümid demektir.İmanın sıhhatinin sartlarından biri de,imanın korku ve ümid arasında bulunmasıdır.

-Havf ve recanın ileri derecesine ve icinde bulunulan ana ait olanın kabz ve bast denir.Kabz ve bastın ileri derecesi de heybet ve ünstür.Reca,insanın iradesinde olan bütün şeyleri hatırladıktan sonra hoşlandıgı şeyi beklemesidir.

-Havf,marifet sonucudur.Zühd,sabır ve tevbe havfttan kaynaklanır.

-kişiyi ümitsizliğe sevk edecek aşırı korkusu makbul saılmamıstır.Övülen ve begnilen havf,kulu günaha düsmekten dakındıran,taaata tesvik eden kamil manadaki havftır.

5.Kabz ve Bast

-kabz ve bast,havf ve recadan sınra meydana gelir.Kabz daralmak,bast genişlemek ve ferahlamak demektir.

-Kabz,cezayı gerektiren manevi bir durumun kalpte belirmesiyle meydana gelir.Mükaafat ümidiyle salikin gönlünde meydana gelen ferahlık da basttır.

6.Heybet ve Üns

-Heybet ve üns,kabz ve bastın üsütnde iki haldir.Heybet kabzın,üns de bastın yukarı derecesidir.heybet,korku ve saygı hislerini birden uyandıran bir haldir.Üns ise alısmak ve yaklasmak,Allah’ın cemalini düsünerek kalbin ferahlamasıdır.

-Heybet,O’nun yakınlıgından mahrum olma korkusudur.Üns ise ilahi cemali seyretmekten haz duymaktır.

-Üns ayrıca askın sevgilisiyle samimi olması,resmiligin ortadan kalkması halidir.

7.Gaybet ve Huzur

-Gaybet kendinden gecmek,huzurda bulunmak demektir.

-Gaybet hali,Hakk tarafından vuku bulur,yani mükaşefeden doğar.

-Huzur Hakki le hazır olmaktadırç

-Gaybet halinin ortadan kalması,halk ile huzur bulmaya sebep olur;Halk ile Huzur,Hakk’tan gafleti dogurur.

8.Mahv ve İsbat

-Mahv,silmek ve yok etmektir.İsabet ise ortaya koymaktır.Birseyin izi kalmayacak şekilde ortadan kalkması mahvdir.

-Salikin alıskanlıklarından gelen kötü özellik ve sıfatlarını izale etmesi mahv,onun yerine ibadet ve taatı ikame etmesi isbattır.

9.Sekr ve Sahv

-Sekr,sarhosluk ve kendinden gecme hali,sahv ayık ve aklı basında olma halidir.

-Sekr bazen gaybetten ileri derecede olabilir.Sekr halindeki salik bazen ser’i hükümlere aykırı sözler sarfedebilir.

-Sekrin zıddı olan sahv,manevi sarhosluktan ayılmak anlamına gelir.

10.Fena ve Baka

-Fena,yokluk ve hiclik ve gecici olmaktır.Beka ise kalıcı ve daimi olmaktırçFena,kötü sıfatların zail olması,beka da iyi sıfatların kalmasıdır.

-Fena,kulun faliyet suurunu kaybetmesi,abd ın yerine fail olarak Allah’ın gecmesidir.

-Ben kulumu sevince onun gören gözü,tutan eli,yürüyen ayagı olurum (Buhari,Rikak) hadisi kudsisi gercekleşmiş olur.Kul Allah ile o kadar mesgul olur ki nihayet benlik suurunu kaybeder.

-Fena,Allah’a yaklasmanın en ileri derecelerinden biridir.Fenanın ileri derecesi cemdir.

-tasavvufta fena kavramının tasnifi:

a.Fenayı zat:Bir kimsenin kendini yok kabul etmesi,hakiki varlıgın Allah oldugunu düsünmesidir.

b.Fenayı sıfat:İnsanın beseri sıfatlardan sıyrılmasıdır.

c.Fenayı fiil:Kulun fiil ve hareketlerinde ademi suurdur.

-Fenaın bir de seyr u süluk sırasındaki egitim sürecine göre sıralanan ceşitleri vardır:

a.Fena fil ihvan:İhvan ve kardeslik sevgisini gönüle yerlestirip ihvanın arzu ve isteklerini kandi arzu ve isteklerinin önünde tutmak

b.Fena fiş şeyh:salikin sahsi irade ve arzularını şeyhinin arzu ve iradesinde yok etmesi

c.Fena fir Resul:salikin şeyhinde fenayı yasadıktan sonra Hz.Peygamberin sahsında sevgi ve askla eriesi,onun şahsiyetinde fena bulması.

d.Fena fillah:salikin kendi sıfat ve vasıflarından sıyrılıp Allah’ın sıfatlarıyla bezenmesidir.Allah’ta fani olmanın ardından Allah’ta baki olma hali ortaya cıkar.

11.Cem‘ ve Fark

-cem herseyi Allah’tab bilerek halkı yok,Halıkı var görme hali.

-Allah’ın kullarında kendisini icad etmesidir.

-Cem yaratılıs sırasında Hakk’ın konusmasıdır.

-Ali Dekkak:fark sana nisbet edilen,cem ise sana nisbet edilmesi mümkün olmayan seydir.

-Nerede bulunursanız Allah sizinle beraberdir. (Hadid 57/4)

-Cem ile fark,isik ile karanlıgın birbirini takip etmesi gibi,daima birbirini izler,cem hali ortaya cıkınca fark kaybolur.

-Cemin en yukarı derecesi,cem’ul cemdir.Cem’ul cem bütün varlık ve yaratıkları Hkk’la görerek,birbirinin varlıgı gigerine engel olmadan,kesrettle vahdeti,vahdette kesreti müşahade etmektir.

-Cmul cem cem,ile farkın aynı anda bulunması,birbirini izlemesidir.

-Fark,kulluk sıfatıyla Hkk’ı ve halkı ayrı ayrı varlıklar olarak görmektir.Tefrika ile eş anlamlı olan fark,kulun irade ve gayretiyle ilgili olan ibadet ve calısma gibi konuları kapsar.

II:Ma’rifet ve Bilgi Kavramları

1.Ma’rifet ve irfan

-Marifet,yasayarak,görerek,tadarak,tecrübe ederek elde edilen bilgilerdir.Kaynagı da kalp,ruh,sırr,ilham ve kesfdir.İlmin kaynagı ise akılla istidlal,duygu organları,nazar ve nakildir.-marifet sahibi bulunanlara arif denilir.İlim daha genel,marifet ise özeldir.Maifet ilham suretiyle Allah,Allah’ın sıfatları,iileri,gayb alemi hakkında elde edilen bilgidir.

2.İkan ve Yakin

-İkan,yakin sahibi olmak demek olup istidlal ve akıl yoluyla elde edilen dogru ve kesin bilgi,tam olarak tatmin eden saglam bilgi manasına da gelir.

-Yakin ise şüphe ve tereddüde meydan bırakmayan dogru bilgidir.

-3 türlü yakin vardır:

1.İlmel yakin:tereddüde mahal vermeyen kesin bilgi

2.Aynel yakin:birsey hakkında gözle görerek elde edilen kesin bilgi

3.Hakkal Yakin:Birsey hakkında o seyi yasayarak elde edilen kesin bilgi.

3.Keşf ve Mükaşefe

-Kesf,perdenin acılmasıyla gizli olanın ortaya cıkması demektir.

-Mükaşefe beden ve his perdesinin kalkması,ruh aleminin seyredilmesidir.

-Riyazat,mücahede ve tasfiye bu perdeyiortadam kaldırınca gayb alemi görülmeye baslar ki buna keşf denir.

-mükaşefe ilminin gayesi marifet elde etmek,insan,varlık ve Allah gibi konularda akıl,nazar ve istidlal yolunun dısında kalbi bigi saglamaktır.

4.İlham

-dogrudan v earacısız Allah’tan alınan bilgi demektir.ya İlahi hitabı isitmek ve dinlemek ya da gayb alemini görmek suretiyle olur.İlhamın kaynagı ya dogrudan Allah yada meleklerdir.

5.Muhadara ve Müşahede

-muhadara,huzurda olmak demektir.Salikin kalbinin Allah’ın esmasından aldıgı feyizle Hakk’ın huzurunda olmasıdır.

-Müşahede Hakk’ın kalpte hazır olmasıdır.Müsahede sahibi kendi zatını ortadan kaldırmış,marifeti onu mahv haline gecirmistir.

6.Feth ve Feyz

-Feth,salike Hak tarafından kapının acılması sonucu zahir olan kemal halleri.Salikin ceiştli makamlara yükselmesini temin eder.

-Nefsteki feth ilim,ruhtaki ise marifet verir.Fathikalb kalb gözünün acılması anlamındadır.

-Feyz ise kulun caba ve iktisabı olmadan kalbe tasan bilgi ve manevi haldir.

-Feyzin isnadı olan irfandır.Seyh bu tür feyzi,zikir ve sohbet sırasında müridin gönlüne ifaza eder.

7.Levaih,Tavarık ve Levami

-Levaih,zuhura gelir gelmez kaybolan tecelli nurudur.

-Tavarık hakikat ehline geceleyin gelen ihamlardır.

-Levami de nefsi temiz olan ve baslangıc halinde bulunan saliklere mana aleminden zahir olan göz kamastırıcı ışıklar ve doguşlardır.

8.Tecelli

-Tecelli,oratay cıkmak ve görünmek demektir.Tasavvufta kudreti ilahiyye eserlerinin esyada görünmesidir.

-her mevcut yok oluyor,yerine anında benzeri geliyor.Buna teceddüdi emsal denir.

-tecelli gaybtan sehadet alemine,karanlıktan aydınlıga cıkıs söz konusudur.

-tecelli-i efal denilen fiil,Hakk Teala!nın fiikllerinden birinin kulun kalbinde acılmasıdır.bütün fiiller Hakk’tan bilir.

-tecelli-i esma Hakk teala’nın esmai hüsnasından bir ismin salikin gönlünde yer etmesidir.

-Sıfat tecellisi ise Hakk’ın sıfatlarından birinin kulun kalbine acılmasıdır.

9.Varidat ve Havatır

-varid kulun kasd ve iradesi olmadan hakk’dan gelen mana,ilham ve feyz hakkında kullanılan bir kavramdır.

-havatır ise insanın ic almeminde duyulan sestir.Ancak havatır,Hakk’dan ve melekten olabilecegi gibi,nefs ve seytandanda olabilir.

-Allah’dan gelen hatırı Hakk.melekden gelen ilham,seytandan gelene vesvese,nefsten gelene hevacis denir.

10.Vakıa-Vakıat

 

4. bölüm

Seyru suluk usullerıne gore tarıkatlar

 

  • Cemaat tecelısının eserı ruh, celal tecelısının eserı nefıstır

 

  • Tarıkatların geyesı, ınsnaın vucud mülkünden ruhu hakım kılmak, nefsı ona esır etmektır.

 

  • Tarıkatlarda bu gayenın tahakkuku ıcın bır takım usul ve esaslar vardır. Bu usul ve easaların farklılık durumuna gore tarıkatlar ıkıye ayrılı à

 

1) ruhanı tarıkatlar= onun yaratılışını tamamlayıp tarafından ona ruh ufurdugum zaman hem ona secde edın à ayetındekı menfuh ruhun uzerınde bulunan kesafetın kalkması ıcın kalp tasfıyesı ıle meşgul olur bunun yolu da nafıle ıbadetler, zıkır, teslımıyet, rabıta gıbı manevı gıdalarla ruhu beslemektır.

 

Ruhunı tarıkatlarda cıle yoktur. Zıkır hafı dır, tarıkat sılsılesıde genellıkle hz ebu bekr vasıtasıyla hz peygambere ulaşır. Tarıkatların basında naksıbendıye gelır.

 

Bu yolda salık, kalp, ruh, sır, hafı, ahfa, letaıfı nefs, letaıful kul, nefı ve ıspat, murakabe gıbı mertebelerden gecerrek sulukunu tamamlar.

 

2) nefsanı tarıkatlar

Yedı perde esas alırlar. Nefsın mertebelerı:

  • 1) nefı emmare à munker ve günah olan seylerı ıslemeyı tesvık ve emreden nefıstır. Ayet: cunku nefs kotulugu sıddetle emreder. Zıkır: la ılahaıllalah. Seyrı: seyr ılallah. Usulü: serıate rıayettır.
  • 2) nefsı levvame à yaptığı kotuluklerın akebnınde tövbeye temayül gostern nefstır. Ayet: levvame (pısmankar) olan nefsle kasem ederım. Zıkır: Allah seyrı seyralallah. Makamı: kalp alemı berzah.
  • 3) nefsı mülheme à ılham ve keşfe mashar olmaya başlayan, neyın hayır neyın ser olduğunu ıdark ede bılme melekesine sahıp olan, sehvetın ısteklerıne karsı dırenme gucu bulunan nefıstır. Ayet: and olsun, nefse ısyanını ve ıtaatını ılham edene. Seyrı: seyr bıllah. Zıkrı: ısmı hu alem: alemeı ervah. Zıkırın mahallı makamı ruhtur.
  • 4) mefsı mutmaınne à kotu ve cırkın sıfatlardan kurtulup güzel ahlak ıle hem hal olan nefıstır. Ayet: ey ıtmınana ermıs ıtaatkar nefs à nefs Allahın hıtabını mashar olur. Seyrı: seyr anıllah. Zıkır ısmı hak. Makamı: Aynenel yakın.
  • 5) nefsı radıyyeà kendısı ve baskları hakkında tecelı eden kaza hukumlerıne tereddütsüz teslım olup rıza gostern nefsın makamıdır. Seyrı: seyrı fıllah. Zıkır: ısmı hay. Makamı: müşahede. Ayet: don Rabbına, sen Ondan razı olarak
  • 6) nefsı merdıyye à Allah ıle kul arasında rızanın müşterek bır vasıf olduğu, kulun Allahtan Allahın kuldan razı olduğu makamdır. Ayet: Rabbınde senden razı olarak. Seyr: maallah. Zıkır: ısmı kayyum. Makamı: hakkalyakın.
  • 7) nefsı kamıle/safıyye à bu makamda salık butun marıfet sıfatlarını kazanarak ırsad mevkııne yukselır. Seyrı: seyrlıllah. Zıkrı: ya kahhar.

Sayfa 237 bak

Besinci bölüm – tasavvufi meseleler

  • Tasavvufı meseleler ıkı ana baslık altında à 1) tasavvufı dusuncenın meselelerı (tefekkür).     2) amelı tasavvufun bazı meselelerı.
  • Tasavvufı dusuncenın meselelerı: varlık, bilgi, insan

 

  1. Tasavvufı düşüncede varlık
  • Varlığın BİR olan ALLAHın eserı oluşu, gerek vahy eserı olan ayetlerın ve gerekse kaınat kıtabındakı ayetlerın daıma BIRı anlatması, varlıkta bırlık anlayışını pekıstırmektedır.
  • Cüneyd: tevhıd kulun Allahın huzurunda bır karaltı bır gölge gıbı olmasıdır. Kulun uzerınde Allahın tedbır ve ıdarı tasarrufları kudretını hukumlerı ve ıcabları mecrasında cereyan eder.
  • Muhammed b. Vası: hıc bır sey gormedım kı onda ALLAHI gormus olmayayım

 

  1. Vahdet-i vucud
  • Varlık bırdır, O da HAKKın vücudundan ıbarettır. Ondan başka hakıkı vucud sahıbı bır varlık, Ondan başka kaım bır vucud mevcut degıldır.
  • Dıger varlıkların vücudu Onun vücuduna nısbetle yok hukmundedır. Cunku onların vucudları Onun varlığına bağlıdır.
  • Vahdetı vucud anlayışında BIRLIK bılgı ve dusuncededır.
  • Vahdetı vucud kalbın manevı seyrı sırasında meydana gelır. Kaynağı ıbadetın çokluğudur. Mücahede, dünyaya ragbetı terk, zıkre devam gıbı sebeplerle kalbde sevgı ve ask meydana gelır. Suretle kalb masıvadan arınarak HAKKın esma sıfat ve zılal nurlarına ayna olur.
  • Bu esnada sıddetlı sevgı ve ask sebebiyle salık akış ve gölgeleri HAKKın kendısı zannederek: “ene-l-Hakk” demeye baslar.
  • Hallac: Enel hak sozu sebebiyle ıdama mahkum edılmıstır. Idamdan once dedıgı sözler sunlarıdı: “senın kulların sana yakınlıklarından ve dınlerıne olan bağlılıklarından benı oldurmek ıstıyorlar. Onları effet. Cunku onlar Senın bana gosterdıgın sırları onlara da gostermıs olsaydın hakkımda böyle dusunmeyeceklerdı. Sayet onlardan gızledıklerını benden de gızlemıs olsaydın ben böyle sözler soylemeyecektım”.
  • Vahdetı vucud kavramı Ibn Arabıden sonra ortaya çıkmıştır. Ibn arabının varlık anlayışında varlık bır tek hakıkatten ıbarettır. O da Allahın vücududur.  Onun varlığının bır ıllet ve sebebı  yoktur. Onun kendı zatıyla hakıkatını bılıp kavramak ıse ımakansızdır.
  • Ibn arabı varlığı soyle açıklar: Allah ezelde vardı ve Onunla beraber hıc bır sey yoktu. Allah bu alemı ısımlerını ve sıfatlerını ızhar ıcın yarttı. Allah bızı ve alemı belırlı sekıllerde yaratacağını ezelı ılmınde bılıyordu. Eger bılmeseydı yaratmazdı..  Allahın bızı yaratacağını sonradan bılmıs olduğunu söylemek Onun ılmıne noksan ıras eder. Ibn arabı Allahın alem ve eşya hakkındakı bu bılgısıne “ayan-ı sabite” adını verır.

 

Ayan-ı sabite

  • Ayanı sabite dış alemde var olan eşyanın Allahın ılmındekı hakıkatlerı olup harıcte mevcut degıldır. Allahın ılımınde sabıt olan yoklardır. Ayanı sabıte dıs aleme nazaran varlığı yoktur. Bu yüzden yok kabul edılır.
  • Ibn arabı yaratıkların ve eşyanın 3 safhasından bahseder:
  1. Eşya bırbırınden ayırd edılmeksızın- Allahın ılımnde kullı olarak vardır.
  2. Eşya ayanı sabıte halındedır. Bırbırınden ayrılmış –Allahın ılımınde bulunur
  3. Eşya ayanı haracıyye halındedır. Eşya dıs alemde tecellı ve zuhur etmıstır.

 

  • Ayanı sabıtenın alemdekı tecellısı olan dıs varlıklar, hakıkatte HAKKın tekvın sıfatıyla teccelı etmesinden ıbaret olduğundan aslında yok hukmundedır.
  • Ayanı sabıte= HAKKın zuhur etmıs varlığıdır, gerçek degıl, gölge varlıktır. Alem Allahıdan zuhur etmıs olmasına rağmen mahıyet ıtıbarıyle Allah ıle aynı degıldır.
  •  

Meratıb-i Vucud veya hazarat-i Hams

  • ıbn arabı varlığın meydana gelısınden ayanı sabiteden farklı olarak bır de 5 tasnıf yapmış:
  1. mertebe: Lahut à alemı ve gaybı mutlak mertebesıdır. Bu mertebede ne ısım ne sıfat ne de sıfatlanan vardır. Allah henüz ısım ve sıfatlar daıresıne ınmemıstır.
  2. Mertebe : Ceberut à alemıdır. Ilk mertebede toplu olan varlık bu makamda açılmış ve tafsıl uzeredır.
  3. Mertebe: melekut à alemdır. Bu alem şehadet alemıne yakındır.
  4. Mertebe: nasutà alemıdır. Ilk uç alemı gayb kabıl edersek dorduncu alem de şehadet alemını oluşturmaktadır.
  5. Mertebe: bunların hepsını kendınde toplayan ınsanı kamıl mertebesıdır. Ilk dört alem Allaın ısmı a zamaıdır. Bunların tamamı Allahın zatını gosterırı. Bu alemlerın tamamı ınsanda da vardır. O halde ıslamı kamıl butun alemlerın ozetıdır.

 

Vahdetı vücuda daır serı delıller

Ismaıl fennı ertugrul vahdetı vucud ve ıbn arabı adlı eserınde mutasvvıfların vahdetı vucuudu delıl saydıkları ayetlerden bazılar à

  1. Ölüm sırasında canları alan Allahtır ( ez zumer)
  2. Ektıgınız seyı sız mı yetıstırıyorsunuz; yoksa Bız mı? (el vakıa)
  3. Rahman Kuranı ogretendır (er rahman)
  4. Bız ınsana sah damarından daha yakınız (kaf)
  5. O hergun bır ıstedır (er rahman)
  • Mutasavvıflara gore: tum varlıkların Hakkın vücuduyla kaım ve Onda zahır olmasıdır.

 

Vahdetı vucud ınancının sonucu

  • Fennı ertugrul bu konuda sunları söyler:
  1. Beser aklı Allahı zatıyla ıdrakten açızdır. Beser Onu sadece sıfat mertebesınde ıdrak edebılır.
  2. Vahdetı vucud sayesınde mutesabıh olan  bazı ayetler muhkem hale gelır. Mesela: Allahın elı onların elının ustundedır.. ayetınde el den murad Peygamberın elıdır. Cunku beyat sırasında ashabı le msahafa eden onun elıydı.
  3. Vahdetı vucudua ınananlar Allahın vucud bırlıgını ısbat ıcın başka delıle ıhtıyac hissetmezler.

 

Vahdetı vücudun müşkili: panteizm

  • VAHDETI vucud ınancının doğru anlaşılmasını engelleyen konuların basında panteızım veya vahdetı mevcut dusuncesı gelmektedir. Oysa ıkı dusunce bırbırınde farklı.
  1. Vahdetı vucud peygamblere ve onların varışı olan velılerın kıtap ve sünnete dayalı mukasefelerının mahsuludur. Panteızm ıse duyu organları ıle aklın urunudur.
  2. Tasavvuf ehlı ıslamı ınancları kabulde ıttıfak halındedır. Panteıstler ıse bırbırınden farklı nazarıyelere sahıptır.
  3. Vahdetı vucud ınancına gore ınsan ıstıdad zatısıyla fıılerının kasıbıdır ve bu ıstıdadı sebebiyle sorumludur. Panteızımde hersey Allahın fıılerı olduğundan hayır ve şerr ıbadet ve kabahat esıttır.
  4. Vahdetı vucud son derece guc anlaşılan ıncelıklerını zevk vıcdn ve ruhı tecrübe yoluyla anlamak ıcın bunun ayet ve hadılerle evlıyanın ledunnı ılımlerının ozu olduğuna ınanmak ve bunu gerceklestırmek ıcın bır mursıdı kamılın terbıyesı altında cem ve fena halını elde etmek gerekır. Panteızım dusunce anlamak ıcın zekayı tabıı kafııdır.

 

Vahdetı şühud

  • Vahdetı suhud dusuncesını sıstemlestıren naksıbendıye tarıkartının “müceddid” unvanını taşıyan hındlı seyhı ımam rabbanı Ahmed farukı serhendı dır.
  • Imam rabbınının, ıbn arabının vahdetı vucud dusuncesıne karsı çıkmasının kendınce haklı bır takım sebeplerı vardır.
  • Hallaç “enel hakk” ve bıstamı “subhanı” sozu vahdetı suhud.
  • Imam rabbanı eşyanın Allahın ızmı ve sıfatlarının tecellılerı oldgunu aynı olmadığını bu yüzden “hemeOst”=her sey Odur” yerıne “hemzezOst”=hersey Ondandır dusuncesının daha doğru olduğunu one surmektedır.

Tasavvufta bılgı (marıfet)

  • Varlık marıfet sayesınde bılınmektedır. Insanın Allahı bılmesı kendısınde bulunan ılahı nefha (ruh) sayesındedır.
  • Marıfet butun varlıkları kuşatanı tanımaktan ıbarettır. Varlık alemınde Allahtan ve Onun fıılerınden başka bır sey yoktur.
  • Mutasavvıflar Allahı akılla tanımanın mumkun olmadığına Onun ancak kendısını tanıtmasıyla tanıyabılecegımızı söylerler. à bu da ıbadet taat ve manevı yukselıs sonucu Ondan kalbe gelecek olan kesf ılham veya leddun bılgı sayesınde olacaktır.
  • Peygamberın bılgısı ve velının marıfet ve ılhamının ıkıı de aynı kaynaktan olmakla bırlıkte aralarında fark vardır. Velı bı ılhamı bılgının nereden ve nasıl geldıgını anlamaz. Peygamber ıse vahy mazhar olduğundan bu bılgının nasıl geldıgını bılır.
  • Mutasavvıflar tahsıl ıle elde edılen bılgılerı degıl de ılham ıle gelen bılgılerı tercıh ederler. Onlara gore yol nefsle mücadele etmek kotu sıfatlardan kurtulmak butun masıva ve dünya bağlarını kesmek ve Allaha tam bır yonelısle yönelmekten ıbarettır.

Tasavvufta ınsan

  • Tasavvufı egtımın seyru suluk un konusu ınsandır. Insan yaratılışı ıtıbarıyle Allahın yeryüzünde halıfesıdır. Insanın Allahın halıfesı olması Allahın sıfatlarından bazı tecellıler taşımasındandır. (Allah Ademı kendı suretınde yarattı)
  • Insanı “ahsenı takvım” uzere yaratılmış olması maddı ve manevı olarak en güzel kıvamında olması demektır. Maddı ve manevı guzellık gerek fızıkı ve cısmanı bakımdan gerek ahlak ve manevıyat ıtıbarıyle ruhanı bakımdan ınsanın güzel bır kıvama erebilecek bır bıcımde yaratılmasıdır.
  • Mutasavvıflara gore: ınsanın bedenı arz, kelıklerı dag ılıklerı maden barsakları ırmak ..
  • Insanın bır madesı bır manası bır cesedı ve bır de ruhu vardır.
  • Kuran mutlak ıfaderle ınsanı daıma zayıf ve Allaha muhtaç, topraktan yaratılmış, cok acelec,, sımarık ve nankör..
  • Insan melek ve hayvan arası bır varlıktır.

 

Insanın manevı yapısı

  1. Kalp: ıc ve öz demektır. Bır seyın altını ustune getırmektır. Ruhun madenı ve kayangı olarak kabul edılır. Kuranda: “gerçek sudur kı kor olan gözler degıl goguslerdekı kalplerdır, onların kalplerınde hastalık var” (bakara 11)
  2. Nefs: bır seyın varlığı, ozbenlıgı ve kendısı demektır. Beden kalına tevdı edılen ve kotu huyların mahallı sayılan latıfedır. Sufılere gore nefs kula aıt vasıflardan ılletı olanları ınsanın kotu huy ve fıılerıdır. Kuranda: “nefs kotulugu çokça emredıcıdır” (yusuf53)
  3. Ruh: ruh, can ve hayat demektır. Beden kalıbından tevdı edılmıs rabbanı ılahı bır latıfedır. O bedende bulunduğu surece Allah ruhun mahallı olan tene can ve hayat vermektedir. Ruh bedene hayat veren hoş bır ruzgar; nefs ıse hareket, sukun ve arzuların kaynağı sıcak bır nefıstır. Nefs ruhun alt kademesının; ruh ıle maddenın bırlesmesı sonucu meydana gelen ılk derecesının adıdır.

 

d.Akıl: akıl algılama ve idrak kabiliyetidir. İki türlü akıl vardır. 1)eşyanın hakikatini bilmekten ibaret olan akıl  2)ilimleri kavrayan ve Hz.Peygamberin ‘Allahın yarattıklarının ilki akıldır’ hadisiyle anlattığı akıl

  • Mutasavvuflar genellikle akıl yerine kalb kelimesini kullanırlar.
  • Bir ruhta şehvet galip gelince,nefs;ruh haram şehveti yenince,akıl;ruh iman özelliklerine sahip olunca,kalb adını alır.

-Sadr: Her türlü vesvese ve afetin giriş yeridir.Nefsi emarenin idare makamıdır.İslam nurununda ilk girdiği yer orasıdır. ‘Allahın islam için sadrını açtığı ve Rabbından bir nur üzere olan kimse.’

-Kalp: Sadrın içidir. Takva,huşu,rıza…duygularının merkezidir.Kalp kandildir,nuru da takva ve yakin nurudur.

-Fuad: Fuad kalbin ortasındadır.Fuad,marifet,havatır ve rüyet mahallidir.

-Lübb: lügatte akıl karşılığı olan bu kavram, Hakim Tirmizide tevhid nurunun kaynağıdır.

2.İnsan-ı Kamil

  • Tasavvufta lügat anlamından farklı olarak kullanılır. Allahın bütün isim ve sıfatlarına mazhar olan hazarat-ı hams ve meratibi vücudu kendinde toplayan kişiye insanı kamil denir.
  • İnsanı kamil fikri,varlıkı fikrinin devamıdır ve onunla alakalıdır.
  • İnsanı kamil Allahın bütün isimlerini bilen tek varlıktır.İnsaı kamil,maddi ve manevi bütün kemal mertebelerini kapsamaktadır.İnsanı kamil,Haz.Muhammeddir.Ancak O’nun tarihi şahsiyeti değil,henüz adem balcık halinde iken peygamber olan Muhammeddir.Varlıgın ve hılkatin gayesidir.Eger insanı kamil olmasa ALLAH bilinmezdi.
  • Aziz Nesefi, ilk defa İnsanı kamil adi farsça bir eser kaleme almıştır. ‘İnsanı  kamil,seriat,tarikat,hakikatte tam olan ınsandır’ diye tarif etmiştir.Kamil insan iyi söz,iyi hareket,iyi ahlak ve iyi bilgide tam olandır.bu dört seyi kemale erdiren kemale ulaşmış sayılır.
  • Kamil insana verilen isimlerden bazılar: imam,seyh,mehdi,hal,fe…
  • İnsanı kamil alemde daima vardır,birden fazla olmaz. Çünkü tüm mevcudatta ve ceberutta hiçbir sey örtülü ve gizli değildir. O eşyayı ve eşyanın hikmetini olduğu gibi bilir.
  • İnsanı kamil,ilahi tecellilerin temilcisi olduğu için onu tanımak Allahı tanımak demektir. Bu yüzden tasavvufi muhitlerde Kendini bilen Rabbını bilir hadisi yaygınlık kazanmıştır.
  • Sufilerin anlayışına göre her insan, insanı kamil olabilmek için bazı kabiliyetler taşır. Bu kabiliyetlerinin tasavvuf terbiye usullerine göre geliştirenler, o makama adaydır.

B.Ameli Tasavvufun Mes’eleleri

I-Keramet,Rüya ve Ricalü’l-Gayb

1.Keramet:

  • Keramet,ikram,kerem,lütuf ve ihsan demektir. Mümin bir kulda harikulade halin zuhur etmesine keramet adı verilir.Ehli sünnet uleması kerametin hak olduğunda müttefiktir.
  • İnancı olmayan insanlarda görülen olağan üstü hallere keramet değil,istidrac,sihir veya mekr adı verilir.
  •  
  • Peygamberlerin gösterdikleri olağanüstü seylere ise mucize denir.
  • Keramerin ise gizliliği,yani ızmarı gereklidir.Mucize de, keramet de bütün fiiller gibi Allaha aiddir.
  • Delil: ayet:
  • a) Hz. Meryeme hamile olan annesi onu Allaha adamıştı.Dogdugunda onu mabedin kapısına koydular ve teyzesinin kocası Zekeriya üzerine almıştı: Zekeriyya Meryemin yanına her girişinde bir rızık buluyorduçBunun nereden geldiğini sorunca da Rabbim katından cevabını alıyordu.cünkü Allah dilediğini hesapsız rızıklandırırdı.
  • B)Hz.Meryem oglu İsayı dogurdugu zaman, o annesine: Hurmanın dalını kendine doğru silkele,üzerine derilmiş taze hurmalar dökülsün,dedi. à kuru kütükten taze hurmalar döküldü.
  • C) Musa as ile Hızır arasında gecen kıssa. Hızır asa Hakk katında verilen ledünni bilgiler sayesinde bazı sırları çözmüştür. à keramet
  • D)Hz.Süleymanın veziri Asaf b. Berhıya, Belkısın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede getirmiştir. à Kuranda Neml suresinde anlatılır
  • Hadislerde de kerametin meşruiyetine delil olabilecek rivayetler vardır:
  • A-Rahib Cüreyc kıssasında, kendisine iftira atmak isteyen bir fajişe kadına, dogurdugu cocugun aleyhte sahitlik yapması sonucu Cüreycin kurtulması
  • B-Bir sığırın konuşması
  • Sufiler genellikle kerameti kevni ve hakiki olmak üzere ikiye ayırırlar.
  • Kevni:bazı olağan üstü haller göstermektir. Havada uçmak,denizde yürümek gibi…Halkın itibar ettiği keramet budur.
  • Hakiki:ilim,marifet ve ahlakla ilgili olağanüstü bir mazhariyettir.Müridlerin hallerini iyi yönden geliştirmek, hikmet ve bilgisiyle,insanlardaki kötü huyları giderip iyi huylar kazandırmaktır. Buna ilmi ve manevi keramet de denir.Sufilerin itibar ettikleri keramet bu tür keramettir.
  • Sufiler kerameti hayz-ı rical olarak tanımlamışlardır.nasıl kadınlar hayızlarını gizlerlerse,ricalullah da kerametlerini öylece gizlerler.
  • Gerçek kerameti seriata uymak ve sünneti yasamak olarak görürler.
  • Bazı sufiler kerameti,kendilerine manevi yolda engel ve hicab olarak görürler ve bunun bir mekr-i ilahi olmasından endişe duyarlar.

2.Rüya

  • Rüya,uyku halinde zihinde beliren düşünce ve olaylar demektir. Sufiler rüyayı özellikle seyr u süluk sırasında bilgi yollarından biri olarak görür ve görülen rüyalerdan manevi terakkiye işaret ve deliller çıkarırlar.
  • Kuranda da geçmektedir.Özellikle İbrahim as’ın oglu İsmaili rüyasında kurban ederken görmesi.
  • Hz.Peygamberin Mekke fethine dair rüyası ve bu rüyalerın doğru cıktıgı anlatılmaktadır.
  • Hz.Peygamber: Müminin rüyası, nübüvvetin 46 cüzünden biridir hadisi peygamberliğin ilk altı ayındaki sadık rüyalar gibi müminlerin gördükleri sadık rüyalara işaret etmektedir.
  • Nübuvvet kapısının kapandığı ama sadık rüya kapısının daima acık olduğu seklindeki hadisler rüyanın bir bilgi edinme yolu olabileceğine delil sayılmıştır.
  • Rüya ölümün kardeşidir.Ölümle malum olacak seykerin bir kısmı rüya ile malum hale gelebilir.
  • Rüya genellikle Allahtan,melekten ve seytandan olmak üzere 3 türdür.
  • Allahtan olan rüya acıktır ve yoruma ihtiyaç göstermez.
  • Melekten olan  tabire muhtacdır.
  • Seytandan olan ise adgasü ahlam dır.Bu yüzden de aslı ve kaynağı yoktur.böyle rüyaları yorumada gerek yoktur.
  • İbn Haldun,geybı idrak etme isinin uykuda iken caiz ve mümkün olduğu gibi,Gazzaliye katılarak uyku dışında mümkün olduğunda belirtir.
  • Rüyalar bilgi kaynağı halini alınca,rüya yorumu da bir ilim ve sanat haline gelmiştir. Tarikatlarda salikin manevi yükselişi,gördüğü rüyalarla takib edilmiştir.
  • Naksibendilik ve Melamiler rüyaya pek itibar etmezler: Rüyayı bırak rüyete bak derler.

3.Ricalü’l-gayb

  • Gayb erenleri veya bilinmeyen Hakk dostları diyebileceğimiz bu kavram,tasavvuftaki Allah dostluğunun gizliliğine dikkat çekmektedir.
  • Bu ümmetin içinde İbrahim tabiatı üzere 40,Musa tabiatı üzre 7,İsa tabiatı üzre 3,Muhammed fıtratı üzre 1 kisi bulunur.Bunlar derecelerine göre halkın efendisi sayılırlar.
  • Abdal,bedel kelimesinin çoğuludur.Büyük peygamberlerin yerine,onlardan bedel anlamındadır. Allahın yeryüzünü kandilerine masahhar kıldığı kimselerdir.
  • Abdal,maddelerini mana,nefislerini ruh,mevhum varlıklarını gerçek varlığı bedel verdiklerinden bu adı alırlar.
  • Kutup: lügatte değirmen tasının igi demektir.tasavvuf istilahında en büyük velidir. Kainatta tasarruf sahibidir.
  • Gavs: darda kalındığında iltica ve istimdad edilen kutuptur.gavs, istimdad edene yardım elini uzatır.
  • Ölenin yerine tedricen kendisinden sonraki gelen yükseltilir.

II:Silsile ve İcazet

1.Silsile

  • Tasavvufi eğitim,bir arada bulunma suretiyle meydana gelen inikas yoluyla gerçekleştiği,hal ve duyguların transferi demek olduğu için, mürşid ve rehbere ihtiyaç gösterir.
  • Silsile:Tarikat seyhlerinin Hz.Peygambere kadar uzanan üstadlar zincirine verilen addır.
  • Hicri VI.asırdan itibaren tefsir,hadis ve fıkıh konusunda silsile pek aranmaz oldu.Tasavvuf ricali ise,ilimlerinin özelliği gereği,silsile ananesini,zamanla yazılı hale getirdiler.
  • Hz.Peygamberdan günümüze kadar devam eden iki silsile vardır. 1)Hz.Abu Bekir 2)Hz.Ali vasıtasıyla Hz.Peygamber ulaşır.
  • Silsile manevi bir neseb sayılır. Hz.Peygamberin: Ben sizin babanız makamındayım hadisi serifi,İslam ümmetini büyük bir aileye benzatmiştir.Bu aile anlayışı tarikatlarda da vardır.Seyh baba,esi anne, müridler de ihvan (kardeşler)dir.Bu manevi ailenin soy kütüğü de hz.Peygambere ulasan silsilenamelerdir.
  • Bütün tarikatlarda silsile vardır.ancak silsilede bulunan sahıslardan bazılarını birbiriyle görüşmesi tarihi olarak mümkün görünmemektedir. Böyle durumlarda seyhin feyz alıp görüşmesi,üveysi tarik ile olmuştur.Üveysilik,cismani olarak veya manen görüşmesi mümkün olmayan kimselerin rüya yoluyla görüşmeleridir.
  • Hatmi hacegan,tarikat silsilesinde yer alan ricalin isimlerinin saygı ile okunup yad edilmeleri demektir.
  • İsimlerin anılmasının, rabıtada gönlü seyh vasıtasıyla Hz.peygambere bağlamada büyük yararı vardır.
  • İcerisinde ehli beytten birisinin yer aldığı silsilelere de silsiletü’z zeheb (altın silsile) adı verilmiştir.

2.İcazet

  • Tarikat seyhleri ve tasavvuf mensuplar, zaman içerisinde liyakatı olmayan ve seyru süluk görmemiş na-ehli insanların şeyhlik iddasına kalkışmasını önlemek üzere de icazet zorunluluğu getirdiler.
  • İcazet seyhlerin mürid yatistirmek üzere ehliyetini isbatlamıs ve seyru sülukunu tatamlamıs olan mensuplarına verdikleri yazılı veya sifahi izindir. à İcazetname
  • XVII. Yydan sonra şeyhliklerin babadan oglua geçmesi sebebiyle, tasavvufi eğitimin belli bir düsüs kaydetmesi, tekke şeyhlikleri için icazetname aranması sonucunu dogurmustur.Seyhten icazet alan salik, halife sayılır,tekke açmasına izin verilirdi.
  • Hilafet icazetnameleri 2 türlü olurdu: 1) seyhin hayatıyla sınırlı olmak üzere verilen hilafeti nakısadır. Bu icazetin hükmğ,seyhin vefatıyla sona erer. 2) hilafeti tamme.Seyhin vefatından sonra da onun yerine geçmeye imkan sağlayan hilafet icazetnamesidir.

III-İstimdad,Tevessül ve Teveccüh

1.İstimdad

  • Meded dilemek,yardım istemek demektir.
  • Tasavvufta hz.peygamber,seyh veya benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad, doğrudan onların sahıslarından bir taleb demek değildir. Belki onların indi ilahideki itibar ve derecerlerinden yararlanmak için bir tevessüldür. Meded ya seyh…
  • İnsan,beser olmanın gereği sığınma duygusu taşır. İstimdad bu sığınma duygusunun bir tezahürüdür.
  • İstimdadın ölü veya diriden olması, onlara bir varlık izafe etmek sartıyla mümkün görülmüştür.hatta sufiler ölüden istiane için kemalpasazadenin Serh-i hadisi Erbaininde verdiği: islerinizde saskınlıga düşünce ehli kuburdan yardım isteyiniz hadisini delil sayarlar.
  • Ehli kubur ölüler veya ölümü düşünerek kendisini ölüm sonrasına hazırlayanlardır.
  • Ölüm rabıtası veya tefekküri mevt, insanı dünya lezzetlerine aldanmaktan belli ölçüde korur. Hadis: dünya lezzetlerini unutturan ölümü çokça düşününüz, buyurulmuştur.
  • Bazı tarikatlarda, zikir sırasında salikin, seyhinin kalbinden kendi bönlüne bir feyzin aktığını düşünerek istimdad etmesi de söz konusudur.

2.Tevessül

  • Birseyi veya bir sahsı Allah için aracı ve vasıta kılmak,sefaatci ve vesile edinmek anlamındadır. Kuranı kerimde: Ey iman edenler! Allahtan korkun. O’na ulaşmaya vesile arayın.
  • İıki hadis: 1)Hz.Ömer peygamberimizin amcası Haz Abbası ile tevessül etmesi (yağmur duası)
  • 2)Gözleri kapanan biri,Peygamberimize gelerek:Ya Resulullah,gözlerim kapandı,benim için Allaha dua buyur.dedi.
  •  
  • Tevessül, ya ibadet ve amellerle olur, ya da Hz. Peygamber, veli ve salıh kişileri vesile kılarak olur. Amellerin hakka yakınlığının vesile,hz.Peygamberin vesile kılmanın cevazı,kendi ifadeleriyle sabit olan sefaat yetkisidir.
  • İhtilaflı olan, ölmüş kimseleri vesile edinerek yapılan tevessüldür.tevessülde öncelikle hedef Allaha yaklaşmak,rızasına ulaşmaktır.
  • Tasavvufi telakkide ‘benim amellerim beni kurtarır ve bana yeter’ düşüncesi yanlıştır. Çünkü ibadetler cennetin karşılık ve bahaso değil, Hak murad etmişse,ancak bahanesidir.

3.Teveccüh

  • Teveccüh yöneliş demektir.
  • Müridin mürşidine yönelip gönlünü bağlaması anlamında kullanıldığı gibi,mürşidin müridini tam karsısına alıp ona nazar ederek, hic konuşmadan başbaşa kalmaları manasına da kullanılır.
  • Teveccühün müridden mürşide doğru olanı, Nakşibendilikte Rabıta-ı muhabbet denilen seklidir. Müridin mürşidinin ruhaniyetine muhabbet yoluyla teveccüh ederek, mürşidin ruhaniyeti,onun batınında feyz tesiri gösterir.
  • Sevgi sonucu meydana gelen kalbi bir beraberlik, şahsiyet transferi ve aynileşmeyi doğurur.
  • Teveccüh-i kalbi:Salik lafza-i celal zikri sırasında bunun anlamını düşünür. Bu manayı bütün idrak gözüyle anlamak üzere kalbine teveccüh eder. Sonucta melekut alemi ona tecelli eder. Böylece salik kendi sıfatından fani olur ve Mezkurun yani zikrettiği Hakkın sıfatlarıyla baki kalır.

IV.Rabıta

  • Rabıta,bazılarınca şirke kadar varmakla itham edilen bir tasavvuf problemidir.Bag,alaka ve vuslat anlamındadır.
  • Kuranda ribat,muravata ve rabt-ı kalb kelimelerinin,sınır boyunda nöbet beklemek veya böyle bir nöbet beklemeye yarayan mekan anlamında fizik bir anlamı olduğu gibi, metafizik ve mistik bir anlamı da vardır.
  • Ey iman edenler,sabredin,düşmanlarınızla sabır yarısı yapın ve murabata yapın (nöbet tutun)Allahtan korkun ki kurtuluşa eresiniz. à murabata kelimesinin iki anlamı olduğunu belirtir.Biri Müslüman ordugahlarında düşmana karşı nöbet,diğeri de namazdan sonra öteki namazı bekleyerek nefse karsı uyanıklıktır.
  • Bütün tarikatlarda vardır.
  • Fizik,sosyal ve moral ya da ruhi ve ahlaki kişiliğin başkaları üzerindeki müsbet ya da menfi etkisidir.
  • Üzüm üzüme baka baka kararır.Körle yatan şaşı kalkar.gibi atasözleri, bu manadaki kalbi bağlılık (rabıta) ve fizik beraberlik sonucu meydana gelebilecek etkileri ifade etmektedir.
  • Tasavvufta rabıtanın amacı rabıta-i huzurdur. Yani salikin daima huzurı ilahide bulunduğu duygusunu sağlamaktır. Her an Allahı karsımızda görür gibi yasamaktır. Bunu sağlamak ise cok zor,hatta imkansızdır.cünkü Allah müşahhas bir varlık değildir.
  • Salik önce bir insanı kamile,ardından hzRasule ve O’nun ardından da Rabbı Müteale kalbini rabt etmeli ve bu suretle huzurı kalbe ermeli, fena fillaha varmalıdır.
  • Rabıta bir bakıma başkalarına benzeme ve taklid arzusunun tezahürü olarak,tasavvufi eğitimde bir araç olarak görülmüştür.
  •  
  • Rabıta,sevenle sevilenin bir olması demektir. İnsan sevdiklerini önyargısız benimser ve onlarla bütünleşir.insandaki sevgi,rabıta ve ilgi,3 derecede incelenmistir:
  • 1)Tabii rabıta: Kişinin evladı ve yakınlarına duyduğu tabii sevgi bagı.
  • 2)Bayağı rabıta:Dinen emredilmeyen,hatta bazen hoş karşılanmayan dünyevi seylere duyulan ilgi.
  • 3)Mukaddes değerler ve ulvi seylere gönül bagı: Allah ve Rasul sevgisi veya O’nun salih kullarından birine, salahından ötürü duyulan sevgi.
  • Rıbıtada önemli olan, seyhin suret ve sireti hayalde muhafaza etmektir. Bu durum,zamanla seyhin ahlak ve özellikleriyle bezenmiş hale gelmeyi sağlar. Buna fena fi’ş-şeyh tabir edilir.
  • Psikolojide: güçlü insanlar,zayıflar için daima ilham kaynağıdır.
  • Hadis: Salihlerin anılması sırasında rahmeti ilahiyye iner.

Rabıtanın 3 basamagı vardır:

  • 1)Mübtedilerin rabıtası: Kişi sevdiğiyle beraberdir ve herhangi bir topluluğa benzemeye calısan onlardandır. à mürşide huzurda iken gösterilen edebi,gıyabında da göstermek,seyhin boyasına boyanmak. Fena fis seyh
  • 2)Mutavassıtların rabıtası: hayatın her anında Resulullahın huzurunda gibi hareket etmek. Hz.Peygamberin üsve-i hasene olan ahlakıyla bütünleşmek. Fena fir resul
  • 3)Müntehilerin rabıtası: nerede olursanız olun o sizinle beraberdir. Biz insanoğluna saj damarından daha yakınız, ayetlerinin sırrını idrak seklindeki rabıta-i huzur dur. Fena fillah

Sufilere göre rabıtanın Delilleri:

  • 1) Ey iman edenler, Allahtan korkun ve sadıklarla beraber olun.(ayet) sadıklarla beraber olun emri,mutlak ve daimi bir beraberliği ifade eder.beraberlik 2 türlü olur: 1)hakiki beraberlik:sadıklarla aynı mecliste,büyük bir kalp huzuru ile,fizik olarak beraberliği paylaşmaktır.  2)Hümki beraberlil:onlarla aynı mekanda beraber olmaın imkansız olduğu zamanlarda, suret ve siretlerini gıyabi olarak tahayyül etmek suretiyle fikri, zihni ve kalbi olarak beraber olmaktır.
  • 2)De ki:Allahı seviyorsanız bana uyun (ittiba) ki,Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. İtiiba görmek ile olur. Görmenin de bir maddi bir de manevi olanı vardır. Maddi görme,basarla;manevi görme ise, basiret ve kalb ile olur. Rabıta manevi rüyettem başka birsey değildir.
  • Sonuç olarak rabıta,Allah ile kul arasına üçüncü bir sahıs sokarak irtikab edilmiş bir şirk değil, aksine müridin, önüne ve yanına sunulmuş,model sahsiyete benzemesi,ona kalıp ile olan beraberliğini kalb ile sürdürmesi olayıdır.

 

yılmaz & n.çevik

 

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Tıbbı Nebevi`ye Göre Beslenme

Emine Çıtır (Makale denemesi)

DEVAMI

The Hanifs (Theosebes/ God-fearers) as a Common Link between Judaism, Christianity, and Islam in its Historical and Qur?anic Context

Tugrul Kurt was born in Recklinghausen, Germany to a family with Turkish roots. After his Abitur, he was accepted to the special program of the Diyanet Turkey ?International Islamic Theology? program in the University Marmara in Istanbul. He graduated with a Bachelor of Arts, and started in the same year (2014) a masters in History of Religion at the same university. Simultaneously he worked as a research assistant with the 29 Mayis University in Istanbul. He released his novel ?Ilias? in 2014. Meanwhile he released several online publications in German about Islam and its relationship to Christianity and Judaism. His Master`s thesis ?The Theosebes in Late Antiquity: History and Beliefs? headed him to further studies about religious phenomena in Late Antiquity: In 2017 he was accepted to the doctoral program at the Goethe University in Frankfurt. He is working on the topic of ?The Christian sources of the Israiliyyat and the Importance of Syriac Christianity in early Islamic development?. In 2017 he became a research associate at the University of Marmara in Istanbul. In addition to his two native languages German and Turkish, Tugrul speaks and reads in English, French, Spanish, and Arabic. He also learned Hebrew, Latin and Syriac during his studies. During his Masters program he participated in several archeological excavations in Turkey. Beside his interest in history and archeology, he also holds Seminars not only about religious sciences in general, but also about mysticism, new age religions, ancient Mesopotamian culture and belief, and primitive religions. Tugrul lives with his wife and two children intermittently in Frankfurt and Istan

DEVAMI

Deutsch

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>