Ti-Entertainment

İslam Ahlak Esasları ve Felsefesi Kitap Özeti İlahiyat

İslam Ahlak Esasları ve Felsefesi Kitap Özeti

el_kitabi_ahlak.docx

(şemaları görebilmek için word dosyasını indirip oradan bakınız..)

 

İslam Ahlak Esasları ve Felsefesi –El Kitabı

Editör Müfit Selim Saruhan

2/3/6 Bölümlerinin Özeti

 

2. Bölüm

İslam Ahlakının Kaynakları –Hüseyin Karaman

 

  1. İslam Ahlakı: 

Allah tarafından Hz. Muhammed (sav)’e bildirilmiş ve onun hayatında şekillenerek görünür hale gelmiş olan İslam dininin insanlığa sunmuş olduğu hayat tarzı ve bu hayat tarzının arkasında bulunan düşünce dünyasıdır.

  • Müslümanların İslam ahlakına uygun hayat konusunda Peygamberimizi örnek almaları dini bir görev olmaktadır.

 

  1. İslam ahlakının kaynağı nelerdir?, Sorusuna şu eksende cevap verilir:
  • İslam ahlakının kökeni ve varlık sebebi nedir? -> ontolojik kaynak
  • İslam ahlakı hakkında bilgi veren ve onu öğrenme ve öğretme imkanı sağlayan unsurlar nelerdir? (İlke ve Kurallar)-> epistemolojik kaynak
  • Bir bilim veya disiplin olarak tarihi süreçte ahlak sahasında yazılmış kitaplar ve yazılı olarak bize ulaşmış metinler nelerdir? (Kitap-Metin) -> sistematik düşünce

 

  1. İslam ahlakının oluşturucu kaynakları Kuran ve Sünnettir. Buna birde icma, kıyas, felsefi ahlak kitapları, örf ve adetler eklenmektedir

Yani sonuç olarak:

       -     Kuran

  • Sünnet       -> bu  ikisi oluşturucu ve hakkında bilgi veren temel kaynaklar
  • Örf
  • Adet
  • Gelenekler  -> ahlak hakkında bilgi veren ve sistematığınden bahseden tali  

                                  kaynaklar

 

  1. ! Tüm Kaynakların akli ve nakli bir tarafı bulunur. Nakil akıl olmadan etkin olamaz

 

  1. İslam ahlakının kaynakları temelde nakil ve akıl şeklinde iki unsura indirgenebilir

 

Aklın kaynak olması nasıl olur?

  • kendiliğinden ve esastan müstakil ahlaki kurallar ortaya koymak şeklinde değil, daha ziyade ayet ve hadislerde belirtilenin anlaşılmasıdır
  • esas kaynak değeri: ahlak alanını ilim haline getirir, bunun ortaya çıkardığı meseleleri ortaya koymaktır

 

  1. Gazali akil ve nakil arasındaki ilişkiyi bina ile temel, göz ile ışık arasındaki ilişkiye benzetir
  2. Din ile ahlak arasında da karşılıklı bir ilişki vardır
  • Ahlakı içermeyen din ve ahlaklı davranış ile dine bağlanmayı bir arada değerlendirmeyen bir din neredeyse yoktur
  • Dinlerin tarihi aynı zamanda insanlığın tarihidir
  • Peygamberimiz (sav) : Din güzel ahlaktır/ Müslümanların iman açısından iyi olanları ahlak açısından da iyi olanlarıdır
  1. Kuran-ı Kerim
  • Onda en fazla ve esaslı yer tutan ahlaktır
  • Kurana göre insan: hem ilahi hem de maddi tarafının olmasından dolayı ahlaki bakımdan çift kutuplu bir varlıktır
  • fücurunu ve takvasını ilham etmiştir: Allah insana iyilik ve kötülüğün kaynağı olan kabiliyetleri bir arada vermiştir
  • Kuran insanı iyi tercihleri yapmaya yani iyi ahlaklı olmaya çağırır ve bunun yollarını gösterir
  • Kuran hem teorik hem de pratik ahlak ilkelerini ortaya koyar
  • Ayetlerde yer alan bazı ahlaki ilkleler genel iken bazıları özel hükümler şeklindedir
  • ‘Helal da haram da bellidir; Bu ikisi arasında ise şüpheli durumlar vardır. Şüphelerden sakınan kişi dininin şerefini korumuş olur.’ (Buhari, İman 39)
  • vahiyde zor meselelerle karşılaşıldığı zaman, kalp ve vicdanın hükmüne göre hareket edilmesi tavsiye edilir
  • Kuran ahlaki eylemler için sarsılmaz bir temel, sağlam bir gerekçe ve uhrevi yaptırıma dayalı çok güçlü bir motivasyon sağlar -> Zilzal 7-8
  • Ayet ve hadislerdeki ahlakla ilgili ifadelerin bir kısmı ahlaki ilkeler şeklinde, bir kısmı ahlaki kural, hüküm veya değerleri ifade etmektedir
  • Bunun dışında birde ahlaki sorunlara işaret eden kıssa ve örnekler yer alır
  • İnsanın seçme özgürlüğüne vurgu yapar: ‘Nefse ve onu birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.’
  • İnsan’ın iyi ahlaklı özelliklere sahip erdemli insan olmasının temel nedenleri:
  1. bu dünya ve ötesinde zarara uğramama isteği – cennete nail olma cehennemden uzak olma, ebedi saadet
  2. fayda kaygısından uzak olarak, Allah tarafından sevilme ve razı olunma arzusu -> bu daha yüksek ve aşkın bir inanç ve umuttur
  • ancak Kuran’da ‘ahlak’ kelimesi kendisi yer almaz, Şuara ve Kalem suresinde

‘hulk’ kelimesi geçer -> ‘adet/gelenek’ diğerinde ‘Ahlak’ anlamındadır

Birr, sıdk, takva, hayr, ihsan, hasene, gibi kelimeler iyi ahlak özelliklerini ->Fazilet

İsm, münker, fısk ve şerr ...kötü ahlak özelliklerini ifade eder->Rezilet

Hadislerde ‘ahlak’ ve ‘hulk’ kelimeleri yer alır

  • Kuran’ın ortaya koyduğu ahlak anlayışı diğer ahlaklardan farklıdır:

İnsanı yaradan insanı en iyi bilir. Allah’ın koyduğu ahlak olması hasebiyle!

 

2. Sünnet

 

- Kuran’dan sonraki ahlak kaynağıdır: ‘O’nun ahlakı Kuran idi’ (Hz. Aişe r.anha, Müslim)

- Peygamber getirdiği yaşam tarzıyla ‘Yeni bir varoluş imkanı’ sağlamıştır

- Müslümanlar farklı olsalar bile genelde ayni ahlaki ilkelere sahiptirler

- Sünnet kamil ve ahlaklı insan olma sürecinde izlenecek bir örneklik sistemidir

- Sünnet daha ziyade ameli/pratik ahlak alanında İslam ahlakına kaynaklık yapar

- ‘fi rasulillahi üsvetun hasenetün...’ Ahzap 21/Hac 78 surelerinde olduğu gibi bir çok    

  ayette Hz. Peygamber’de ahlaki açıdan olan ile olması gerekenin birleştiği, zirvede       

  olduğu ifade edilir

-  İnsanlar ondan İslam ahlakını teorik bazı ilke ve kurallar sistemi olarak değil, ameli 

   müşahede yoluyla öğrenmişlerdir.

- İslami açıdan ‘ahlaki varlık’ olma ancak Hz. Peygamber’in hayatını örnek   

  almayla olur!

  • Sünnetin ahlak alanındaki emir ve yasakları tüm toplumu tüm işlerini kapsayacak kadar geniş ve etraflıdır
  • Bunun dışında Hz. Peygamber vahiy gelmeden önce ahlaklı idi (Muhammedul emin...)
  1. Ahlakta altın kural denilen ilke, hem Yahudilik Hiristiyanlıkta hem de Hadislerde geçer:

‘Sizden birisi kendisi için istediğini (din) kardeşi ya da komşusu için de istemedikçe (Kamil anlamda) iman etmiş olamaz’ (Buhari, İman 7)

  1. Ahlakla ilgili hadisler hadis mecmualarında ‘Kitab’ul Birr’ ,’Kitab’ul edep’, ‘Kitabu’l-husni’l-hulk’ gibi bablarda geçer.
  2. İmam Buhari: ahlakla ilgili hadisleri el-Edebü’l Müfred isimli eserinde toplamıştır
  3. Olgu –değer ilişkisi açısından Sünnet ahlaka kaynaklık eder:

Bir fiile değer katan, ona ahlaki bir statü ve konum veren, Hz. Peygamber’in o fiili gerçekleştirmesi ve o tavsiyesi yapması veya o fiilin yapılmasını uygun görmemesi ve yasaklamasıdır!

 

  1. Örf, Adet ve Gelenekler

 

Örf, Adet: Hiçbir toplum yoktur ki içerisinde, iyi ve kötü üzerinde bir takım tasarımlar, fikirler, inançlar ve değer hükümleri barınan davranış kaideleri veya sosyal davranış biçimleri yaşatmasın.

 

  1. Örf ve adetin toplumdan topluma değişen bir yapısı vardır ve insanda oluşturduğu sorumluluk hissi ile yaptırım şekilleri ahlakın ortaya koyduğundan farklıdır
  2. Her yenileyici reform tepkiyle karşılanır: Hz. Muhammed’in (sav) Peygamberliği cahiliyye toplum değerlerinin son derece sert tepki ve direnciyle karşılaşmıştır
  • örf bir norm karakteri taşır ve önceden olagelenleri devam etmesini ve gerçekleşmişini emreder
  1. Hz. Peygamber (sav) Arap toplumunun önceden sahip olduğu örf ve adetleri ne tamamen terk etmiş, ne de tamamen almıştır
  2. Örf adet ve kültür ahlaki kuralların ortaya çıkmasında etkili olan unsurdur:

Kültür farklılıklarına bağlı olarak farklı ahlak anlayışları doğar

  • Müslüman toplumların aralarında temelli farklılıklar olmasa da kısmen farklı ahlak anlayışları mevcuttur
  1. Kuran ve Sünnetteki ahlaki düzenlemeler sınırlı ve daha ziyade geneldirler

İnsan hayatı ise dinamik ve sınırsız bir yapı arz eder -> bundan dolayı örf adet ve gelenekleri de ahlakın oluşmasına kaynaklık ederler

  1. Örf adet, naslarda belirtilmiş olan ahlakı normların anlaşılması, yorumlanması ve uygulanması ile naslar tarafından herhangi bir belirlenme yapılmamış olan ahlaki konularda İslam ahlakına kaynaklık eder

 

  1. Ahlak Kitapları
  1. Ahlak’ın bir rivayet ve dirayet kısmı vardır

Rivayet = varlığı ve bilgisi ile alakalıdır

Dirayet = davranış düzeni ve onun bilgisi konu edinir, daha üst bir dilde ele alır, anlaşılmasını sağlar, karşıtlarına karşı savunur, sistematik bir şekilde anlatır, İslam ahlakını öğretmeyı sağlar

  1. Ahlak ilmini ve ahlak ilminde telif edilmiş temel eserler de İslam ahlakının kaynağıdır
  2. Ahlak alanının ilim haline gelmesi ve bu ilimde ortaya konulan temsil gücü yüksek eserler İslam ahlakının kaynakları olur
  3. İslam ahlakı kitapları : 1.Önce mevcut olanı ele alırlar
  1. insanın sahip olması gereken davranış şekillerini belirtirler
  • yani önce olanı felsefi yönden ele almak suretiyle nazari ahlak sonra da insanın sahip olması gereken davranış şekillerini belirterek ameli ahlaka dair bilgi koyarlar
  • yani İslam Ahlakı için iki yönlü kaynaklık eder

( Kelam, Tasavvuf kitapları, ahlak şiirleri, divanları, kasideler de bu bağlamda yer alabilir)

 

İslam Ahlak kitaplarını 3e ayırabiliriz:

 

A Felsefi Ahlak Kitapları

  1. İslam ahlakının teori kısmı ve ahlak problemlerinin felsefi açıdan değerlendirilmesi yönünden kaynaklık eder

 Antik Yunan Filozoflar’ın kitapları

  • Aristoteles ve Platonun eserleri çok erken devirde tercüme edilmiştirler
  • Aristoteles - Nikomakhos’a Ethik İshak b. Huneyn tarafından Kitab’ul ahlak ismiyle tercüme edilmiştir
  • Platon’un Protagoras, Şölen, Gorgias, Timaios, Thealiteios, Phaidoun ve Devlet eserleri ile Galen’in Arapça’ya Kitabu’l-ahlak ismiyle tercüme edilmiştir

Hind düşüncesine ait kitaplar

  • Beydeba’nın Kelile ve Dimne Abdullah b. Mukaffa tarafından Arapça’ya tercüme edilmiştir
  • Farklı kültürlerden yararlanırken, İslam’ın temel ilkeleri dikkate alınmıştır

İslam Filozoflarnın Ahlakla ilgili eserleri

  • Kitap Sünnete dayanan İslam ahlakı karşısında yeni bir ahlak sistemi kurmaya çalışmazlar
  • İslam ahlakını Antik Yunan Filozoflarının ahlaki terimlerle ilgili tasnif ve tariflerinden hareketle sistemli bir şekilde açıklamaya çalışmışlarıdır.
  • Erdem kavramı etrafında şekillenmiş akla dayalı bir ahlak anlayışı ortaya koyarlar
  • Başlıca önemli eserler şunlarıdr:
  1. Ebu Bekir er-Razi – et-Tıbbu’r-ruhani
  2. Farabi – Kitabu’t-tenbih ala sebili’s-sade
  3. Farabi – es-Siyasetü’l-medeniyye
  4. Farabi – İhsau’l ulum
  5. Farabi – el Medinetu’l-fazıla
  6. İbn Miskeveyh – Tezhibu’l ahlak
  7. Nasiruddin et-Tusi – Ahlak-ı nasiri
  8. Gazali – İhya-u ulumu’d-din
  9. Kınalızade Ali Efendi – Ahlak-ı alai
  • hepsinin ayrıcı özelliği: ahlaki ilke ve kuralları tahlil ve tasvir ederken Antik Yunan filozoflarının eserlerinden etkilenmişlerdir

 

B Tasavvufi Ahlak Kitapları

Özge hanım 444094

-  tasavvufi eserlerin her birisi aynı zamanda birer ahlaki eser hüviyetindedir

-> tasavvufun ahlak olduğunu söyleyenler ve husnu’l hulk olarak tanımlayanlar  

     olmuştur

- tasavvufta marifetullaha ulaşabilmek için nefis muhasebesinin ve tezkiyesinin önemli 

   ve gerekli olduğu düşüncesi benimsenir -> Zühd kavramı etrafında şekillenen bir ahlak

  anlayışıdır

- önemli eserleri:

1. Abdullah b. Mübarek – Kitabü’z-zühd ve’r- rekaik

2.  Haris el Muhasibi – er-Riaye

3. Ebu Talip el- Mekki – Kutu’l kulüp

4. Kuşeyri – er-Risale

5. Mevlana – Mesnevi

-> en belirgin özelliği: ahlakı belirli kural ve ilkelere uyma olarak değil, insanda söz konusu ilke ve kurallara uyma neticesinde ortaya çıkması beklenen hal ve makam olarak kabul ederler

 

C Kelami Ahlak Kitapları

 

  • takva kavramı etrafında üzerinde yoğunlaşmıştır
  • konular Mutezile, Eş’ariyye ve Maturidiyye’den oluşan üç kelami mezhebin görüşleri çerçecesinde şekillenmiştir
  • iyilik ve kötülük Allah’ın dilemesine bağlıdır
  • itikat ve ibadet gibi ahlaki yükümlülüklerin kaynağı da dindir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  1. Bölüm

İslam Ahlakının temel ilke ve değerleri

-Ahmet Kamil Cihan-

1. Giriş

 

  1. Ahlak ilmi bir çok disiplinin ilgi alanına girmiştir:

 

 

İlke ve Değer nedir?

  • temel olan, onsuz olmayan, şart olan-> kendisinden kuralların çıkartıldığı temel,  

iradeyi belirleyen genel kural

  • iki anlam boyutu ile ele alınması gerekir: Ahlaklı olmanın temel şartları

ve iradeyi yönetecek olan temel kurallar

 

2. Ahlaki Hayatın Temel Şartları

 

  1. İnsanın eylemlerinden sorumlu olabilmesi için öncesinde bir takım şartların gerçekleşmiş olması beklenir
  • eylemi ve sonuçlaını idrak edebilmesi, eylemi kendi kararı ile seçmesi, zorlanmamış olması, eylemi uygulayacak imkan ve vasıtalara sahip olması, kendinde bulunan bir huyu değiştirilebilmesi gerekir
  • bu hususlar klasik ahlak kitaplarında ‘nefs’ sonraki ahlak kitaplarında da ‘nazari ahlak’ bölümünde incelenir
  • bu şekilde ilk, doğal ve real insan tespit edilir
  • insanın ulaşması ikinci, iradi ve ideal insan profili çizilir – bu erken dönemde

eserlerde ‘erdemler’, sonraki dönemlerde ‘ameli ahlak’ bölümünde ele alınmışıtr

bu hususlar din alimlerinin de ilgi alanına girer, fıkıh ve kelam ilimleri de bununla iştigal olmuşlardır

 

Kavramsal boyuttaki ahlaki ilkeler:

 

  1. Akıl
  1. Bir insanin yaptığı eylemin iyi mi kötü mü olduğunu ahlaka uygun olup olmadığını bilmesi gerekir -> Bilmeyen insan sorumlu tutulamaz
  2. Ahlak kitapları nefsin idrak yeteneğini açıklayan ifadelerle doludur:

Buna göre Hissi, hayali, vehmi ve akli birçok idrak şekli bulunur.

  • İnsan akla göre hareket etmeli, şehvet ve öfkeye muhalefet etmesi ise erdemli bir eylemdir!
  1. Dini bakımdan da bir insanın sorumlu tutulabilmesi için Akil (hitabı anlayacak şekilde akıllı ) olması gerekir örn. Ahzap 73 ayetinde işaret edildiği gibi

‘aklı olamayanın dini de yoktur’

  1. Sözlükte akıl: tutmak, hapsetmek, alıkoymak, engellemek manalarına gelir
  • Akıl: ahlaki yaşantıda insanı kötülüğe düşmekten alıkoyan sebep

Çeşitli akıl tanımları:

  1. ‘Akıl, nesneleri hakikatleriyle idrak eden yalın bir cevherdir’-> iyi’yi iyi olarak, kötü’yü kötü olarak idrak eder
  2. İbn Sina’ya göre akıl: pratik hayattaki olayların mahiyeti hakkında ayırım yapma gücü varıdr. Hatta her eylem ve eylemsizliğin ahlaki sonuçları vardır.
  3. Matüridi: akıl nesneleri ve eylemleri hangi durum üzere ise öyle yansıtır. Yani öznel değil nesnel olarak gösterir, konuşana göre değil nesnenin kendi durumuna göre belirler.
  4. Kadı Abdulcebbar: akıl, insanın düşünmesini ve yaptığı fillerden sorumlu olmasını mümkün kılan bilgiler bütünüdür
  5. Aklın klasik dönemde yazılan eserlerdeki ayırımları:
  • garizi (doğuştan) gelen akıl / Müktesep (kazanılmış) akıl
  • bilkuvve (potansiyel) akıl/ bilfiil (aktif) akıl
  • nazari akıl / ameli akıl
  1. Akıl- Heva arasındaki fark: Akıl, bir eylemin belirlenmesinde eylemin sonucuna bakar, iyi olup olmadığını idrak eder, kolay olana değil zorda olsa iyi ve doğru olan şeyi gösterir, bir eylemin iyiliğine delil ile ulaşır (tesadüf ve meyil ile değil)
  • Aklın hareket noktası rahmani hevanın ki ise şeytanidir
  1. Yanılmanın kaynağı: akıl değil, akıl öne çıkmasını engelleyen unsurlardan kaynaklanır -> Heva

 

  1. Özgürlük ve İrade
  1. Bir eylemi kendi isteğiyle (cebir altında olmaksızın) işleyen kişi ancak bundan sorumlu tutulabilir
  2. En az iki seçenekten birini tercih etme gücüne çoğu kez irade bazen de ihtiyar adı verilir
  3. İnsanın hür iradesi dini bakımdan tartışılmış, hürriyeti kabul edilmiştir (kesb, irade-i cüz’iyye, istitaat...gibi kavramlarla sınırlanmış olsa dahi)
  • İnsan 3: ‘Biz insana doğru yolu gösterdik, ister şükreden olsun ister nankör’
  1. İnsanın iradesinin bir tercihte bulunabilmesi için:
  1. eylemin konusunu idrak etmeli...
  2. seçenekleri ortaya koyması...
  3. onların değerler ile ilişkisini müzakere etmeli ...
  4. bunlardan birini tercih etmeli...
  5. eyleme koyması gerekir.
  • Ahlaki bir eylem akıl ve iradenin birlikte ortaya koyduğu bir sonuçtur
  1. Harici sebepler bazen tercihin gerçekleşmesine mani olabilir, ->dolayısıyla  eylemin kendisi zorunlu değil tamamlayıcı bir unsurdur
  • İslam Ahlakı bir niyet ahlakıdır! (Buhari –Bed’ul-vahy: Ameller niyetlere göredir...

Hac 37: ‘ne kanları ne de etleri ona ulaşır. Ona ulaşan ancak takvanız/niyetinizdir)

  1. İrade – İstek arasında ki fark: İstek, bilinçsiz ve belirsizdir. Değişken ve gelip geçicidir. Zevk ve keyif veren şeylerle doğrudur.

İrade ise, akıllıdır, gayrete bağlıdır.

  • İsteği güçlü olan köle tabiatlı insandır, iradesi güçlü olan hür tabiatlı insandır

 

  1. Sorumluluk
  1. Bir tercihte bulunurken bunun hesabının verilmesi, ve sonuçlarına katlanılması ahlaki bir gerekliliktir
  2. Sorumlu olabilmek için, insan bilerek ve isteyerek yapmalıdır
  3. Hata, unutma, uyuma, cinnet hali gibi gerekçeler ahlaki sorumluluğu bazen kaldırır bazen de hafifletir
  4. Hukuki sorumluluk – Ahlaki sorumluluk arasındaki farklar:

Hukuki sorumluluk: Zahire ve sonuca göre terettüp eder, gerekçelerle ortadan kalkmaz. Bilgisizlik mazeret kabul edilmez. Niyet eyleme dönüşmedikçe hukuki sorumluluk yoktur.

Ahlaki sorumluluk: eyleme dökülmese de niyetlerden sorumlu olunduğu gibi kasıt olmadığı müddetçe gerçekleşen eylemde ahlaki sorumluluk yoktur

  1. Yapılan eylemin hesabını verme söz konusu olduğunda vicdani, toplumsal ve uhrevi sorumluluktan bahsedilir -> ancak bu üçü bir arada olunca tamamlanmış olur
  2. Ahirete iman konusu dini sorumluluğu açıkça gösterir:

‘Cenab-ı Hak yaptığındna sorumlu değildir. Ancak insanlar sorumludur.’(Enbiya 23)

  1. Sorumluluk bireyseldir,kimse başkasının günahından dolayı hesaba çekilemez

‘ Hiçbir günahkar başkasınınkini yüklenmez’ ( İsra 15)

 

  1. Ahlak yasası
  1. Ahlakçılar ahlak yasasının akılla tayin edilebileceğini düşünürler
  2. Ahlak yasası = ‘Aklın belirlediği şeydir’
  3. Gerekçesi

Ebu Bekir er-Razi : İnsan aklıyla diğer varlıklara fark atar.

Matüridi: Allah iyinin ve kötünün bilgisini insanın aklına vermiş ve akla tabi olmalarını onlardan istemiştir. Zira akıl kötüyü iyi, iyi de kötü görmez.

Mutezile: ahlaki açıdan vacip olan fiiller kendi özlerinde iyi ya da kötü olurlar. Bu vasıflar onların özlerinde bulunur ve akıl sezgisel bir kesinlikle onları idrak eder.

Eşariler: şarideden hitap yoksa fiillerin hükmü yoktur. Akıl bir şeyin iyi ve kötü oluşuna hükmetmez. İyi-Kötü subjektifdir, ikisinin de makul tarafı vardır.

Belirleyici olan dini bildirimdir-> Ahlak yasası = ‘Allah’In mükellefin fiillerine ilişkin hitabı’ (Gazali)

Modern dönemde: Eşarilerin görüşünü ve akılcı ahlak yasasını birleştirme eylemi vardır, örn. Akseki: Ahlak yasası = ‘Şeriatın ifasını emreylediği hayır’

  1. Dini bildirimin akla nasıl bir katkısı olmuştur? :

Farabi’ye göre: Felsefe pratik konularda genel esasları ortaya koyar(Mutlak). Din ise onu ayrıntısıyla ortaya koyar( Şartlı yani daha hususi). -> fadl dinlerin hükümleri ameli felsefedeki küllilerin altında yer alır.

Pratik felsefe dini hükümlerdeki şartların niçin ve ne maksatla fiillere şart koşulduğunun sebeplerini ortaya koyar

  1. Mutezile açısından din, akıl tarafından tasdik edilen doğruları ortaya koyar, hatta: vahyin doğruluğu bile akla dayanır

Vahiy aklın ahlakla ilgili genel ilkelerini ayrıntılı hale getirir.

  1. Ragıp el- İsfahani : Allah insanlara iki elçi göndermiştir, batındaki akıl ve zahirdeki din. Akıl sultan, din vezir gibidir. Her ahlaki davranış ibadettir.
  • Sonuç olarak (Eşariler hariç) : İslam Ahlakında akıl ile nakil birbirine aykırı hükümler ortaya koymaz.

 

  1. Yaptırım
  1. = insanları kurallara uymaya zorlayan tedbirler, ödül ve ceza
  2. kurallara görünürde be gönülsüz olarak uymak ahlaki sayılmaz. Kurallar uymayı insana zorlayan ahlaki yaptırım nerededir? -> Vicdan ! Vicdana uymak aynı zamanda ahlak yasasına uymak anlamına gelir
  3. Dini bakımdan daha açık: yaptırım cennet – cehennem algısı çerçevesinde gerçekleşir ancak dikkat! Kuran ‘da sadece allah rızası için bir işi yapanlar ebrar olarak (iyiler ) övülür (İnsan 5-9)

 

  1. Ahlaki Hayatta Temel Davranış Kuralları
  1. Klasik dönem ahlak kitapları ‘erdem’ üzerinde yoğunlaşır -> Her bir ruhi kuvvete temel erdem tespit edilir ve ona bağlı alt erdemler sıralanır
  2. Erdemlerde bulunan ortak düşünce: İfrat ve tefritten uzak durup, ölçülü bir biçimde davranmak...

örn: cesaret erdemi, iki aşırı kutup arasında dengelenerek elde edilen bir erdemdir

Formülü: ‘Aşırılıklardan uzak bir şekilde hareket et’ (bu düşünce Aristoteles’İn ahlak kuramında yer alır)

  1. Bir başka temel davranış kuralı: ‘Arzularına esir olma!’ – bu formül akıl-heva karşıtlığı düşüncesine dayanır. -> Yani: Neyi esas alırsan al, nefsinin esiri olma ona muhalefet et. Zira böyle yapmazsan hayvani mertebeye düşersin.
  2. (Modern ahlakta Akseki tarafında ortaya konulmuş olan düşünce(genel olarak modern ahlak kitaplarında yukarıdakilere fazla ilave getirilmez) : Kant’ın ahlak ilkeleriyle karşılaştırma yaparak İslam’daki en genel ahlak kuralını tespite çalışır

Hadislerden yola çıkarak en genel ahlak kuralları -> son kertede akli muhakeme esastır. İnsanların vakıf olmasını istemediğin şey iyi olamaz.

Kant’tan yola çıkarak -> Kantın genel kuralı en sonunda eylemlerimize dönüktür )

Aradaki mühim fark: Kantın genel kuralı niyetleri kapsamaz, oysa ki dini kurala göre eylem sahasına çıkmayan niyetlerden de sorumluyuzdur.

  1. Yaran’a göre, içeriksiz ve yâri içerikli olmak üzere ilkeler tespit eder.

Soyut, içeriksiz, ve biçimsel ilkenin İslam’da ilk örneği :

‘Kendine yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma; kendine yapılmasını istediğin şeyi sen de başkasına yap!’ -> Altın kural

burdan yola çıkarak tali ilkelere ulaşır:

Textfeld: Yarı içerikli ilkeler----------------→Textfeld:   <------------------------        -Soyut, içeriksiz ilkeler

 

 

 

  1. Dini ilimlerde yazılan eserlerdeki ahlaki ilkeler ile din naslarındaki vurgu yapılan ahlaki ilkeler arasında benzerlikler vardir,

Bunları Şartsız emirler olarak sıralayabiliriz:

 

1. Temizlik ilkesi: Temiz ol! dış ve iç temizlik anlamına gelir. Taharet fıkıhta ilk konu, tasfiye ise tasavvufta ilk konudur.

İlk vahiylerden biri: ‚elbiseni arındır’ (Müdessir 4)

2. Övülen ve Yerilen vasıfların bilinmesi ilkesi: Bilgili ol! Ilim ve hikmet felsefi ahlak kitaplarının temel erdem gördüğü ilk vasıftır. Bilgi olmadan ahlaki eylem gerçekleşmez.

Vahiyde: ‚Kulları içinde Allah’tanancak alimler korkar’ (Fatır 28)

‚Rabbim ilmimi artır’ (Taha 114)

  1. Bilgiye göre vazifelerin yerine getirilmesini ifade eden ilke: Adil ol! Vazifeyi yerine getirmemek zulüm doğurur.

Vahiy’de: ...Adil olun: o takvaya en yakın olanıdır. (Maide 8)

  1. Adaleti izleyen ilke: İyilik yap! İyilik etme doğrudan insanın elindedir. Peygamberi  

             hayat tarzıdır aynı zamanda. İyilik yapan biri adaleti daha önceden temin etmiş   

             olur.

             Vahiy’de: ‚Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakın akrabaya yardım etmeyi emreder’     

(Nahl 90)

  1. Son ilke: Sabırlı ol! Buraya kadar sayılan ilkelerde sebat etmek, ve titiz kalmak. Ayrıca onurun kırıldığında, veya telafisi elimizde olmayan durumlarla karşılaştığımızda sabırlı olmamız gerekir.

Vahiy’de karşılığı: ‚...Hakkı ve sabrı birbirine hatırlatan insan hüsranda değildir’ (Asr 3)

 

  1. İslam Ahlakında Değerler

Ahlaki hayat söz konusu olduğunda bir insanın ulaşmak istediği son gaye ne olabilir?

 

  • Cevap: Mutluluk

 

Farabi’ye göre Mutluluk:

İnsanın ilim ve amel açısından yetkin olmasıdır.

 

Bu kapsamda bilgiye sahip olmak gerekir. Bilgi(1) den sonra nasıl, ne şekilde uygulanacağını bilmek (2) gerekir. Devamında uygulamak(3) gerekir. Bir tek uygulama yetmez, huy haline (4) getirmek gerekir. Huyla birlikte bir meslekte yetkin olmak (5)şarttır. Ancak unutmamalı ki bu dünya insanın maddi yapısından dolayı tam yetkin olabileceği bir yer değildir.

  • Mutluluk: İnsanın dünya ve ölüm sonrası hayatta yetkin olması

 

Gazali’ye göre Mutluluk:

Geçmiş ve gelecekteki insaların üzerinde durduğu bir gayedir ve bu gayeye ilim ve amelle ulaşılır.

 

Bu kapsamda insanın ilmi, (onun hakikatini ölçütünü ) iyi bilmesi gerekir. Aynı zamanda mutluluk yolunu gösteren iyi amel ve bedbahtlık yolunu gösteren ölçüyü de bilmesi gerekir.

 

Gazali mutluluk arzusunu kesmenin ahmaklık olduğunu vurgular.

  • Gazali’nin anlayışında ki mutluluk (zahmet vermeyen lezzet, ölümsüz beka,  üzüntü içermeyen sevinç gibi...) ancak ahirette gerçekleşebilir.

 

Genel olarak:

  1. Ahlaki anlamda istenmeye değer son şey amellerin ‘Allah rızası için’ yapılıyor olmasıdır.
  2. Cennet ulaşılacak son gaye değildir. Cemalullah’a nail olmak, Allah’ın rızasını elde etmek asıl gayedir!

‘İyilik yapanlara daha güzeli ve ziyadesi vardır. Onların yüzlerini ne bir leke ne de bir zillet kaplar. Onlar cennet ehlidir ve ebedi olarak orada kalacaklardır.’ (Yunus 26) -> Müfessirler: Cemalullah

Hz. Peygamber’in günahları Allah tarafından affedilmiş olduğu halde gece gündüz ibadet etmesi üzerine gelen Hz. Aise’nin hayretine o şöyle cevap verir: ‘Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı? ‘ (Buhari, Teheccüd 6)

  • hiçbir fayda gözetmeksizin, ibadet edilmeye layık olduğu için Allah’a ibadet etmek en temel ahlak erdemidir.

 

6. Bölüm

İslam Ahlak Literatüründe Başlıca Perspektifler

Murat Demirkol

 

başlıca 4 Perspektiften bahsedilir:

-Felsefi Ahlak Perspektifi – Ahlakın en teorik ve kapsamlı biçimde incelendiği alan

-Kelami Ahlak Perspektifi

-Tasavvufi Ahlak Perspektifi

-Dini Ahlak Perpsektifi -> özellikle son ikisi arasındaki ortak noktalar belirgindir

 

  1. Felsefi Ahlak Perspektifi

 

  1. İslam’da felsefi Ahlak : Vahiy tarafından doğrulanabilir, prensipleri ve kuralları vahyin doğrulamasından bağımsız olarak kendi tabiatından dolayı geçerlidir aynı zamanda

 

  1. Ahlak ilmi pratik felsefe alanına girer (x teorik felsefe)
  2. Pratik felsefe:1. insanın iradi davranış ve  fiillerindenki faydaların,

2.kişinin yönelmiş olduğu yetkinlik derecesine ulaşmayı gerekli kılıp

3.dünya ve ahiret hayatının hallerini düzenlemeye götürür.

  1. Pratik felsefe ikiye ayırılır: Birey- Toplum
  • Bireyle ilgili olan bölüme Ahlak eğitimi denir
  • Toplumla ilgili olan bölüme ‘Ev idaresi’ /’Devlet idaresi’ de denir
  1. Nasireddin et-Tusi (Ahlak-ı Nasıri) : Ahlak ilmi, insan nefsinin güzel ve övgüye değer bir ahlakı kazanmasını sağlayan ilimdir. Amaç: İnsanın yetkinliği ve mutluluğu
  2. Ebu Bekir er-Razi : Ahlak ilmini tıp ilmine benzetir, ‘Ruhani Tıp’

Tıp bedeni yetkinleştirir, iki yönlüdür, sağlığın korunması ve hastalığın tedavi edilmesi ->Ahlak ise ruhu yetkinleştirir, iki yönlüdür, erdemlerin korunması ve erdemsizliklerin (nefsani hastalıkların) tedavi edilmesi

 

Felsefi ahlak Perspektifi diğer perspektiflerden ayıran en temel nokta şudur:

İslam filozofları ahlak görüşlerini NEFİS TEORİSİ üzerine inşa etmişlerdir

 

 

 

 

 

 

Aristoteles Felsefesine dayanan Nefis teorisi:

(Nefis= bir hareket prensibidir ve kuvveleri vardır)

  

Textfeld: Ahlakın konusu hayvani ve özellikle insani nefistirTextfeld:

 

 

 

Nefis ile Bedenin birleşmesi sonucunda beden canlılık, türsel suret ve yetkinlik kazanır

  • Nefis fonksyonlarını icra edecek bir alete kavuşmuş olur
  • Sonuç olarak bedende bazi canlılık belirtisi özellikler ortaya çıkar (beslenme büyüme uygun olanı çekip uygun olmayanı itme gibi...)
  • Nefis bu durumda = kuvve halindeki canlı cismin yetkinliği
  • Özel nefisler (bitki-hayvan-insan) ait oldukları canlı türünün fonksyonlarını belirler

Yani bedende ortaya çıkan fillerin ilkesi: Nefis (Beden değil!)

 

  1. İnsanı bitki ve hayvandan ayıran yönü onun nefs-i natıka ile gerçekleşen  düşünme özelliğidir
  2. İnsani nefs bedeni nasıl yönetir? -> beden nefsin aracı konumundadır, tasarrufu organlar vasıtasıyla gerçekleşir
  3. Aristoteles-> İbn Sina, İbn Miskeveyh -> Tusi : teorik ve pratik akıl ayırımı yaparlar:

Düşünen nefsin iki yönü vardır:

Textfeld: Hissedilir aleme yönelik  tarafı: Pratik akıl
⇒	pratik akıl, bedenle ilişkisini sağlar
⇒	bedensel güçleri denetleyerek yönetir ve iyi ahlakın oluşmasını sağlar
⇒	Ahlak pratik aklın ürünüdür!


Textfeld: Akledilir aleme yönelik tarafı
⇒	teorik akıl, kendi üstündeki prensiple irtibat kurarak müstefad olur 
⇒	bunu kabiliyeti çervesinde yapabilir bunun için nefsin bedeni hazlardan ayrılması gerekir 
⇒	pratik akıl burada devreye girer...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yani, İnsan nefsinin yukarıya doğru yönelmesiyle ilimler, aşağıya yönelmesiyle ahlak ortaya çıkar.

 

  1. Platoncu üçlü nefis teorisi ile Aristotelesçi nefis teorisi yerine göre ayrı veya birleşik olarak ahlak ilmine temel olmuştur
  2. İbn Sina’ya göre: canlılar aleminde görülen 3 çeşit fiile (beslenme,üreme, büyüme (her canlı)/iradi hareket,duyum,hayal (hayvan ve insana has)/ akli fiiller sadece insana has) ) bitkisel, hayvani, nefsani türleri karşılık gelir
  3. Tusi:

Hayvani nefsi iki kategoride inceler:

  1. kategoride: iradi tahrik -> görevi yararlı olanı çekmek, zararlı olanı itmek

yani: Şehevi ve Gadabi olmak üzereiki ayrı işlevi vardır

             2.   Kategoride: organlarla idrak kuvvesi  -> işlevlerini iç ve dış duyular vasıtasıyla

                    yerine getirir.

  • hayvani nefsin algı kuvvesi iki kısımdır: iç ve dış duyular

 

İnsani nefis:

İnsana özgüdür, düşünme kuvvesi ile temayüz eder

Bitkisel ve hayvani nefsin kuvvesini de içerir

 

  1. 3 ayrı nefisten bahsedilirken: Platona göre ayrı değil, adlandırılması farklıdır

Aristoteles’e göre ayrı nefis olarak adlandırılır.

  1. Tusi nefsin kuvvelerinden şöyle bahseder:

 

 

 

  1. Nefsin kuvvelerinden bahsettikten sonra, erdem ve erdemsizlikler ile alakasın ortaya koyar:

Tusi’nin ahlak felsefesi adalet temeli üzerine kurulmuştur -> kuvvelerin kontrolü ve işlevleri ancak ahlak ile mümkün o da ancak dengeli olmakla mümkün olur

 

Kuvvelerin adalet göre dengelenmesi sonucunda:

  • Şehvet kuvvesi insanı kendi tabiatına uygun olan işlere götürür
  • Gazabi kuvve ise insanı kendi tabiatına aykırı şeylere götürür

Bu kuvvelerden biri baskın halde olursa diğeri zayıflar yani ->

İnsan ya hazlara yönelir ya da zorbalık, baskı ve intikama yönelir

 

  • İnsan bu iki kuvve arasındaki gerilim sonucunda hayvanlardan da daha düşük mertebeye düşer!
  • Bu kuvveleri denetlemek, mutedil hale getirmek gerekir...İslam Felsefesine göre bu kişinin kendisine karşı olan adaletidir
  • Dengeleyen güç: AKIL (<- düşünen nefs teorisi/rasyonel psikoloji)
  • Bundan sonra teorik ve pratik akıl ayrımı devreye girer (bknz. Önceki sayfalar) ahlak pratik aklın ürünüdür.

 

Sonuç olarak Pratik akıl:

  • ahlakın kaynağı
  • insanların toplumsal işlerini düzenleyen sanatların ve siyasetin nispet edildiği meleke (İbn Sina’da da böyledir)
  • Farabi’ye göre iki kategoride incelenebilir: fikri ve miheni

(Tusi’ye de yansımıştır)

 

Tusi’nin görüşü İbn  Miskeveyhten etkilenmiştir, ilaveten İbn Miskeveyh’in görüşlerini zikretmek gerekirse:

 

  1. Şehevi kuvve’yi domuza(behimi), gazabi kuvve’yı yırtıcı hayvana(sebui) , akile kuvve’sini meleğe (meleki) benzetir -> bunların içinde sadece meleki nefis saygındır
  2. Sebui nefs ve meleki nefs eğitime elverişlidir
  3. Behimi nefs eğitime elverişli değildir!
  4. Şehevi nefsin hikmeti bedeni ayakta tutmasıdır
  5. Gazabi nefsin hikmeti şehevi nefsi yenmektir
  6. Meleki nefsin hikmeti kuvveleri dengelemek ve korumaktır
  • bu amaç ancak aklın öfke kuvvesini ıslah etmesiyle gerçekleşir
  • akıl, şehveti ancak öfke ile bastırabilir

 

 

 

 

Tusi’ye göre iyilik başkaları için istemedikçe ahlaki erdeme dönüşemez.

 

  1. Tusi’ye göre iki yetkinlik arasındaki ilişki suret- madde ilişkisine benzer. Şu halde, Suret= düşünme ,madde=  pratik hayata geçirmek
  • teorik yetkinlik pratik yetkinlikle tamamlanır
  • bu şekilde insan küçük alem olma vasfını kazanır
  • insan küçük alem olam vasfını tikel ve tümel bilgilere sahip olma + ERDEMLERE SAHİP OLMA ile kazanır
  • böyle bir insan ilahi feyzi kabul etmeye hazırdır
  • İnsani yetkinleşmenin son mertebesi Allah’a yakınlıktır!
  1. İnsanın yetkinleşmesi kadar seviyesinin düşmesi de mümkündür
  2. Üstteki varlık türü alttakinden farklı meziyetlere sahip olmakla birlikte alttakinin tüm özelliklerini de taşır
  3. Akla uygun davranışlar övgüye layıktır-> akıl kuvvesi diğer iki kuvveye egemen olmalıdır
  4. Düşünme gücünün kullanılmaması veya bazı engeller yüzünden zayıflaması noksanlığa düşüşün başlangıcını oluşturur.
  • kişide şehvet ve öfke kuvvesi baskın hale gelir ve bu da onun hayvanlara ve  yırtıcılara benzemesine sebep olur
  • bu durumda olan insan düşünce kuvvesini geçici hazların temini için kullanır

 

  1. İslam ahlak felsefesinde mutluluk, iyilik kavramı ile ilişkilendirilerek ele alınır
  2. İnsanı yetkinleştirmenin amacı insanın mutluluğudur
  • İbn Miskeveyh/Tusi gibi ahlakçılar Aristoteles’in ahlak görüşüne dayanır

 

  1. Aristoteles’e dayanan ahlak görüşü:

İyi mutlak ve göreli olmak üzere ikiye ayrılır

Mutlak iyi son gayedir. Göreli iyi son gayeye ulaşmada vasıta olan şeydir

Mutluluk bir tür iyidir ve kişiden kişiye değişir

Mutluluk her bir insana has öznel bir değerdir.-> iyi ise bütün insanların yöneldiği ortak ve nesnel bir değerdir

 

Diğer bir tasnife göre:

İyi -> son gaye olan iyi ve son gaye olmayan iyi olarak ikiye ayrılır

Mutluluk gaye olan tam iyidir, çünkü sahibi onu elde ettikten sonra artırma isteği duymaz

Tusi’ye göre-> mutluk başka bir amacın aracı değil bütün amaçların ve iyilerin en yetkinidir

 

  1. Mutluluk : mutlak ve göreli olmak üzere iki kısımda ele alınır
  2. Mutluluk akli ve nefsani bir olgudur -> insanın olgunlaşarak mutluluğa ulaşmasının temel şartı bilgi ve hikmettir ancak erdemli davranışlar olmadan sırf teorik akıl veya bilgi gücüyle sağlanamaz
  • ahlaki arınma ve erdemli kazanma nefsin kendi yetkinlik ve mutluluğunu ulaşmasının zorunlu şartıdır
  1. Mutluluğun toplumunda son gayesidir-> siyaset felsefesi gerçek yetkinliğe yönelen toplumun mutluluğunu sağlayacak tümel yasaların incelenmesinden ibarettir
  2. Devlet yönetimi hikmet kaidesine uygun olmalı
  3. Sevgi, adalet ve dostluk özel bir öneme sahiptir
  4. Tusi’ nin ahlak anlayışında dünyadan elini eteğini çeken bir zahidin hayatına yer yoktur (insan sosyal ve medeni bir varlıktır)
  5. Toplumdan uzaklaşan yetkinleşemez -> zorunlu bir gerçektir
  6.  Sadece akli olarak ispat edilmez aynı zamanda dini hükümler de buna delalet eder-> Cemaatle namaz, Cuma namazı, Bayramlar vs...
  7. Tusi’nin ahlak tanımı erdem ve erdemsizlikleri huy kapsamında ele aldığını yani bunları insan nefsinin melekeleri olarak kabul ettiğini gösterir
  8. Erdem ifrat ve tefrit denilen iki uç noktanın ortasıdır
  • erdem orta erdemsizlik iki uç noktadır
  1. düşünen nefis dengeli hareket edip faaliyete geçtiğinde ilim erdemi ve buna bağlı olarak hikmet erdemi ortaya çıkar
  2. yırtıcı nefsin dengeli hareket edip düşünen nefse boyun eğmesiyle birlikte hilim erdemi ve buna bağlı olarak cesaret erdemi ortaya çıkar
  3. Hayvani nefis dengeli hareket edip düşünen nefse boyun eğdiğinde iffet erdemi ve buna bağlı olarak cömertlik erdemi ortaya çıkar
  • bu üç erdemin uyumlu bir bileşik meydana getirmesinden adalet erdemi doğar
  • adaletin varlığı diğer erdemlerin yetkinliğine işaret eder

 

  1. İslam filozofları temel erdemlerin hikmet, yiğitlik, iffet ve adalet olmak üzere 4 tane olduğunu söylerler
  2. Erdemlerin kaynaklandığı kuvveler bir de nefsin idrak ve tahrik kuvvelerinden hareketle tasnife tabi tutulmuştur:

 

 

  1. Erdemler bu güçlerin terbiye edilerek dengeye kavuşturulmasıyla oluşur
  2. Tusi bir huyun övgüye layık erdem vasfını kazanbilmesi için onun başkasına geçişini şart koşar -> örn.: cömertlik erdemine sahip olan kişi bunu başkasına geçirmiyorsa cömert değil, savurgandır

 

  1. Ahlak felsefesinin nefsani hastalıklar ve tedavi yolları adında bir inceleme konusu daha vardır -> Gazali- İhya-u ulumiddin

 

  1. Kelami Ahlak Perpsektifi

 

  1. Temel tartışma konusu husun/kubuh meselesidir: iyilik veya kötülük akıl ile mi yoksa şeriat/vahiy ile mi bilinir? Problemi
  2. Cebriye ve Eşarilere göre iyilik ve kötülük din ile belilrlenir:

İnsanın fiilinde bizatihi iyilik veya kötülük yoktur

İnsan aklı eylemlerin iyilik ve kötülüğünü vahiy ve şeriat gelmeden önce tek başına kavrayamaz

  • iyilik Şariin emrinin, kötülük de neyinin eseridir
  • Akıl sadece şeri hitapları anlamaya yarayan bir alettir
  1. Mutezile ve Maturidilere göre  iyilik ve kötülük akıl yoluyla belirlenir:

İyilik ve kötülük hakikatte mevcuttur, şeri belirlemeden ibaret değildir

  • eylemlerin iyilik veya kötülükle nitelenmesi vahyin gelişine bağlı değildir
  • akıl bunları vahyin gelişi ile değil, hatta nazar ve istidlale muhtaç olmadan açık seçik olarak idrak edebilir

 

  1. Mutezile’nin Akılcı Ahlak Perspektifi
  1. İslam düşüncesinde ahlak ve değerler hakkında ilk görüş belirten düşünürler Mutezile kelamcılarıdırlar
  2. Temel konuları: iyilik ve kötülüğün tabiatı, ilahi adalet ve insanın özgürlük ve sorumluluğu meselesidir
  3. Mutezili görüşün temelini bilgi ile iyi arasındaki ilişki oluşturur
  4. Ahlaki iyi ve kötü akıl ile bilinebilir ve geçerlilikleri aklen savunulabilir
  5. Kadı Abdulcebbar – el-Muğni fi ebvabi’t-Tevhid ve’l Adl bu konuda en kapsamlı bilgi verir:

Fiil ≠ yok iken zaman icinde meydana gelen şey

Fiil =irade ve güç sahibi failin öngördüğü maksada nispetle tanımlanan şey

Ahlaki belirlemeye konu olan fiiller, failin iradesinden kaynaklanan ve iyi ve kötü veya övülen ve yerilen diye nitelenen fiillerdir

 

 

 

  1. Mutezile’ye göre fiiller sadece tabiatlarındaki iyilik veya kötülük niteliğinden dolayı Allah’ın emir veya yasağına konu olurlar
  • Kadı’ya göre: asli iyilik ve kötülük zorunlu olarak bilinir
  • Dini hakikatın dayanakları aklen bilinmediği sürece vahyin doğruluğu daima sorguya açık olacaktır
  1. Ancak yine de Mutezile vahyi ahlaki alanda tamamen gereksiz görmezler
  2. Vahyin bir diğer işlevi: birbiriyle çelişen vahiy parçaları arasında hakemlik yapmaktır
  3. Vahiy: iyiliği akıl tarafından genel terimlerle belirlenmiş olan güzel fiilleri ayrıntılı olarak tespit eder
  4. Kadı Abdulcebbar:  faile vacip olan fiilleri 3 kısımda inceler:
  • asli özelliğinden dolayı vacip olan fiiller
  •                      diğer insanlara karşı/kendimize karşı/ Allah’a karşı

yükümlülüklerimiz diye üç kısıma ayrılır

  • ilahi lütuftan dolayı vacip olan fiiller
  • akılla bilinmeyen yükümlülükler
  • failin işlemesi veya zıddından kaçınması halinde elde edilecek yarar sebebiyle vacip olan fiiller
  • iyiliği failine haz/yarar veren fiiller

 

  1. Vahiy : genel ahlaki ilkeleri belirler, bunlarla ilgili uhrevi karşılıklarını da belirler

Kötü-> haram günah isyan / iyi-> mubah caiz helal itaat

  1. Bilgi – Kudret ilişkisi kelami mezheplerde ihtilafa yol açmıştır:

 

  • Cebriyye: insan hiçbir şeye güç yetiremez, tüm eylemler Allah tarafından yaratılmıştır, insana sadece mecazen nispet edilebilir

(-> Eşariler)

  • Mutezile: güç ahlakın ön şartıdır. Kul (iyi veya kötü ) fiillerinin yaratıcısıdır. Allah insanın fiillerinden sorumlu tutulamaz.

(asıl hedef: insanın sorumluluğunu vurgulamak...)

 

Mutezile’nin ahlak görüşü:

  1. En karakteristik özelliği: insandaki yapma gücünü aklileştirmek
  2. Bişr b. Mutemir (ö.825) (bağdat mutezile ekolu): insanın sorumlu olduğu eylemler alanını daha geniş tutar
  3. Ebu’l-Huzeyl el-Allaf (ö.845): ancak niteliği bilerek yapılan fiiller sorumlu tutulma sebebidir

İnsanda meydana gelen fiileri sonuçları ile değerlendirir

  1. Nazzam: (ö.845) : Allah’ın yaratıcı zorunluluğu vardır. Kastedilen: alemdeki her nesnede bulunan özel tabiat. İnsan fiilinin dışında meydana gelen herşey bu kategoride ele alınmalıdır
  2. Geç dönem Mutezile alimleri: doğrudan eylemler- dolaylı eylemler ayrımı

(irade-ses/acı vs), renk tat doku gibi olgular doğrudan Allah tarafından meydana getirilen hallerdir

Mutezile’nin irade hakkındaki görüşleri:

  1. Kadı Abdülcebbar: insan inanma arzu etme ve düşünme gibi irade eylemini de sezgiyle bilir. İradenin özelliği: istenilen şeye ulaşmak

Eğer irade olmazsa, ve organlara hükmetmezse bir eylemin gerçekleşmesi imkansız olur.

  1. Mutezili düşüncede irade = mümkün olarak bilinen şey

İrade eylemi failin iradesinin nesnesi değildir

İrade-nesne bağlantısı: Etken failin iradesini belirler -> fail nesneyi zorunlu olarak irade eder (failin eylemine ilişkin bilgisionu irade etmesini izler)

Ancak yinede: irade eylemi zorunlu olarak belirlemez! Bu kanaat alışkanlığın açtığı bir yanılgıdır

 

İradenin eylemi her yönden belirlemesi ne anlama gelir?

  • onun iyilik veya kötülüğünü belirlemesi anlamxındadır
  • Mutezili düşünürlere göre eylemin iyiliği veya kötülüğü ne Allah’ın  ne de İnsan’ın iradesine bağlıdır
  • Fail kötü bildiği şeyi irade ederse onun iradesi kesinlikle kötü olur ve bu fiil yergiyi hak eder
  1. Mutezile Allah’ın kötülüğü irade edebileceği iddiasını hem aklen iğrenç hem de Allah’a Abes izafe etmesi dolayısıyla reddeder
  • bu Allah’ın kötülükten nehyetmesiyle çelişir
  1. (Eşarilerin iddia ettikleri gibi,) eylemin ahlaki niteliğinin ilahi irade tarafından belirlendiği iddiası eylemlerin ahlaki oluşuyla bağdaşmaz
  2. Allah’ın hidayeti kimilerine verip kimilerini de mahrum bırakması adaletilyle bağdaşmaz
  3. Allah’ın yanlış yapabilme, doğrudan kaçınabilmesi sorusu:
  • bazi Mutezili alim bunu adaletiyle bağlaşmadığı nedeniyle reddeder (Nazzam, Cahiz gibi...)
  • Bazıları ilahi kudrete halel getirmemek için sınırlamaya yoluna giderler (Ebu’l Huzeyl el Allaf, Kadı Abdulcebbar gibi...) :

Allah’In eylemleri ile iradesi arasındaki ilişki yanlış anlaşılmıştır. İradi eylemler ile ilahi irade her zaman uyuşmaz ancak bu eksiklik değildir, zira Allah zaten insanın kendisinin seçim yapmasını iradesini kullanmasını ister. Bunun sorumlusu Allah’In iradesi değil failin kötü tercihte bulunmasıdır

  1. Mutezile’nin ilahi adalet anlayışına göre Allah’ın hikmete uygun eylemde bulunması zorunludur. Bu anlayış üç tartışma konusununn zeminidir:
  • yaratma sebepli midir? Sebepsiz mi?
  • Allah güç yetirilemeyen bir şeyi kulundan ister mi?
  • Allah suçsuz birine azap eder mi?

 

Yaratılma sebepli midir?

  • Kadı Abdulcebbar: Tesadüfen yaratma fikrini reddeder.

Allah insanları sadece kendi yararları için yaratmıştır. Yarar = haz veya arzunun tatmin edilmesi (Haz ≠ acıdan kurtulma)

  • Yarar : insan açısından hak edilen –hak edilmeyen diye ikiye  ayırır. Hak edilemeyen = Allah’In insanlara olan iyiliği (mesela alemi yaratması)

      Allah güç yetirilemeyen bir şeyi kulundan ister mi?

  • Mutezile Allah’ın böyle bir şey istemeyeceğini vurgular
  • Yükümlülük Allah’In tekliflerinin aklen güç yetirebilir olmasını gerektirir   ->Allah’ın kudretini yüceltmek için böyle bir şey iddia etmek yanlış olur      ( ≠ Cebriyye ve Eşariye )
  • Cebriyye ve Eşariye: öyleyse Allah kullarına neden gereksiz yere acı çektirir? -> Kadı Abdulcebbar’a göre Acı: 1. yüce bir gaye uğruna katlanılan övgüye layık acı 2. Zararla sonuçlanan kötü acı
  • zarara uğratan kötü acı onaylanamaz
  • zarara sebep olan fiil ister Allah ister insan tarafından işlensin her halukarda kötüdür

 

  1. Eş’ariye’nin İradeci Ahlak Perspektifi

 

  1. İyi = Allah’ın emrettiği şey, iradi eylemler sadece mecazi olarak insana nispet edilebilir
  2. Ebu’l Hasan el – Eşari : Mutezile’ye tamamen zıt bir tavır sergiler

Akıl ahlaki ilkeleri belirlemez. Bilgi ancak vahiy vasıtasıyla zorunlu olur

Allah hiçbir şeyle yükümlü tutulamaz

  1. Eşari yükümlülük anlayışı Bağdadi’nin el-Fark beyne’l- Fırak adlı eserinde temel ilkeler halinde ortaya konmuştur:
  • sorumluluk sahibi failin eylemlerini Vacip, Haram, Sünnet, Mekruh, Mübah olarak sınıflandırır
  •  yükümlülüğün temeli : Allah’ın emretmesi ve yasaklaması
  • Allah’tan vahiy gelmedikçe herhangi bir yükümlülük olamaz
  1. İmam Haremeyn el Cüveyni :
  • Mutezile’nin iddia ettiği gibi akıl sezgisel olarak iyi ve kötüyü bilemez, bunun ispatıysa insanlar arasındaki görüş farklılığıdır
  • Acı ve kötü eylem Allah’tandır iyi kabul edilir
  • Mutezile’nin vahyi inkar edenin dahi aklıyla iyi ve kötüyü bilebileceği görüşüne karşı çıkar
  • Bazi ‘iyi’ ve ‘kötü’ ler sadece genel kabul görmüş adete dayanır
  • Mutezile’deki sorun: Vacip kavramının Allah’a yüklenmesi
  1. Şehristani Nihayetül-ikdam adlı eserinde :
  • İyi ve kötü eylemin zati özellikleridir -> övgü veya yergi hak eder
  • Teorik ve ahlaki önermeler arasında fark vardır. Mutezile her ikisnin de akıl ile bilinebileceğini iddia eder. Ancak matematiksel bir zorunluluğu akılla bilmek mümkündür, yalan söylemenin kötü olduğunu ise akılla bilmek mümkün değildir.
  • İnsanlar genel yaygın kullanımın etkisiyle zarar veren şeye kötü yararı olan şeye ise iyi derler
  • Filozofların üçlü varlık tasnifi ( mutlak iyi, mutlak kötü, ikisinin karışımı – arzu edilip edilmemesine göre ) varlığı iyilik yokluğu kötülükle eşit saymalarıyla çelişir
  • Filozofların akli yeteneklerin gerçekleştirilmesine bağlı mutluluk ve mutsuzluk teorisini eleştirir: ferdi akıllar kendilerine bağlı akli ilkeleri sezgisel olarak kavrayabilirler,fakat zorunluluk tarzını anlayamazlar
  • ancak Peygamber bunları bilip bildirebilir
  • Mutezile’nin hikmet anlayışı yanlıştır. Doğru olanı: Allah’ın eylemleri hikmetlidir zira kendi ön bilgisine dayanarak, iradesinden başka hiçbir etken tarafından sınırlandırılmamıştır.
  1. İlk Kaderciler: insan eylemlerinde failin rolünü dışlamaya eğilimlidirler
  • Eşari kelamcılar,ri görüşü özde kabul etmekle birlikte bir yandan onu mantık bakımından savunmaya çalışırlar öte yandan insan sorumluluğuyla uzlaştırmaya çalışırlar -> Kesb kavramı Mutezile ve Cebriyye’nin görüşlerine alternatif olarak sunuldu
  1. Bakıllani’nin kesb teorisini açıklaması:
  • insan kendi eylemlerini kazanmaya (kesb) güç yetirebilir (istitaat)
  • iradi eylemler ile gayr-ı iradi (titreme ) eylemler arasındaki farkı fıtri olarak bilebilir
  1. Eşarilere göre Allah’ın kudret ve iradesinin alanı okadar kapsayıcıdır ki onun hikmeti adına bu alanın sınırlandırılması hiçbir şekilde tasvip edilemez
  2. Adalet ve zulüm fail ve eylemleri ile Allah arasındaki ilişki çerçevesinde belirlenmesi gerekir
  3. Allah’ın yaptığı her şey tanım gereği adalettir, yasakladığı yapmadığı her şey de zulümdür
  4. Yararsız veya mükafatsız acı çektirmenin kötülüğü kendiliğinden açık olsaydı bunun kötülüğü zorunlu olarak kavranırdı, fakat durum böyle değildir

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>