Ti-Entertainment

Felsefe Tarihi İlgi Çekenler

Felsefe Tarihi

Felsefe Tarihi

PHİLOSOPHİA= PHİLO + SOPHİA (=== HİKMET SEVGİSİ)

FİLO = Sevgi ; SPOHİA= Hikmet = HİKMET SEVGİSİ

  • İlk başlarda, ilk düşünürlere SOFOS denirdi (Thales) ancak PYTHAGORAS bir insanın herşeyi bilemiyeceğini söylemiş ve insanın olsa olsa FİLOSOFOS olabileceğini bildirmiştir
  • Konusu Evrenin anlaşılmasıdır topyekün kuşatılabilmesi
  • M.Ö 5-6 yy’dan bugüne kadar
  • Felsefenin nerede ve ne zaman doğduğu muhtelif
  • (kitap: umumi kanaat  felsefenin Ege Denizi sahillerinde 6.yy Yunanlıların geliştirdiği, onlardan çıktiğidır… ancak dağa doğru olan görüş ise, felsefenin bir tek yerden değil, muhtelif yerlerde oluştuğudur)
  • İnsan düşüncesinin özel bir yeri vardır = felsefi düşünce
  • (ekstra: insanın zekası, içinde yaşadığı çevredeki eşya ve olayları kavramaya çalışarak uyanır. Absorbtion der Umwelteindrucke, der Mensch wird von der Umwelt und den Sinneswarnehmungen beeınflusst, gar beeindruckt.. the environmental expression is fundamental for human being and thinking… die Philosphie ist die Lebensweisheit! Felsefe insanı düşünmeye sevkeder. Kendini bü düşüncesinde gerçekleştirmesini, dünyasını ve kendini tanımasını ve tanımlamasını sağlar! İlk felsefeciler Tabiatla ilgili düşünceler üretmişler; çünkü en yakın irtibatta oldukları ve akılla pek anlam vermedikleri olayların ilki TABİAT olaylarıdır. O yüzdendir ki çoğu dinler tarihçisi der ki: Dinin, Dinlerin kökü Tabiatcılıktadır: Mesela Müller, natürizmin temsilcisi, insanların tabiattaki nesneleri canlandırarak tanrı haline getirdiler: güneşe taparak dini inanış…. İŞTE bu din anlayışı aslında insanların düşüncelerini bize aktarır (yuakrıda belirttiğim gibi)
  • Felsefe bir soruşturmacadır aslında (İNTERROGATİON) her an soruşturu, ilmin geldiği son noktayı dahi
  • AKILDAN YOLA ÇIKILIR FELSEFEDE
  • Felsefenin tanımı:

Platon:”Görülmesi mümkün olmayanın ilmi”

Aristo: “ilk prensipler ve son sebepler hakkında bilgi”

İslam filozofları: “ Felsefe, eşyanın mahiyet ve hakikatini bilmek, varlığın sebebini açıklama gayretidir. İnsanın kendini bilip tanımasıdır

 

  • Düşünme eylemi insanın varlığı ile vardır zaten

Felsefi düşünce ve Mitolojik düşünce vardır

  1. Mitolojik düşünce: (genel düşünce)= düşüncenin bağlanacağı genel bir ad yoktur. Bu düşünce Ahmet veya Mehmet’e aittir denilemiyor ANONİMDİR. –
  2. Herhangi somut bir kişiliğe bağlanamaz ve inancı da içinde barındırır
  3. Akla değil, duyguya dayalıdır
  4. Kendine özgün özellikler vardır ve herkes bunları bir başkasına aktaramıyor, ancak toplumun arasında seçkin kişiler, Kahinler, Şamanlar tarafından aktarılıyor (belirli muhteva ve sembollerle)
  5. Felsefi düşünce:
  6. Belirli bir nesne, somut bir varlığa ayittir
  7. Belli bir insanın düşüncesi, belirli kişi bu düşünceyi ortaya koyar, değişitirir ve etkiler (mitolojik düşünceye tamamen zıt)
  8. AKIL belirleyici(temel fark)
  9. Akıl her türlü ele alınır ve tartışılır
  10. Kişiseldir ve insanın akıl yetkisini temelle alır
  11. Önceden belirlenmiş mutlak kavramlar YOKTUR (ancak bu, felsefenin kavramları ve ilkeleri yoktur anlamına gelmez
  12. Düşünce her an değişebilir farklılaşabilir

 

  • 6-7 yy çeşitli toplumlarda çeşitli konular hakkında tartışmalar sürdürülmüştür (evren ve tabiat hakkında) o yüzden felsefenin doğuşunu, menşeini belirli bir zamana indirgemek, zaman ve mekanla kısıtlamak doğru değildir
  • Görüşlere göre İyonya da ortaya çıkmıştır (Batı Anadolu Ege Denizi sahilleri) ve daha sonra Yunanistana taşınmıştır
  • Yunanlılar: Sümer, Akat, Babil, eski mısır ve Asurlulardan etkilendiğini bilmek lazım = özellikle Sümerlilerden = ki Tarihin başlangıcı Sümerlileri gösteriyor
  • Eski Mykene kültürü eski mısırdan etkilenmiştir eski mısır da Sümerlilerden etkilenmiştir

 

Felsefi düşünce 3 Döneme ayrılır:

  1. İLK ÇAĞ: Evren/Kozmoz
  2. ORTA ÇAĞ: Skolastik-Tanrı/ TEO
  3. YENİ ÇAĞ: insan/ HUMANITAS

 

  1. İLK ÇAĞ (kozmoz)
  2. Bir dönemi Doğa Felsefesi (PHYSİS) = tabiata yönelik
  3. İnsan felsefesi (ANTROPOLOJİ) = tanrı insan ve tabiatın münasebet içinde ele alınır
  4. SİSTEMATİK = bütün problemler ele alınır

İLK ÇAĞ döneminden hemen sonra (noch unter der ersten Periode aber weil es nichts neues gebracht hat wird es anders gesehen) HELLENİSTİK dönem gelir (eigentlich unter 4. Aber der Lehrer hat es anders gemacht als im Buch). HELLENİSTİK= yeni felsefi görüşler ortaya konmamıştır, bir çok felsefi okullar vardır ama bunlar daha önceki 2 sistemle bağlantılıdır, SENTEZ edilmeye çalışması ile kendini ifade eder… (ekstra: filozofların düşünce hayatının her sahasına uzanan görüşlerinin tekrarlandığı, felsefenin daha çok dini (Hint Mısır) unsurları taşıdığı dönem…)

  • Aristo ve Platon sistemi temel sistemdir.  Sokrates bir dönüm noktasıdır. Ondan önceki döneme PRESOKRATİK dönem denir- Tabiatla ilgili konular.

 

  1. ORTA ÇAĞ (skolastik)



 

  • Hazırlık dönemi olarak, ilk çağ felsefenin temel kavramları değiştirilmiştir
  • Patrikler, kilise babaların fikirleri ve düşünceleri hakim
  • Tanrı kavramı merkezde
  • Kilisenin insanlar ve toplum üzerindeki baskısı/kontrolü/hegemonyası
  • Felsefi düşüncenin tezahürü kilisenin elinde: yani (yeni çağ felsefecilerine göre) aslında bu çağda felsefi düşünceden de pek bahsedilemez.. (tk yorum)çünkü kilisenin kontrol ve baskısı altında= kilisenin (skolastik) görüşe aykırı gelen her türlü fikri olsun, bilimsel olsun red edilir ve skolatik fikre zarar verebilecek bu görüşleri dile getirilenler imha ediliyordu (mesela Kopernikus, Galileo, vs vs..)
  • O yüzden SKOLASTİK felsefi dönem diye adlandırılması daha doğrudur

Orta çağ felsefesinin kendi içinde evreleri:

  • Kilise babaları felsefesi:

Skolastik 5 yy’dan sonra Platon felsefesine dayanan, Augustinus Orta Çağ felsefesini etkileyen/belirleyici unsurları ortaya koyandır (AUGUSTİNUS) Platonun ilkelerini hiristiyanlık ilkeleriyle bir araya getirmiştir. Platonun İDEA kavramını AUGUSTİNUS TANRI diye yorumlamıştır

  • İlk skolastik
  • Skolatiğin yükselişi
  • Skolastiğin çöküşü

5-15yy’a kadar, daha sonra felsefi düşünce Skolastiği atlayarak ilk çağın ilkelerini esasa alarak yeni bir dönem başlar === YENİ ÇAĞ / MODERN ÇAĞ

 

  1. YENİ ÇAĞ / MODERN ÇAĞ
  2. İlk çağ ilkeleri esas alır skolastik dönemi es geçer
  3. 15-16yy Hümanizmi esas alan RENAİSSANCE (Rönesans)
  4. 17yy Cartezyen (Kartezyen) DESCARTES Sistemi: temelde Descarte felsefesi (cogito ergo sum)
  5. GÖRGÜCÜLÜK– John Lock

 

  • 18yy Yeni Çağın kendine özgün farklılığını ortaya koyduğu yüzyıldır
  • Bu döneme has düşünce (ler):
  • Bilgiye verilen anlam değerinin farklı oluşunda yatar. Bir çağda bir bilgi, mesela: HAKİKATİN bilgisi erdemin kaynağı olarak bilinirdi
  • Platon bilgiyi belirli bir ücret karşılığında öğretilmesini kabul etmezdi (Sofistlere karşı)
  • BACON: “Bilgi güçtür”
  • Bu Çağın en temel özelliği : Bilgiye değer veriridi

 

  1. İLK ÇAĞ FELSEFESİ:

 

  • A) Temel kavram : EVREN/KOZMOZ. Yunan kültüründe Evren yaratılmış olarak kavranılmıştır

Evrenin belirgin 3 temel özelliği:

  1. Birlik
  2. Düzen
  3. Uyum

THALES: Felsefeyi başlatan “ Evrenin mahiyeti nedir? Evreni dayandıracağımız bir ilke var mıdır? Bunun arayışı ile/ bunlara cevap bulabilmek için AKIL üreterek Thales ilk olarak felsefeyi başlatmıştır

  • B) Bir diğer kavram PHYSİS (doğa)

Doğanın içinde çeşitli varlıklar görüyoruz, bunların zaman içindeki biçimleri değişmektedir ve bütün bunlar bir kaosa yol açmadan sürüp gitmektedir (belirli bir nizam ve oluşum içinde)

  • C) ATMAN:Hint kültüründen. İlk olarak Lotus çiçeğinden tezahür etmiştir…????

THALES:

  • İlk fizikçi, FİLOZOF ve felsefenin babası
  • ARKHE= ilk temel madde, her şeyin özünün SU olduğunu söylemiştir. Herşey SU’dan çıkmştır ve tekrar suya geri dönecektir. Su dünyanın her tarafını kuşatmıştır ve cisimler SU’yun değişimi ve oluşumundan zuhur eder
  • Evrenin Ruhu vardır der, canlıdır (CANLILIK = HYLEZOİSM) der ayrıca Daimonlar ile doludur der
  • FELSEFE,THALESİN KOZMOZ ÜZERİNE GÖRÜŞ ORTAYA KOYMASI İLE BAŞLAMIŞTIR
  • Thales Su kentinde, yani liman kentte yaşamıştır. Belirli gözlemler sonucu evrenin bağlı olduğu ilkenin SU oldğunu ileri sürmüş olması muhtemel
  • Thalese göre mıgnatısın çekme gücü onun özündeki SU’dan dolayıdır
  • Thales doğanın mahiyeti ve bu mahiyetin dayandığı temel ilke haricinde birçok alanla ilgilenmiştir ve bir takım ilimlere de sahip/vakıf olduğu bilinmekte
  • Thales aslında Yunan değil, Filistinli ve Sümerli bir aileye mensub olduğu söylenir= bir ihtiöal bundan dolayı diğer kültürlerin mitolojilerinden etkilenerekten bu görüşleri (teoriler- Arkhe=Su…) ileri sürmüştür. ÇÜNKÜ SU TEMEL SÜMER DÜŞÜNCESİNDE vardır (temel- arkhe olarak)

ANAKSİMANDROS (ANAXİMANDROS)

  • Su!yun arke olduğunu reddeder
  • Doğanın/kozmozun mahiyetini bilmiyoruz, mahiyetini bilmediğimiz şey sınırsızsızdır! Sınırsız ve bilinmeyen olan evreni bilinen ve sınırlı olan bir şey ile/ cisme dayandıramayız/ mantiki yönden çelişkilidir
  • (Bu görüş bizi daha sonraki ARİSTO mantığının ÇELİŞMEZLİK ilkesine götürmektedir)
  • Bilmediğimiz bir şeyi bilmediğimiz için sınırsızdır

Fikirleri/kavramları:

  1. APEİRON: bilinmeyen şey- çıklanamaz
  2. KARŞITLIK İLKESİ: evrenin dayanmış olduğu başlangıç ilkesini bilmeyiz ama onun tezahürüne şahit olmaktayız
  3. Herşeyin bir karşıtı vardır: gece- gündüz; sıcak-soğuk
  4. Eğer evrende varlık çokluğu olmasaydı, ozaman BİRLİK, DÜZEN ve UYUM olmazdı, yani Varlık olmazdı
  5. Karşıtlar birbirleriyle adeta mücadele eder, birinin hayata çıkmasıyla diğer nitelik sahneden uzaklaşır…. Ve böyle devam eder
  6. İYİ-KÖTÜkavramları ortaya çıkıyor
  7. Yer yüzünde yaşayan varlıklar belirli bir süreçten geçer ve değişir. Canlılar zamanla yaşadıkları YAŞ-Nemlı yerlerden KURU’YA geçmiştir (DENİZDEN KARAYA) = işte morfolojik olarak  bu süreçte değişme meydana gelmiştir (insanda bu süreçten meydana gelmiştir)

ANAKSİMENES (ANAXİMENES)

  • Bilinmeyen bir şey başlangıç ilkesi olamaz, Thales haklıdır der ama Tahles gibi Su değil, herşeyin ilkesi, Arkhe HAVA dır der!!!
  • Varlığın esas prensibi HAVA evreni bir deniz gibi kuşatır
  • Hava bir soluktur (RUH) insanı canlı tutar= aynı şekilde hava bütün evreni de sarar ve ona hayat verir= İLK DEFA FELSEFEDE RUH kavramı zuhur eder!!!!
  • PHİNOMA= HAVA SOLUK
  • RUH – BEDEN İLŞKİSİ ORTAYA ÇIKIYOR

Milet okulu: Thales (SU) ; Anaksimatros (APEİRON) ; Anaksimenes (HAVA-RUH)

 

HERAKLEİTOS:

  • Düşüncelerini gizlemeye çalışmıştır, bu yüzden karanlık adam denmiştir ona
  • İLK MADDE: ATEŞ
  • Evren devamlı bir değişme ve akış içinde (“aynı nehirde iki defa yıkanılamaz. İkinci yıkamada artık bu nehir aynı nehir değildir”der)
  • Evrendeki şeyler, ZITLARIN SAVAŞINDAN MEYDANA GELİR= mesela: sıcak soğuk olur, soğukta sıcak…
  • Ateş herşeyin karşıtıdır der
  • Onun felsefesine OLUŞFELSEFESİ de denir
  • SORU: “herşey hareket ve oluşturma içindeyse, nasıl oluyor da dışarda aynı şey(ler) var (oluyor)? Herakleitos cevap: “Duygularımız bizi yanıltır”
  • Herakleitos aklı ve duyguları birbirinden ayırır, aklen Evren değişmektedir…
  • ALEM:  a) Görünüş ve b) Gerçek olmak üzere ikiye ayrılır:
  • a) Görünüş: DUYULAR-Hareket, değişimin ve oluşumun olmadığını belirtır
  • b) Gerçek: AKIL – Hareket, değişimin ve oluşumun sürekli olduğunu söyler
  • LOGOS: Akıl, ilke olarak akıl

PHYTHAGORAS:

  • Bir adada doğuyor
  • Evren anlayışı: Varlığı elde ettiğimiz bilgi, sayıların varlığı/bilgisinden alıp ifade ederiz
  • Phytagorascılar TENASÜHE (ruh göçüne) inanırlar= insan bu dünyadaki hayatının değerine göre, onun ölümünden sonra ruhu bir başka insanda, bir hayvan veya bitkide ortaya çıkabilir
  • Arimetikle Musiki arasında sıkı bir ilgi kurarak, ahenkli sesin telin uzunluğu ile ilgili olmasını ve bu SES İLE SAYI ORANLARI arasındaki alakadan hareketler “ HER ŞEYİN ASLININ SAYILAR” olduğunu söylerler
  • Mesela: bir sayı belli nitelikleri ile ADALET, bir başka sayı RUH, bir başkası AKILDIR
  • EŞYA SAYILARDAN İBARETTİR
  • ARKHE= SAYI
  • Dünyadaki bütün gerçekliklere ilk ON SAYI arasında maddi bir alaka kuruyorlar
  • Evrendeki ve varlıktaki harmoniyi anlatmak, kavramak, sayıları ile olur
  • Hem GGÖRÜNÜŞ hemde DERUNİ anlamı vardır
  • Temel sayılar 10 kat oluşur rasyonel sayılar 1-10 kadar. Temelde ise 1 var (sonsuzdur)
  • SOFOS: matematik sayıları temel ilke. Evrenin mahiyetini anlamaya yardımcı oldukları için sayılara bir de kutsallık atfedilmiş. Evrende varlıkta geçerli olan 1’dir. Birlik MONAS
  • Phytagorascılığın çeşitli inanışlarla nüfüz etmesiyle bir diğer ilke: RUH olgusunu yunan düşüncesine taşıyan isim
  • (Herodot bunu eleştirir ve der ki Phytagoras bu inancı mısırdan getirdi der
  • Fakat Phytagorascılık ruhun ölümsüzlüğünü farklı anlar TENASUH, yabi ruhun göçü olarak algılanmaktadır (yukarıda zikredildi)

Anekdot/Hikaye: Phythagoras bir gün talebeleriyle yolda yürüken bir adamın köpeği vurduğunu görür ve onun inlemesini duyar. Sonra der ki talebelerine:”şuan falanca köpekte eski dostumun ruhu var”=”insan ahlaklı bir hayat sürerse, üstün bir varlık olarak tekrar dünyaya gelir, ama tam aksine davranırsa işte böyle gelir…”

  • Tenasüh inancın temeli?
  • Mısırdaki Piramitler: Ruh ölümden sonrası tekrar dünyaya uğrayabilir diye, toplumun üst seviyelerin- firavunların, malvarlıklarını ve kıyafetlerini, hatta hizmetçileri o kabre koyulur ki ruh geri döndüğünde o eşyalardan yolunu bulsun. Bedeni tanısın
  • Orpheus’dan etkilenmiştir: bundan yola çıkarak Phythagoras ruh göçü inancını savunmuştur. (…)

Merkez tanrısı DİONYSOS Hades (yeraltı ülkesine) gönderilştir. Ancak Dionysos farklı bir yol izleyerek “ışıklı” dünyaya dönmüştür, bunu da kendi kullandığı iradeye bağlar. İRADESİNİ ÜZÜM ŞARABI İÇEREK VE KADİNIN GÜZELLİKLERİNDEN FAYDALANARAK GÜÇLENDİRMİŞTİR. Onu HAdesten geri dönüşü bir nevi Tenasüh inancıdır=== Pyhthagoras bundan etkilenmiş olabilir

  1. Pythagoras doğu’ya da gitmiştir ve orda ZERDÜŞLE görüşmüştür ve etkilenmiştir derler. İyi ve kötü heran savaş halindedir derler. Zerdüşlük aslında HİNT inanışıyla işçiçedir;dolayısıyla denir ki Pyhthagoras Hintlilerin Tenasüh inancından etkilenmiştir…
  2. Ruh bilimciliği- Ruhun göçüşü temel unsur, hatta gündelik hayata dahi yansımıştır
  3. Ruhun göçü 30.000 daha sonra 3.00 defa olur en fazla denmiştir
  4. Herşeyin temeli ATMAN (hintlerde bu BRAHMAN oluyor daha sonra)

XENOPHANES:

  • Rapsod=şairdir (halkozanı)
  • (doğa felsefesi döneminde bir okul olarak yola çıkacak temel kavramı ilham edecek… ELEA okulu…)
  • Yunan tanrı anlayışını ilk olarak eleştiren kişi
  • Filozofdsn çok politeistlere karşı dini bir öğretici olarak görülür
  • BİR TANRI VARDIR DİYE BAĞRİYOR
  • HER ŞEY TOPRAKTAN CIKAR VE TEKRAR TOPRAĞA GERİ DÖNER der

temel yunan tanrı anlayışı:

  1. Tanrı insani özelliklere sahip = Antropomorfizm (insan biçimcilik)
  2. Polytheist
  3. Her olayla ilgili hemen tanrı tasavvur edilirdi. Doğadaki her şey için, her olay için sorumlu bir tanrı vardı
  4. (insanlığın kültüründe baştan beri çok tanrıcılık vardı veya çok tanrıcılık vardı diyenler var… dinler tarihin konusu)
  5. Şiirlerinde bu iki tanrı anlayışını da eleştirir:

A)’ya eleştiri: “insandaki inanç duygusu, inandığı varlığın kendi özelliklerine sahip olmasını istemez-kabul etmez, kendisinden daha yüce nitelikte olan bir varlık ister, insan yalan söyler ama tanrı söylemez..”

B)tanrının birden fazla tasavvur edilmesi de düşünülemez. Mantiken çok tanrıcılık olsaydı, yaşayan herkesin tanrısı ayrı, her milletin kendine göre ayrı mizaçli-tipli tanrı tasavvuru olurdu (Habeşlilerin habeşçe, yunanlıların yunanlı tanrısı olurdu)

  • her kent devleti inandığı tanrı veya tanrıların birer ürünü gibi görülürdü. Yunan topluluğu kendi içinde dindar. Her kent kendi tanrısını korurdu ve toplum da tanrılarına sahip çıkardı. O yüzden Xenophanes’in bu eleştirisi kamuya hakaret olarak algılanmış ve kamu davası açılmıştır. (aynı şekilde Atina da, tanrılara inanmıyor diye SOKRATES yargılanmıştır:
  • tek bir tanrı olduğunu savunur; herşeyden üstün ve kudretli bir tanrı
  • evreni ve varlığı düşüncesiyle yöneten bir tanrı
  • tanrı kılık kıyafet değiştirmez
  • daha sonra ELEA okulunun temel ilkelerini oluşturmuştur bu düşünceler (tanrı anlayışı)

Pharmanides:

  • Bugüne kadar bilgileri ulaşmıştır
  • Uslubu, israiloğulların Peygamberlerine bildirilen vahiy uslubuna benzetilir
  • Onun metinleri ili bölüme ayrılır
  • Elea okulunun kurucusu sayılır
  • Herakleitos gibi, görünüşler âlemi ile gerçek alemi birbirinden ayırır

 

  1. Varlık öğretisi:  
  2. varlık anlayışı= “varlık vardır”
  3. varlığın var olmasında anlaşılması gerekenö sadece 1 varlığın var olduğudur
  4. herhangi bir karşıtın olduğunu düşünemeyiz (Mantık ilmindeki MANTIĞIN ÇELİŞMEZLİK İLKESİNİN TEMELİdir bu)
  5. genel olarak ELEA okulu mantığı, doğru düşünmenin yöntemi olarak kabul edilir
  6. VARLIĞIN OLUŞ İÇİNDE DÜŞÜNÜŞMESİ BİR ÇELİŞKİDİR
  7. Çelişmezlik ilkesi gereği, VARLIĞIN KARŞITI GİBİ GÖZÜKEN YOKLUĞU DÜŞÜNCENİN KAPSAMINA ALAMAYIZ ( aksi takdşrde bu bşr var bir de yok anlamına gelir ve çelişkili olurdu)
  8. Sadece VAR olan düşünebilinir
  9. Varlığın içinde var olmayan, boşluk yoktur
  10. Hakikat öğretisi:
  11. BİR olan varlıkö bölünmez, hareket etmez= gerçek o dur işte. Bir olan VARLIK gerçektir, hakikattir. GERÇEK ALEM ANCAK AKIL İLE KAVRANILIR. GERÇEK ALEM ANCAK AKIL İLE KAVRANILIR
  12. Bu gerçek alem bir ve tek olan alemdir, değişmez, bölünmezi hareket etmez
  13. Bu ALEM BİRİN KENDİSİ, BİR DE TANRI İLE AYNIDIR
  14. “VARLIK, VARDIR VE VAR OLMAYAN ŞEY YOKTUR!!!

 

 

Yani temel 2 ilke esastır:

  1. BİR VARLIK;
  2. VARLIĞIN DÜŞÜNCEYLE/AKILLA ÖZDEŞLİĞİ

Var olan varlığın düşünebilir olması Anaksimandors, Herakleitos ve Pythagoras anlayışının tam karşısında yer alır!!!

  • Pyhtagorascılar bu çelişmezlik ilkesini sayılarla anlatıyorlar
  • Herakleitos, Elea okuluna karşı: varlığın değişmesi varlığın var olduğu anlamına geldığını söyler
  • Elea okuluna göre ise değişmez varlığa hareket, oluşum ve değişme isnad etme doğru düşünme ilkesine, mantığa ve çelişmezlik ilkesine aykırı

 

 

XENON:

  • Pharmanidesin öğrencisi
  • Hareket, değişim ve oluşumu esas alan görüşlerin çeliştiklerini ortaya koymaya çalışır
  • BİR varlığı esas alarak Pythagoras ve herakleitosu eleştirir ve onların düşüncelerini çelişkili bulur
  • Zenonun hareketin var olmadığına dair delili: hayvanlar  aleminin en yavaş hayvanı kaplumbağ ile olimpiyatların en hızlısı olan Akhilleus’u yarıştırır. Kaplumbağa avans olarak biraz daha erkenden başlar yürümeye. Zenona göre: Akhilleus kendisinden biraz daha önce yola çıkan kaplumbağaya asla yetişemez. Yani Akhilleusun kaplumbağa’ya yetişebilmesi için bir zaman geçmesi lazım. Halbuki bu zaman içinde kaplumbağanın açmış olduğu mesafeye ulaşması için tekrar bir zaman süresinde kaplumbağa yeniden ilerlemiş olacaktır. Bu böyle sonsuza kadar gider.[1]
  • Bir diğer delil ise OK delili: uçan ok durmaktadır. Çünkü o her an belli bir noktada bulunmaktadır. Ok, hareketinin her bir anında duruyorsa yolunun bütününde de duruyor demektir (Momentaufnahme..gibi)[2]

 

 

 

 

 

  • Xenonun bu delilleri ileri sürmekten maksadı, değişme, hareket ve çokluk gibi kavramların zihni çelişkiye düşürdüğünü göstermek!!

 

VARLIK

-Herakleitos’a göre varlık OLUŞ halinde: Duyular görünüşte hareket, değişim ve oluşum yok diyor (Duyulara dayalı olarak varlıktaki oluş ve hareket böyle bir şeyi algılayamayız. Duyuların varlık hakkındaki izlenimimi sörekli değişebilir ve gövenilmezdir) ; Akla göre ise hareket, değişim ve oluşum var (Akıl varlıkta sürekli olarak hareket, değişim ve oluşum halinde olduğunu belirtir )

 

-Elea okulu /Pharmanides’e göre varlıktan bahsedilince BİR VARLIKTAN söz ederler: Duyurlar hareket, değişim ve oluşum var dese de akıl gerçekte bunların olamayacağını bize aktarır (  Duyular değişkendir. varlığın özünü kavramakta yetersiz kalır. varlığı H.D.O lu algılarız ama aklen öyle değildir)

 

Empedokles:

  • Eklektik, sentezci özellikte bir felsefe
  • Herakletiros ve Elea okulundaki 2 zıt görüşü bir araya getirmeye çalışarak felsefe yapar
  • Hem varlık ilkesini hem de oluş ilkesini temel alarak felsefesini kurmaya çalışmıştır
  • TOPRAK ilkesi, herşeyin özü toprak, tekrar toprağa geri döneceğiz demiştir
  • İlkeler bütünü: 4 unsur öğretisini ortaya koyar:

Şu 4 unsur değişmez ve çeşitli oranlarda bir araya gelmek suretiyle varlığı oluştururlar

ATEŞ, SU, TOPRAK ve HAVA

 

4 unsur sadece makrokozmozda alemde bir araya gelir (daha önce anaximenes insan vücüdüyla kozmoz arasında irtibat kurmuştu...) Empedoklese göre bu 4 unsurun bir araya gelmesinin küçük örneği mokrokozmoz olan insanda vardır. Onun dışında makrokozmozda orantılı şekilde mevcuttur.

  • O yüzden Makrokozmozu ve onun bağlı olduğu ilkeleri tespit etmek, makrokozmozun mahiyetini ablamak demek (aynı şekilde evreni/makrokozmozu anlarsak insanı, yani maikrikozmozu anlarız

Empedokles felsefesi:

  1. ANASİRİ ERBAA.Bunların birleşmesi doğumö bozulması- ayrılması ölüm demek oluyor

Evrende ancak insan mükemmel şekilde bu 4 unsuru farklı orantılarda taşır, diğer varlıklarda bazı unsurlar vardır sadece hepsi değil

SU= KAN

HAVA= Oksijen/Ruh

Ateş= vücuttaki genel ısı

Toprak= vücüttaki katı unsurlar (kemik, tırnak gibi)

  1. 4 unsurun varlığı oluşturabilmesi için KARŞIT ilkesi olan PHİLİA ve NEİKOS devreye girmesi lazım

 

Temel 2 kavramı var:

  1. PHİLİA: sevgi (birleşme)
  2. NEİKOS: nefret (ayrılma)

Sevgi ve nefret (Philia ve Neikos), yani karşıtlık ilkeleri felsefenin bir başka alanına işaret etmiştir= TARİH FELSEFESİ! İnsanlığın başlangıcında SEVGİ ve muhabbet (AŞK) hakimdi, buna ALTINÇAĞ diyorlar; fakat herşeyin karşı niteliği olduğu için daha sonra NEİKOS ilkesi tecelli etmiş ve nefret ayrılma ve kin zuhur etmiştir başlamıştır

  • Böyle düşünmesinin sebebi şu olabilir: yaşadığı muhit kargaşa ile doluydu...
  • Empedokles bu 4 unsurun en küçük ve en son bölümlere ayrılmış olduklarını ileri sürmüştür = bu bir nevi ATOM nazariyyesinin temelini teşkil eder
  • Ruh anlayışı Phythagorascılar gibi = Ruh’un ölümsüz olduğuna inanır
  • Empedoklesin 4 usnur teorisi TIP ilmi içinde faydalı olmuştur: GALENUS denmiştir buna. Eüer insan vücüdünda bu 4 temel unsurlardan biri artar, diğeri azalırsa hastalık zuhur eder!

 

ANAXAGORAS:

  • O dönem düşünürleri içinde ilim adamı kişiliğine en yakın olan kişi olarak bilinir
  • Zamanının devlet dinine ters düşen görüşlerinden dolayı suçlandırılmıştır (tarihte ilk defa)
  • Gökten bir taş düşmüştür. O bu taşı incelediği ve güneşin yanan bir taş yığını olduğunu söylediği için ona dava açılmıştır. Ozamanlarda güneş bir tanrı sayılıyordu
  • Daha sonra oradan ayrılır ve Çanakkaleye yerleşir. Orada çocuklara ders verir ve halkın gözünde itibar kazanır

Felsefesi:

  • “bir meydana gelme ve yok olma” diye bir şeyi kabul etmez
  • Herşey artık bölünmesi imkansız olan en küçük parçaya kadar bölünebilir!!!
  • Evrenin başkangıç ilkesi konusunda yeni kavram ortaya atar SPERMETA!

Spermeta: evrenin ve evrendeki varlıkları meydana getiren parçacıklar sınırlı değil SINIRSIZ, ve özü itibariyle maddidir (empedoklesin 4 unsuruna karşı!). evrende sürekli hareket vardır ama başta bu hareketlilik kozmoza yönelmemiş. İlk Hareketi, kendisi de spermeta olan NOUS vermiştir.

  • Sınırsız parçacıklar belirli bir amaca yöneliktir TELOS
  • Daha önce gayesiz/ telosuz oldukları için hareeket yoktu; NOUS bunları bir harekete geçirdi ve bir amaca TELOS’A bağladı
  • SPERMETA= sınırsız parçacık
  • NOUS: spermatayı bir amaca (Telosa bağlar- kendisi de bir spermetadır ama sadece bir kaç farklılıkları vardır. Hiçbir etkilenme kabul etmez ve hareket wetme ihtiyacı duymaz bir bilince sahiptir çünkü  diğer parçacıkları bir amaca  bağlarç YANİ KAOSTAN DÜZENE GEÇİŞİ SAĞLAMIŞTIR (initiator)[3]
  • TELOS: Amaç

 Demokritos ve Leukippus bu görüşleri bir kuram olarak oryaya koyar.

 

DEMOKRİTOS

  • Demokritosun atom kuramını daha önce LEUKİPPUS tarafından ifade edilmiştir ancak o kurmuş olduğu okuldaki kuramı yazıya dökmemiştir ve unutulmuştur! Oysa kendisi ELEA okulunda Pharmanidesin en iyi öğrencisi olarak ayrılmış ve Makedonyaya yerleşmiştir öğretilerini yaymak için. Demokritosda aslında LEUKİPPUS’un okuldan öğrencisiydi ancak eserlerinde hocasından hiç nahsetmemiştir demokritos. o yüzden ATOM Kuramın kurucusu olarak Demokritos bilinir!
  • Ailesinden önemli bir miras kalır, o bunu çeşitli alanlarda deney ve gözlem yapmak için kullanmıştır. Ancak parayı kamu yararına kullanmadığı için hakkında dava açıldı ve savunmasını yapması istenildi.. Demokritos elde ettiği bilgileri mahkemeye sununca mahkeme bu bilgilerin çok faydalı olduğuna kanaat getirir, ona hak ve hatta maddi yardım veriri bu deneyleri genişletmesi için.
  • Bitkiler hakkında risaleler yazar

Felsefesi:

  • Varlık kavramı felsefenin merkezinde
  • Varlık bütünüyle maddi olan şey
  • Duyularımız algıladığımız herşeyi varlık olarak algılar (pharmanides buna zıt)
  • DUYULARI ESAS ALIR
  • MADDEYİ PARÇALADIĞIMIZDA PARÇALANMAYAN BİR ÖZE ULAŞIRIZ ATOMA. ÖYLEYSE VARLIĞIN DAYANDIĞI TEMEL İLKE, BÜTÜBÜYLE MADDE OLAN VE SADECE DUYULARIMIZIN KONUSU OLAN ATOMDUR. ATOMLARIN İÇLERİ DOLU OLDUĞUNDAN PARÇALANAMAZ VE HAREKET ETMEK ZORUNDA
  • Hareket eden Atomlar karşılaşır ve çarpışırlar ve aynı öze sahip olan Atomlar birleşir ve cisim varlığı meydana getirirler. Madde’de zorunlu mekanik ilkesi geçerli
  • ZORUNLU + MEKANİK = determinizm
  • Aynı öze sahip olan atomların nasıl bir cisim oluşturacağını önceden tahminen bilebiliriz
  • Evren atomlarla dolu
  • hareket etmek özlerinde var
  • hareket boşluğa ihtiyaç duyar
  • demokritosun felsefesinin temel sorunu BOŞLUK: atomların hareket edebilmesi için Boşluk (HALÎ)
  • Demokritosa göre: ilerleme (progress-Terakki), yabi insanların gelişmesi BİLGİ ve TEKNİĞE bağlıdır
  • Toplum mutluluğa, ahlak felsefesi ile ilgili görüş dile getirmiştir

“bir toplumda ihtiyacından fazlasına sahip olan insan sayısı artarsa, o toplumun refah seviyesi de yükselir”

PROTAGORAS:

  • Şimdiye kadar ki filosoflar ARKHE’nin doğrudan ne olduğu üzereydi
  • Protagorasın önermesiyle Felsefe’ye yeni soru eklenecektir: İNSAN NEDİR? Mahiyeti ve şekli bakımından değil
  • İNSAN KONUSU ELE ALINIR(Artık)
  • Evrenin aslı nedir diye araştırmadan önce insanın imkanı ve gücü nedir ona bakılması gerektiğini savunmuştur
  • İNSAN SINIRLIDIR(evrenin sonzuluğu karşısından insan sınırlıdır)
  • Bunu göz önünde bulundurarak: sınırsız evrenin mahiyetini anlamaya çalışmak imkansızdır ve İNSANA FAYDA vermez
  • Protagoras’a göre sınırsız evrenin mahiyetinin kavranmasının imkamsız olmasının delili de bundan önceki fılozoflar evrenin mahiyeti ve ARKHE hakkında hemfikir olamayışları ve anlaşmazlıkların zuhur etmesidir.
  • Protagorasa göre kuramlar yerine PRATİK BİLGİ gerekir!!!!

PROTAGORAS’IN GÖRÜŞLERİNİ BENİMSEYENLERE SOFİST DENMİŞTİR!

SOFİST = özsel anlamda değil, mecazen kullanılan isim:

  • Kuramsal bilgi değil, pratik ve fayda sağlayan bilgi elde etmek gerekir (Sofistlerin en önemli meşgalesi= pratik ve insana fayda veren bilgi peşinde olmas!!!)
  • Kuramsal açıdan Sofistler önemsizdir, çünkü sırf  pratiğe yöneliktirler
  • Bilgiyi öğretme karsiliğinda bedel almayı da kural haline gtirmişlerdir BİLGİYİ SIRF PARAKARŞILIĞINDA ÖĞRETMİŞLERDİR (özellikle Platon daha sonra onların bu tutumlarını eleştirmiştir ve bu davranışın erdeme aykırı olduğunu söylemiştir)
  •  Sofistler bilgiyi belli bir bedel karşılığında insanlara öğretmek suretiyle heyetler kurmuştur ve bir çok öğretmen yetişmiştir. Yunan kent devletlerinde (POLIS) eğitim faaliyetleri yürütmüşlerdir
  • Sofistlere göre pratik bilginin belirlenmesi: insanların ve toplumun içinde bulunduğu ortam gereği ihtiyaç olan bilgi, pratik ve faydalı bilgidir

5 yy’daki faydalı ve pratik bilgi şu 2 alan dahilindeydi:

  1. Siyaset alanında
  2. Kamu yönetiminde ve mahkemede bir takım pratik bilgilere öncelik olarak ihtiyaç duyulmaktaydı:
  3. Hitabet sanatı, RHETORIK; büyük bir ihtiyaç. İnsanların kendilerini mahkeme heyetinin karşısında savunabilmesi lazım, k, o zaman mahkeme heyeti 500 ile 1000 kişinden müteşekkildi; dolayısıyla bunların karşısında kendini haklı veya haksız müdafaa edebilmek mahiret isiyen birşey
  4. Bundan şu anlam doğar: Sofistlerin Dil özerinde önemli hizmetler ortaya koydukları, Dil konusunda belli başlı kurallar ortaya koymuşlardır. Protagoras dilim, cümlenin ve fiillerin yapısıyla ilgili eserler kaleme almıştır = bu çalışmayla dilin, edebiyatın ve sanatın gelişmesinde etkili olmuştur (daha sonrakileri için zemin hazırlamıştır. Özellikle HÜMANİZM hareketin oluşmasında da büyük katkıda bulunmuştur

 

  • = SOFİSTLERİN BU FAALİYETLERİ VE HİZMETLERİ DÜŞÜNCENİN GENŞL KİTLELERE ULAŞTIRILMASINI SAĞLAMIŞ VE EĞİTİMİN HERKESE ULAŞMASINI DOLAYISIYLA HERKESİN EĞİTİM ALMASINA – ALABİLMESİNE YOL AÇMIŞTIR.EĞİTİM HALKA ULAŞTIRILMIŞTIR!!!!. HER KENTTEKİ İNSANLARIN BİRBİRİYLE İRTİBAT HALİNDE OLMALARINI VE KÜLTÜREL BİR BİRLİK HALİNE GELMELERİNİ SAĞLAMIŞ OLMUŞTURLAR!
  • Bundan önce Yunan kentleri birbiriyle mücadele ederlerdi

 

  1. Bütün bu hizmetlere rağmen Sofistler hakkında olumsuz bir görüş vardır. Bu daha sonradan Sofistlerde yaşanan çöküşten kaynaklanan bir şey.Artık Sofistler batıda DEMAGOG ve bizim topraklarda da SAFSATA yapana olarak bilinmişlerdir. Sofistler artık dili insanları şasırtmaya yönelik kullanmaya, dili oyuncak haline getirmişlerdir: Açık ve net cümlelere muğlaklık verip gizli anlamlar verip, muğlak cümlelerle oyanyıp kendilerince anlam çıkarmaları gibi... (oku adam ol baban gibi, eşek ola... gibi kelime oyunları) onların olumsuz algılanmalarına sebep olmuştur.

Protagoras’ın felsefesi:

  • Doğrudan ve açık bir şekilde olmasa da bilgi kuramının temelini hazırlamıştır (Epistemoloji)
  • Prtoagorasa göre: nesnenin doğru bilgisini bize ancak DUYULARIMIZ gösterebilir, çünkü durumlar herhangi bir vasıtaya başvurmazlar, doürudan bilgi elde edinmek istenilen nesneyle irtibata geçer
  • Nesne, varlıkla doğrudan irtibata geçmesiyle bilgimizin kaynağının DUYULARIMIZIN olasını gerektiğinğ söyler
  • BİLGİLERİN KAYNAĞİ DUYULARIMIZ!!!
  • Ancak şu da var ki DUYULAR DEĞİŞKENDİR!!!
  • Duyuların değişken olması, nesnenin doğru anlaşılmasını engellemez. Çünkü duyularla nesnenin temasa geçtiği an elde edilen bilgi/izlenim/algı doğrudur ve buna itibar etmek gerekir
  • Başka zaman başka algılamamız algının yanlış olduğu anlamına gelmez (bunu hakikat  adlı eserinde belirtir)
  • İNSAN HERŞEYİN ÖLÇÜSÜDÜR ; ÖYLEYSE HAKİKAT KİŞİDEN KİŞİYE DEĞİŞİR!(temel öğretisi (buradaki İNSAN’dan kaıt, genel anlamda soyut anlamda insan değil, Somut FERT olarak insan kastediliyor)
  • Yani ortaya çıkan birbirinden farklı algıların/yargıların hepsi doğrudur ve kaynakları da DUYULARDIR

Soru: her birey doğrunun ölçüsüyse ve her bireyin yargısı doğruysa, ortak bir doğru, tümel bir hakikatten söz edememeliyiz...?

CEVAP: HAYIR: HER BİREYİN ELDE ETMİŞ OLDUĞU VE BİRBİRİNDEN FARKLI GÖRÜNEN YARGILAR DOĞRUDUR, ÇÜNKÜ HEPSİ ORTAK OLAN DUYULARIN ALGISIDIR!

Duyunculuk ile Akılcılık düşünce ve akımları çatışması ilk defa Protagorasda görülmektedir

  • Bilginin niteliğini Protagoras farklı açıklar RELATİV’dir der GÖRECELİ

 

 

Örnek: 3 SU KABI: 3 ayrı kaba ayrı ısı derecesinde su koyulur (mesela)

  1. 20 derece: elimizi daldırdığımızda su bize ILIK gelecektir
  2. 40 derece: elimizi daldırdığımızda su bize SICAK gelecektir
  3. 60 derece: elimizi daldırdığımızda su bize DAHA SICAK gelecektir

=== Bundan yola çıkarak der ki: Algılarımız, Duyularımız görecelidir RELATİV’dir

  • İlk defa Epistemolojiyi ele almış oluyor: BİLGİ ne dir, mahiyeti...
  • Varlık dış etkilerin tesiri altındadır, onlardan etkilerin
  • NOMOS VE THESİS diye ayrım yapar

Nomos:

  • DOĞA YASASI
  • güneşin doğması, yağmurun yağması gibi...
  • insan iradesi dışında
  • değişmezdir

Thesis:

  • sonradan konulan yasa
  • insan iradesine bağlı
  • değişkendir

 

  • Doğanın yasasıyla, yani Nomos ile, insan iradesine bağlı olan Thesis’in gerçekleştiği mekan aynı anlayışla ele alınamaz!!!
  • Bu anlayış basit gibi görünüyor ama Protagorasın yaşadığı toplumun yapısını eleştirir mahiyetindeydi bunlar

Bilginin mahiyetiyle ilgili 2 özellik:

  1. Bilgiler, duyuların mahiyeti gereği değişkendir
  2. Bilgiler izafidir RELATİV göreceli
  3. Bunun ahlak ve toplum felsefesine etkisini olmuştur (Nomus ve Thesis ayrımı çerçevesinde)

GORGİAS:

  • Protagorasın öğrencisi, onun teorilerini daha kuşkucu ele almıştır
  • Gorgias’a göre varlık hakkında mutlak bir bilgiye ulaşmamızın imkansızdır
  • Varlığın mahiyeti hakkında elde ettiğimiz kanılara kuşkucu yaklaşır
  • Varlık hakkında mutlak bir bilgiye ulaşmamız imkansızdır der

 

Protagoras’ın Nomos ve Thesis kavramlarını farklı alanlara aktaran filozoflar var:” Adalet güçlü olan toplumun düzenini sağlayıcı ve diğer insanların itaat etme aorunda kaldığı kanunlar koymaya hak kazanır , işte adalette budur. Bu görüş bir şekilde İbn Haldunun  görüşünde de görülür. KUVVET TEORİSİ (MÜCADELE KURAMI)

Buna karşılık KALLIKLES tam aksı görüşü ifade eder. Ona göre toplumsal yasalar (ahlak, hukuk ve din gibi) toplum düzenini sağlayan yasalar güçsüz olanların kendilerini korumak için meydana getirdikleri mekanizmalardır.  Tanrı anlayıiı: tanrılar aslında insan ihtiyaçlarınin birer tezahürüdür. Mesela ZEUS, gücü temsil eder. Din ve tanrılar insanların olgularıyla ilgilidir

Karl Popperin:”Demokraside ihityaç duyulan birey tipini, Protagoras bir bakımdan tanımlanmıştır.”

 

 

Devamı yakında...

 

T&İ entertainment



[1]

Dabei war ZENON Erkärung im Grunde ganz einleuchtend. Wenn die Schildkröte einen gewissen Vorsprung hat und beide loslaufen, dann muss Achilles zuerst die Hälfte des Vorsprungs durchlaufen, um an die Schildkröte heranzukommen. Inzwischen ist die Schildkröte aber auch ein Stück vorangekommen, zwar sehr wenig, aber immerhin tatsächlich vorhanden. Wenn nun Achilles die Hälfte der verbliebenen Distanz durchläuft, hat die Schildkröte wiederum ein winziges Stückchen zugelegt. Da aber auf diese Weise immer eine gewisse Entfernung zwischen Achilles und der Schildkröte verbleibt, die der Held erst durchlaufen muss, wird er die Schildkröte niemals einholen können, denn sie vergößert ja diese Entfernung immer wieder.

Der gesunde Menschenverstand sagt uns natürlich, dass Achilles die Schildkröte nach kurzer Laufzeit überholt. Und doch konnte niemand ZENONs Erklärung auf dieselbe Art widerlegen wie er sie gegeben hatte. Man nennt so eine Geschichte, die scheinbar einen unerklärlichen Widerspruch beweist auch ein Paradoxon (Mehrzahl: Paradoxa).

 

 

[2]Pfeilparadoxon: Wenn die Bewegung eines fliegenden Pfeils ad infinitum geteilt wird, dann steht waehrend jeder dieser unendlich kurzen Momente der Pfeil still. Die Summe einer unendlichen Reihe von Nullen bleibt Null, weshalb der Pfeil sich nicht bewegen kann. Man kann sich vorstellen, wie jemand, der einem fliegenden Pfeil wiederholt blitzschnelle Blicke zuwirft, theoretisch den Pfeil in der Luft anhaelt. Zenon leitete daraus ab, dass es keine Bewegung gibt. Darin zeigte er sich als wuerdiger Schueler und Nachfolger des Parmenides, der behauptet hatte, dass jede Veraenderung in der Natur lediglich eine Illusion sei.

[3]Bu daha sonra Paltonun İDEA öğretisinde önemli rol oynar,  tıpkı Herakletitosun LOGOSu gibi.

Empedokleste TESADÜF yasası asıldır;  Anaxagorasta AMAÇ/TELOS yasası esastır

KATEGORİDEKİ DİĞER YAZILAR

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>