Ti-Entertainment

Tasavvuf Süleyman Derin İlahiyat

Tasavvuf Süleyman Derin

Tasavvuf Süleyman Derin Ders Notları 3. sınıf

tasavvuf_ders_notlari_suleyman_derin_3.sinif.docx

 

 

Tasavvuf

Tasavvuf nedir?

  • Tasavvuf islamiyetin manevi havasıdır
  • Tasavvuf insanın manevi haytını besler, şekillendirir (huzur bulmasını sağlar)
  • Tasavvuf’un bir nev’i temelini teşkil eden Hadis „Cibril Hadisi“`dir:

Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber'in de aralarında bulunduğu bir sahabe' topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır[1]

Islam nedir ? sorusunun cevabı: fıkıh`dır

Iman nedir? sorusunun cevabı: Akaid/Kelam`dır

Ihsan nedir? Sorusunun cevabı: Tasavvuf`dur / Allah`i görüyürmuş gibi ibadet etmek

= Allah`ın farkında olmak , Allah`ın bizi sürekli izlediğini bilmek ve ona göre amel etmek... Ayet: وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ.

„Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız“. (Kaf suresi 16)

  • insanlar Aya uzaya çıkmaya çalışır , hiç kimse (az kışı) kendi içine yolculuk yapmaz toplumsal ve ruhsal sıkıntılarda böyle/bundan sonra zuhur eder
  • insan kendini tanımalı, kendi nefsini ve ruhunu kendini, kendi benliğini bilmeden idrak edemeden kimseyi tanıyamaz, kemalete ulaşamaz,  من عرف نفسه فقد عرف ربه
  • Tasavvuf islam`ın, insanin en derûnî alanıdır. Kur`an ve Sünnet çerçevesinde derunî manevi alandır .
  • insanların kötü hasletlerini giderir ve tedavi eder
  • Tasavvuf`un Kur`an`da kullanışı TEZKIYE `dir.
  • قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى „Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir Ala suresi 14
  • قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا

„Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır.“ Şems 9-10

  • Tasavvuf TAKVA, TEZKIYE, IHSAN `dır
  • Insanların en büyük özelliklerinden biri IYI ve KÖTÜ olma, iyilik ve kötülük yapma kapasitesinin verilmesidir
  • Tasavvuf bu iyiliği yapmaya, ruhunu kötülüklerden TEZKIYE etmeye çalışır
  • Ruh dünyevîleştikçe, dini duygulardan ve maneviyattan uzaklaşır
  • ne kadar çok dünyadan uzaklaşırsak, okadar çok maneviyatımızı ruhumuzu güçlendirmiş oluruz
  • bu hiçbir şekilde dünyevî işlerden çekilmek anlamına gelmez, Hiristiyanların ruhbanlığı gibi (Keuschheitsgelöbnis...vs) ölçülü ihtiyaçların dışında gerektiğinden fazla önem verilmez

Gazzali`ye göre, her insanda 4 hastalik vardir / kötü vasiflar:

  1. Behimi: hayvani zevkler

her insanda bu zevkler vardir, bedeni ihtiyaclardir bunlar. Tasavvuf bunlari yasaklamaz bunlari kisitlar. Asgari miktara indirgemeye amaclar

Müslüman, behimi tarafi az olandir

Tasavvuf`da dünya zevklerinden mümkün mertebe kendini cekmek hedeftir:

  1. قلة الكلام  hiç değil, az konuşma, boş konuşmama
  2.   قلة المنامaz uyku uyuma, istirahatini etme
  3. قلة الطعام  aşırı yememek, aşırı yemek sağlıksızdır (You are what you eat-Man ist was man isst)
  • bunlar azalınca insanın behimi vasfı azalır
  • Tasavvuf incitmemek ve incinmemektir
  1. Subviyyet: subuv= yırtıcı hayvan/şiddet ve yırtıcılık, intikam
  2. Şeytani: kandırmak, adam aldatmak
  3. Rububi:   büyüklük iddia etmek, (diktatörlük)

TASAVVUF İNCİTMEMEK VE İNCİLMEMEKTİR

Mesnevi’den hikaye:[2]

  • Kuzunun kurtla dost olması nasıl absürd ve tehlikeli ise, insanında kendine zararlı olan şeylere meyil etmesi ve şeytanla dost olması okadar absürd olur
  • Eğer nefsini tezkiye etmez onun büyümesine izin verirsen nefsin seni control altına alır; sivrisinekten kartal olur NEFİZ TEZKİYE önemli
  • Nefsine acımaya gelmez (nefis şımarır)
  • Nefsini her konuda tezkiye ve terbiye etmelidir insane. Az uyku az konuşma az yeme
  • Nefsin hoşuna giden Tasavvuf olamaz, Tasavvuf zordur (New Age dinleri gibi değildir)
  • Şeriatsız tarikat, tarikatsız hakikat olmaz. Tasavvuf kolay değildir, nefse ağır gelir
  • Tasavvufta nefis yılana benzetilir
  • Tasavvufta nefis terbiyesi AT terbiyesine benzetilir
  • لا تحسن ان الله معنا = bunu bilen, Allahı yanında hisseden hiçbişeyden korkmaz

Tasavvuf zühdür= dünyaya karşı tavır koymak, mâsiva’dan yüz çevirip Allah’a yönelmek (para engeldir, biriktirilmesi iyi değildir).

  • İbnu’l vakt olmak lazım= Herşeyi zamanında yapan, zamanı iyi değerlendiren, yerli yerince iş yapan kişi

من علامات موت القلب عدم الحزن على ما فاتك من الموافقات، وترك الندم على ما فعلته من وجود الزلاّت

Tasavvufun tarifi:

1. Tasavvuf zühddür,
2. Tasavvuf güzel ahlâktır,
3. Tasavvuf tasfiye; Yâni kalb temizliğidir,
4. Tasavvuf tezkiye; Yâni nefs ile mücâhededir,
5. Tasavvuf istikâmet; yâni kitap ve sünnete sarılmaktır,
6. Tasavvuf Allâh'a tam teslîmiyet ve rabbânîliktir,
7. Tasavvuf Hakk'a vuslattır (ihsân),
8. Tasavvuf İslâm'ın rûh hayâtıdır,
9. Tasavvuf bir bâtın ilmidir,
10. Tasavvuf havassa âit ledün ilmidir

  1. Tasavvuf ZÜHDÜR:
  • Para nefsi kandıran, nefse hoş gelen en büyük tehlikelerdendir, o yüzden paraya değer vermemek lazım. Asgari öcret, asgari miktarda yaşamak esastır. İmkan varsa iyi koşullarda yaşamak lazım, ancak herzaman yokluğada her daim hazırlıklı olmak lazım. ZÜHD herkese lazım. Mesela yemek yerken “bu yediğim yemek bana layık mı?” diye düşünmeliyiz. Zühd çok elzem ve nefsî terbiye için kaçınılmazdır
  • Zühd dünyaya karşı tavır koymaktır. Kalbi bu dünyalıklarda, dünya kirliliklerden arındırıp Allah aşkıyla doldurmak
  • Tasavvuf hakikatleri almak, insanların elindekinden ümid kesmektir.

التصوف الأخذ بالحقائق واليأس مما في أيدي الخلائق

  • Kur’anda zühd kelimesi bir yerde ve yerde de ism-i fail olarak geçer

Yusuf 20: وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ

Hadis: "

  • Yâ Rasûlallâh, bana öyle bir amel göster ki, onu işlediğim zaman beni hem Hakk, hem de halk sevsin." Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurur:
  • "Dünyâya karşı zâhid ol ki Allâh tarafından sevilesin. İnsanların ellerindekilere karşı zâhid ol ki, onlar tarafından sevilesin."
  • "Dünyâda ya garip bir insan gibi, ya da yolcu gibi ol!"
  • "dünyânın mü'minin zindanı, kâfirin cenneti"
  1. Tasavvuf, güzel ahlaktır:
  • Güzel huyu benimsemek, kötü huyu terketmek
  • Örnek: hıristiyanlar biri sana tokat attğında ona diğer yanağını çevir derler, yahudiler ise dişe diş, göze göze derler. İSLAM DİNİ İSE BİR NEVİ BUNLARIN İKİSİNİ BİRLEŞTİRİR. KISASDA HAYAT VARDIR, AMA AFETMENİZ SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR       denir
  • وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin (Kalem suresi 4)
  • Ebû Muhammed Cerîrî (ö. 311/923): "Tasavvuf, her güzel huyu benimsemek ve her kötü huydan sıyrılmaktır."
  • "Ben başka bir maksadla değil, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.“
  • Hz. Âişe vâlidemize Efendimiz'in ahlâkından sorulduğunda o: "O'nun ahlâkı Kur'ân'dı." diye karşılık vermiştir
  • Allah Resulü en güzel ahlakla gönderildi, bizde ona uymak ve onun gibi olmamız lazım.
  • Tasavvufda affetmek esastır. Intikam peşinde olmamak lazım
  • İyi ahlak dışa, dış görünümüze ve amellerlimize de yansır
  1. Tasavvuf tasfiyedir, kalp temizliğidir:
  • Bişr Hâfî (ö. 227/841): "Sûfî, kalbini Allâh için tasfiye edip tertemiz yapan kimsedir."“الصوفي من صفا قلبه الله
  • محبوب المحبوب محبوب
  • Ebû Saîd Harrâz (ö.277/890) "Sûfî, Allâh'ın, onun kalbini tasfiye edip nurla doldurduğu kimsedir. Böyle kalbine nur giren kimse zikr-i ilâhîden lezzet duyar."
    Cüneyd Bağdadî (ö.297/909): "Tasavvuf Allâh'ın safâyı sana has kılmasıdır. Allâh'tan gayri her şeyden (mâsivâ) gönlü arındırılan kimse gerçek sûfîdir."
  • Tasavvuf târifleri içinde tasfiyeyi öne çıkaranlar, sayı bakımından diğerlerine nazaran daha çoktur. Kur'ân'da kalbin safvet (kalb-i selîm) ve kasvet şeklinde birbirine zıt iki vasfından bahsedilmekte, bunlardan biri övülürken, diğeri yerilmektedir. Övülen kalb, safvet özelliğine sâhip, içinde Allâh'tan başkasına yer olmayan "selîm kalb" tir. [3]

HAdis:

  • "Allâh, sizin sûretlerinize ve mallarınıza değil, sîretlerinize, kalblerinize ve amellerinize bakar.
  • "Haberiniz olsun ki insan vücûdunda bir et parçası vardır. O iyi ve sağlam olursa vücûd da iyi ve sağlam olur. Eğer o kötü olursa vücûdun tamamı kötü ve fâsid olur. Bilesiniz ki o et parçası kalbtir?"
  • Takva kalptedir!!! Kalb tasfiye edilince, dâimâ iyiliğe meyleder bir duruma gelir
  1. Tasavvuf tezkiyedir, nefs ile mücadeledir:
  • Müşrikler necesdir, kalpleri pistir
  • Tasavvuf tezkiyedir, ancak her tezkiye Tasavvuf değildir. Tasavvufun emrettiği tezkiye şeriata uygun olan tezkiyedir. Hz. Peygamber’in yolundan gitmek.
  • Ali İmran 31قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
  1. Tasavvuf istikamet, kitap ve sünnete sarılmaktır:
  • Tasavvuf şeriata sımsıkı bağlanmaya teşvik eder
  • Cüneyd Bağdadi: “ TASAVVUF BİR EVDİR, KAPISI ŞERİATTIR”
  • VERÂ= takvanında ileri boyutu, şüpheli şeylerden uzak durma
  • Seriy Sakatî (ö.257/870): "Tasavvuf üç mânâyı kapsayan bir kelimedir. Mârifetin nûru, verâın nûrunu söndüremez. Tasavvuf, Kitap ve Sünnet'in zâhirine ters bir bâtın ilminden bahsetmez. Kerâmetleri sûfîyi Allâh'ın yasak bölgesine girmeye (haramlarını helal sayıp onlara dalmaya) sevk etmez." der.
  • Tasavvuf, Kur'ân'daki "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol"فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ âyetinde emredildiği şekilde, istikâmet üzere olmaktır. İstikâmet üzere olmanın zorluğuna işâret olmak üzere Efendimiz (s.a.s.): "Hûd sûresi beni ihtiyarlattı” buyurmuşlardır
  • Din ve Tasavvuf hayatımızı dengeler. Hz. Ebu Bekir “din ile dünyevî işler çakışınca dini seçtim“ demiştir- o yüzden mertebesi okadar yüksektir
  1. Tasavvuf Allah’a tam teslimiyet ve Rabbaniliktir
  • Ebû Muhammed Ruveym: "Tasavvuf, Allâh ile birlikte nefsi murâd-ı ilâhîye bırakmaktır."
  • Ebu'l-Hüseyn Müzeyyin: "Tasavvuf Hakk'a boyun eğmektir.
  • Ebû Alî Rûzbârî: "Tasavvuf, kişinin kovulsa bile Sevgili'nin kapısında diz çöküp beklemesidir.
  • İbn Hafif: "Tasavvuf, takdîr-i ilâhîye sabır, Allâh'tan gelene rızâ ile çöller ve yollar aşmaktır.
  • Ebû Sehl Su'lûkî: "Tasavvuf itirâzı terketmektir."
    İslâm teslîmiyet demektir
  • Kur'ân'da: "Ben âlemlerin Rabb'ına teslim oldum." إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
  •  Hadis: "İslâm ol, kurtul."
  • gerçek kulluk teslîmiyettir. "Allâh, kulunun kendisinden başkasına kul olmamasını" ister. وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ [4]
  • "Kitabı okuyup öğrettiğinize göre, içi dışına uygun Rabbani âlimler olun."[5]Rabbânî âlim, ilmi kendisine fayda sağlayan, kendisini dünyâ zînetinden, mal ve evlad fitnesinden ve şehvet ihtirâsından koruyabilen kimse demektir
  • Tasavvuf ÂH TESLİMİYETTİR
  1. Tasavvuf Hakk’a Vuslattır (İHSAN):
  • Tasavvufun nihai hedefi Allah’a ulaşmaktır
  • Yaratılanların noksanlıklarını görmekle Allah’ın noksansız hâlık olduğunu anlamak
  • Zünnûn Mısrî: "Ehl-i tasavvuf, Allâh'ı her şeye tercîh eden ve Allâh'ın da kendilerini herşeye tercîh edip yücelttiği kimselerdir."
  • Ebu'l-Huseyn Nûrî: "Tasavvuf, Hakk'ın nasîbi için nefsin nasibini külliyyen terketmektir."
  • Ebû Amr Dımaşkî : "Tasavvuf, yaratıkları noksan görmek, her noksandan münezzeh olan Hakk'ı görmekle noksan olan herşeye gözü yummaktır."
  • "Biz ona şah damarından daha yakınız“ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَكِن لَّا تُبْصِرُونَ[6]
  • "Yönünüzü ne tarafa dönerseniz Allâh oradadır."[7] وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
  • "Attığın zaman sen atmadın Allâh attı."[8] فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
  1. Tasavvuf İslâm rûh hayâtıdır:
  • Cüneyd Bağdâdî'nin iki sözü sûfîlerin rûh hâlini ve mârifet-i ilâhiyye anlayışını ifâde etmektedir:
    a) "Tasavvuf, Hakk'ın seni senlikten öldürüp kendisiyle diriltmesidir."
    b) "Tasavvuf, sûfînin içinde bulunduğu bir sıfattır. Bu sıfat, hakîkati îtibârıyla Hakk'ın, sûret ve zâhiri îtibârıyla halkındır."
  • "Gecenin bir bölümünde uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere bir nâfile (teheccüd) namazı kıl! Ola ki, Rabbın seni övgüye lâyık bir makama ulaştırır." [9]
  • "Senin Rabbın şüphesiz bilir ki, sen gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını ve bazan de üçte birini ibâdetle geçirmektesin."[10]
  • Peygamber Efendimiz dizleri şişene kadar ibadet ederdi. Gelmiş geçmiş günahları afolunmasına rağmen. Bu onun İBADETTEN RUHÎ HAZ ALDIĞINI gösterir
  • Peygamberliğinin başlangıcında Hira mağarasında halvet hayâtı yaşadığı gibi, Medîne'de Ramazan aylarının son on gününde îtikâfa girer ve bu inzivâ sırasında rûhu yükselir, Cebrail ile Kur'ân'ı mukâbele ederdi
  • O'nun rûhânî ve nûrânî etkisi sohbet sırasında sahâbîler üzerinde de tesirini gösterir, huzurunda bulunanlar, rûhların melekûtî âlemlere yükseldiğini hissederlerdi. Nitekim Hanzala (r.a,): "Yâ Rasûlallâh, senin sohbetinde bulunduğumuz zaman dünyâdan soyutlanarak mânen yükseliyoruz; Cennet ve Cehennemi görür gibi oluyoruz. Bütün dünyevî emellerden sıyrılıyoruz. Fakat âilelerimize ve işlerimize dönünce durum değişiyor." deyince Efendimiz (s.a.s.): "Yâ Hanzala! Sizler benim yanımdaki vecd ve heyecanınızı muhafaza edebilseniz, meleklerin sizinle yolda musafaha ettiğini görürdünüz."
  1. Tasavvuf bir bâtın ilmidir:
  • Tasavvuf, sûretten çok sîrete, kalıptan ziyâde kalbe, zâhirden çok bâtına önem veren bir ilimdir. Bu yüzden Bâzıları tasavvufu bu kalıplar içinde tanımlamak istemişlerdir.
    Cüneyd Bağdâdî: "Zâhirine özen gösteren bir sûfî görürsen bilesin ki onun bâtını haraptır."
  • Zâhiri ve bâtını dengeli, olduğundan fazla görünmeyendir. Tasavvuf bir bâtın ilmidir
  • Namazaları huşû içinde kılarlar. İç dünyasını sağlam tutar. İçteki dışa yansır
  • Her ibadette ruh dünyamıza yönelik bir düzeltme ve arınma görmeliyiz mesela: zekât, tezkiye ve arınma demektir. Bu arınma, hem malın arınması mânâsında maddî, hem de sâhibinin cimrilik ve benzeri kalbî marazlardan arınması anlamında mânevîdir
  • şeriatın emrettiği ibâdet ve ahkâmın bir zâhir ve bâtın, bir rûhsat ve azîmet, bir fetvâ ve takvâ boyutu vardır
  • Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "Her âyetin bir zâhiri ve bâtınî, her harfin bir haddi, her haddin bir matlaı vardır."[11] hadîsi, nasslardaki zâhir ve bâtın mânânın varlığını teyid etmektedir
  1. Tasavvuf, havâssa âit ledün ilmidir:
  • Tasavvuf, havâssa âit ledün ilmidir
  • Cüneyd: "Sûfîler, aralarına başkalarının dâhil olamadığı bir hâne halkı gibidir. Allâh ile kâim olduklarından onları Allâh'tan başkası bilemez."
  • Mutasavvıflar arasında yaygın olan görüşe göre Hz.Peygamber (s.a.s.)'in Allâh'tan aldığı üç nevi ilim vardır. Bunlardan biri, Hz. Peygamber'in ashâbının hepsine öğrettiği; emir ve nehiylerden oluşan şeriat ilmi, diğeri ashâbın Bâzılarına tâlim buyurduğu özel ilim (tarîkat, tasavvuf ya da havâss ilmi), bir diğeri de Allâh ile kendisi arasında bir şifre mesâbesinde olan ve mânâsı sâdece kendisine mâlum, muhatabı bizzat kendileri olan ilimdir. Kur'ân'daki hurûf-i mukâtaa ve müteşâbih âyetler bu türdendir.
  • Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Siz benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız, çok ağlar, az gülerdiniz."[12]
  • Hz. Ebû Hüreyre der ki: "Ben Allâh Rasûlü'nden iki kap ilim aldım. Bunlardan birini halka anlattım. Diğerini eğer meydana çıkarıp anlatacak olsaydım, şu boynum giderdi."
  • İslâmî ilimlerin ana kaynağı Kur'ân ve sünnettir. kaynakların yorumunda (fıkıh ve kelâm gibi ilimler) akıl aracılığı ile istidlal ve burhan yolunu kullanırken tasavvuf; keşf ve ilham; yâni ledün yolunu kullanmaktadır
  • ilm-i ledün sırrına ermek  bir mânevî olgunluğa ermekle olur. Kehf sûresinde (18/65-82) Musa ile Hızır'ın arkadaşlığı sırasında Musa'nın olayların dış yüzüne bakarak hükmettiği, Hızır'ın ise ilm-i ledün sayesinde mes'elenin içyüzüne vâkıf olduğu görülmektedir. Hz Musa bu konuda eksik kalıyor
    Bu konuda delil sayılan âyetlerden bazıları şöyledir:
  • "Takvâ üzere olunuz ki Allâh size öğretsin."[13]
  • "Eğer takvâ üzere olursanız Allâh size furkan; iyi ile kötüyü ayırdedecek nur verir."

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

" Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.."[14]

  • "Öğrendikleriyle amel edene Allâh Teâlâ bilmediklerini öğretir."[15]
  • Keşf ve ilham, mutasavvıflar için hakîkata ulaşmada bir yol ve bir araç olmakla birlikte, hiçbir zaman gâye ve amaç değildir. Çünkü keşf ve ilham sâdece sâhibini bağlar. Sûfînin keşfi, müctehidin içtihadı gibidir. Hatâ ve sevap ihtimali her zaman vardır.

Tasavvufun Diğer İlimlerle Münasebeti:

  • Islamî İlimler içinde tasavvuftan başka diğer ilimlerle bu kadar içiçe olan başka bir ilim yok
  1. Tasavvuf ve Tefsir:
  • Rivayet, Dirayet ve İşari tefsir vardır
  • İŞARİ:
  • İlk bakışta anlaşılmayıp, Sûfi’nin tezkiyeden sonra ilham ve keşif ile elde ettiği bilgi. Buna örnek: Sahabenin arasında sadece Hz. Ebu Bekir veda hutbesinde اليوم اكملت لكم دينكم  ayetinde Hz. Peygamberin yaakında vefat edeceğini anlamıştır. Onun kalp gözü açıktı ve anlamıştı.
  • İşari tefsirin belirli şartları vardır: Kuran ve Sünnete benzer manada, onlara aykırı olamayacak ve akla ve mantığa aykırı birşey ifade etmeyecek.
  • İşari tefsirine örnek: Bursalı İsmail Hakkı’nın RUHUL BEYAN’ı ve İbn Acîbe’nin BAHRU’L MEDİD’i
  1. Tasavvuf ve Hadis:
  • Tasavvufî hayatın temelini oluşturan Hz. Peygamberîn rûhî ve zühdî hayatı ile, bu konudaki sözleri, tasavvuf ile hadis ilmini birbirine yaklaştırmıştır
  • Mutasavvıflar Hadis kitaplarında genelde Kitabu’z-Zühd /i’tisam konularında zikredilmekte
  • Muhaddis’in amacı hadisin senedini sağlıklı elde etmek, Mütasavvif ise hadislerle amel etmek ister (araştırma yerine). O yüzden ahlakî konularda zayıf hadis kullanır. Amaç meyveleri yemek
  • Hadislerin yorumu ve şerhi işarî yollarla da mümkündür
  • Tasavvudî yorumlar hadislere uygulayarak kaleme alınan eser: Hakim Tırmızi “ Nevadiru’l-Usul”dür. İLK tasavvufî hadis şerhi
  1. Tasavvuf ve Fıkıh:
  • İmam-ı Azam’ın fıkıh tarifi: “nefsin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmek”

معرفة النفس ما لها و ما عليها

  • Fıkıh: insan-insan, insan-toplum, insan-eşya = münasebetlerini düzenler. Fıkıh kiyas, kısas, farz ve vacible iştiğal
  • Tasavvuf: zühd, takva ve ihlas gibi batini ahkamı canlı örnek ahlinde halka sunmaya hayret göstermişler ve fukahaanın bıraktığı boşluğu doldurmaktadır
  • TASAVVUF İBADET VE TAATLERDEKİ HİKMETLERİ GENELLİKLE MANEVİ İNCELİKLER OLARAK İNCELER. Esrâru’s salat, esrâru’s-savm gibi...
  1. Tasavvuf ve Kelam:
  • Kelam ile felsefe birbirine yakındır, akıl ön plandadır. Kelamda aklın yanında nassda mevcuttur
  • Tasavvuf akılla değil, keşf ve ilhamla yaklaşır
  • İ’tikadsız tasavvuf olmaz. Ehli Sünnet i’tikadi bizi bağlar
  1. Tasavvuf ve Ahlak:
  • Ahlak vicdan mahsülüdür
  • İyi huyların herhangi bir zorlama olmaksızın insanda bir meleke halinde yerleşmesidir

(...)

T&I

 

[1] Abdullah b. Ömer'in, babası Hz. Ömer'den naklettiği bu hadis şöyledir:

"Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)'in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru peygamber (s.a.s.)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:

"Ya Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu söyle" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): "İslâm; Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i hac etmendir" buyurdu. O zat: "Doğru söyledin" dedi. Babam dedi ki: "Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu."

"Bana imandan haber ver" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): Âllah a, Allah'ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır" buyurdu. O zât yine:

"Doğru söyledin" dedi. Bu sefer:

"Bana ihsandan haber ver" dedi. Rasûlullah (s.a.s.):

" Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür" buyurdu. O zat:

"Bana kıyametten haber ver" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir" buyurdular.

"O halde bana alâmetlerinden haber ver" dedi. Peygamber (s.a.s.):

"Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir" buyurdu. Babam dedi ki:

Bundan sonra o zat gitti. Ben bir süre bekledim. Sonunda Allah Rasûlü bana: "Ya Ömer! O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?"dedi. "Allah ve Rasûlü bilir" dedim.

"O Cibrîl'di. Size dininizi öğretmeye gelmişti" buyurdular. (Buhârî, İman 1; Müslim, İman 1).

 

[2] YILANCI İLE DONMUŞ EJDERHA

Eski vak'aları bilip söyleyenlerden bir hikaye dinle de, bu üstü örtülü sırdan bir koku al.[1]

Bir yılancı, efsunlarla yılan tutmak için dağlık yerlere gitti.[2]

Arayan ister yavaş gitsin, ister hızlı, nihayet aradığını bulur. İki elini de aramaktan çekme. Aramak, yolda en iyi bir kılavuzdur.

İnsan, geçim için, rahatlık için yılan arar; gamdan kurtulmak için gam yiyip durur. O da karda kışta dağları dönüp dolaşmakta, iri bir yılan arayıp durmaktaydı. Derken bir dağda, iri bir ölü yılan gördü. Şeklinden bile gönlü korku ile doldu. Yılancı, o şiddetli kış mevsiminde yılan ararken o koskoca ölü ejderhayı gördü. Yılancı, halkı hayretlere düşürmek için o yılan aldı.

İşte sana halkın bilgisizliği! İnsan, bir dağa benzer. Dağ nasıl aldanır, nasıl olur da bir yılana hayran olur? Zavallı âdemoğlu kendisini tanımadı, bilmedi. Fazilet makamından gelip, bu noksan âlemine düşüverdi. İnsan kendisini ucuza sattı. Atlastı, kendini bir hırkaya yamadı gitti! Yüz binlerce yılan ve dağ ona hayranken, o niçin hayretlere düştü, yılan sevdasına kapıldı?

Yılancı, o ejderhayı aldı; halkı hayrete düşürmek için Bağdat"a getirdi. Birkaç kuruş kazanmak için, o çadır direği gibi ejderhayı çekip sürükledi. “Ölü bir ejderha getirdim. Avlamak için ne zahmetler çektim” diyordu. O, ejderhayı ölü sanıyordu. Fakat iyi dikkat etmemişti; çünkü ejderha diriydi. Kıştan, soğuktan donmuş, kaskatı kesilmişti. Diriydi, ama ölü gibi görünüyordu.

Âlem de donmuştur da adı "cemad" (cansız) olmuştur. Üstadım! Camid, "donmuş/cansız" demektir. Mahşer güneşi doğuncaya kadar sabret de âlem cisminin hareketini gör. Mûsâ"nın elinde asâ, yılan oldu ya… Bütün âlemi de buna kıyas et.

Yılancı, o yılanı yüzlerce zahmetle çeke çeke Bağdat"a kadar geldi. O maceracı adam, çarşıda bir hengâmedir koparmak için yılanı Şat kıyısına[3] koydu. Bağdat şehrinde bir gürültüdür koptu. “Bir yılancı ejderha getirmiş! Görülmemiş, kocaman bir şey! Nasıl da avlamış?” diye, yüz binlerce ahmak adam toplandı. Ahmaklıklarından onlar da yılancı gibi yılana avlandılar. Onlar, yılanı görmek için bekleşiyorlardı. Yılancı da, etraftaki halk tamamıyla toplansın diye bekliyordu. “Halk iyice toplansın da elime geçecek para çok olsun” diyordu. Yüz binlerce meraklı ahmak toplandı, sıkı sıka halka oldular. İzdihamdan, erkeğin kadından haberi yoktu. Kıyamet günü gibi, herkes birbirlerine girmişti.

Yılancı, yılanı sardığı kilimi kımıldattıkça, halk onu görmek için parmaklarının ucuna basıp boyunlarını uzatıyordu. Ejderha, karakıştan donmuştu. Yüz çeşit kilim ve örtünün altındaydı. Yılancı, ihtiyatı elden bırakmamış, onu kalın iplerle bağlamıştı. Fakat halkın toplanmasını beklerken epeyce bir zaman geçmiş, Irak güneşi, yılanın üstüne vurmuştu. Güneş onu epeyce ısıtınca bedenindeki soğukluk, uyuşukluk sıyrılıp gitmişti. O müddet zarfında ölü bir halde bulunan ejderha dirildi, kımıldamaya başladı. Ölü yılanın kımıldadığını gören halkın hayreti bir iken yüz bin oldu. Şaşkınlıklarından bağrışarak hep birden kaçışmaya başladılar. Ejderha, halkın gürültüsü arasında çatır çatır bağlarını koparmaya başladı. Bağlarını koparıp kilimin altından sıyrılınca bir de ne görsünler, aslan gibi kükreyen çirkin ejderha! Kaçarken halk birbirini çiğnedi. Hezimette birçok kişi ayakaltında kalıp öldüler. Ölülerden yüzlerce yığın oldu.

Yılancı, “Ben meğerse dağdan, ovadan ne getirmişim!” diye korkusundan yerinde kaskatı kaldı, kaçamadı. O kör koyun, kurdu uyandırdı; cahilce Azrail"in yanına kendi ayağıyla gitti. Ejderha o ahmağı bir lokma ediverdi. Haccac"a[4] kan dökmekten kolay ne var? Ejderha yılancıyı yuttuktan sonra, bir direğe sarılıp kendisini sıkarak, karnındaki adamın kemiklerini çatır çatır kırdı.

Ey insanoğlu! Senin nefsin de bir ejderhadır. O nasıl olur da ölüdür? Ölmüş görünse bile ölmemiştir. Günah işlemek için eline fırsat geçmediğinden ötürü, gamdan uyuşmuş bir halde, donmuş gibi beklemektedir. Nefis güçlense, fırsat bulsa, Firavun"un eline geçenler onun da eline geçse neler yapmaz?!

Nefis ejderhası, yokluğa, yoksulluğa, fakirliğe düşerse, elinde bir kurtcağıza dönüşür. Fakat mevki ve mal yüzünden nefis sivrisineği büyür, çaylak kesilir! Nefis ejderhasını ayrılık karları içinde tut. Aklını başına al da, sakın onu Irak güneşinin altına getirme. Dikkat et! Ejderhan donmuş bir halde iken selâmettesin, fakat kurtuldu, kendine geldi mi ona lokma olursun. Onu mat et de mat olmaktan emin ol. Ona acıma; o, acımaya ve iyiliğe layık değildir. Üstüne şehvet güneşinin harareti vurdu mu, o geberesice hemen yarasa gibi kanatlarını çırpmaya, uçmaya başlar. Onunla yiğitçe cihad et ve savaş ki, buna karşılık Allah sana kendisiyle buluşmayı ihsan etsin.

O adam ejderhayı getirip de o korkunç şey, sıcak havada kendine gelince, o fitneleri meydana çıkardı. Azizim, hatta söylediklerimizin yüz kat üstününü yaptı!

Sen o nefse zahmet ve eziyet vermeden, riyazet ve mücadehe etmeden, onu uslu, rahat ve vefakâr bir halde tutmayı mı umuyorsun? Nefsi zabtetmek her aşağılık kişiye nasip mi olur? Ejderhayı öldürmek için Mûsâ olmak gerek. Hz. Mûsâ"nın ejderha şekline giren asasından korktukları için, yüz binlerce kişi kaçarken ayak altında kalmış, Hakk"ın takdiri ile ölüp gitmişlerdi! (Cilt: III, beyit nu: 976-1066)

 

[3] Şuara 88/89 "O gün ne mal, ne evlât fayda verir. Ancak Allâh'ın huzuruna selim bir kalble gelenler müstesna."

"Allâh'ın zikrinden uzak kasvetli kalbe yazıklar olsun." Zümer 22

[4] İsra suresi 17/22

[5] Âl-i İmrân, 3/79

[6] el-Vâkı'a, 56/85

[7] el-Bakara, 2/115

[8] el-Enfâl, 8/17

[9] el-İsrâ, 17/79

[10] el-Müzzemmil, 73/20

[11] ihyâ, 1,99 İbn Hibban'dan

[12] Bûhârî, Küsûf 2: Müslim, Salât 112

[13] el-Bakara, 2/282

[14] el-Hadîd, 57/28

[15] Mevsûa etrâfi'l-hadîs, VIII, 403; Hiyetü'l-evliyâ, X, 15

 

 

tasavvuf_ders_notlari_suleyman_derin_3.sinif.docx

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Tıbbı Nebevi`ye Göre Beslenme

Emine Çıtır (Makale denemesi)

DEVAMI

The Hanifs (Theosebes/ God-fearers) as a Common Link between Judaism, Christianity, and Islam in its Historical and Qur?anic Context

Tugrul Kurt was born in Recklinghausen, Germany to a family with Turkish roots. After his Abitur, he was accepted to the special program of the Diyanet Turkey ?International Islamic Theology? program in the University Marmara in Istanbul. He graduated with a Bachelor of Arts, and started in the same year (2014) a masters in History of Religion at the same university. Simultaneously he worked as a research assistant with the 29 Mayis University in Istanbul. He released his novel ?Ilias? in 2014. Meanwhile he released several online publications in German about Islam and its relationship to Christianity and Judaism. His Master`s thesis ?The Theosebes in Late Antiquity: History and Beliefs? headed him to further studies about religious phenomena in Late Antiquity: In 2017 he was accepted to the doctoral program at the Goethe University in Frankfurt. He is working on the topic of ?The Christian sources of the Israiliyyat and the Importance of Syriac Christianity in early Islamic development?. In 2017 he became a research associate at the University of Marmara in Istanbul. In addition to his two native languages German and Turkish, Tugrul speaks and reads in English, French, Spanish, and Arabic. He also learned Hebrew, Latin and Syriac during his studies. During his Masters program he participated in several archeological excavations in Turkey. Beside his interest in history and archeology, he also holds Seminars not only about religious sciences in general, but also about mysticism, new age religions, ancient Mesopotamian culture and belief, and primitive religions. Tugrul lives with his wife and two children intermittently in Frankfurt and Istan

DEVAMI

Deutsch

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>