Ti-Entertainment

W.Montgomery Watt: İslamî Hareketler ve Modernlik Kitap Özeti ve Eleştirisi İlgi Çekenler

W.Montgomery Watt: İslamî Hareketler ve Modernlik Kitap Özeti ve Eleştirisi

W. MONTGOMERY WATT – İslâmî Hareketler ve Modernlik

 

  • İslam dünyasında 150 yıldır her alanda köklü değişimler olmuştur
  • Liberal Protestanlık: zihnî tutum ve belli bazı ortal motiflerin oluşturduğu geniş bir dinî düşünce
  • Modernizm=  Bu terim, yüzyılın başlarında Roma Katolikliği içindeki son derece belirli bir harekete işaret etmek için kullanılmıştır
  • Fundamentalizm= Ortodoks protestan inancı değiştirmeye veya herhangi bir açıdan İncil’in hatasızlığını sorgulamaya yönelik tüm liberal girişimlere karşı çıkanlar için kullanılan kavram . FUNDAMENTALİZM. Bu kavram 19.asrın ilk başlarında kullanılır. ABD’de faaliyet gösteren Protestan hareketi için kullanılan bir kavram. Fikrileri: İlk Hıristiyan dogmalarına dönmek, Kitab-ı Mukaddes’deki emirlere harfiyyen uyma ve İsa’nın geri geleceğini müjdeleme.  Fundamentalistler kendilerin 2. Dünya Savaşından sonra İNCİLCİLER (Evangelicals/el incilliyyun) ismini verdiler.  Şuan CONSERVATİVE BAPTİSTE ASSOCİATİON cemiyeti olarak ABD bulunmaktadırlar. Sözlük anlamı: “ Bilimsel bilgiden etkilenmiş Modern Hıristiyan düşüncesinin aksine, Hıristiyan kilisesinin bir dizi öğretilerine ve özellikle de İncil ayetlerinin mutlak doğruluğuna inanmak ve onu desteklemek.”[1] Bu köktenciler içki, sıgara vs içmez, dans etmez, tiyatro ve sinemeya gitmez. Fundamentaslistlerin 6 temel inancı: 1. Hatadan masum İncil Vahyine iman, 2. The Virgin Birth, 3. Günahların affedilmesi, 4. Yeniden dirilme Resurraction, 5. Mesih’in mucizevi gücüne iman, 6. İsa’nın dönüşüne iman

İslam’ın geleneksel olarak kendi görüşü

  • İslamın çağdaş sorunu: “kendi dünya görüşlerini netleştirmektir” . Bununla ilgili Muhammed Arkoun şöyle bir tasnifte bulunmuştur: düşünülebilen (pensable), düşünülemez (impensable) ve düşünülmemiş (impense)
  • Kur’an, Hadis ve Şeriat’ın tarihliğini düşünmek hiçbir zaman mümkün değildir (bu müslümanların çoğu için) düşünülemez
  • Montgomery Watt islam’ın kendi görüşünü ikiye ayırıyor

 

Değişmeyen Durağan Dünya:

  • Değişmezlik müslümanlar için hem toplumsal hem de bireysel bir idealdir. Müslümanlar (fıtratı itibariyle de) değişmek istemezler. Otuzun üstünde olan herhangi bir kimse hayatında büyük değişiklikler olduğunu görür ve bu değişikliklerdeb daha iyisi sağlık diye düşünür
  • Montgomery Watt’ın ifadesi: “Ben gelişme fikrinin hiç bulunmadığının ilk defa islam mezheplerini araştırırken farkına vardım. İslam’da Hıristiyanlıkta olduğu gibi hiçbir resmî akide (creeds) yoktur...
  • Eleştiri: Bu iddia doğru değildir. Aslında Hıristiyanlıkta’da yoktur. Hz İsa’dan çok daha sonra Konsiller tarafından belirli akideler ortaya konmuştur!!!Ayrıca İslamda belirli akideler vardır. İtikadî mezhepler zuhur etmiş ve akideyle ilgili farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Burada yanlış ifade edilmiştir. İslam’ın özünde yok, yani Kur’an ve Sünnette yok denilse bu kabul edilebilir bir şey olabilirdi, çünkü itikadî ve fıkhî mezheplerin dini hayata ve yaşayışa, hatta dinin doğru anlaşılmasına katkısı büyüktür. Bu yüzden ibadât, muamelât ve ukubâtta nasıl belirli kaideler var ise, itikadî görüşler de mevcuttur. Ancak bu dogmalar tabiki batı’nın anlayışı gibi ilahî menşeili değildir. Farklı algılanması lazım. İslam’ın Batı’nın, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi Kur’an harici dogmalara ihtiyacı yoktur. Farklı değerlendirilmesi lazımdır. İslam mükemmeldir, tahrif edilmemiştir. İnanç esasları Kur’an’a göredir. Kuran’dan istidlâl edilir!

 

  • Batı değişmeye kapalı olan Msülümanların zihniyetini anlamada sıkıntı çeker
  • Değişmezliğin hem bir olgu hem de bir ideal olarak kabulü, muhtemelen Arapların göçebe hayatına ilişkin tecrübelerine kadar varmakta. Atalarının izinde yürümek onların en başta gelen düstürlarındandı.[2] Bu düşünceye sahip olmalarının sebepleri coğrafî sebeplerden dolayı ve (veya) iklimle alakalı sebeplerden dolayı olabilir (Montgomery Watt’ın düşüncesi): Çölde seyahat etmek isteyen o yoldan geçen öncekilerin ayak izlerinden gider, bu daha güvenilirdir!
  • Kur’an’da Bid’a kavramı, Hz Peygamberin çağrısının bir yenilik olmadığını, aksine uzun bir peygamberler ve resuller silsilesinin devamı olduğu hususu üzerine önemle durur (ahkaf 9)[3]. Daha sonraları kelamda sapıklık için kullanılan yaygın kelime “yenilik” (bid’a) dır.

 

İslam’ın Nihailiği:

  • Müslümanların inancı:“İslam son dindir, kıyamete kadar bakî kalacaktır”. Her dönem için sorunlara çare bulmaya imkan tanır. Kur’anın inzal zamanında hamr vardı (şarap) ve bu kademe kademe yasaklandı. Yasaklanmadaki İLLET sarhoş edici olduğudur. Bundan yola çıkarak şimdiki zamandaki vodka, bira vs de haramdır derler fıkıhcılar- Nihaliğe bir delildir
  • Kur’an’ın nihailiği ayetlerde beyan edilmiştir. Ayrıca Kur’an kendinden öncekileri doğrulayıcı- musaddık ve ıslah edici müheymin derecesindedir. Kur’an önceki Mukaddes Kitapların  tahrife uğradıkları söyler. [4] Önceki metinlerin tahrif edilmesi 2 türlüdür: metin veya anlam bakımından. Tam net olmayan tartışmaları bir konudur

İslam’ın kendi kendine Yeterliliği:

  • İslam kendi başına yeterli olduğu iddiasını taşır
  • Ancak batılı kaynaklara göre İslam dini diğer dinlerden, Yahudi ve Hıristiyanlıktan etkilenmiştir. Hatta Kur’an’ın Yahudilik ve Hıristiyanlığa dayandığını söylerler. Bu konuyla ilgili Montgomery Watt diyor ki: “ islam’ın kendi kendine yeterli olduğu düşüncesi doğrudan doğruya Kur’an’dan değil, Hz Muhammed’den sonraki ilk iki yüzyılda oluşmuştur.”
  • Bu teorinin gerçekle bir alakası yok. Kur’an’ın birçok yerinde Allah’u teala Kur’anın son kitap olduğunu ve evrensel olduğunu söyler ve her insana hitap ettiğin zikreder. Ayrıca Kur’an’da “Allah’ın indinde tek din İslam dini’dir” buyrulmaktadır. Böylece Watt’ın bu iddiasının gerçekle alakası yoktur. Burada tipik oryantalist yaklaşım müşahede edilmektedir. Parçacı ve sübjektif bir yaklaşım sergilemiştir
  • Watt’ın diğer iddiaları:” Kur’an ve Hz Muhammed diğer dinlerden alıntı yapmış ama bunu itiraf etmemiştir. Bir keresinde Hz Muhammed, Tekfin 1.27’yi yansıtır biçimde “Allah’ın Adem’i kendi suretinde yarattığını” söylediği rivayetini örnek gösterir...
  • Kitab-ı mukaddesin yorumumun reddedilmesii bir ölçüde onun Kitab-ı Mukaddes’e ait bir yorum olmuş olması olgusuna bağlı olabilir...

 

  • Kitab-ı Mukaddes araştırmaları İslam alimlerince nadir yapılmıştır. Ciddi bir çalışma ortaya konmamıştır
  • Aslında ilk görünüşte belki haklıymış gibi gözüküyor, çünkü eleştirecek okadar şey var ki, buna rağmen az eleştiri vardır. Özeliikle Osmanlı döneminde birçok eleştiri mevcuttur. Hacı Abdullah Petrici bunun en iyi örneğidir ( veya Abdullah-i Tercüman)

 

  • İslam’ın daha sonraki yıllarda tercüme faaliyetleriyle hellenistik ve grek görüşlerinden etkilendiğini söyler (Felsefe, Mantık vs).

Watt müslğmanların kitab-ı Mukaddesi yeterince araştırmadığını ileri sürüyor, ancak aslında Batı islam adına yeterince, yani doğru, objektif ve bütünsel bir yaklaşımla araştırmalar yapmıyor. Ayrıca müslümanların Yunan felsefesinden, Hellenistik dalgasından etkilendiğini söyler, ancak müslümanlar kendilerince, kendilerine özgün bir felsefe ve düşünce yapısına sahip olmuştur İslam Felsefrsi daha çok yorumlayıcı olmuştur. Zaman zaman eleştirelde yaklaşımlarda bulunmuştur. Hiçbir zaman körükörüne kopyalama usulü yaklaşmamıştır Farabi’ye muallimu’s Sani deriz, öncesinden Aristo, ilk muallmim olarak bildiğimiz ve bir nevi benimsemiş olduğumuzu gösterir. Bizim filozoflar özgün birşeyler ortaya koyuş olmasalardı, eserler neden (tekrar) arapçadan çevrilmiştir (latinceye tercüme edilmiştir?) Kinid- el Kindus, İbn Sina-Avicenna, İbn Rüşd-Averroes olarak latinise edilmiştir isimleri. Binaenaleyh, İslam Felsefesi özgündür! Aristo dahi boşluktan, sıfırdan doğmamıştır, kendinden öncekilerden, tecrübelerden vs yararlanmıştır. Bir örnek: Plotemaios (Batlamyus): Astronomi. Arz merkezli alem tasavvurunu matamatiksel olarak ortaya koyandır. Kitabının SYNTAXİS MEGALE MATEMATİKE المجصطي. Bu eseri batılılar tekrar arapçasından tercüme ederler. Öünkü müslümanlar bunu hem eleştirmiş hem de geliştirmiştir. Batı buna önem veriyor ve hatta Kopernikus teorisinin temelini bundan oluşturur. Batılılar bunu “ALMAGEST” diye tercüme ederler

 

  • İslam’ın kendi kendine yeterli olduğuna olan inanç, islamî olmayan her şeyden kuşkulanma ve yabancı kültürlere açılmaya isteksizlikle birlikte hala devam etmektedir

Bunu Watt sanki İslam’ın bir zaafı gibiymiş lanse ettirmekte. Halbuki İslam diğer görüşlere karşı hoşgörülü olmayı öngörür, “Dinde zorluk yoktur” der, yani din seçiminde, herkes din seçiminde özgürdür ve bu dünyada yaptıklarının hesabının ahirette verecektir. Her din doğal olarak kendi dinin doğru olduğunu ileri sürmekte, yoksa neden evrensellik iddia etsin ki. Özellikle Hıristiyanlık aslında zorluk dinidir ve kendisi dışındaki dinlerin kurtuluşa engel olduğunu ileri sürer. Extra ecclesiam nulla salus= "outside the church there is no salvation".

(Gott will es= Deus vult= tanrı istedi diğer (bu kadar kan dökülecek anlamında))

 

Tarihte İslam:

  • İslam gelmeden önce göçebe Arapların tarihe ilişkin çok az bilgi birikimleri vardı
  • Kur’an eskiye dair bilgi vermekte, Ad, Semud kavmi, Hz Adem, Nuh, İbarhim kıssaları vs. Ancak bunlar Kitab-ı Mukaddes’deki anlatıldığı şekilde anlatılmıyor. Tarihi süreç kavramı yok, ayrı ayrı gelişigüzel zikredilmekte. İsraillilerin doğrusal tarihine ilişkin hiçbir fikir yok.  Kuran’da ayrıca Harun’un kızkardeşi Miriam ile Hz. İsa’nın annesi Meryem arasında bir karışıklık vardır
  • Watt Kur’an’da karışıklık olduğunu ileri sürer. Halbuki kendisi bu ifadesiyle ne kadar sübjektif ve paradoks olduğunu göstermektedir. Kur’an’ın tahrif edilmediğini veKitab-ı Mukaddes’in değişikliğe uğradığını  kabul ediyor ve daha sonra Kur’an’da bir çelişkinin olduğunu, Kitan-ı Mukaddes’deki bilgilerden yola çıkarak delillendirmeye çalışmaktadır. Ayrcıa Kur’an’da ayetler gelişigüzel değil, belirli olaylar üzerine inzal edilir. Müslümanların kalbini sabitleştirmek ve olaylar üzerine onları ferahlatacak ve aydınlatacak mahiyettte ayet inzal edilmiştir. Buna kavrayamayan, Kur’an’daki ayetlerin gelişigüzel ve çelişkili olduğunu zanneder. Ayrıca İsrailliler hakkında bir fikrin mevcut olmadığından bahseder. Bu yanlış olmakla birlikte şu soruyu sormak gerekir: “Acaba ne derece de bilgi verilmesini bekleniyor ve acaba israilliler çok mu önemli ki bilgi içersin (onların istedikleri kadar???) Böyle bir iddiada bulunmak çok olumsuz ve ilkeldir. Ozaman mesela Müslümanlarda neden Hz. Muhammed hakkında çok bilgi yoktu, neden hz İsa’nın havarileri hakkında fikir beyan edilmedi Yeni Ahitte diyebilirler. Ancak bu seviyeye inmek çok ilkel ve gereksiz olur...

 

  • Napolyonun 1789’da Mısır’ı işgal etmesini  dokuzuncu Haçlı Seferi, İsrail devletinin Amerika’nın desteğiyle kurulmasını Onuncu Haçlı seferi olduğunu söylecek kadar ileri gitmiştirler müslümanlar. Haçlı seferlerin amacı Hıristiyan kutsal mekanlarını Hıristiyanların denetimi altına sokmaktır.
  • Haçlı Seferin amacını ne kadar masumane anlatmakta. Kilise haricinde kurtuluş yoktur düstürü ile etrafı kan gölüne dökmüştür şovalyeler. Almancada haçlı sefere KREUZZUG denir. KREUZ kelimesinin anlamı (credere) acı ve eziyet verme demek. İsmi emellerini ortaya koymaktadır

 

Hz. Muhammed ve ilk dönem İslam’ın idealleştirilmesi:

  • Ğaranik meselesini zikretmekte (şeytan ayetleri)[5]
  • 7 harf meselesi aslında değişikliği ifade eder ama müslümanlar şöyle derler bu konu hakkında: “hakiki vahyin alternatif şekilleridir”

 

 

DİNÎ KURUM VE ÇÖKÜŞ

  • Önceki bölümden anlatılanlar: İslamî dünya görüşü ve kendisine ilişkin tasavvuru dinî kurum tarafından yüzyıllar süren bir dönemde oluşturulmuştur

Gücünün doruğundaki din kurumu:

  • Osmanlı’da din kurumları en mükemmel şekliyede vardı. Şeyhül-İslamlık Sultan ve Veziri Azam’dan sonra devletin 3. Numarasıydı. Kadılık müessesi, medereseler, müderrislik vs hepsi mükemmel bir sistemin unsurlarını teşkil etmiştir

 

Din kurumunun totaliterci stratejileri:

  • Gazzalinin diğerlerini, İbn Sina gibi Feylosofları tekfir etmesi, eleştirmesi
  • Hakim dünya görüşüne aykırı olan herhangi bir şeyi bastırma politikası devam etmektedir (tarih boyunca) en son örneği Pakistan

Yasama ve hukukla ilgili sorumlulukların kaybı:

  • Osmanlının genel zayıflığının bir sonucu olarak din kurumunda da bozulma meydana delmiştir
  • Osmanlı’da reformları başlatan 2. Mahmut
  • Daha sonra Mısır valisi Mehmet Ali Paşa

Bu EĞİTİMDE’de değişikliklere yol açmıştır)

  • Mehmet Ali Paşa avrupa modelini taklit etmeye çalışmıştır
  • 1826 da genç Mısırlıların Avrupa’da araştırma yapması için heyet göndermiştir

Mevcut Durum:

  • Karışık bir durum. Çeşitli uç noktalarda olanlar var. Bir ıçta Türkiye ve sünnilik, diğer uçta Suudi Arabistan ve Hanbelilik. Diğerleri bunların arasında bir yerde

 

İSLÂMÎ DİRİLİŞİN BAŞLAMASI

Avrupa’dan gelen etkilere verilen cevaplar

  • Bugün bazı Müslümanlar Avrupa’nın İslam dünyasına etkilerinin Haçlı seferleriyle başladığını kabul etmektedir
  • Osmanlı ile Batı münasebetleri ticaretle başlamıştır. Belirli bir zamandan sonra Osmanlı güç kaybetmiş ve Batıyı taklit etme yoluna gitmiştir. Modernleşme başlamıştır. Bu istek Batı’nın değil, Müslüman yöneticiler tarafından olmuştur. Müslüman ülkelerin yöneticileri kendilerini borca sokmuş ve batıdan bağımlı hale getirmiştir. Teknoloji, herşey artık batıdan alınmaya başladı...
  • Yine Oryantalist bakış açısı. Kendilerinin yaptıkları misyonerlik ve köstebeklik faaliyetlerinden bahsedilmiyor. Batı birçok yerde müslümanları birbirine karşı kışgırtmış ve Osmanlı topraklarında huzursuzluk oluşturmuştur...(Lawrence, Şerif Hüseyin vs)
  • Toplumsal hoşnutsuzluk İslami dirlişin filizkenmesinin şüphesiz önemli bir parçasıdır

 

Geleneksel Kendini Görüşün Aşınması:

 

 

Muhafazakar Reformcular ve Eylemciler:

  1. Muhammed Abduh:
  • Reform yapılmasından yanaydı
  • Tarihselcidir, Kur’anı tarihselci yoruma gider
  • İslam kendi kedine yeterlidir ve dış etkilerden kurtarılması lazım
  • Liberal olarak nitelendirir kendisini

 

  1. Hasan el Benna:
  • İhvan-ı müslimîn’in kurucusu
  • İlk dönem eğitimi gelenekseldir
  • Siyesete ağırlık vermiştir kendisi

 

 

  1. Mevdudî:
  • Cemaat-ı islamiyye’yi kurdu
  • Kendisi aslında bir gazetecidir, ulemadan değil (aslında)
  • Onun öğretisinin özünde yatan şey, geleneksel dünya görüşü ve kendini görme biçiminin yeniden ifade edilmesiydi
  • Batıyı maddeci ve ateist olarak görür
  • Batı uygarlığı islamiyete kesinlikle denk değildir der
  • Şeriatın günümüze uygulanmasını sağlayacak reformladan yana olduğunu dile getirir

 

 

  1. Albay Kaddafî
  • ...

 

  1. Ahmediye Mezhebi:
  • Batıya karşıdır ancak Müslümanlarca reddedilen bir akım (Pakistan’da ortaya çıkmıştır)
  • 19.yy’da ortaya çıkmıştır. Miraza Gulam Ahmed’i peygamber olarak kabul ediyorlar. Aynı şekilde Hıristiyanların beklediği mehdi ve Hinduların Krişnası olduğu iddiası da vardır
  • Hareketin asıl amacı Msülğmanları yeniden geleneksel Kur’an’î terimlerde ifadesini bulan gerçek İslama çağırmaktır
  • Kişisel dindarlık üzerine durulur.  İnsanların kişisel, derin dindarlık oluşturmalarına önem verirler

 

 

 

Yeni bir kimlik için Liberal anlayış

  • Watt Liberal kelimesini muhafazakarlığın karşıtı olarak kullanır
  • Liberaller Batılı değerlere daha bir uyum içinde olacak yeni bir kimlik inşasında başlamışlardır

İlk Liberaller:

  • Sir Hamilton Gibb’in ‘Modern Trends in İslam’ adlı araştırmasından yola çıkar
  • Gibb, ilk  Müslüman liberallerin Batının romantizm ve milliyetçiliğinden etkilendiklerini ve  tarihsel bakış açısından yoksun olduklarını iddia eder. Romantizm’in Müslümanlar üzerinde olumsuz etkileri olmuştur ( Milliyetçilik ve Peygamberi idealleştirme gibi )
  • Watt Gibb’i bu konuda eleştirir. Watt’a göre milliyetçilik halka kimlik kazandırır. Ve bir ölçüde İslam toplumunu belli bazı değerlerle birleşmiş olarak görmelerinden başka bir anlama gelmez.

Örnek olarak Sir Seyyid Ahmet Han ve Emir Han’ın Hindistan’da eğitim ve modernleşme adına yaptıkları çalışmaları getirir. (Emir Ali- The Spirit of İslam) Peygamber burada tam bir modern insan olarak tanıtılır, ve aslında İngiltere’nin tüm liberal değerlerinin İslam’la örtüştüğü iddia edilir.

  • Gibb modernistlerin bu zamana kadar İslam düşüncesinin ilerlemesinde yol katedemediklerini ifade eder

 

Çağdaş Liberal Düşünme

20. yy’ın başlangıçlarının hakim özelliği muhafazakar unsurların baskın olmalarıdır.

Liberallerin en başarılı olduğu ülke ise Türkiye’dir

başka ülkeler :

  • Sudan: Şeriatın modern şartlara uyarlanmasına dair girişimler mevcut, mehdi inancıyla bunlar halk üzerinde de etki yaratabilir
  • Endonezya: karışık bir ülke olmasına rağmen  reformcu hareketler mevcut ( 1912 – Muhammediye hareketi) ve Batılı eğitim tarzında  okullar açılmakta Devlet İslam Enstitüleri açmakta
  • Mısır/ Tunus : daha ziyade gelenekselci bir tutuma sahip, alimleri muhafazakar ve gelenekselcidirler
  • Pakistan: Hindistan’ın yanında çok daha muhafazakar bir tutuma sahip

        Bir çok üniverste ve enstitü açılmakta (Aligarh/ Camia Milliye  İslamiyye)

        İslam düşüncesinin yeniden kuruluşu adına  açılan Beyt’ül Hikme = ulema birliği

Watt’a göre : İslami liberalizmin tutumunu en iyi değerlendirmenin yolu ,1. Fazlurrahman ve 2. Muhammed Arkoun’un görüşlerini incelemektir

Watt bu ikisinin  girişimlerini değişmenin bilincinde olarak ve bir zorunluluk olarak görmelerinden ve bunu nisbeten  başarılı bir biçimde ortaya koymalarından dolayı övmektedir.

  • yenileme sıradan Müslümanların İslam tasavvurlarını tatmin edici bir biçimde yapılmalıdır
  • Kuran’ın yeni bir yorumu şart -> tümevarımsal, genel ahlak ve toplumsal amaçlı bir okuma
  • Watt’a göre ikisinin de görüşü: Mutezili düşünce sapık olarak bir tarafa itilmemeli, yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır
  • Watt’a göre ikiside en iyi biçimde İslam’ın mevcut konumunu tahlil edip geliştiren kişiler olarak tanımlamak mümkün.
  • Gibb’in eleştirdiği tarihsel bakış açısının eksikliği bu iki düşünür tarafından karşılanmakta

 

Kendini görme biçimi ve çağdaş sorunlar

  • geleneksel kendini görme biçimi hayata gereği gibi uyum sağlamalarını zorlaştırmıştır

 

Daha doğru bir kendini görme biçiminin bulunması

Watt’a göre Müslümanların problemleri geleneksel kendilerini görme biçimlerinden kaynaklanmaktadır.

1.Neden: Müslümanlar toplumsal şartların değişmez oldukları kanaatindedirler. Değişmezlik varsayımı yanlıştır. Ancak sanayi devrimiyle birlikte gündelik hayat (iletişim/ Bilgi / ulaşım / tüketicilik vs. ) değişmiştir. Ortaçağ’da üretilen çözümler yetersiz kalmaktadır

  • ! Yazar, Hiristiyani cevapların Müslümanların ihtiyaçlarına uyarlanabileceği görüşündedir.
  • ! Müslümanlar değişmezlik ilkesini yazarın lanse ettiği gibi  kabul etmemektedirler. İddia ettiğinin aksine, Müslümanlar insan fıtratının değişmez ancak şeriatın toplumsal değişim karşısında ne olursa olsun bu değişimlere insanın fıtratını en iyi bilmesi açısında cevaplar üretebilecek bir  kaynak olduğunun  farkındadırlar. İctihat ve Fetva gibi yöntemlerin varlığı başka türlü nasıl açıklanabilir?

2. Neden: Uluslararası ilişkiler alanında geleneksel kendini görme biçimi çetin güçlükler ortaya koymaktadır. Günümüzde kullanılan kaide ve esasların Müslümanlar tarafından uygulanabileceği ve hatta şeriat ile bağdaştırılabileceği görüşündedir.

  • ! Zaten yazara göre eski siyaset adamları da her zaman şeriatı kaynak olarak almamışlar çoğu kez pragmatist davranmışlardır.

3. Neden: Ayrıca bir kaç örnek daha vererek yanlış ve yetersiz olduğunu düşündüğü İslam anlayışını açmaktadır:

  • İslam kendi kendine yeter düşüncesi. Watt’a göre, bu geçersizdir. Her ne kadar ilahi bir metin olsa da Kuran beşeri unsura muhtaçdir (!)

> 1600 yıllarına kadar İslam’ın dünyaya elinde sonunda hakim olduğu inancı mevcut. Darül harp’le olan ilişkilere bundan dolayı fazla çözüm üretilmemiştir.

  • ! Watt, dünyanın geleneksel olarak iki aleme bölünmesi düşüncesinin son 400 yılda aşılmış olduğunu iddia eder ancak en geç 11 eylül saldırılarından sonra Batı’nın doğu-batı çatışması diye bir kavram ürettiğini görmekteyiz. Ayrıca batılı güçler tarafından yapılan her bir işgalin arkasında çoğu kez gizlenmiş olan dini bir motifin yattığı ortadadır. (Modern haçlı seferleri)
  • Hz. Muhammed’in  idealize edilmiş olan bir imajının olduğunu iddia eder.

Ve Cahiliyye arap devrinin lanse edildiği kadar karanlık bir devir olmadığı görüşüne sahiptir.

  • ! Watt, oryantalist bir yaklaşım açısıyla Hz. Muhammed’in gençliğinde müşrik olduğunu iddia eder ve buna delil olarak bir takım ayetlerin böyle yorumlanacağı fkrini ortaya koymakla birlikte, bu konuda aksini ispat eden bir çok rivayeti bir kenara iter

 

  • Hulefa-i Raşidin döneminin salt islami denilecek bir sisteme sahip olmadığını, aksine arap adetlerine dayandığını ve çekişmelere sahne olduğu görüşünü savunur. Gelenkeselcilerin bu döneme olan hayranlıklarını bu şekilde yıkmaya çalışmaktadır. Bu tutum Watt’a göre Müslümanları yeni çözümler üretmekten aciz kılmaktadır.

 

Watt’a göre geleneksel islami dünya görüşü 1600lü yıllara kadar hayati temel olarak iyi uydurulmuştur, ancak sonrasında yetersiz kalmıştır.

! Watt, niyetinin İslam’a saldırmak değil aksine yardımcı olmak olduğunu açıklar. Örnek olarak ise her dinin buna ihtiyacı olduğunu ve hiristiyanlığın da bu ihtiyaç karşısında harekete geçtiğini gösterir.

! Hiristiyanlıktaki dogma’nın sorgulanmasını İslam’a taşımaya çalışırken İslam’da dogmanın olmamasını göz ardı etmektedir.

 

Zihni yeniden kuruluş

> Batıdaki tarihi araştırmalar İslam’a yöneltilince Müslümanlar tedirgin olmuşlardır

  • halbuki tarihçiler/oryantalistler  kendi dinlerine uyguladıkları yöntemleri masumane (!!!)  İslam’a da   uygulamak istemişlerdir

 

  • Yine Hiristiyanlıktan örnekler vermektedir: eleştirisel bakış açısı Hiristiyan hakikatı hakkında daha derin bir anlayışa götürmüştür tezini savunur.

! Aksine Hiristiyan alimlerinin hermenötik ve ya tarih araştırmalarıyla ortaya çıkan sonuçlardan nekadar rahatsız oldukları bilinmektedir. Çıkmaza vardıklarının farkında olarak bu tür yaklaşımları Katolik kilisesi içten içe frenlemeye çalışmaktadır.

  • Watt bazı islam alimlerinin geleneksel İslami ilimleri ıslah etme yerine batılı ilimleri İslamla zenginleştirme ideallerini yersiz bulmaktadır.

 

Dini hakikatın linguistik ifadesi

  • Watt, herhangi bir dinin epistemoloji açısından ancak kelimelere ikonik perspektifle

yaklaşılarak anlaşılabileceğini iddia eder. Müslümanlar da kuran’da geçen her lafzı sözcük anlamıyla değil, Mecazi/ikonik anlamıyla algılamaları gerekir. Aksini yapan basit kafalıdır (! Geleneksel Kelamcılara atıf

 Bu tamamen İslam’ı hiristiyanlığa uydurma çabasından ibarettir. Tanrı’nın ‘Baba’ olması onun aynı zamanda ‘Anne’ olabileceği anlamına gelebilir.

Vahiyde İnsan Unsuru

  • eleştirdiği nokta Kuran’ın Allah’tan geldiği değil Levh-i mahfuz’da yazılı olduğu anlayışıdır.

! Yazarın neden bu kadar fazlurrahman ve muhammed arkoun’a hayran kaldığı buradan anlaşılmaktadır

  • Kuran Arapça olduğuna göre bizatihi insan unsurudur.
  • Dil onu konuşan topluluğun düşünme biçimini ifade eder
  • Kuran Watt’a göre hatalar içerir, mesela Harun’un kardeşi Miriam Hz. Meryem ile karıştırılmaktadır, İsa Kuran’a göre çarmıha gerilmemiştir halbuki bu tüm insanlık tarafından böyle kabul edilir

 

  • ! Tek mesnedi burada batılı tarih araştırmalarıdır. Bunların ne kadar objektif oldukları tartışmalıdır. Ayrıca kullanılan kaynaklar din kökenlidir, dolayısıyla yine tahrif olunmuş bir kaynaktan beslenilmektedir

 

  • Hiristiyanlıktaki kutsal ruhu İslam’a uyarlamaya çalışmaktadır. Yani Vahiy Hz. Muhammed’in bilinç altından gelmektedir.
  • ! Sonuç olarak Watt, Kuran’ın ve dolayısıyla vazettiği şeriatın bir bakıma tarihsel ve beşeri unsurlar taşıdığı görüşündedir. Müslümanlar bu konuda yanlış bilgilere sahiptirler. Bu Yanlışlıkların aşılmasıyla ilerleme mümkündür.

 

İslam’ın Biricikliği

  • İslam’ın kendi kendine yeterli olduğu görüşü savunulmaz bir görüştür

Ancak bununla birlikte özgün bir dindir

 

Tarihsel Eleştirel Yöntemlerin belirlenmesi

  • Müslümanlar Oryantalistleri tarihsel bakış açılarına açık olma özgüvenine sahip olmalıdırlar

! Kuran’ı farklı okumaların kaynağı hafızların hatalarıdır, der

! Asr-ı saadet’i problemli topluluk olarak vasıflandırır

! Peygamberin vahyi almadan önce Müşrik olduğunu iddia eder

 

! Sonuç olarak Watt, Kuran’ın ve dolayısıyla vazettiği şeriatın bir bakıma tarihsel ve beşeri unsurlar taşıdığı görüşündedir. Müslümanlar bu konuda yanlış bilgilere

          sahiptirler. Ayrıca tarihsel araştırmaya açık olmalıdırlar. Bu tür yanlış algıların

          aşılmasıyla ilerleme mümkündür

 

Din-Siyaset bağlantısı

  • geleneksel Müslümanların İslam’ın devlet/hukuka bağlı olmaksızın uygulanamayacağı

düşüncesini eleştirir.

  • İslam devlet tarihi  verdikten sonra, tarihin hiç bir devlet modeli sunmadığı sonucuna ulaşır

 

  • ! Hulefa-ı Raşidin dönemini devlet olarak değil, kabileler sistemi olarak tanımlar. Bunu gelenekselcilerin o dönemi idealleştirip örnek olarak göstermelerinden dolayı yaptığı muhtemeldir

        ! Geçmişteki Müslüman devlet adamlarını pragmatist olarak lanse eder.

 

Yönetimin meşruiyeti

  • günümüzde mevcut olan  hiç bir İslami devlet ‘ İslami hukuka ‘ dayanmamaktadır
  • Müslüman yönetimler çıkarlarınca İslami hukuka başvurmaktadırlar

 

Dinin Siyasetle ilişkisi

  • gelenekselcilerin İslam’la siyasetin ayrılmazlığı görüşüne karşı çıkar
  • Watt’a göre bir Müslüman pekala gayr-ı müslim devletinde yaşayabilir

 

  • ! Avrupalı Müslümanların ne kadar zorluk çektikleri apaçık. Fransa gibi layik ve çağdaş devlette insan hakları altına giren tesettür hakkı yasaklanmaktadır!

 

  • Müslümanların Demokrasinin ahlakı göz ardı ettiği gibi  eleştirilerini’ ileriye gitme ‘ olarak algılar

 

Uluslararası Siyaset

  • Diplomasi deki yetersizlikleri eleştirmektedir
  • Geleneksel Dar’ul- İslam Dar’ul- Harp ayrımına karşı

Watt’a göre İslam’a hasım dünya algılaması Hicretten öncesine kadar gider

  • Cihad ‘çabalama’ anlamındadır, kılıç ve savaş anlamında değildir

 

! Tipik oryantalist bir tutum, Elmalılı’ya göre bu Müslümanları sindirmek ve güçsüz hale getirmek için ortaya atılan tezlerden biridir

 

  • Müslümanlar kendilerini daima tehdit eden bir dış dünya algısından kurtarmalıdırlar
  • Dinin yayılması için savaşın alet edinildiği ortam artık yoktur

 

Toplumsal konular

İçtihat kapısının açılması

  • modernleşme girişimlerinde yeterince hukuki ilerleme yoktur (mesela çok evliliği yasaklama)
  • içtihat kapısını açılması gerektiği kabul edildikten sonra bile İslam uleması arasında büyük ihtilaflar mevcuttur

 

! Yeni İcithatlar aydınlar tarafından yapılabilir görüşündedir ki, Fıkıh bilgisini iyi öğrenmiş her İslam teoloğu buna karşı çıkacaktır (burada yine Fazlurrahman’a dayanmaktadır)

 Belli bazı toplumsal sorunlar

  • Hırzılıkta el kesme, had cezası ve ribayla ilgili hükümlerde yazara göre belirsizlik vardır
  • Batıyı tüketiciliklerinden dolayı eleştiren Müslümanlar aslında bu duruma özenmektedirler

 

İnsan Hakları

  • İnsan hakları Şeriata uygun olmaları hasebiyle Müslümanlarca kabul edilmiştir, ancak buna geçmişte ve günümüzde ne ölçüde riayet edildiği tartışmalı

 

Kadınların durumu

  • geleneksel dünya görüşünde kadınlar ev işleriyle sınırlı tutulmaktadırlar
  • dünya feminizmini eleştirenleri ileri gitmekle suçlar

! Tesettür konusu Watt’a göre sadece iffet ve tevazuunun açığa çıkarılmasına bir araçtır. Buna alternatifler modern Müslümanlar tarafından ortaya konmalıdır ve tartışılacaktır, der.

  • Watt’a göre başörtüsünden daha ciddi bir durum vardır: Kadının toplumsal hayattan tecrit edilmesi

 

İslam ve Öteki dinler

  • İslami dünya başka dinlere olan bakış açısını değiştirmelidir
  • Yahudilik ve Hiristiyanlığın tahrif edildiğine dair hiçbir belge yoktur, mesnetsiz bir iddiadır

 

! Hatem’en – nebiyyin kelimesini öncekileri tasdikleyen olarak algılar. Son Peygamber olarak algılanması Watt’a göre Müslümanların değişmezlik ilkelerine uydurdukları bir yorumdan ibarettir

  • Kuran’da hiristiyanları övücü ifadelerin  bulunmasına rağmen, sonrasında Müslümanlar küçümsemişlerdir

! Müslümanlar Seçilmiş halk kavramını eleştirmelerine rağmen kendileri öyleymiş gibi  bir tutum sergilerler. Hakikatın sadece onlara mahsus olduğu düşüncesine kapılmışlardır. Hiristiyanlıkta böyle bir iddianın mevcut olmadığını iddia eder. Oysaki bizzat Katolik kilisesinin  ‘ extra eglesia nulla salus’ kodexi bunun tam aksini ispat eder!!

Her dinin bir gerçeklik iddiası vardır.

  • eğer Müslümanlar yaratıcı olmak istiyorlarsa öteki dinlere karşı yeni bir tutumu kabul etmek zorundadırlar

! Hiristiyanlıkta olduğu gibi, Müslümanların kendilerini sadece ‘Tanrı’nın insana yönelik planlarının bir parçası olarak görmelidirler’ (S. 178)

 

İran tecrübesi

Yazar, Şiilerin kendilerini görme biçimlerinin nasıl Sünnilerden ayrıldığını göstermek istemektedir:

  • Sünniliğin tutumu ile Şiiliğin tutumu arasında ince farklılıklar mevcut, mesela değişmezlik ilkesi Şiilerde Sünnilerde olduğu kadar yoktur. Bunun bir nedeni Mehdilik inancıdır.
  • Ayrıca Şiilerde Darul-İslam düşüncesi pek yaygın değildir.

 

 

[1] Fundamentaslisstlerin 6 temel inancı: 1. Hatadan masum İncil Vahyine iman, 2. The Virgin Birth, 3. Günahların affedilmesi, 4. Yeniden diirlme Resurraction, 5. Mesih’in mucizevi gücüne iman, 6. İsa’nın dünüşüne iman

[2] ليس الفتى من يقول كان ابي و لكن الفتى من يقول ها انا ذا Bu arapların atalarının dini ve geleneği üzerine olduklarını eleştiren bir şiirden alıntıdır. Kur’anı kerimde onların bu tutumlarını eleştirmekte

[3] قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًا مِّنْ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

[4] يحرفون الكلم عن مواضعهAyrıca Kur’an önceki vahiyleri doğrulayıcı ve gözetleyicidir:

وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِوَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَآ آتَاكُم فَاسْتَبِقُوا الخَيْرَاتِ إِلَى الله مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

“(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.”

Kur’an diğer kitaplara değinmiş ve onların yanlışlarını düzeltip (müheymin) ve doğrularını tasdik etmiştir (musaddik)

 

[5] Hz. Peygamber, Mekke müsrikleri ile uzlasmanin yollarini ariyor, devamli anlasma çareleri düsünüyormus. Zihni bu düsünce ile hep mesgul iken bir gün Kâbe yaninda Necm suresini okuyormus. "Gördünüz mü o Lât ve Uzza yi ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menât'i?" seklindeki 19 ve 20. ayetlerini okuduktan hemen sonra Seytan, Hz. Peygamber'e musallat olmus ve seytanin etkisiyle Hz. Peygamber, farkinda olmaksizin "Bunlar yüce kugu kuslari (veya turnalar)dir ve sefâatleri umulur" cümlelerini vahyin devami gibi söyleyip Necm suresini okumaya devam etmis. Surenin sonuna gelince secde ayeti oldugu için Hz. Peygamber ve orada bulunan müslümanlar secdeye kapanmislar. Müsrikler de Hz. Peygamber'in okudugu bu cümleler sebebiyle son derece sevinerek; "Artik Muhammed ilâhlarimizin sefâatini kabul ettigine göre aramizda önemli bir ayrilik kalmadi" deyip hepsi secdeye kapanmislar. Son derece yasli bir veya birkaç müsrik, yere egilip secde etmek zor geldigi için yerden bir avuç toprak alarak alinlarina degdirmis ve böylece ilâhlarina tâzimde bulunmuslar. Bu olay dolayisiyla müsrikler kIsa bir süre müslümanlari kendi hâline birakmislar. Bu haber Habesistan'daki müslümanlara "tüm Mekkelilerin Islâm'a girdigi" seklinde ulasmis ve Habes muhâcirleri orayi terkedip Mekke'ye yönelmisler. Ancak bu olayin ardindan Cebrâil (a.s.) gelerek hatasi dolayisiyla Hz. Peygamber'i ikaz etmis, bu arada nâzil olan Hacc sûresinin "...Senden önce gönderdigimiz hiçbir resul ve nebî yoktur ki birseyi arzuladigi zaman seytan onun arzusuna (vesvese) atmamis olsun. Allah, kendi ayetlerini saglamlastirir...'' meâlindeki 52. ayeti ile önceki cümle neshedIlmis. Hz. Peygamber, olanlardan üzüntü ve nedâmet içinde, yeni inen ayetleri ilân edince Mekkelilerin eziyetleri yeniden baslamis..."

KATEGORİDEKİ DİĞER YAZILAR

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>