Ti-Entertainment

Panel: Sihir, Gelenek mi, inanç Problemi mi? İslam

Panel: Sihir, Gelenek mi, inanç Problemi mi?

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi     Kelam Anabilim Dalı- Günümüze Yansıyan Klasik Kelâm Tartışmaları


 Panel: Sihir Gelenek mi, İnanç Problemi mi?

 

Günümüzün en yaygın sorunlarından biri büyüdür. Daha doğrusu büyü yapabildiğini iddia edenler birçok insanın ve hatta yuvaların huzurunu bozmaktadırlar. Sinema, toplumsal ortamda, sosyal medyada büyü ile ilgili birçok  kîl-ü kâl mevcuttur. Ancak bunların kaynağı ve dinimizdeki yeri nedir? Sihir var mıdır yok mudur? Sihir Gelenek midir, İnanç Problem midir?

 

Büyü veya sihir (Arapça: سحر); insanların doğaüstü, paranormalveya mistikyöntemlerle doğal dünyayı (olayları, nesneleri, insanları) etkileyebildiğini öne süren uygulamalar ve bunların çevresinde oluşturulan kültürel sistemdir.. Türkçemizde “Büyü”, “Sihir” ve “Efsun” diye adlandırılmaktadır. Sihrin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Dinler Tarihi açısından önemli ve çok eski adet ve gelenek hatta dini ritüellerden birisidir.

Sihirle uğraşan insanlar, tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar var olmuşturlar. Büyü gelenekten gelen ve var olan bir fenomendir. Sihir istenilen şeyi elde etme arzusudur.

Büyü, İslâm'dan önceki toplumlarda ve dinlerde de gelecekten haber verme, tılsımla tedavi etme, cincilik ve falcılık yapmak sûretiyle kehanette bulunma gibi davranışlar biçiminde bir çıkar vasıtası olarak kullanılmıştır.

Religion yani „religare“nin esas anlamı „büyüdür“,  istenilen şeyi ele almak için bağlamak anlamına gelmektedir. Özellikle Hiristiyanlikla beraber „religion“  kelimesi anlam değişikliğine uğrar ve  „Din“ anlamına gelir.

Büyü naturizm ‘in bir parçasıdır adeta. Tabiattan bir şeyler umma, ele geçirme ve nesnelerden birşeyler taleb etme isteğidir.

Zaten tapmak kelimesi birşeyler isteme ve elde etme demektir.  

Sihir’in bir türü metamorfik mantığı olanı ve buna bağlı olarak bir inancı ortaya çıkaranıdır. Metamorfi, bir insanın veya tanrısal varlığın bir hayvana veya bitkiye dönüşmesidir. Varoluşumuzun etrafındaki varlıklar arasında fark gözükmüyordu. Her varlık  birbirine dönüşebilir. Bu tasavvuftaki vahdet-i vucud‘a benzer adeta. Mesela yağmur yağdırmak için yağmur sesini çıkarmak veya cansız varlığa can vermek için nefes üflemek gibi. Bu mantığın arkasında „benzer benzeri çeker“ ilkesi yatıyor.
Bir başka büyü ve sihir şekli ise „ikame“ büyüsüdür. İnsanı temsil eden birşeye, bir tasvir yapmak (vodoo gibi)
Üçüncü büyü şekli de bir şeyin  özünü ele geçirmekle ilgili büyüdür. Mesela kan ve tükürük gibi insanın özüne ait bir şeye sahip olmak o kişinin kenidisine sahip olma anlamına gelmektedir.

Ayrıca AK büyü ile KARA büyü ayrımıda yapılır. Ak büyü, iyi niyetli yapılan büyüler iken, kara büyü kötü niyetli yapılan büyülerdir. Ancak baştan beri kara büyü her kültürde yasaklanmıştır.
 

Sihir ve büyü her din ve kültürde önem arzeder. Özellikle yahudilikte sihrin konumu ayrıdır ve ayrı bir önem taşır.  Kabala bilimi,herhangi soyut bir şey ile uğraşmaz, sadece insanın nasıl yaratıldığı ve daha yüksek varoluş seviyelerinde nasıl faaliyette bulunduğu ile uğraşır.1Kabbalanın önemli unsurlarından biride „golem“1 dir. Golem, şekilsiz maddeden insan yaratabilme yeteneğidir(Frankenstein bunun bir örneği)

Toparlamak gerekirse, büyünün asıl amacı, insana ve olaylara etki ederek onu kontrol etme, düşmanı yenme, zarara uğratma veya öldürme, çocuk, ürün ve mal çoğaltma, hastalıktan kurtulma, kısaca kişilere etki ederek iyilik ya da kötülük etmek sûretiyle bir menfaat sağlamadır.

İslamda düşünceyi bozan, insan aklını şaşırtan ve gönülleri çelen sihir, yedi büyük günahtan sayılmıştır. Bu konuyle ilgili Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “İnsanı helak eden yedi şeyden sakınınız. Bunlar nedir diye sorulduğunda şöyle buyurdu: Allah’a şirk koşmak, sihir ve büyü yapmak, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı insanı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, harpten kaçmak ve namusuna düşkün Müslüman kadınlara zina iftirası atmak.”[1]

Sihir ve büyü insanları manipule etme, aldatma ve toplumda fitneye sebep olduğu için dinimizce kesinlikle yasaklanmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa kıssası bizlere aktarılırken özellikle sihirbazların sihirlerinin sadece göz boyamaktan ibaret olduğu, sihirbazların asla iflah bulmayacakları Taha suresinde şöyle anlatılmaktadır.

“Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler. Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor. Bunun üzerine Mûsâ içinde bir korku hissetti. Şöyle dedik: “Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan.” “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.” (Mûsâ’nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, “Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine inandık” dediler. Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.” “Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”[2]

Taha suresinin bu ayetleri bize sihirbazların kendilerinin yaptıklarının ancak bir göz boyama olduğunu çok iyi bildikleri ve bununla ancak halkı kandırabildiklerini ve Hz. Musa’nın gösterdiğinin sihir değil ilahî kaynaklı bir olay, bir mucize olduğunu anladıklarını gösterir.

O yüzden günümüzde sihir yapan insanların yapmış oldukları şeylere itibar edilmemelidir. Zira bunlar sadece  ilizyondan ibarettir. Bizlere büyü yapılır endişesiyle büyücülere gitmek, büyü yaptırıldı diye yine büyücülere başvurmak asla doğru bir davranış olmayacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in son iki suresi, Muavezeteyn Sureleri

De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”[4]Süre-i celilede büyü yapanların, sihirle uğraşanların şerli kimseler olduğu vurgulanmaktadır. Bu şerleri kendilerini helake götürmekle kalmayıp, diğer insanlara da sıkıntı vermektedirler. Ancak yapmış oldukları bu sihirlerden Allah’a sığınmak gerekmektedir. Bu sürede sığınma mercii olarak Allah bildirilmektedir. Bizlerde Yüce Rabbimize tam anlamıyla güvenmek zorundayız.

Sihir ve büyü yapmak ne kadar günahsa Müslüman’ın herhangi bir problemini çözmek için büyücüye gitmesi aynı şekilde günahtır. Sevgili Peygamberimiz bu duruma şöyle dikkat çekmektedir. “Bazı şeyleri uğursuzluğa yoran ve başka birine bu tür yorumlar yaptıran, fala bakan veya baktıran sihir yapan ve yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya giderde onun söylediğini doğrularsa o kimse Muhammed (s.a.v.)’e indirileni inkar etmiş olur.”[5]

“Günümüzde sihir ve büyünün çokça yaygın olduğunu üzülerek görmekteyiz. Her kesimden insanlar bu yanlışlığın içinde düşmüştür. Sihir ve büyü yapanlar, işlerimizi çok güzel bir şekilde halledebilecekleri ideasında bulunuyorlar. Eğer bu doğruysa neden kendi sıkıntılarına çare bulamıyorlar. Kendilerine büyü yaptırmaya gelen insanların paralarıyla geçimlerini karşılayan bu insanlar, eğer yaptıkları doğruysa neden büyüyle kendi paralarını çoğaltamamaktadırlar. Kendilerini çok güçlü gördüğümüz bu insanlar kendilerine gelen zorlukları engelleyebiliyorlar mı? O Kadar güçlü iseler neden kendi ölümlerine engel olamıyorlar? Hastalara şifa bulduklarını söyleyen bu insanlar neden hastanelere gidip orda doktorlara tedavi olup gerekirse ameliyat oluyorlar? Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Bizler şu sorunun cevabını aramalıyız. Kendilerine fayda sağlayamayan insanlar başkasına nasıl fayda sağlayabileceklerdir?

Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.

وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَمَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِأَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ

“…Halbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi.”[3]

Kuran-i Kerimde geçen sihir konusu (bakara suresi) aslında Hz. Peygamberi rahatlatmak ve motive etmek için inzal edilmiş ayettir. Yahudilerin psikolojik baskısına karşı Allah-u Tela’nın Resulune ve dolaylı olarakta bizlere “korkma” demesidir. Gayr-i müslimler Hz Peygamber (s.a.v)’e “sen sihirbaz ve kahinsin” demelerine karşılık onu yüce mevlamız koruma altına almıştır .Felak ve Nas sureleri de böyledir. Yoksa sihir gibi bir şeyin zarar verebileceğinden veya Kur’an’da sihir olduğu anlamına gelmez
Nitekim Kur’an’da haset kelimesi geçiyor. Bu genel olarak kıskançlık ve vesvese yani psikolojik anlamda zafiyet verme anlamına gelir. Yani psikolojik silah sihir değil, vesvesedir. Büyü yaptığını iddia eden kendiliğinden bazi komplekslere girmekte ve psikolojik bazi değişimler ve bozukluklar meydana gelmektedir.

Sihir konusu hadis ilmi açısından bakacaak olursak birtakım rivayetlerle karşılaşırız.
buradaki soru: Hz. Peygamberimiz (s.a.v)’me sihir yapıldı mi yapılmadı mı?
Muammer bin Raşidin (150) câmisinden Hakim en Nisaburi‘ye kadar hadis kitablarında sihir ile ilgili rivayetler mevcuttur. Ancak bunu rivayet eden ravilerin sayısı üçtür.
Hz Aişe (Urve-Hişam), Zeyd bin Erkam ve İbn Abbas. Bu rivayetlerde Lebib bin el Asam'in sihir yaptiği söylenir. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ın saçını “Zü Ervan” kuyusuna atmıştır..[4]
Hz peygamber o büyüyü daha sonra buluyor ancak çözmüyor.  Ancak bu konudaki rivayetler muhtelif ve hadislerin subutu zanidir. Bundan dolayı bu konuda kesin bir bilgi elde etmemiz mümkün değil.

Bu konuyu modern bilim çerçevesinde ele alacak olursak sihrin ne var olduğunu ne de var olmadığını kesin olarak ispatlamamız mümkün değil.
Sihirden dolayı ölenler var, burası gerçek, ancak bunun sebebi psikolojiktir. Korkuya kapılıp kalp atışları hızlanıp ölüyor inanlar. Tıpkı Nazi kamplarındaki insanlar gibi.
2006 yılında Hindistanda bir deney yapıldı. O muhitin en bilinen ve sözde başarılı büyücüleri o  üç gönüllüye ölüm büyüsü yapıyor. Ancak üçünede hiçbirşey olmuyor.
Sihir aldatmacadan ibaret olduğu açıktır ancak yinede bilim bunu net olarak cevaplayamıyor. Iluzyon hileleleriyle bazen bilim adamları bile aldatılabiliniyor ve bundan dolayı bazi bilim adamları sihrin varığını savunur, bazıları var olmadığını söylerler.

Kelam, yani inanç’da sihir konusuna gelince burada da kelamcılar farklı görüşlere sahip olduğunu söyleyebilirz.
Kuranda 60yerde sihirle ilgili ayetler var. Bunun 35 Hz Musa[5](A.S) ile ilgili iken 17’si Hz Peygamber (s.a.v) ile ilgili.

Bu ayette yapılan sihrin gerçek değil, göz aldatmacası olduğu söylenilmekte.Yani sihir olumsuz olarak nitelenir. Sadece bir aldatmaca olduğu açıktır. Sihirle ilgili Kur’an‘da doğrulama yoktur. Bu „sihir yoktur“ demektir.
İslam gelmeden once arap toplumunda sihir yaygındı. Bu, puta tapan ve sihir’e inananlar daha sonra müslüman oldular ve böylece eski düşünce yapılarını inanmasalarda, getirmiş oldular. Sihirle ilgili Hadisler ve Kuran ayetleri onların kafalarındaki mevcut görüşü islah ediyor.
O yüzden Kur’an’da sihirden bahsediliyor.

Sonuç:
Sihir bir inanç problemi mi-değil mi sorunu değil, bir gerçeklik sorunudur. Yani sihir gerçekte varmıdır yokmudur, asıl konu bundan ibarettir. Önce bu sorun etraflı şekilde halledilmeli.

Panel’den çıkan sonuç:

Sihir yoktur. Tamamen psikolojiktir. Gerçeklik değil iluzyon üzeredir!

 

 

Panel'e katılan konuşmacıların sunumlarının bir özeti + bazı ek bilgiler (tamamen sunumda konuşulanların metne yanısmış hali değildir)

T&İ
 


[1]Riyazü’s Salihin, Hadis No:1797

[2]Taha, 65-73

[3]Bakara, 2/102

[4]Vüheyb, Hişam b. Urve. babası. Urve isnadıyla Hz. Âişe’ den nakleder:
-Rasûlüllah (s.a.v)’e büyü yapıldı. Öyle etkiledi ki, yapmadığı bir şey yapmış olduğunu tahayyül eder oldu. Hatta bir gün onu dua ederken gördüm. Bana «Farkına vardın mı? Allah (c.c.) kendine sorduğum hususu bana açıkladı. Bana iki adam geldi. Biri başucumda diğeri ayak ucumda oturdu. Bir diğerine: “Bu kişinin ağrısı ne?” dedi. Öbürü “büyülenmiş” dedi. “Kim büyülemiş?” deyince öteki: “Lebîd b. el Asam” diye cevapladı. “Ne ile büyü yapmış?” deyince de: “Tarak, taranınca dökülen saç ve erkek hurma çiçeğinin kapçığı ile” dedi. “Peki büyü nerde?” demesine de “Zervân kuyusunda” diye cevap verdi.» diye anlattı. Sonra Rasûlüllah (s.a.v) oraya gidip geldi. Gelince Âişe’ye haber vererek: «Sanki oranın hurma ağaçları şeytan başları gibiydi. Kuyunun suyu da kına suyu gibi.» dedi. Âişe der ki: “Ya Rasûlallah! Bunu insanlara çıkarıp gösterseydin.” dedim de bana: «Artık Allah bana şifa verdi. Hem de ben insanlara bundan bir şey yapmaktan korktum.» buyurdu.

Metin’de Zervan ise de Buharî’ıie “Zervan”dır ve doğrusu o olsa gerek, ki Zehebî ona da İşaret eder. Müslim de bu kuyu. “Zî Ervan” diye geçer. Aynî de bu hadisin şerhinde, “her ikisi de doğru ise de, halkın bildiği “Zervarfct ir. Bu kuyu. Yahudi Züreyk oğulları bahçesindeki kuyudur.” der. Bak l’mdetü’l Karî 15/170.
Buharı Bedül Halk 59/11, Tıb 76/49. Daavât SO/57; Müsned 6/50, 96: İbni Mâce 3545: İbni Savd 2/1%; Müslim Selâm 43; Beyhakî S/135: Humeydî Müsnetî 259: İbni Ebî Şeyhe 7/386.

[5]Araf suresi: 101- İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller (mucizeler) getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

102- Onların çoğunda, sözde durma (diye bir şey) bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

103- Sonra onların arkasından Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!

104- Musa: "Ey Firavun! Bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim." dedi.

105- Allah'a karşı ilk görevim, hak olandan başka bir şey söylemememdir. Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize getirdim, artık İsrailoğullarını benimle gönder.

106- Firavun: "Eğer bir mucize getirdiysen ve eğer doğru söyleyenlerden isen onu göster" dedi.

107- Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.

108- Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli bembeyaz olmuş, bakanların gözünü kamaştırıyordu.

109- Firavun'un kavminden ileri gelenler, "Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler.

110- O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. (Firavun): "O halde siz ne diyorsunuz?" dedi.

111- Onlar da "onu ve kardeşini beklet, şehirlere de toplayıcılar gönder." dediler.

112- "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."

113- O sihirbazlar Firavun'a geldiler: "Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?" dediler.

114- "Evet" dedi (Firavun), "Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."

115- Sihirbazlar, Musa'ya: "Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?" dediler.

116- Musa, "Siz atın" dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler.

117- Biz de Musa'ya "Sen de asânı bırakıver." diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.

118- Artık hakikat ortaya çıkmış ve onların bütün yaptıkları boşa gitmişti.

119- Orada mağlup olmuş ve küçük düşmüşlerdi.

120- Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.

121- "Âlemlerin Rabbine iman ettik." dediler.

122- "Musa'nın ve Harun'un Rabbine."

123- Firavun: "Ben size izin vermeden iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu bir hiledir, siz bunu şehirde kurmuşsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!"

124- "Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım."

125- Onlar da: "Şüphesiz o takdirde biz Rabbimize döneceğiz." dediler.

126- "Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler.

127- Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: "Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa'yı ve kavmini serbest bırakacaksın?" Firavun da dedi ki: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz."

128- Musa, kavmine dedi ki: "Allah'ın yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluş müttakilerindir."

129- Kavmi de dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de eziyet gördük, sen geldikten sonra da." Musa dedi ki: "Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı helak edip de sizi yeryüzünde halife kılacaktır ve sizin nasıl işler yaptığınıza bakacaktır."

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Nisa Suresi 34-35

Nisa Suresi 34-35 Tefsiri

DEVAMI

"Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye" ve "El-Umm"

Fıkıh babları mukayesesi: Mecelle-i Ahkam-ı adliyye El-Umm

DEVAMI

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>