Ti-Entertainment

Hıristiyanlıkta Cehennem İnancı Service

Hıristiyanlıkta Cehennem İnancı

word dosyası: hiristiyanlikta_cehennem_anlayisi.docx

T.C MARMARA ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
Uluslararası İlahiyat Bölümü

HIRİSTİYANLIKTA CEHENNEM İNANCI


BİTİRME ÖDEVİ


Danışman:  Doç. Dr. İsmail Taşpınar                                                                                         

Hazırlayan: Tuğrul Kurt 

İstanbul 2014  


                                                             
İÇİNDEKİLER
 Özet………………………………………………………………………………………V
I. Giriş……………………………………………………………………………………1
1) Cehennem ’in izinde………………………………………………………………………1
a) Masaya……………………………………………………………………………………………1
b) Actumuctual……………………………………………………………………………………...3
c) Eski Mısır………………………………………………………………………………………...3
d) Eski Yunan……………………………………………………………………………………….5
e) Yahudilik…………………………………………………………………………………………7
i. Yaratılış kitabında (Genesis) cehennemle ilgili ayetler…………………………..8
ii. Mısırdan Çıkış kitabında (Exodus) cehennemle ilgili ayetler……………………9
iii. Levililer kitabında (Leviticus) cehennemle ilgili ayetler………………………….9
iv. Çölde Sayım kitabında (Numeri) cehennemle ilgili ayetler……………………..10
v. Yasanın Tekrarı/Tesniye kitabında (Deutoronomium) cehennemle ilgili ayetler……………………………………………………….....................................11
II. Hıristiyanlıkta cehennem inancı……………………………………………………11
1) Hıristiyan toplumlarında cehennem tasvirleri…………………………………………….12
2) İnsanların korkularının menşei……………………………………………………………17
3) Kilisenin rolü……………………………………………………………………………...19
4) Araf inancı…………………………………………………………………………...........20


 Sonuç……………………………………………………………………………………...23


 Bibliyografya……………………………………………………………………………..25

 


Kısaltmalar:

a.g.e.   : adı geçen eser
a.g.m. : adı geçen makale
bkz.    : bakınız
c.        : cilt
s.        : sayfa

ÖZET
“Hıristiyanlıkta Cehennem İnancı”

Cehennem insanlık tarihi kadar eski, insanların zihninde var olan bir olgu, bir korkudur. Karanlık fantazilerin, korkuların ve kâbusların merciidir. Neredeyse her kültür ve dinde korkuların membaı olan, bir cehennem tasviri mevcuttur. Bunlar birbirinden farklı tasvirler olsa da, ana hatlarıyla aynıdırlar. Genelde cehennemin yerin altında olduğuna inanılır. Buradaki temel soru şudur: “Yerin altında ne olduğuna dair, bizi orada ne bekleyeceğine dair düşünce veya bilgi nerden gelmiştir?” Özellikle Hıristiyanlıkta yaygın olan inanca göre cehennem yerin altındadır ve kötü ruhlar orada ebedî kalacaklardır. Bu inancın kaynağı çok eski milletlere ve kültürlere dayanır. Bunu daha iyi anlayabilmek için, yeryüzünün çeşitli coğrafyalarında çeşitli kültür ve medeniyetlerin izlerini sürmek gerekir.
Anahtar kelimeler: Hıristiyanlık, cehennem, ebedi ıstırap yurdu, Kitab-ı Mukaddes, kadim medeniyetler, araf

The belief in hell in Christianity
Abstract:
The belief in hell is an ancient and always existing thought and anxiety. It is the authority for dark anxieties and nightmares. In almost every faith there is a belief in hell which are sometimes simular. Generally hell is thought to be deep under the earth. The main question is: “Where is the origin of this belief and how can we know the location of hell?” Especially in Christianity it is common to believe, that hell is deep under the earth and every bad and sinful soul will be arrested in it ad infinitum. The beginning of this belief is in the ancient cultures. To understand this belief we have to analyse their interpretations and understanding of hell.

Key words: Christianity, hell, torture ad infinitum, the Holy Bible, ancient cultures,  purgatory 

 

~~I. Giriş:


Ahiret inancı denilen, öldükten sonraki hayata inanma, tarih boyunca ortaya çıkmış bütün dinlerde şu veya bu şekillerde mevcuttur . İnsanlar tarih boyunca cehennemle ilgili enva-i çeşit görüş ortaya koymuştur. Zihinlerde farklı tasavvurlar olsa da özü itibariyle cehennem kastedildiğinde benzerlikler göze çarpmaktadır: yeraltında, ebedî azap verecek, kötü ruhların gideceği, kızgın ateşin var olduğu karanlık yer.
Bazılarına göre cehennem bu dünyada bir yerde saklı, bazılarına göre ayrı bir dünyada. Kimine göre yaşadığı ıstıraplı hayat onun cehennemi. Özellikle Hint dinlerinde reenkarnasyon inancı gereği önceki hayatında erdemli yaşamayan biri öldükten sonraki hayatında kast sisteminde daha alt yerde reenkarne  olur. Ancak konumuz Hıristiyanlıkta cehennem algısı ve cehennem kavramının insanlığın başından beri nasıl bir serüven yaşadığına dair olduğundan konuyu daha da fazla genişletmek istemedik.
Avrupalı modern bilim adamlarına göre cehennem diye bir şey yoktur. Ne bu dünyada ne de başka bir âlemde. Ancak Avrupa halkı böyle düşünmüyor. Almanya’da cehenneme inananların oranı %10 iken, Polonya gibi daha Katolik ülkelerde bu %50’nın de üzerine çıkabiliyor.  ABD’de de ise cehennem inananların oranı %70 civarlarındadır. Bundan dolayı bu inancın menşei ve mahiyeti hakkında bilgi sahibi olmak Dinler Tarihi açısından önemli ve kaçınılmazdır.

 

1) Cehennemin izinde:
Özellikle Hıristiyanlıkta yaygın olan inanca göre cehennem yerin altındadır ve kötü ruhlar orada ebedî kalacaklardır. Bu inancın kaynağı çok eski milletlere ve kültürlere dayanır. Bunu daha iyi anlayabilmek için çalışmamızda yeryüzünün çeşitli coğrafyalarında çeşitli kültür ve medeniyetlerin izlerini sürmek istedik. Bu çerçevede birçok arkeolojik çalışmalar mevcut. Burada sadece birkaç örnek vermekle yetineceğiz:

a) Masaya

Bu izi bazı tarihçiler Nikaragua dağlarında ararlar. Başkente yakın olan MASAYA volkan, eski milletlerinin korkulu rüyası idi . Oranın yerli halkı bu volkana “Boca del infierno”-“Cehennem uçurumu” demekteydi. Masaya kocaman, ürpertici ve binlerce yıl aktif olan bir volkandır. Bazı uzmanlar diyor ki: “ Bu volkan aktif oluşu insanları o kadar korkutuyordu ki, onun nefes alan, öfkelenen, ateş püsküren canlı bir varlık olarak kabul ediyorlardı” . Bundan dolayı bu volkana “LİVİNG CREATURE”- “yaşayan varlık” gözüyle bakanlar var. Masaya’ da küçük bir haç durmaktadır. Bu haç, orada ölen insanların dramının anısına dikilmiştir. Yerel halk cehennemin girişinin orada olduğuna inanmaktaydı ve birkaç kişi oraya girmeye, araştırmaya çalışmış ve hayatını kaybetmiştir . Birtakım papazlar Masaya’ya gidip hem gözlemde bulunuyor, hem de orada dua ediyorlardı. Masaya’ ya ulaşmak için sayısızca dolambaç ve yeraltı mağaralarından geçmek lazım. Bu geçitler magmanın oluşturduğu geçitlerdir.  Dolayısıyla Masa’ ya ulaşana kadar geçtikleri yolları cehenneme giden yol, cehennemin çeşitli aşamaları olarak algıladılar. Yerel halk buranın cehenneme giden yol olduğuna inandığı için, Masaya kutsal mekân olarak kabul edilirdi.  Burada tanrı için kurban, insan kurbanları ve hediyeler sunulurdu. İnsanları diri olarak tanrıya kurban etmişlerdir. Bu sunuya “ritüel cinayeti” denir, zira inanç adına insanların canlarına kıyılmakta. Eski milletlerde, ilkel toplumlarda bu yaygın idi.  Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Hıristiyan din adamları burayla özellikle ilgilenmiştir. İspanyollar Masaya’ya papazlar göndermişlerdir. İncil’deki şu pasajdan yola çıkarak buradaki cehennem tasvirinin Masaya’ya uyduğu kanısına varmışlardır:
“Deniz kendisinde olan ölüleri, ölüm ve ölüler diyarı da kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri yaptıklarına göre yargılandı. Ölüm ve ölüler diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı.”
Bazı papazlar burayı daha iyi araştırabilmek için elinde sadece bir haç ile volkanın içine doğru girerler. Oraya giren rahiplerden Francisco de Bobadilla, “Volkanın içinde yanan bir çukur gördüm. Bu kesinlikle cehenneme giriştir, cehennemin kapısıdır” , demiştir. Bunun üzerine bugün hala mevcut olan büyük haççı oraya dikmiştir. Amacı, şeytanı oradan uzaklaştırmak idi . İncil’de cehennem Luzifer’in ve cezaların diyarı, “City of punishment” olarak tanıtılır . İncil’e göre Şeytan cehennemden atılınca , yeryüzüne düşerken yanında birkaç melekte koparmış ve yeryüzüne düşmüştür . Bazıların göre Şeytanın düştüğü yer cehennem diyarı, yani yerli halkın diliyle “Boca del İnfierno” dur.

b) Actumuctal

Bir başka örnek ise yine eski milletlerden olan Mayalar’ in cehennem, yani yeraltı diyarı ve ahiret inancıdır: İnsanların çok erken dönemlerden beri cehenneme inanmaların sebeplerinden bir diğeri de Masaya’ dan 600 Kilometre uzaklıkta olan XİBALBA’ da ki ACTUMUCTUAL mağarasıdır. Xibalba “korkunun yeri anlamına gelir. O bölgede yaşayan K'iche' halkından alınan rivayete göre iki kahraman kardeşin, Hunaphu ve Xbalanque, hikâyesi anlatılmakta. İki kardeş yeraltına inerler ve orada tanrılar tarafından oyun oynamaya davet edilirler. İkisi tanrıları bu oyunda yener ve yeryüzüne “güneş” ve “ay” isimli tanrılar olarak çıkarlar . Burada da insanlar tanrılar adına kurban edilir. 16. yüzyıl Verapaz'ında geleneksel olarak Xibalba'nın girişi Cobán, Guatemala yakınlarındaki bir mağaradır ve cehennemin girişi olarak kabul edilir. Mayaların takviminde sadece 360 gün vardır. Diğer beş gün “talihsiz gün” olarak kabul edilir. Bu beş günde yeraltı kapılarının açıldığına inanırlar. Bugün hala tanrıların adına birtakım ritüeller yapılmakta.

c) Eski Mısır

Eski Mısır piramitlerinde açılmayan kapılar yaptırılmıştır. İnançlarına göre bu açılmayan kapılar, yeraltına, ahirete giden kapılardır. Buna “yanlış kapılar” denir. Tıpkı mayalarda olduğu gibi, bu kapıların ardında ruhların çeşitli imtihanlardan geçtiklerine inanılırdı. Buradan hızlı geçebilmenin tek yolu, sihirli sözleri söylemekle mümkündü. Bu sihirli sözlere “Ölüler Kitabı- Anduat”  denir. Anduatlar ölüler kitabıdır ve bir nevi yeraltı haritasıdır. Her kapıda ayrı bir muhafız görevlidir ve oradan geçebilmek için sihirli sözcükleri kullanmak gerekir.
Bu “Ölüler Kitabı” ’nın  genel olarak 4 devresi vardır. Bu dört devre ölünün geçirdiği 4 metamorfozu anlatır. Birinci devre, 1-16. Bölümleri, ölüyü ve cenaze töreninden bahseder. Bu devreye ait resimlerde, uzunca bir yılanın mevtaya yaklaştığı görülmekte. Bu yılan, yeraltı dünyasının ejderhası “Aposfis” ’dir. İnsanı aldatmayı hedefler. Bu durumdan kurtulabilmek için 1.-16. Bölümler arasında zikredilen sihirli sözleri bilmek gerekir. İkinci devre, “Öte Dünya ’da yeniden Diriliş” devresidir. Kendi karanlığını ilk devrede yenen, ertesi sabah sembolik anlamda “genç sabah güneşi olarak tekrar dirilir” Bu 17.-63. Bölümlerde zikredilir. Üçüncü devrede, ruh zamandan kurtulur ve gün ışığına çıkar. Bu şu anlama gelir, artık ruh şahsiyet kazanmaktadır, zira 34.- 64. Bölümlerde ruhun şöyle dediği anlatılır: “Ben dünüm, ben bugünüm ve ben yarınım”. Son devrede ise, yani “Yükseliş ve ilahîleşme” devresinde ruh artık âlem ile bir olur ve ilahlaşır. Eski Mısırlılar ’ın ölüm hakkında bu detaylı ilgisi bizlere, ölümle ilgili fikirlerin çok eskiye dayandığını ve insanların zihinlerini önemli miktarda meşgul ettiğini göstermekte. Ayrıca insanların ölüm sonrası konusunda belirsizlik yaşadıklarından dolayı korktukları da aşikârdır.

d) Eski Yunan:

Ölüler diyarına “Hades” adı verilmekte. “Hades” aslında Yunan mitolojisinde ölülere hükmeden yeraltı tanrısıdır. Kelime anlamı olarak "Hades" görünmez manasına gelmektedir. Acımasız ve hatta korkunçtur, ama sözünden dönmez ve Yunan mitolojisinin antropomorfik tanrılarının birçoğunun aksine kaprisli bir tanrı değildir. Hades tanrılar arasında en korkulanı ve en sevilmeyenidir, diğer tanrılar bile ondan çekinirler. 
Hades’in Yunanistan’ın güneyinde, denizde bir yerde olduğu ve cehenneme girişi teşkil ettiği inanılır. Burada Penelepoles’ deki, mağaraların, Hades’e giriş olduklarına inanılır. Rivayetlere göre Herkules bu girişleri keşfetmiştir. İnsanlar teknelerle bu mağaralara girmiş ve oradan etkilenmiştir. Yunanlılara göre cehenneme giden yollar nehirlerle doludur, tıpkı bu mağaralarda olduğu gibi.
Nitekim rivayetlere göre Hades’ e ait birtakım nehirler vardır. “Acheron” nehri, ıstırabın nehri; “Cytus” ve “Phlegeton”, ateşin nehri; “Styx”, nefretin nehri. Bunlar karanlığın sembolleridir. Bu geçitlerin sonunda acı ve ıstırap bekliyordu.  Yunan mitolojisinde Hades, her canlı içindir, iyi olsun, kötü olsun herkesin muhakkak uğrayacağı yerdir. En kötüler için Hades ’te ayrı bir yer vardır ki buraya TARTARUS denir. Burası Hades’ in en alt derekesidir. Tartarus İncil’de de zikredilir. 

“Tanrı günah işleyen melekleri esirgemedi; onları  tartarusa atıp karanlıkta zincire vurdu. Yargılanıncaya dek orada tutulacaklar.”
(2 Petrus 2:4)

Tartarus’u bir nevi “ağır hapishane” diyebileceğimiz yüksek emniyet seviyesindeki bir ceza evi gibi düşünebiliriz.
“Hades ’e ilk inen ruh kendini Styx nehrinin kıyısında bulur. Yer altı krallığını çevreleyen bu ölüler nehrini geçmek için ruh Styx nehrinin kayıkçısı Kharon’u bulmalıdır. Kayıkçı yeni ruh Hades ’e vardığında yanına gelir ve ödemeyi ister. Antik yunanda ölen insanların ağızlarının içine ya da avuçlarına bir altın sikke sıkıştırılır. Bu altın Kharon’un geçiş için istediği ödemedir. Bu ödemeyi yapamayan ölülerin kıyıda çıldırıp sonsuza dek koşturduğu ya da Styx nehrine kapılıp sonsuza dek sürüklendiklerine inanılır. Kharon’a ödemeyi yapan ölü ruh kayıkla ölüler diyarının kapılarına doğru olan yolculuğuna çıkar.”

Bu inancın izlerini aslında daha da eskilere götürmemiz mümkün. Sümerliler de yeraltı diyarına inanırlardı. Aynı şekilde Ahd-i Atik’ te de yeraltı diyarın varlığına dair rivayetler bulunmakta. Burada cehenneme CHEYOL adı verilir. Ancak genel olarak cehenneme farklı isimler verilir, tek bir isimle zikredilmez: “cehennem (gehenna)” , “sheol” , “hades” , “hell”, “Hölle”, “İnferno”, “Purgatorium ”.
Ancak şu bir gerçektir ki özellikle Orta Çağ’da oluşan ve şekillenen cehennem inancına dair tasvirler rüya, ilham ve vizyona dayanır. Yani bilimsel veya ilahî menşeili olmaktan ziyade kişisel tecrübelere, burhanlara ve ilhamlara dayanmaktadır. Bunu daha iyi anlayabilmek için birkaç örnek zikretmekte fayda vardır:
Nickey Robinson, paraşüt atlarken düştü ve ciddi şekilde yaralandı. Ölümle savaşan Nickey yoğun bakımda yatarken yaşadıklarını daha sonra şöyle anlatıyor: “Ruhum ayrıldı ve öteki dünyaya seyr etti. Orada cehennemi gördüm. Simsiyah ve karanlık bir yer. Ürpertici bir yer”. Nickey Robinson bu olaydan iyileşerek Amerika’da eyaletten eyalete yaşadıklarını anlatmak için gitti. Hıristiyanlığa bağlanan cehennem azabından uzaklaşır mesajıyla. Amerika’nın çeşitli yerlerindeki kiliselerde vaaz verdi ve hatta bazı insanlara şefaatçi olacağını bildirdi. Bu bir gerçek ki, insanlık tarihinde bu tür “tecrübelerden-rüyalardan” bahsedenler hep olmuştur. Tarih kitapların kaydına geçen bu rüyalar 7. yüzyıla kadar dayanır. O zamanlarda da insanlar ölüm anında, cennet ve cehenneme seyrettiklerini ve oradaki azabı, kötü ruhları vb. ve gördüklerini söylemişlerdir

e) Yahudilik :

Babil sürgünü Yahudilikte önemli bir tema ve dönüm noktası olduğundan buradaki benzerliklerden ve ilişkiden söz etmek kaçınılmazdır.  Bu ikisi arasında birtakım benzerliklerin bulunduğu kazılar sonucu elde edilen verilerden yola çıkarak söylemek mümkündür. Mesela Yahudilikte olan mezarlar, ölülerin gömülme şekilleri, ayni aileye mensup olanların ayrı bir yerde beraberce defnedildiği gerçeği  Babil’den etkilenerek Yahudiliğe sirayet etmiş birtakım unsurlardır. Bu adet Sümerliler’ e kadar dayandırılabilir. Dinler birbirini etkiler, bu doğal bir işleyiştir. Hiçbir din veya görüş yoktan çıkmaz, zuhur etmez, onun muhakkak bir öncesi, dayandığı veya etkilendiği bir menba vardır. Dinler Tarihi ’nin en büyük özellik ve aynı zamanda olmazsa olmazlarından birisi de dinleri sadece yatay değil, dikey olarak ta ele almak. Mukayeseli ve betimleyici, bütüncül bir yaklaşımla dinlere yaklaşmak zarurîdir.
Yahudilikte cehennemin, öldükten sonra azap görmek için gidilecek yer olarak belirttiği ilk kaynak, apokriflerden Hanak’ın kitabıdır. Bu çerçevede ŞEOL kavramı da önemlidir. Şeol âlemi, insanların öldükten sonra gidecekleri yere verilen isimdir. Daha Tekvin kitabının başından itibaren bahsedilir. Yahudiliğin ahiret inancı, cehennemle ilgili fikirlerin büyük çoğunluğu Hıristiyanlığı etkilemiştir, hatta Ahd-i Cedid ’deki rivayetleri iki din de kendi Kutsal Kitap ’ı çerçevesinde incelediği için bazı konularda hemfikirdirler. Hıristiyanlık ile Yahudilik birbirinden tamamen ayrı ve birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmış ve şekillenmiş değildir. Bilakis Hıristiyanlık Yahudiliğin içerisinden çıkmıştır.  Yahudi Kutsal metni, Pentateuch ’un birinci kitabı Tekvin’de cehennemden söz edilmesi işin ehemmiyetine vurgu yapmakta.
i. Tekvin Kitabında (Genesis) cehennemle ilgili ayetler:

 “Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.”
 “RAB, «Ne yaptın?» dedi, «Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor”.
 “Kocamış, yaşama doymuş, iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verdi. Ölüp atalarına kavuştu”.
 “Bütün oğulları, kızları onu avutmaya çalıştılarsa da o avunmak istemedi. «Oğlumun yanına, ölüler diyarına (şeol) yas tutarak gideceğim» diyerek oğlu için ağlamaya devam etti.”

ii. Mısırdan Çıkış (Exodus) kitabından cehennemle ilgili ayetler:

 “Musa Yusuf’un kemiklerini yanına almıştı. Çünkü Yusuf İsrail’in oğullarına, «Tanrı kesinlikle size yardım edecek, kemiklerimi buradan götüreceksiniz» diye sıkı sıkı ant içirmişti.” 
 “Musa’ya, «Mısırda mezar mı yoktu da bizi çöle ölmeye getirdin?» dediler, «Bak, Mısırdan çıkarmakla bize ne yaptın!”

iii. Levililer (Leviticus) kitabında cehennemle ilgili ayetler:
 “İsrail halkına de ki, ‹Yedinci ayın birinci günü dinlenme günüdür, boru çalınarak anma ve kutsal toplantı günü olacaktır.”
 “Sonra, yedinci ayın onuncu günü, yani günahları bağışlatma günü, bütün ülkede yüksek sesle boru çalınacak.”
 “İsrail halkına de ki, ‹İsraillilerden ya da aranızda yaşayan yabancılardan kim çocuklarından birini ilah Moleke sunarsa, kesinlikle öldürülecek. Ülke halkı onu taşlayacak. Kim çocuğunu Moleke sunarak tapınağımı kirletir, kutsal adıma leke sürerse, ona öfkeyle bakacağım. Onu halkımın arasından atacağım. Adam çocuğunu Moleke sunar da, ülke halkı bunu görmezden gelir, onu öldürmezse, adama ve ailesine öfkeyle bakacağım. Hem onu, hem de bana ihanet edip onu izleyerek Moleke tapanların hepsini halkımın arasından atacağım.”
 “Bütün bunlara karşın beni dinlemezseniz, günahlarınıza karşılık cezanızı yedi kat artıracağım.”

iv. Çölde Sayım (Numeri) kitabında cehennemle ilgili ayetler:
Genel olarak “Çölde Sayım” kitabının ana temalarından bir tanesi, toplu halde Şeol’a diri olarak iniştir.

 “Halk çektiği sıkıntılardan ötürü yakınmaya başladı. RAB bunu duyunca öfkelendi, aralarına ateşini göndererek ordugâhın kenarlarını yakıp yok etti.”
  “Musa konuşmasını bitirir bitirmez Korah, Datan ve Avaramın altındaki yer yarıldı. Yer yarıldı, onları, ailelerini, Korahın adamlarıyla mallarını yuttu. Sahip oldukları her şeyle birlikte diri diri ölüler diyarına indiler. Yer onların üzerine kapandı. Topluluğun arasından yok oldular.”
Burada çalışmamız çerçevesinde önemli olan husus, Şeol’un, yani ölüler diyarının yerin altında olduğudur. Yukarıda zikrettiğimiz diğer din ve kültürlerde de bu inanış vardı.

 “Kim Yakup soyunun tozunu ve İsrail’in dörtte birini sayabilir? Doğru kişilerin ölümüyle öleyim, sonum onlarınki gibi olsun!”

Bu ayet bizlere ayrıca şunu gösterir: Ölüm sadece kötüler için olan, kötü bir olay değil, iyilerinde olabileceği ve iyi yerlere ulaşabileceği yeni bir dünyadır.

v. Yasanın Tekrarı/Tesniye (Deutornomium) kitabında cehennemle ilgili ayetler:

 “RAB Musa’ya şöyle seslendi: «Yakında ölüp atalarına kavuşacaksın. Bu halk da gideceği ülkenin ilahlarına bağlanıp bana hainlik edecek. Beni bırakacak, kendileriyle yaptığım antlaşmayı bozacaklar.”
 “Çünkü size karşı öfkem ateş gibi tutuşup Ölüler diyarının derinliklerine dek yanacak. Yeryüzünü ve ürününü yutup yok edecek Ve dağların temellerini tutuşturacak.”
 “Artık anlayın ki, ben, evet ben Oyum, Benden başka tanrı yoktur! Öldüren de, yaşatan da, Yaralayan da, iyileştiren de benim. Kimse elimden kurtaramaz.”

Buraya kadar olan kısımda Yahudiliğin ahiret inancına dair rivayetleri zikretmiş bulunduk. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi, Hıristiyanlığı iyi anlayabilmek için Yahudiliği de iyi bilmek gerekir. Zira ortak kaynakları Ahd-i Atik’tir. Bundan dolayı burada cehennemle ilgili zikredilen ayetler Hıristiyanlık ’taki cehennem anlayışı için önemli zemin hazırlamıştır. 
II. Hıristiyanlıkta cehennem inancı

Hıristiyanlığa göre Tanrı adil bir hâkimdir ve insanları amelleri gereği değerlendirir. Salih amel işleyip kiliseye itaat edenler cennetle mükâfatlandırılır.  Ölümden sonra ruh bedenden ayrılır ve dünyadaki amellerine göre yargılanır.
1) Hıristiyan toplumlarında cehennem tasvirlerinin teşekkülü

Hıristiyanlığa baktığımızda Paskalya hikâyesinde İsa 3. Gün yeraltına, Hades’ e girmiştir. Bu yolculuğun amacı, ruhları kurtarmaktı. İncil’ e göre İsa orada şeytanı yener ve orada hapis olunan ruhları kurtarır ve tanrıya götürür. 
Kitab-ı Mukaddes ’te birçok yerde cehennemle ilgili rivayetler mevcuttur. Özellikle Ahd-i Cedîd’in içerisinde cehennemle ilgili ayetler, tehditler ve uyarılar vardır.
Matta İncili:
 “Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir.”
 “Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de cehennemde mahvedebilen Tanrı'dan korkun.”
 “Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır”

Markus:
 “Eğer elin günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek elle yaşama kavuşman, iki elle sönmez ateşe, cehenneme gitmenden iyidir” 
 Eğer ayağın günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek ayakla yaşama kavuşman, iki ayakla cehenneme atılmandan iyidir.

Luka:
 “Kimden korkmanız gerektiğini size açıklayayım: Kişiyi öldürdükten sonra cehenneme atma yetkisine sahip olan Tanrı'dan korkun. Evet, size söylüyorum, O'ndan korkun”.
 “Bir gün yoksul adam öldü, melekler onu alıp İbrahim’in yanına götürdüler. Sonra zengin adam da öldü ve gömüldü. Ölüler diyarında ıstırap çeken zengin adam başını kaldırıp uzakta İbrahim’i ve onun yanında Lazar’ı gördü.”

Yuhanna:
 “İsa, «Yol, gerçek ve yaşam Benim» dedi. «Benim aracılığım olmadan Babaya kimse gelemez.”


2.Petrus:
 “Tanrı günah işleyen melekleri esirgemedi; onları cehenneme atıp karanlıkta zincire vurdu. Yargılanıncaya dek orada tutulacaklar.”

İnsanların ölümden korkusu yeni bir fenomen değildir. İnsanlığın en başından beri insan zihnini meşgul eden bir korkudur. “Beni öldükten sonra ne bekliyor?” sorusu insan düşünce yapısının temelinde var olan bir sorudur. Dinin görevi ve hedefi insanlar için bir huzur kaynağı ve sığınak olmak. Tıpkı fırtınalı geceden sonra gemi limanda huzur buluyorsa, hayatının zorluklarından insan liman vazifesi gören dinde huzur bulmak ister. Kilisenin özellikle Orta Çağ’ da insanlar üzerinde etkisi çok büyüktü. O zamanın insanları birçok sıkıntı ile karşı karşıya kalıyordu (veba, salgın hastalıklar, açlık, fakirlik) ve bunlardan kurtulmak için, en azından manevî feraha kavuşmak için kilisenin kapısını çalıyordu.
Kilise bir taraftan manevi destek sözünü verirken, diğer taraftan da kendini ayakta tutabilmeyi ve insanları kendine bağlamayı hedefliyordu. Bundan dolayıdır ki daha sonraları 16. ve 17. yüzyıllardan sonra Hümanizm ve Rönesans gibi düşünce inkılapları sebebiyle kilise etkisini kaybetmiş, hatta tehlike olarak görülmeye başlamıştır.
Kilise insanları cehennem azabını, yakıcı ateşi anlatarak insanları korkutmaya ve endişelendirmeye çalışmıştır ki sürekli kiliseye bağlı kalsın ve maddi destekte bulunsun. Nitekim cehennemden korku Orta Çağ’da önemli bir güç faktörü haline geliyor. Bu korku Haçlı Seferlerini tetiklemiş ve sübvanse etmiştir. Cehennemden kurtulmanın tek yolu, Kilise adına çalışmak, Papa’nın emrini yerine getirmek ile olur propagandası yürütülmüştür. 
Peki, insanları bu kadara korkutan şeyin sebebi nedir?
Yukarıda da zikrettiğimiz üzere bu, cehennem azabı, yani yakıcı ve kavurucu sıcaklık ve ateşten korkunun yanında şeytan denilen, bu acı ve ıstırap yurdunun sahibi varlığa karşı hissedilen korkudur. Müslümanlar altın çağını yaşarken Avrupa Orta Çağ’da en karanlık çağını yaşamıştır. Bu çağa “karanlık çağ” ismi verilmiştir. Korkular en doruk noktada, zalim hükümdarlar, adaletsizlik, açlık, kıtlık ve en önemlisi “siyah ölüm” olarak adlandırılan VEBA hastalığı yaygın idi. Ayrıca kilisenin “cehennem Vaizleri” ‘nin cehennemle ilgili vaazları ve insanları korkutması, cadıların zuhur etmesi, insanların korkularını daha da pekiştirmiştir. Veba hastalığı yüzünden yüzbinlerce insan, köyler, kasabalar, şehirler bir çırpıda yok olmuştur. Bunun sebebinin tanrının cezası ve dünyanın artık sonunun geldiği ve bundan dolayı hesap günün başlayacağı olmalıydı. 
 “Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ejderhayı –İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı– yakalayıp bin yıl için bağladı. Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.”
Sosyo-ekonomik hayatın kötü olması, veba hastalığının yaygın olmasının üzerine kilisenin “cehennem vaizleri” görevlendirmesi ve insanlara cehennem azabını anlatması ve korkutması ile birlikte kilisede ikonların ahiret ile ilgili tasvirleri insan psikolojisinde büyük korku ve çaresizliklere yol açmıştır. İnsanlar tek çareyi kiliseye sığınmak ve tam teslimiyette bulmuştur.
Christoph Markschies, Protestan bir İlahiyatçı ve kilise tarihçisi bu konu hakkında der ki: “O zamanlarda (kilisedeki ikonlar, tasvirler) insanlar için çok şey ifade ediyordu. İnsanların şimdi müzeye gidip bu resim güzel, bu resim güzel değildir veya “beğeniyorum” beğenmiyorum” dedikleri gezip görme olarak değil, korku ve endişe, insanlar için bağlayıcılık ifade eden mesajlar veriyor ve insanların düşüncelerini etkiliyordu. Gerçeğin buradaki resimlerden oluştuğunu inanıyorlardı.” 

Hıristiyanlığın en başlarında aslında cehennem tasvirleri yok denilecek kadarı az. İsa’nın sevgi ve muhabbet dini getirdiğine vurgu yapılmaktaydı. Hem İsa’nın kendisi hem de havarileri tanrının azabından ve gazabından bahsetmektense daha çok merhameti ve bağışlayıcılığından bahsetmekteydiler. Ancak ne zamanki Hıristiyanlık Roma’nın resmî dini oldu, bu azap ve cehennem tasvirleri ön plana çıktı. Din siyasî emeller için kullanılmıştır. Konstantin Hıristiyanlığı kendi istekleri çerçevesinde şekillendirmeye çalışmıştır.  İncil’de tanrıya, âlemlerin yaratıcısına isyandan bahsedilir:
 “Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. (2) Melek ejderhayı-İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı- yakalayıp bin yıl için bağladı. (3). Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor…”


2) İnsanların korkularının menşei

İnsanların cehennem fikri ve korkusu aynı şekilde doğal afetlerin vuku bulmasıyla da açıklanabilir. Mesela İzlanda’ da 900 sene bir volkan patlamasından sonra özellikle Hıristiyanların cehennem algısı etkilenmiştir. HEKLA adlı bu volkan İzlanda’nın güneyindedir. 12.yy’da Hekla’nın patlamasıyla “Cehennem kapıları açıldı denmiştir: “Kapılar açıldı, dünyaya kötülükler geldi”. 1104 yılında köyler volkanın şiddetinden dolayı yok oldu. Bu Avrupa’yı sarsan büyük bir olay olmuştur. Volkandan çıkan erozyon sesleri ruhların çığlıkları olarak kabul edildi. Teologlar bu olayı o zamanlar cehennemin varlığının ispatı olarak kabul ettiler. Siyah dumanlar kötü ruhları serbest bıraktı. Bu olay Hıristiyan inancını etkilemiştir.  Bu olaydan sonra halkın algısına göre kötü ruhlar cehennemden çıkıp insan bedenini ele geçirmeye başlamıştır. Massachusetts’te Şeytanın insan üzerinde etkilerini ve mahiyetini araştıran püriten ilahiyatçısı olan Cotton Mather şeytanın saldırısına uğrayanlardan bahseder söyler . Salem’de cadı mahkemeleri (Salem which trials) vardı. Bir çok kişi şeytanla işbirliği yaptığı suçlamasından dolayı yargılanmıştır   Muhtarın kızı Abigale Williams gibi bazı kadınlar, tuhaf hareketler göstermeye başlamış. Bağırıp çağırmaya başlamış ve “şeytanla pazarlık yaptım, nefsimi ona sattım, şimdi beni istiyor” demişlerdir.  Bu sadece muhtarın kızıyla kalmamış, belirli zaman sonra birçok kız nefsini şeytana sattığını söylemiştir.  Bu bir nevi cadılık “trendi” ‘nin başlangıcı olarak görülebilir. Amerika ve Avrupa’nın her yerinde cadılar zuhur etmiştir. Ta ki Aydınlanmaya kadar bu durum böyle devam etmiştir. 
Cehennem ve cehennemin bekçisi olarak bilinen Şeytan insanların korkularının merkezleridir.
Şeytanın dünyaya kötülük getirdiği inancı dinlerde yaygındır. Onun yeryüzüne atılmasıyla birlikte kötülüklerin önü açılmıştır. Luzifer ve askerleri tanrıya isyanlarının bedelini ödemek zorunda kalmıştır. 
Bazıları şeytanı bir nevi tanrıya rakip olarak görüyorlar. Böyle algılandığı için onun gücünün çok büyük olduğuna inananlar olmuş ve özellikle Orta Çağ ’da cadılar, daha sonra 19 ve 20 yy’ da da Şeytana tapanlar olmuştur. Satanizm denilen, şeytana tapma ve hayranlık duyma günümüzde ciddi manada yaygın ve özellikle evrensel ahlak bozukluğunun yaşandığı post-modern çağda genç kesimler tarafından benimsenen ve merak edilen bir dini hareket haline gelmiştir.  Bazı araştırmacılar Luzifer’ in yeryüzüne düştüğü yeri, oranın izlerini aramaktadır. Yerin altı, yani magma, Luzifer’ in merkezi ve krallığı olduğu kanısına vararak oralarda onun ve cehennemin izlerini araştırmışlardır.
 Bazı insanlar volkanların, kaynar suların yerden fışkırdığı ve dumanların çıktığı yerlerin şeytanın barındığı ve yeryüzüne düştüğü yerler olduğuna inanırlar. Burada  cehenneme girişin bulunduğunu söylerler. Hatta bazı insanlar şeytanı gerçekten gördüklerini iddia etmişlerdir.
Bunun sebebi, insanların gerçekten şeytanı gördükleri değil, sürekli şeytan tasvirleriyle karşılaştıkları için, kilisedeki ikonlar ve resimlerde sergilenen tasvirlerden dolayı zihinlerinde cehennem algısı sürekli taze tutulmaktaydı.  Her daim bir korku içinde olduklarından ve zihinlerinde Şeytanın tasvirleri mevcut olduğundan, özellikle korku ve yalnızlık anlarında Şeytanı gördüklerine inanırlar.


3) Kilisenin rolü

O zamanlarda ayrıca yaygın olan bir fenomen ise, “Cehennem vaizleri ve ateş vaazleri” dir. Orta Çağ’da kilise tarafından belirlenen ve seçilen bazı papazlar cehennem ile ilgili vaaz verdikleri ve verdikten sonra “bu azap ve elemden kurtulmanın tek yolu kiliseye uymak” diyerek Kilise adına propaganda yaptıkları malumdur. “Tanrının yeryüzündeki yegâne temsilcisi Papa hazretleri sizlere merhamet etti ve sizlere bu “Ablassbriefe”- “kurtarıcı mektupları” gönderdi diyerek insanlara kaçıramayacakları imkânlar sunmaktaydılar. Bu mektupları para ile satarlardı. Hem kim satın alırsa, kendisiyle cehennem arasına bir perde çekmiş olacaktı. Kilisenin bu tutumu insanların korkularını suiistimal etme anlamına gelmekteydi. Kilisenin insanların duygularıyla oynaması ta ki Martin Luther gelene kadar devam etmiştir. Martin Luther papanın egemenliğine ve onun Tanrı’nın yegâne temsilcisi olduğuna, insanların İncil’i sadece papazlar ve kilise vasıtasıyla öğrenebileceğine karşı gelmiş ve “Her insan kendi İncilini kendisi anlayabilir, kendi dinini kendi yaşayabilir” demiş ve Tanrı’nın kilisenin anlattığının zıddına sevgi dolu ve merhametli olduğunu anlatmıştır. Halk Luther’i hemen sevmiş ve kucaklamıştı. Papa ise onu düşman ilan etti. Zira Luther “Tanrı’nın paraya ihtiyacı yok. Cehennemden kurtulmak için başka birisine ihtiyacınız yok, İncil ve Tanrı’nın merhameti bize yeter”  diyerek kilisenin hem ticarî gelirinin önüne set çekmiş, hem de insanlar üzerine hâkimiyetini kaldırmış oldu. Luther’den sonra birtakım toplumsal değişimler vukuu buldu. 16 yüzyıldan sonra Aydınlama ’nın, daha sonra Hümanizm ve Sekülerizm ’in gelmesiyle zihinlerdeki kilise ve genel olarak din anlayışı değişmiştir.
 

4) Araf inancı

11-12.yy’da Hıristiyanlığın içerisinden zuhur eden bir inanışa göre, cennetle cehennem arasında bir yer vardır, “Purgatorium” yani ARAF. Burada ruhlar kısık ayar ateşe atılır, orada temizlenir. Günahlarından arındırıldıktan sonra oradan tekrar çıkar ve cennete girer. 
Purgatorium inancı Katolik kilisesi için önemlidir. Clemens, Origenes ve Thomas Aquinas gibi önemli âlimler bu konuya deyinmiş ve sistemleştirmişlerdir. “Hristiyan dünyasında Araf inancı tartışmalı bir konu olup, sadece Katolik Hristiyanlarca kabul görmüş bir inançtır. 1274 Lyon Konsül´ünde dile getirilen bu inanç, 1439 Floransa ve 1547 Toronto Konsüllerinde son şeklini almıştır.”
İncil’de doğrudan Araf yazmasa da ona işaret eden bir takım ayetler var:

 “Senden davacı olanla daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin.
Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamazsın”
 “Bu öfkeyle efendisi, bütün borcunu ödeyinceye dek onu işkencecilere teslim etti”
 “Bu temel üzerine kimi altın, gümüş ya da değerli taşlarla, kimi de tahta, ot ya da kamışla inşa edecek.
Herkesin yaptığı iş belli olacak, yargı günü ortaya çıkacak. Herkesin işi ateşle açığa vurulacak. Ateş her işin niteliğini sınayacak. Bir kimsenin inşa ettikleri ateşe dayanırsa, o kimse ödülünü alacak.
Yaptıkları yanarsa, zarar edecek. Kendisi kurtulacak, ama ateşten geçmiş gibi olacaktır.”

İnsan bu dünyadaki amellerine göre karşılık görür. Eğer bu dünyadan götürülenler altın, gümüş veya değerli taşlarla değerindeyse ki niyet bir şeye değer katar, o zaman bu kısık dereceli Araf’ tan yanmadan geçebilir, ancak eğer yaptıkları tahta, ot veya kamışla değerindeyse, o zaman Araf’ tan yana yana geçebilir.

Aynı şekilde Luka İncili 12:59-59 ve Matta 45:35’de de Araf inancından bahsedilmekte. Günahlar burada borç olarak görülüyor. Herkes muhakkak borcunu ödemek zorunda bırakılır.

“Önce bir ateş, aşkın, sevginin ve muhabbetin ateşi. O ateş ki tanrı tarafından yakılmış. O ateş ki, onun kaynağı ve asıl mercii ilahî vahiy. Nasıl izah edeyim bilmiyorum. Bu ateş aynı anda hem maddi hem de manevi. Bu ateşin gizemliliği ruhları arındırması ve affettirici olmasında. Affettirilmeyi ona, tanrıya borçluyuz. İşlemiz olduğumuz günah ve günahlar yığınına bedel. Ancak Araf’taki ruhlarda artık günah bulunmaz…”

Bu inanışın meydana gelmesi, o zamanki İtalya ekonomisin canlanması ve bankacılığın başlamasına dayandırılabilir.  Ticaret adamı nasıl girdi-çıktıları detaylı bir şekilde hesaplıyor ve kayıt altına alıyorsa, borçlarını ve alacaklarını biliyorsa, insanın amel defterinin de bu şekilde olması gerektiğine inanmaya başlanıldı. Nasıl ki bir borcun ticari anlayışa göre muhakkak ödenmesi gerekiyorsa, ahirette de günahların bedeli aynı şekilde ödenmesi gerekiyor.
Belirli bir müddet sonra inananlar bu Araf ’ta geçirecekleri zamanları hesaplamaya başladılar. Bundan dolayı ahirete borçsuz veya az borçla gitmek için daha hayattayken ön çalışmalarda bulundurlar. Gökteki hesaba bir nevi para depolama, erzak hazırlamaya koyuldular. Kilise bunu fırsat bilip insanlara kolaylık sağlayabileceğini söylemiştir. Kiliseye para ödemekle ahiret borcunun ödenmesi sağlanır anlayışı yaygınlaşmıştır. Kilise bunu ileriye de götürmüş ve Haçlı Sefer diye adlandırılan kutsal savaşlar için adam bulabilmek adına “savaşa katılıp kâfir kanı akıtan cehennem azabından kurtulmuştur” diyerek şövalye olmaya teşvik etmiştir. Bunu için sırf haçlı seferlere katılanlara önlerini açmak için “haksız yere öldürmeyeceksin” emri kaldırılmıştır. Kim haçlı seferde öldürürse bunu İsa için yapmış olur ve cenneti kazanır denmiştir. Hatta Kutsal topraktan azizlere ait herhangi bir eser, hatta onların kemiklerini getirenlere de ayrıca mükâfat sözü verilirdi. Her eser için 100 sene azaptan kurtulma vaat ediliyordu. Böylece kilise ticarî gelir elde ediyordu. Bu hem şövalye bulmak için, hem de ticarî gelir elde etmek için kaçınılmaz bir fırsat olarak kabul edildi ve uygulandı.

 

SONUÇ:

Cehennem ile ilgili inanış insan psikolojisinin yansımasıdır. Bu itibariyle Cehennem inancı eski medeniyetlerden beri insanlık tarihinde varola gelmiştir. Tabiat unsurlarıyla bağdaştırılan bu inanç asırlar boyunca insanı etkilemiş ve aynı zamanda bir bakıma yönlendirmiştir. Hıristiyanlık’taki cehennem inancının unsurlarını Yahudilikte, Yunan pagan kültüründe ve eski Babil kültüründe aramak isabetli olur. Bilhassa Kilise ateş ve şeytan etrafında dönen tasvirlerini din mensuplarına aşılamıştır. Cehennem korkusu aslında pedagojik bir yöntem olarak kullanılmıştır. İnsanın hayatına çeki düzen verebilmek ve kötülükleri engelleyerek toplumsal huzuru sağlayabilmek için önemli bir metottur.  Kilise bunu kendi egemenliğini pekiştirebilme ve insanları kendilerine çekebilmek ve kendine bağımlı hale getirebilmek için kullanmıştır.  İnsan fıtratında adalet duygusu neticesinde iyilerinde ve kötülerinde yaptıklarının bir karşılığı olacağı, dolayısıyla bunların gidecekleri iyiler veya kötüler diyarı tarzı bir yerin mevcut olacağına dair güçlü bir inanç söz konusudur.
Şu bir gerçek ki korkan ve her şeyini kaybettiğini zanneden insan her şey yapabilir. Aşırı korku insanı şizofren, hasta ve paranoya eder. Bu psikolojik bir vakadır.
Galileo gibi bilim adamlarının cennet ve cehennemi daha detaylı araştırmaları sebebiyle Kilise ve İncil’in insanlara verdikleri bilgilerin bilimsel verilerle çeliştiği ortaya çıktı. Bu durum kilisenin hoşuna gitmedi ve bilim adamlarına karşı çıktı, onları uyardı, takip etti, cezalandırdı ve hatta infaz etti. Kilise ’nin bilim adamlarını engizisyon mahkemelerinde yargılamasının sebebi, bilimsel verilerin kilisenin insanlara anlattıklarına karşı oluşu ve böylece insanların korkularının azalacağı ve kiliseye olan bağlılığın zayıflayacağıdır.
Bütün bu gelişmeler çerçevesinde insan zihninde yeniden dirilmeyle ilgili sorular zuhur etti. Tekrar dirilme nasıl olacak? Aynı vücutla mı yoksa farklı bir şekilde mi? Eğer aynı vücutlarla olacaksa karışık mezarlarda kemikler birbirini nasıl bulacak vs. gibi sorular insan zihnini meşgul etmiştir. Cehennem inancının farklı unsurlarını ilgi odağı haline getiren bu soru ise ayrı bir çalışmada cevaplanmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 


Bibliyografya

 Alexander Friedrich, “Zum Wandel von Krankheit und Tod in der Geschichte der Moderne“, Michael von Engelhardt WS 2007/2008 Referatsgruppe; Universität Erlangen- Nürnberg Institut für Soziologie HS. Natalie Behr, Julia Donker, Ines Kunzendorf, Marion Lenke, Ivaylo Nickoloff, Heidrun Schindler

 Ali Köse, “Milenyum Tarikatları”, İstanbul : Truva yayınları, 2006

 Alice K Turner, “The History of Hell”. ; Verlag: Harcourt Brace & Company, New York/San Diego/London   

 Bozkurt Koç, “Göstergebilimsel Bir Çözümleme: Çocuk Resimlerinde Cennet ve Cehennem”, Dini Araştırmalar, Mayıs-Ağustos 2008, Cilt: 11, s. 259-282.


 Cengiz Batuk, “Kıyameti Beklerken: Hıristiyanlık’ta Kıyamet Beklentileri ve Rus Ortadoks Kilisesindeki Yansımaları”, Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2008

 Dante Alighieri “İlahi Komedya”, İtalyanca aslından çeviren: Rekin Teksoy Oğlak Yayıncılık ve Reklamcılık Ltd. Şti., 1998
 Elizabeth Reis,” Damned Woman: Sinners and Witches in Puritan New England”, Cornell University Press, Ithaca, NY, 1997

 Emanuel Swedenborg, „Himmel und Hölle“
 Fernand Schwarz,  “Initiation aux Livres des morts egyptiens”
 Galip Atasagun, “Hıristiyanlık’ta dünyanın sonu ve ahiret kavramı” 1989 Yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü  s.23-25

 Georges Miniois, “Die Hölle Zur Geschichte einer Fiktion” und “Hölle - Kleine Kulturgeschichte der Unterwelt”, Herder Spektrum Yayın evi

 Grace Hallsell, “Tanrı’yı kıyamete zorlamak : Armagedon, Hristiyan kıyametçiliği ve İsrail”,  İstanbul : Kim Yayınları, 2002

 Hans Urs von Balthasar, “Kleiner Diskurs über die Hölle” ve “Was dürfen wir hoffen”, Johannes Verlag Einsiedeln

 Herbert Vorgimler, “Geschichte der Hölle”, Wilhelm Fink Yayınevi

 İbn Kesir 774/1373  “Tefsirü'l-Kur'ani'l-azim”,  tahkik Abdurrezzak el-Mehdi ; tercüme Savaş Kocabaş, İstanbul : Karınca & Polen Yayınları, 2011

 İbrahim Usta, “Das Fegefeuer im Katholischen Christentum” (Katolik Hristiyanlarda Araf/Berzah İnancı)

 İsmail Taşpınar, “Duvarın öteki yüzü : Yahudi kaynaklarına göre Yahudilikte ahiret inancı”, Gelenek Yayıncılık, İstanbul:  2003.

 İsmail Taşpınar, “Mesnevi'de Erken Dönem Hıristiyanlık ve Pavlus”, İlmi ve akademik araştırma dergisi tasavvuf

 Karl-Heinz Wollscheid, “Personifikationen des Bösen - Hölle, Teufel und Dämonen in der Bibel und in der christlichen Tradition”; Verlag Rhombos
 Kenan Yılmaz, “Yunan Mitolojisinde Ölüm”, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Yayın tarihi: 01 Ekim 2002

 Klaus Martin Girardet, “Der Kaiser und sein Gott. Das Christentum im Denken und in der Religionspolitik Konstantins des Großen”, Millennium-Studi- en/Millennium Studies/Studien zu Kultur und Geschichte des ersten Jahrtau- sends n. Chr./Studies in the Culture and History of the First Millennium C.E. 27. Berlin/New York: De Gruyter, IX + 213 S., 29 Abb

 Mahmut Doğan, “Yeni Yüksektepe Dergisi”, sayı 53

 Oxford Dictionary of English 2e, “Easter“, Oxford University Press, 2003.

 Peter Frölich, “Theodizee”- tanrının adaleti ile ilgili sunumu.  “Die Position Rieux´ im Licht christlicher Theologie  (Unterrichtsstunde zu A. Camus, Die Pest)”- (“Albert Camus’nün “Veba ile ilgili görüşü çerçevesinde Rieux’nün tutumu”)

 P. Damian Buck , “Die Vulkane”; BoD – Books on Demand, 2012, 146

 P. Holdener  Parvis-Verlag CH-1648 Hauteville / Schweiz Französischer Originaltitel: «Regard sur le Purgatoire» Für die französische Ausgabe: Editions Saint-Paul, 3, rue de la Porte du Buc, F-78006 Versailles Cedex © Für die deutsche Ausgabe: Oktober 1995 Parvis-Verlag CH-1648 Hauteville/Schweiz ISBN 3-907523-63-6

 Predigtreihe: Sowas glaubt ihr Christen – Anfragen unter der Lupe „Wie kann ein liebender Gott Menschen in die Hölle schicken?“ Predigt: Pfarrer Thilo Bathke

 Thomas Billhardt,  und Peter Jacobs, “Als die Muchachos kamen”

 Varela Consuelo, “La caída de Cristóbal Colón. El juicio de Bobadilla“, Marcial Pons, Madrid 2006, ISBN 978-84-96467-28-6

KATEGORİDEKİ DİĞER YAZILAR

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>