Ti-Entertainment

Nisa Suresi 34-35 İslam

Nisa Suresi 34-35

Meal: 34-. Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve malların­dan harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyu-cusudurlar. Sâliha kadınlar Allah'a itaatkârdır. Allah'ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hu­kukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları ya­taklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onla­rın aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

Elmali: Erkeklerin mirasta hak ettikleri paylarının fazla olmasının hikmeti erkekler ve özellikle tam erkek olan erkekler, kadınlar üzerinde hakimdirler, onların üstlerinde dururlar, işlerine bakarlar, muhafaza ederler; müdürleri, koruyucuları, amirleridirler.

KAVVAM; Bir kadının işine bakan ve korunmasına önem veren ve işlerini idare edene "Kayyimü'l-mer'eti" ve daha kuvvetli olarak "Kavvâmü'l-mer'eti" denilir. Bu deyim, erkeğin kadına hakimiyetini fakat rastgele değil "Milletin efendisi, onlara hizmet edendir." mânâsı üzere hizmetçilikle karışık bir hakimiyetini ifade eder. Bundan dolayı bir taraftan erkeğin üstünlüğünü anlatırken diğer taraftan da kadının değer ve üstünlüğünü bildirir. Bu ayırım içinde eşitlik iddiasını kaldırarak karşılıklı olarak farklı bir eşitlik metoduyla öyle bir birlik sağlar ki, bu durum sultan ile ümmet arasındaki karşılıklı haklara benzeyecek ve bu şekilde aile terbiyesi, toplum terbiyesi ve siyasi terbiyenin bir başlangıcı olacaktır.                                   

Erkeklerin kadınlara üstünlüğü nedir peki? Bu üstünlüğü Allah mutlak surette erkeklere tahsis etmemiş, kapalı olarak bazısının diğer bazısına üstünlüğünü ifade etmiştir. Bu ise, erkeğin kadında bulunmayan, yaratılıştan var olan bir takım üstünlüklere sahip olduğu gibi, aynı zamanda kadının da erkekte bulunmayan yaratılıştan var olan bazı üstün vasıflara sahip olduğunu ve bundan dolayı her ikisinin birbirine değişik yönlerden muhtaç olduklarını gösterir. Bütün bunlar toptan karşılaştırılınca kadınların erkeklere ihtiyacının, erkeklerin kadınlara ihtiyacından daha fazla olduğunu ifade eder. Üstünlük ölçüsü olan kazanma ve mal edinme açısından erkek, faaliyet gösterme yeteneğine sahip; kadın ise itaat duygusu ve kabiliyet yönünden ince ruhlu ve çekici bir yaratılışa sahip olup bunun için erkeklerin kuvveti ile korunmaya ve muhafaza edilmeye daha fazla muhtaçtır.                                                                                         

Sonuç olarak genel bir şekilde üstünlük ve faziletin erkek tarafında bulunduğunu, amirlik ve idarecilik yetkisinin, hakkıyla erkek olan erkeklere verilmesi ve kadınların onlara itaat etmesi, hem bir hak ve hem de kadınların menfaatlerinin gereği olduğunu pek beliğ özlü bir ifade ile anlatır. Ve işte erkeklerin peygamberlik, imamet (imamlık, devlet başkanlığı, valilik, kısas cezalarında şahitlik etmek, cihadın kendilerine vacib olması, cumanın vacib olması, ezan, hutbe, itikaf, hata ile ve kasame öldürmelerinde kan bedelini yüklenmesi, gibi bir takım özellikler, haklar ve vazifeler ile üstün olmaları da bu örneklerden bazılarıdır. "Kadınlar üzerine hakimler" olarak ailede başkanlık hakkına sahip olmalarının bir sebebi, bu yaratılıştan olan üstünlük; biri de erkeklerin mallarından bir kısmını mehir ve nafakaya harcamaları meselesidir.                    

Hanımının hakkını vermeyen, kadının malına göz diken ve aile için harcama vazifesini yapmayan ve ailesinin ırz ve namusunu korumayan erkekler erkeklerden sayılmazlar.

Saliha olan kadınlar da Allah'a itaat ederler. Kocalarının gıyabında can, mal, namus, itibar (onur) ve aile sırları gibi korunması lazım gelen hususları Allah'ın korumasına dayanarak korurlar. Çünkü Allah bunun korunmasını emretmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den rivâyet edilmiştir ki: "Kadınların hayırlısı o kadındır ki, baktığın zaman seni sevindirir, emredersen itaat eder, gıyabında bulunduğun zaman da seni malında ve nefsinde korur."

Ayetin iniş sebebi şu şekilde rivayet olunur: "Ensar'ın ileri gelenlerinden Sâd b. Rebia'ya karşı hanımı Habibe binti Zeyd b. Züheyr ve bir rivâyete göre Habibe binti Muhammed b. Seleme isyan etmiş, o da bir tokat vurmuş, bunun üzerine babası kızını almış, Hz. Peygambere gidip şikayet etmiş. Hz. Peygamber de "Mutlaka ondan kısasını (öcünü) alırız" buyurmuştu. Bunun üzerine bu âyet indirildi. Peygamber (s.a.v.) de: "Biz bir şeyi yapmak istedik, Allah'da diğer bir şeyi irade etti ve şüphe yok ki, iyilik Allah'ın irade ettiği şeydedir." dedi. Bu sebeple saliha kadınları açıkladıktan sonra kocalarına karşı gelen kadınlar hakkında buyuruluyor ki: Ey hakim olan ve hanımlarının haklarını veren kocalar! Kafa tutup, itaatsizlik etmelerinden korktuğunuz, korkacak bir belirti hissettiğiniz karılara gelince:

NÜŞÛZ: Lugatte yükseklik ve tümseklik mânâsından alınarak kadının kocasına kafa tutup baş kaldıracak bir durum almasıdır ki, sözde kendisini yüksek sayıp itaatini ortadan kaldırmış olur. Bunu açıklamak için büyük müfessirlerden şu açıklamalar yapılmıştır: Kadının nüşûzu kocasına isyan etmesi (İbnü Abbas), koku sürünmemesi, kocasını birleşmekten men etmesi, önceleri kocasına yaptığı muameleyi değiştirmesi (Ata), kocasından hoşlanmaması (Ebu Mansur), kocasının şer'î mesken olarak belirlediği konutta beraber oturmaktan kaçınıp onun istemediği bir yerde oturmasıdır ki, bu mânâlar az çok birbirlerine yakındırlar. Böyle bir durum karşısında önce bunlara vaaz ve nasihat ediniz. İkinci olarak onların yataklarından ayrılın. Üçüncü olarak onları hafifçe ve kusur bırakmayacak bir şekilde biraz dövünüz. Bunun üzerine size itaat ederlerse artık onlara saldırmak için aleyhlerine başka bir yol aramayınız, ve meydana gelmiş kusurlarını olmamış gibi sayınız. "Çünkü günahtan tevbe eden günahı olmayan gibidir. Allah’ın size vermiş olduğu kuvveti kötüye kullanmayınız. Allah'ın size karşı gücü, sizin kadınlara karşı gücünüzden çok fazladır. Ve sizin Allah'a karşı günahlarınız, kadınların size karşı işledikleri suçlarından daha çok ve daha küstahçasınadır.

Mevdudi: Kavvam/kayyum kelimesi, bir kimsenin, bir kuruluşun veya bir kurumun işlerini yürüten, ona bekçilik eden kimse için kullanılır. Erkekler kadınlardan, kadınlara verilmeyen veya az verilen bazı doğal nitelik ve güçlere sahip oldukları için üstündürler. Yoksa bu onların şeref ve fazilet bakımından üstün oldukları anlamına gelmez. Erkek sahip olduğu doğal nitelikler nedeniyle, ailenin kavvam'ı yani reisidir. Kadın da doğal niteliklerindeki bazı eksiklikler nedeniyle, kendi güvence ve güvenliği için ona tâbi olmak zorundadır.


Allah’a itaat ise, kocaya itaattan daha önemlidir ve ondan önce gelir. Bu nedenle koca, karısına Allah'ın emirlerine aykırı bir şey yapmasını emrettiğinde, kadının ona itaat etmemesi gerekir. Ancak kadını, nafile namazdan ve oruçtan men ediyorsa, kadın kocasına uymak zorundadır. Uymadığı takdirde ibadeti makbul olmaz. Dövmeye gelince, Peygamber'imiz (s.a) buna isteksizce izin vermiştir. İzin verdiği halde bile, bundan hoşlanmamıştır. Fakat gerçek şu ki, bazı kadınlar dövülmeksizin hatalarını tamir etme yoluna gitmezler. Böyle bir durumda bile, Hz. Peygamber (s.a) kadının yüzüne vahşice vurmayı ve vücutta yara izi bırakacak bir şeyle vurmayı kesinlikle yasaklamıştır.

Kuran yolu: alnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır:

1) Allah insanların bir kısmı­na diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yö­netme bakımından erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır.

 

2) Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üslenmişlerdir. Bazı mü­fessirlere göre bu iki gerekçeden birincisi insan tabiatının değişmez özelliğidir; ge­nel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizikî güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler. İkinci gerekçe ise yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkan­lıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır, İslâm'ın geldiği çağda daha yo­ğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da de­vam etmektedir, İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş mânada- ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır.

Erkeğin "kavvâm" olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir? Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve ha­dislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası "bir şeyin üzerinde du­ran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen" demek olan kavvâm’a "reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme" mâna­larını yüklemişlerdir, Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlar­dan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise "aile reisliği"dir.

 

Ailede kurucu unsur karı-kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yön­lendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mese­le yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti ger­çekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir. Bu âyette hanımın, 128. âyette ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması (nüşûz) ele alınmıştır.

Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etme­mesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir: Sâliha ve nâşize.

Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zahirde) hem de onların bu­lunmadıkları yerlerde (gayb) vazifelerini hakkıyla yerine getirir; Allah'ın koydu­ğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler.

 

Peki bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kal­dırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınla­ra karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır?

Öngörü­len tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılma­sından korkulursa sıra hakemlere gelecektir. Âyette hukuka baş kaldıran, meşru ai­le düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek şeklinde sıralanmıştır. Öğüt ver­mek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yön­lerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur. Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun caiz olmadığını ileri sü­renlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir.

Dövme tedbiri ve hükmünün bu âyet dışında- en önemli dayanağı ilgili ha­dislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nispetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz kadınların dövülmesini menetmekte, eşlerini dövenle­re "hayırsız" demekte, bu davranışla aynı yuvayı ve yatağı paylaşmanın bağdaşmazlığına, insanî ve ahlâkî olmadığına dikkat çekmektedir.

 

 Bu âyetin iniş sebebi olarak zikredilen bir olay da, esasen Araplar'da âdet haline gelmiş bulunan kadın dövme eylemine Hz. Peygamber'in olumsuz bakışını ve bu­nu ortadan kaldırma iradesini yansıtmaktadır.

Fıkıh kitaplarında dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş, kadına za­rar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ'ya göre misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle yapılacaktır.

İkinci nesil âlimlerinden Atâ, hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyi­de ile genel olarak kadını dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır: Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta (fahişe) bulunma­yan, yalnızca nâşize olan karısını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koya­bilir.

Atâ'nın bu anlayışını açıklayan -biri eski, diğeri çağdaş- iki tefsir âlimi fark­lı dayanaklardan hareket etmişlerdir. Bunlardan Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha (serbest bırakma) ifade ettiğini, genel olarak er­keğin karısını dövmesini yasaklayan hadislerin ise kerahet (mekruh ve çirkin gör­me) hükmü getirdiğini tespit etmiş ve sonuç olarak "Koca, karısını dövemez" de­miştir.

Çağdaş tefsircilerden İbn Âşûr'a göre Atâ, âyet ve hadislerin fark­lı durumlara göre farklı hükümler getirdiğini anlamış; öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, ge­nel olarak da yönetim ve yargıya (ülü'1-emre) ait bulunduğu sonucuna varmıştır. Koca iyi niyetle (ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla) ve sınırı aşmadan, ka­dına zarar vermeden -nâşize olan eşine- birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir, sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü’l-emr kocaların eşlerini sopalamasını ke­sin olarak yasaklayabilecektir.

 

İbn Âşûr'a gö­re dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh halle­rine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir. Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda dövmenin ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmeme­si, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir, izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir.

Hz. Peygamber tarafından zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek kötülenmiş, "iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği" kaidesi bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sün­net âyeti neshetmemiş, yerelliğini ve kültü­rel bağlamını açıklamıştır.

Meal 35: Eğer kan-kocanm aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir ha­kem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır

Elmali: Kadın itaat etmezse iş yargılamaya (duruşmaya) düşer. Bundan dolayı ey müslümanlar topluluğu ve özellikle ey hakimler! Koca ile karı arasında bir geçimsizlikten endişe ederseniz. Şayet bunlar arasında evlilik devam ettiği halde aralarının açıldığını anlarsanız biri kocanın akrabasından, biri de karının akrabasından olmak üzere iki hakem gönderiniz. Çünkü akrabaları onların iç yüzlerini daha iyi bilirler ve faydalarını daha fazla arzu ederler. Bununla beraber akrabalardan olmaları müstahabdır. Yoksa yabancılardan da hakem tayin etmenin caiz olabileceği açıklanmıştır. Hakemi seçme hakkı, ilk önce koca ve karıya aittir. Ve bunun her iki taraftan akrabalarının istişaresiyle yapılmasının müstahab olacağı da ve kayıtlarının işaretlerinden anlaşılıyor. O halde akrabaları bulunmadığı veya yabancılardan olmaları kendilerince uygun bulunduğu takdirde şüphesiz caiz olması gerekir.

Hakemlerin yetki dereceleri ne olacaktır? Barıştırma veya birbirinden ayırmanın her ikisini de yapabilirler mi? Bu konuda müctehidler ihtilafa düşmüşlerdir. Bir kısmı eşleri birbirinden ayırabilirler ve bu durumda bir talak-ı bain ile kadın boşanmış olur demişler ki, bu görüş Hz. Ali'den rivâyet edilmiştir. Bir kısmı da bunlara eşleri barıştırmak emredilmiştir, onları birbirinden ayıramazlar denmiştir. Bu da Hasan'dan rivâyet edilmiştir. Ve bu İmam-ı Âzam'ın görüşüdür. Gerçi eşleri birbirinden ayırma yetkisi açıkça ifade edildiği, koca da bunu kabul edip ve onlara bıraktığı takdirde bu konuda ihtilaf yoktur. Ancak koca, ayırma yetkisini vermediği takdirde mahkeme kendiliğinden zorla iki hakemi mutlak yetki ile seçebilir mi seçemez mi? Sözün kısası iki hakem karı-kocanın vekilleri yerinde midir? Yoksa mahkemenin hükmetmeye izin verdiği vekilleri makamında mıdırlar? Ve mahkemenin bizzat eşleri ayırma yetkisi var mıdır, yok mudur? İşte ihtilaf bu hususlardadır. Şüphe yok ki, âyetin gelişi, eşleri barıştırma üzerindedir. Onları birbirinden ayırmaktan bahsetmek uygun görülmeyip bu konuda açıklama yapılmamıştır. Ve bunun için bir içtihad konusu olmuştur. Bu iki hakem gerçekten iyi niyetle arabuluculuk kasdederler, aralarını düzeltmek isterlerse Allah iki tarafın arasını bulur ve onları barıştırır. Koca ve karının kalblerine sevgi ve dostluk hislerini kor. Bunu nasıl yapar? Muhakkak Allah her şeyi hakkıyla bilendir, her şeyden haberdardır. Nasıl yapacağını bilir ve şüphe yok ki, alîm (çok bilen) ve habir (herşeyden haberdar olan) Allah'ın burada eşleri birbirinden ayırma yönünden bahsetmemesi de gâyet anlamlıdır. Allah'ın rızası geçimsizlikte değil, arabuluculuktadır.

Mevdudi: Eğer taraflar istiyorsa ve aracılar samimi ve adil davranabilirlerse, her tartışmada anlaşma ve barış sağlanabilir.
Ayette, karı ile koca arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için bir plan öne sürülüyor. Mahkemeye başvurmadan veya son adımı atmadan önce bir barıştırma girişiminde bulunulmalıdır. Bu görevi yürütmek için de karı kocadan her birinin ailesinden birer hakem seçilmelidir. Bu iki hakem anlaşmazlığın neden veya nedenlerini araştırmalı ve bunlara çözüm aramalıdır. Akrabalar bu işte daha ehildirler.
Allah, hakemleri kimin seçeceği konusunu belirsiz bırakmıştır. Yani eğer karı koca anlaşmazlıklarını çözüme bağlamak istiyorlarsa, kendi akrabalarından birer hakem seçebilirler. Veya iki tarafın aile reisleri, bu işi çözümlemek üzere iki hakemi görevlendirebilir. Yahut da iş mahkemeye varmışsa mahkeme henüz bir girişimde bulunmadan önce iki hakem tayin edebilir.
Hakemlerin güç ve yetkisi ile ilgili olarak alimler arasında görüş ayrılığı vardır. Hanefî ve Şafiî ekollerine göre hakemlerin işi sonuca bağlama yetkisi yoktur, sadece eşler tarafından kabul edilip edilmeyeceği belli olmayan barıştırma girişimlerinde bulunma yetkileri vardır. Eğer eşler hakemleri, meseleyi boşanma veya başka bir sonuca bağlamaları için bizzat tayin etmişlerse, onların kararlarına elbette uymak zorundadırlar. Hasan Basri, Katâde ve diğer bazı fakihler, hakemlerin barıştırmada zorlayıcı olabileceği fakat boşanma işleminde eşleri zorlayıcı olmayacakları görüşündedirler. İbn abbas, Sa'id İbn Cübeyr, İbrahim Nehâi, Şa'bi, Muhammed İbn Sirin ve diğer bazı fakihlere göre ise, hakemler uygun gördükleri her şeyi (barıştırma veya boşanma) zorla kabul ettirme yetkisine sahiptirler.
Halife Osman (r.a) ve Halife Ali (r.a) şartlar gereğince, barışma veya ayrılma kararını uygulama yetkisine sahip hakemler tayin etmişlerdir. Örneğin, Ebu Talib'in oğlu Akîl ile (Utbe İbn Rebia'nın kızı olan) karısı Fatıma'nın meselesi Hz. Osman'ın (r.a) mahkemesine getirilince, müminlerin emiri olan Hz. Osman (r.a) kocasının ailesinden İbn Abbas'ı, kadının ailesinden de Muaviye'yi hakem tayin etti ve onlara şartlar gereği eşleri barıştırma veya boşandırma yetkisi verdi. Aynı şekilde Hz. Ali (r.a) halifeliği döneminde buna benzer bir durumda hakemler tayin etti ve onlara eşleri barıştırma veya ayırma yetkisi verdi. Bu da gösterir ki, bunun gibi hakemlerin hükmî resmî bir yetkileri yoktur. Fakat gerekli otorite onlara belli yetkiler verirse, o zaman onlar da zorlayıcı yetkilere sahip olabilirler.

Kuran yolu: Ailede huzur ve düzeni bozan kişi, taraflardan sadece birisi olduğunda "nüşûz"dan söz edilir. Aile düzeni iki tarafın karşılıklı anlaşmazlıklarından, hukuk ihlâlinden ve geçimsizlik çıkarmalarından ileri geliyorsa ve bu durum uzayıp git­tiği için ayrılmaları, ailenin dağılması ihtimali ortaya çıkarsa "şîkâk" hali gerçek­leşmiş olur. Bu durumda Kur'ân-ı Kerîm'in gösterdiği yol, teklif ettiği çözüm usu­lü "anlaşmazlığın hakemlere götürülmesidir. Âyetin açık ifadesine göre hakem tayin edecek olan merci, karı ve koca veya bunların aileleri değil, devletin ilgili kurumudur (ülü'l-emr). Şikâk durumunda resmî kurum hakem tayin etmekle yü­kümlüdür, ancak bu yükümlülük karı-kocanın da hakem tayinine engel teşkil et­mez. Kurumun (meselâ mahkeme) tayin edeceği iki hakemden birinin kocanın, di­ğerinin de karının ailesinden olması âyette zikredilmiştir. Bu kaydın bağlayıcı olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Şafiî gibi "Böylesi daha iyi olur, müstehaptır" diyenler yanında, "Akraba içinde hakemliğe uygun şahıslar bulunduğu müddetçe yabancılardan hakem tayini caiz değildir" diyenler de olmuştur.

Hakem, tarafların rızası veya hâkimin tayini ile anlaşmazlık konusunu hük­me bağlayan kişidir. Hakemin salâhiyetinin "hâkim" gibi mi yoksa "vekil" gibi mi olduğu da tartışılmıştır.

Hz. Ömer, Osman, Ali, İbn Abbas gibi önde gelen sahâbîler yanında Nehâî, Şa'bî, Mâlik, Evzâî, Şafiî gibi âlimler hakemlerin salâhiyet­lerinin hâkim gibi olduğu; yapacakları araştırma, soruşturma, danışma sonunda evlilik hayatının devamı veya sona erdirilmesinden hangisine hükmederlerse onun geçerli olacağı, karı veya kocadan birinin aksini dilemesinin etkisi olmayacağı hükmüne varmışlardır. Çünkü bu müctehidlere göre- hakem tayininin mânası ve işlevi bundan ibarettir. Bu ictihad hakemlere, araya mahkeme girmeden aile bağı­nı çözme salâhiyetini tanımakla aile sırlarının mahkemelerde aleniyete dökülüp gözler önüne serilmesi sakıncasını da ortadan kaldırmaktadır.

Ebû Hanîfe ve onun gibi düşünen az sayıdaki müctehid ise hakemlerin salâhiyetlerinin vekilin salâhi­yeti gibi olduğu, tarafların iradesi dışında bir çözüme gidemeyecekleri kanaatini benimsemişlerdir. Buna göre hakemlerin vazifesi tarafların arasını düzeltmek, ku­surlu olan tarafı yola getirmek için uygulanacak yöntem ve müeyyideyi belirlemek gibi hususlardan ibarettir. Osmanlının son dönemlerinde kabul edilen 1917 ta­rihli Hukuk-i Âliye Kararnamesi şikâk durumunda başvurulan hakemlere "aile mec­lisi" adını vermiş ve meclisin yetkisi konusunda Hanefî mezhebinin değil, çoğun­luğun içtihadını kanunlaştırmıştır.

İslâm hukukunda boşama hakkı kocaya aittir. Ancak evlilik hayatı içinde zarar ve zulüm gören, mutlu olmayan kadın, kocası boşamak istemediği halde hâkime veya hakemlere başvurarak evlilik hayatını sona erdirebilir. Ayrıca yine kadının irade ve teşebbü­süyle devreye girecek olan "bedel vererek boşanma yolu da açıktır.

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Nisa Suresi 34-35

Nisa Suresi 34-35 Tefsiri

DEVAMI

"Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye" ve "El-Umm"

Fıkıh babları mukayesesi: Mecelle-i Ahkam-ı adliyye El-Umm

DEVAMI

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>