Ti-Entertainment

Kitap Özeti:"Körü Körüne İnanç" - Vamık D. Volkan İlgi Çekenler

Kitap Özeti:

Kitap Özeti:"Körü Körüne İnanç" - Vamık D. Volkan (Çağdaş İslam Akımları - Mehmet Ümit)

 

Kısım 3: Liderlik ve Kişilik

(6) “Sonucu Belirleyen Ufak Ayrıntı”

  • Egemenlik ve kontrol, iyicil bir nitelikten ezici bir niteliğe, iyi bir yöneticiden kötü bir diktatöre dek değişik niteliklerde olabilir (Leo Rangall)
  • Arieli: “ Politik gücünü liderliğiyle birleştiren etkinliği üzerine odaklanmışsa ve bu şekilde kritik kararların alındığı bir dönemde, toplumsal olaylar içinde en üst konuma erişmişse, liderin kişiliği, ulusunun kaderini biçimlendirmede temel bir rol oynar”

Bir lider, bir ulusun kaderini belirler. Tarihi ulus yapan liderdir. Her ne kadar Davi Ben Gurion yukarıda zikredilen Arieli’nin sözüne katılmayıp ulusun geleceğinin lidere bağlı olduğunu kabul etmediyse de, aslında kendisi “bir ulusun kaderini değiştiren” lider olmuştur. “ Ben Gurion gibi bir lider, tüm treni çekmekle kalmayıp, aynı zamanda onun yönünü belirleyen bir lokomotifle kıyaslanabilir”[1] . Ben Gurion İsrail devletinin kurucu babalarındandır. Son derece etkili ve tarihe adına yazmış bir liderdir.

Liderlik vasfına sahip olanlar, en zor anlarda bile iç süküneti sağlar ve eldeki kısıtlı imkanlara aldırmadan aklî selîm kararlar alırlar. Dikkatlice akıl süzgecinden geçirdikten sonra karar verir.  Onların bu özellikleri “sonucu belirleyen ufak ayrıntıdır”. Bir liderin kişilliği kitleleri etkiler.

Modern Politik “gerçekçilik”in ya da Realpolitik’in kökenleri 19. Yüzyılın ortalarına tekabül eder. Romantizm idealizme karşı tepki olarak zuhur etmiştir.. Realpolitik’in ilk uygulayıcıları Alman İmparatorluğunun mimarı OTTO VON BİSMARCK’tır. Bu daha sonra “Soğuk Savaş” döneminde “Amerika Modeli” olarak bilinmeye başlanılmıştır.. “AKILCI VE AKTÖR MODELLERİ”’ne örnek olarak Küba Füze Krizi sırasında ABD’deki karar verme süreci zikredilebilir. Burada kararlar yalnızca akılsal hesaplarla değil, bürokraik  ve örgütsel ve ulus içi süreçlere dayalı olarak karar alınmıştır.

Karar alma sürecinde sırf akılcı ve duygusal faktörler değil, birçok faktörler önemlidir. Bunların yanında bilinçdışı dürtüler önemli rol oynar.

Liderin karar almada rol oynayan unsurlar:

 

  • Kimlik ve kişilik bir madolyonun iki yüzü gibididir
  • Kimlik: •bir bireyin kendisini algıladığı zaman, buna kimlik denir, •bireyin içindeki aynılığın öznel yaşantısı; •bir kişinin kendi tutarlı ve içsel aynılığı
  • Kişilik: •bir başka kişi, bu kimliğinin dışa yanısyan ifadelerini gözlemlediği zaman buna kişilik denir; bireyin alışılmış davranışlarından, düşünme ve duygulanmadan, konuşma biçimlerinden ve fiziksel jestlerinden oluşur

 

  • Bir liderin geniş grupları etkileyici rolünü tam olarak anlayabilmek için liderin kişiliğini incelemenin ötesine geçmek gerekir!
  • Totariter rejimlerde olsun, demokratik yönetimlerde olsun politik propaganda ve karar almada, geniş kitlelerini harekete geçirme gücüne yön veren liderdir, yani LİDERİN KİŞİLİĞİ BELİRLER.
  • Çeşitli kişiliğe sahip liderler var: yüksek ahlak sahibi, aşırı hırslı, kompleksli ,paranoid... onların kişilikleri gruplerın/kitlelerin hareketlerini de belirler...(paranoid bozuklukları olan liderlerin- kontrollü iken ve tehdit altında değilken, sevecenlik göstereceği bilinir. Yoksa devamlı anksiyete içindeler.
  • Enver Sedat mesela “akılcı aktör” idi. Kendi aklınıi kendisine politik konularda öğütler verenlerin aklından üstün görüyordu. Kararlarını “kendi içindeki sesler”e göre veriyordu. Nitekin Knesset’e İsrail ile görüşmeye gitme kararını kendi iç sesine göre vermiştir, bütün siyasi dengeleri altüst etmiştir.
  • Bir politik liderin kişilik özelliklerinin dışavurumu doruk noktasına çıktığında halk, genellikle bundan çok etkilenmektedir. Buna örnek Bill Clinton ile Monica Lewinski ilişkisidir.

 

(7) Narsizmin Gücü

“narsizm (özseverlik) terimi yunaca “narcissus’dan gelmektedir.. Narcissus= kendisinin bir su birikintisindeki aksine âşık olan genç bir adamdır. Yani “kendini sevme” anlamındadır. Narsistler bir paradoksun içinde. Bir yandan açıkca kendilerini çok sever ve büyük ve tümgüçlü hissederken,diğer yandan üstü ötrük bir biçimde değersizleştirilmiş bir yanları vardır ve sevg, “açlığı” çekmektedirler; bu ikici yön, zaman zaman farkındalık alanına çıkmakta ve kişiyi ezmektedir[2].

Narsist olan kişiler kendilerini yalnızlık içinde hissederler.

Kötücül narsistler ve onarıcı narsistler vardır..

Kötücül narsitler sürekli bir anksiyete içindedir, depresyon ve aşağılanmış kompleksiyle yaşarlar. Bu duygular, kişiliği tehdit eden unsurlar “istenmeyen parça” olarak görülür ve bundan kurtulmak ister.  “saldırgan zaferleri” saldrıgan kimlikleriyle bu tehlikeleri bertaraf etmek ister. Kendine tehdit gördüklerine, yolunda ona engel teşkil eden olumsuz, istenmeyen parçadan kurtulmak için gayret eder. Bunun yaşanmış örneklerinden birisi Amerikan’nın meşhur seri katili TED BUNDY’dir. Bir başka örnek “American Psyche” filminde en iyi şekilde gösterilmektedir. Başrolde oynayan Patrick Bateman en iyi, bir numara olma peşinde. Kendi kimliğine engel teşkil eden bozuk ve istenmeyen parçaları ortadan kaldırır. Seri katili oynayan Bateman aslında bakımlı ve itibarlı bir kişi. Ancak kimlik sorunundan dolayı, bir numara olma yolunda önüne engel olanları öldürür. Narsistler sırf alt tabakalardan, ezilmiş olanlar değil, zengin, bakımlı, itibarlı ve başarılı kişilerde oluyor. Sahte alçakgönüllük gösterirler, aslında tek amaçları bir numara olmak, her daim zirvede olmak ve sevilmek.

Bunun yanında birde “onarıcı” narsist liderler de vardır. bunlar üstün özgüvene sahip ve kendi parıltıları yandaşlarına geçer ve onları da beraberinde sürükler. Buna en iyi örnek Mustafa Kemal’dir. Genç yaşlarda babasız kalmış, ailede büyük travmalar yaşanmaış, kendisi asker iken 1923’de Padişah sürgüne gitikten sonra liderliğe geçmiş ve “modern Türkiye’nin kurucusu olmuştur.  Daha sonra kendisine “baba türk” anlamına gelen “ATATÜRK” ünvanı verilmiştir. O ölmüş olmasına rağmen hala lider konumundadır, “ebedî şef” olarak görülür. Kitaba göre Atatürk mevcut karışık ve bozulmuş düzeni yeniledi ve toplumsal gerilemeyi durdurdu.. Vamık D. Volkan’a göre Atatürkün kişiliğini ve kimliğini biçimlendiren belki de en önemli olgunun, yas dolu bir evde doğması olduğudur.  Ondan evvelki kardeşlerinin ölmesi, aileyi her daim yas içinde tutmuştur. Mustafa Kemal annesinden devamlı ayrı kalmış ve hasret kamlıştır. Hep yalnız kalmıştır. O yüzdendir ki daha sonraları da her zaman yalnız ve bağımsız olmayı seçmiş ve bu şekilde yaşamayı tercih etmiştir.  Atatürk kendisini başkalarından üstün görüyordu. Bunu yandaşları da hissediyordu.  Kendisi şöyle demiştir:

Onca yıllık eğitimden, uygarlaşma ve toplumsallaşma süreçlerini bu kadar inceledikten sonra, niçin sıradan insanların düzeyine ineyim? Ben onları kendi düzeyime çıkaracağım. Benim onlara benzememi istemeyin; onlar bana benzemelidirler”.

Cumhurbaşkanlığı konutunda keder ya da depresyona mahal yoktu. Açıkca “yaşam” ve “mutluluk” hakimdi.  Onun ana uğraşı “mutlu bir Türkiye” idi.  O her sabah annesinin elini öper, Türkiye’yi laikleştirme ve Batılılaştırma işlerine ondan sonra yönelirdi. Bu onda ritüel haline gelmişti (belirli titüellere sahip olma liderlerin özelliklerinden biridir). Ayrıca onun annesinin elini öpüp güne ve işlerine başlaması çocukluğunda annesinden uzak kalmış olmasına dayandırılabilinir. Çocukluğuna dair özlemdir bu hareketi). Atatürk yemek ve içkili akşam yemekleri düzenlerdi. Bu coğu zaman müzisyenler esliğinde sabahlara kadar sürerdi. Bu ortamda kendi çocukluk çağına giderdi. Çocukluğunun yemeklerini, müziklerini ister ve çocukluğundan bahsederdi.  Konutunda bir oda tıpkı çocuk odası gibi yapılmıştı.

  Bir diğer “başarılı” narsist liderde Richard Nixon’dur. ABD’nin 37. Başkanı Nixon zaman zaman “düşmanlarının” saldırısına uğradığını sanmıştı. Onun kişilik özellikleri yıkıcı eylemlere yol açmıştır, siyasetini belirlemiştir. O “aç özbenliğini” saklamak istiyordu ve bundan dolayı utanç duyuyordu.  Bu yüzden kendisine de utanç duygusu yaratanlara ya da kendi “aç özbenliğini” temsil edenlere karşı saldırgan davranıyordu. Onun bu duygusu aslında başarısının sırrıdır. Kendisi sıkıntılı bir ailede dünyaya gelir. Bebekliğinde dahi uzun uzun ağlarmış, gençliğinde (hayatında) bazı olaylar annesiyşle ilişkisin kensitiye uğramasına vesile olmuştur. O yüzden uzaklara gönderildi, annesinden koptu ve kendisini annesiyle birlikte kalmaya lâyık olmadığını düşünmeye başlamıştı. Nixon baskıcı ve yalnız kaldığı bir ortam içinde büyümüştür.  Böyle bir ortamda yetişen Nixon kendi doğal zekasını ve ebeveyninin özendirmelerini kullanarak, başarılı olma yoluyla sevgi ve onay aramıştır.  Sessiz ve kendi başına kalmayı yeğlemiş, kendi kendine yeten ve başkalarına pabuç bırakmayan bir karaktere sahip biri olarak yetişmiştir. Çok erken yaştan itibaren istediği ve gereksinim duyduğu şeyleri kendisi oluşturmaya çalışmıştır. Bütün bu olayların onu erken yaşta olgunlaştırmıştır. Erken yaştan beri “bir numara” olmak istemiştir.  Bütün bu özellikleri siyasetine de etki yapmıştır. Bütün bunları göz ününde bulundururarak siyasî kararlarını anlamak daha anlaşılır olacaktır.

Nixon’un saldırganlık duygusu yüksekti ansızın öfkelendiği oluyordu.  Onun açısından öfkesini uyandırcak bir şey her zaman vardı. Nitekim politik eylemlerinin sonucu istifa etmeye sevk edende kendi karakteriydi.  Sürekli aşağılanma ve anksiyete dugusu hakimdi.

Nixon’un aç özbenliğinin yansıması en net şekilde saldırı için kullandığı kod adındadır. “kahvaltı”, sonra “öğle yemeği” sonra “akşam yemeği” ve sonuçta tam bir “menü”ortaya çıkacak kod adları kullanmıştır. Açlığını gidermek için kullanmıştır bu kod adlarını.

 

  • Yıkıcı ve yapıcı narsistik liderler arasında fark vardır! Her ikiside yandaşları arasında toplu bir gerilemeye yol açabilir. Ancak biri olumlu diğer ise olumsuz sıfatlara ve kişiliğe, dolayısıyla etkileme gücüne sahiptir. Olumlu narsitlere örnek yukarıda verildi (Mustafa Kemal ve Richard Nixon). Olumsuz narsist lidere örnek: Hitler (ve Stalin)

Hitler: olumsuz narsist lider. Üçüncü Reich’ı kurma hedefinde yahudi ve çingenelere, hayalindeki ideallere uygun olmayan ırktan olanlara yaptığı soykırım tarihte en şiddetli rejimler arasında yerini korur. Hitler’i aslında Hitler, “FÜHRER” yapan özellikle onun propagandasını yapan GÖBBELS’dir. Göbbels Hitlerin ilahlaşmasına, halk nezdinde ilahî niteliklere sahip, yegane güç söz ve kudret sahibi olmasına yol açan kişidir. “ Heil Hitler”, “Unser FÜHRER” lakabını ve selamı getiren kişidir Göbbels.

Hitler ile tanışanlar, Göbbels, Himmler ve Hess gibiler ondan etkilendiklerini ve büyülendiklerini söylerler.

“Hitler’in ağızından çıkanlar Tanrı yasasıdır, emir ve yasaları tanrısal otoriteyi temsil etmektedir”[3] Hitler’in partisi dini kuruluş olarak algılanırdı. Nürnberg’de dev Hitler resmin altında Yuhanna İncilinin başlangıç dizesi “ Önce Söz vardı...” yazıyordu.

Hitleri taklit edenler adeta “KÜÇÜK TANRILAR” haline gelmişlerdi, kendilerin öyle hissediyorlardı.

 

(8) Öğretmen Olarak Liderler:

Mustafa Kemal ve Tanzanya  Birleşik Cumhuriyeti’nin kurucusu Julius Kambarage Nyerere.

  • 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden yeni Türkiye doğduğu zaman halkın %80.90 nı okuma yazma bilmiyordu. Atatürk türk halkını okuma-yazma bilen bir topluma dönüştürmek istiyordu. Arap alfabesinden latin alfabesine geçişi sağlamış, başta kendisi bunu öğrenmiş ve “baş muallim”  olarak bakanlarına ve halkına öğretmiştir.  İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’na bir kara tahta kurdurdu ve elinde tebeşşirle muallimlik yapmıştır.
  • Atatürk gibi Nyere de halkı için büyük hizmetlerde bulunmuş ve öğretmenlik yapmıştır. Nyerere öğretmenlik yapmak üzere eğitim almıştır.  1964’te Tanzanya bağımsız devlet olduğu zaman dünyadaki en yoksul ülkeydi ve okuma yazma bilmeyenlerin oranı %85 idi. Ayrıca sayılı mühendis ve okumuş insan vardı. Kendisinin bizatihi öğretmenlik yaptığı eğitim faaliyetinde ve eğitim ağırlıklı siyasetinin sonucunda Tanzanya ahlkının okuma-yazma bilmeyenlerin oranı çok aza düştü (%9).  Yeni Tanzanya’da 7 yaşındaki çocuklar okula gidiyor, eğitimin yaşı olmaksınzın herkese eğitim veriliyor.

 

Öğrenciler, öğretmenle özdeşim kurma aşamasına gelirler. Öğretmenle öğrenci arasında özel bir münasebet, ilişki, karşılıklı etkileşim ve duygusal bağ oluşur.  İyi bir öğretmen öğrencisinin gizli endişelerini derinlemesine araştırır ve onun zihinsel ve duygusal gelimesine vesile olur ve onu destekler. “ Öğretmen bilgiyi vermekle kalmaz, aynı zamanda onu besler ve güçlendirir”. Öğrenci, öğretmenin düşünme ve davranma biçimini özümler ve kendisine öğretilen konuyu ya da beceriyi sevmeye başlar.

 

 

T&I

 

[1] Tuvia Frilling

[2] „Körü Körüne İnanç” Vamık Volkan

[3] Langer

KATEGORİDEKİ DİĞER YAZILAR

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>