Ti-Entertainment

İslam Hukuku 1 Osmanlı Hukukunda Zina Suçu ve Cezası İslam Hukuku

İslam Hukuku 1 Osmanlı Hukukunda Zina Suçu ve Cezası

GİRİŞ

Osmanlı döneminde padişahların kanun yapma yetkilerini kullanarak kanunname yayınlamaları sonucunda şer’i hukukun yanında örfi hukuk oluşmuştur. Şer’i hukuk müctehid hukukçuların İslâm hukuku kaynaklarına dayanarak fıkıh usulü çerçevesindeki esaslarla yaptıkları içtihadlara dayanmaktadır. Şer’i hukukun oluşma sürecinde Hulefâ-yı Râşidîn dönemi hariç, devlet müdahalesi ve katkısı olmamıştır. Örfi hukuk ise padişah emir ve fermanlarıyla oluşmuştur. Ayrıca devletin üst kademelerinden devlet adamlarının oluşturduğu Divan-ı Hümayun ve (örfi hukuktan sorumlu olan)nişancının da bu kanunnamelerde katkısı vardır. Yapılan kanunnamelerin şeyhülislam tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmesi sağlanmıştır. Örfi hukuk padişahların hayatı ile sınırlıdır, padişah değişikliği ile değişebilmesi söz konusudur. Süreç içerisinde ihtiyaca, maslahata binaen şekillenir. Bölgelere göre ufak tefek değişiklikler gösterebilir. Ayrıca kanunnameler hazırlandıktan sonra halka duyurulmasına, kopyalarının halka intikal ettirilmesine özen gösterilmiştir. Örfi hukuk en belirgin olarak devlet başkanlarının tazir yetkisi çerçevesindeki ceza hukuku konularında ve vergi kanunlarında ortaya çıkmaktadır. Nitekim tarihi süreçte ihtiyaca binaen tekâlîf-i şer’iyyenin yanında tekâlîf-i örfiyyenin de alındığını bilmekteyiz.[1]

   

KLASİK DÖNEM OSMANLI HUKUKUNDA ZİNA SUÇU VE CEZASI[2]

Bu çalışma klasik dönem Osmanlı hukuk sistemindeki zina suçunun kapsamı, ispatı ve sonuçları bakımından İslam hukuku ile aynı paralelde olup olmadığını göstermek için yapılmıştır. Osmanlı hukuk sisteminin şer’i ve örfi karakteri Türk hukuk tarihinde en çok tartışılan konulardan biridir. Tartışma Osmanlı Devleti’nin padişahının iradesinden kaynaklanıp, onun emir fermanlarına dayanan örfi hukukun meşruiyetini şer’i hukuktan alıp almadığı noktasına dayanmaktadır. Örfi hukuk şer’i hukuka uygun bir gelişme göstermiş midir; örfi hukuk şer’i hukuka bazı normları bakımından aykırı mıdır? Tarihi süreç içerisinde devlet adamlarının siyaseten katl edilebilmeleri, küçük yaştaki şehzadelerin katllerinin meşruiyeti İslâm hukukuna uygun olmaması göz önüne alınarak tartışılmıştır.

Örfi hukuk-şer’i hukuk ayrımında konuya yaklaşılmasının sebebi, Osmanlı Devleti Klasik dönemde zina suçunun kanunnamelerde düzenlenmiş olması ve kanunnamelerdeki söz konusu suça ilişkin ibarelerin İslâm hukukunun zina haddine ilişkin düzenlemesinden farklılık arz etmesidir. Zina suçu İslâm hukukunda had cezasıyla karşılanmasına rağmen Osmanlı kanunnamelerinde benzer şekilde düzenlenmemiştir, bu da örfi-şeri hukuk ilişkisinde önem arz etmektedir. Bununla beraber kanunnameler değerlendirilirken Osmanlı âlimleri tarafından verilen fetvalar ve şeriyye sicilleri de göz ardı edilmemelidir.

Öncelikle İslâm hukukunda zina suçunu ele alacak olursak;

Zina suçu İslâm ceza hukukuna göre had suçlarındandır, Allah hakkının baskın olduğu bir suçtur. (Nitekim had cezaları zararları tüm insanlığa dokunan filleri yapan kişileri men etmek, diğer insanlara da ibret vermek amaçlı olup kamu menfaati gözetirler.) İslâm hukukuna göre zinanın çeşitli tanımları yapılmıştır. Bu tanımlar göz önünde bulundurulduğunda zina suçunun sabit olabilmesi için belirli şartları vardır. Fail mükellef olmalıdır, fail iradesiyle bu suçu işlemelidir, bu suç kadın-erkek arasında olmalıdır, kadın-erkek arasında nikâh akdi bulunmamalıdır, kadın-erkek arasında “satın alma mülkü” efendilik-cariyelik ilişkisi bulunmamalıdır, suç hakkında şüphe olmamalıdır gibi..

Suçun ispatı tanıkla, failin beyanıyla ya da ikrarıyladır. Tanıkla ispatta özel ispat şartı aranmıştır ki bu da dört tanık şartıdır. Tanıklardan biri farklı bir beyanda bulunursa, birinin köle olduğu ortaya çıkarsa; yani dört kişi de herhangi bir şekilde eksilme olursa diğer üçüne kazif haddi gerekir ki; bu da hür için 80 celde; köle için ise 40 celdedir.

Suç sabit olduktan sonra kadın da erkek de aynı şekilde cezaya müstehaktır. Cezadaki farklılık failin muhsan olup olmamasında ortaya çıkar. (Muhsanlık şartları mezheplere göre değişmektedir.) Muhsanın cezası 100 celde / [recm] ve 1yıl sürgündür. Kölenin cezası ise 50 celdedir. Suç Allah hakkını ilgilendiren bir suç olduğu için cezanın tatbiki devlet başkanına aittir. Cezanın tatbiki için failde bulunması gereken çeşitli şartlar vardır; fail hasta olmamalı, hamile olmamalı gibi.. Cezanın infaz şeklinde önemli bir ölçüt de dalsız budaksız bir sopa ile vücudun belirli azaları hariç her yerine ortalama bir şiddetle vurulmasıdır.

Klasik dönem Osmanlı hukukunda zina suçunu ele alacak olursak;

Zina suçu, cezası, infazı vb. konularda Osmanlı’da genel nitelikli kanunnameler dikkate alınmıştır ki başlıcaları; Fatih, II. Bayezid, Yavuz Selim, Kanuni kanunnameleridir. Kanunnameler arasında fazla bir fark yoktur; zamanın şartlarına göre ufak tefek farklılıklar oluşmuştur. Kanunnamelerde zinanın tanımı yapılmamıştır, suçun şeraite göre sübut bulması şart koşulmuştur. Fatih kanunnamesini ele alacak olursak, ilk maddede evli birinin zina fiilini işlemesi şeriat huzurunda sabit olduktan sonra maddi duruma göre 300 ila 40 akçe arasında değişen para cezası öngörülmüştür. İkinci maddede suçu işleyen bekârlara da maddi durumuna göre para cezası verilmiştir. Üçüncü maddede kadın ile erkeğin cezalandırılma konusunda aynı konumda oldukları belirtilmiştir. Dördüncü maddede evine erkek alan failenin cezası “köftehor kanlığı” (diyet) olarak belirlenmiştir. Beşinci maddede pezevenklik işleyen kadına, hâkimin taziren hükmedeceği ceza verilmiştir. Altıncı maddeye göre evli ve dul olmayanın cezasının bekârınki gibi olacağı belirtilmiştir. Yedinci maddede zinaya teşebbüs etmenin cezasının sabit olan zina cezası gibi olacağına dikkat çekilmiştir. Sekizinci maddede zina fiilini işleyen kölelerin cezasının hürün yarısı kadar olacağı ifade edilmiştir. Dokuzuncu maddede sarkıntılık yapanın cezası hâkimin taziren hükmedeceği ceza olarak belirlenmiştir. On ve onbirinci maddelerde kazif cezasının da hâkimin hükmedeceği ceza olacağı vurgulanmıştır.(Ayrıca kazif suçunun sabit olması için mağdurun suçu işlemediğine dair yemin etmesi yeterlidir.) Onikinci ve son maddede ise zinanın işlendiğini bilip, yargıca haber vermeyenin cezalandırılmayacağı belirtilmiştir. Fatih kanunnamesinde gayrimüslimler için ayrı bir düzenlemeye gidilmemiştir.

II. Bayezid ve Kanuni kanunnamesinin Fatih kanunnamesinden farkı iki noktadadır. İlki müslümanla aynı suçu işleyen gayrimüslimler, aynı maddi durumdaki müslümanın cezasının yarısına mahkûm edilmesi gerektiğinin belirtilmesidir. İkincisi ise dul kadının zina suçunun da düzenlenip bekârınki gibi kabul edilmesidir. I.Selim kanunnamesinin farkı ise, kazif haddinde mağdurun yemin etmeden inkâr etmesi yeterlidir.

Fatih döneminden Tanzimat’a dek metot ve mantığın aynı kalması yanında hükümlerde az çok değişiklikler görülmektedir. Ayrıca kanunnamelerin uygulanmasında farklılıklar da bulunmuştur. Bunun tespiti için de şeriyye sicillerine bakılmalıdır.

 

SONUÇ

Son olarak, örfi hukukta zina ve zina benzeri suçların cezası incelendiğinde İslâm hukuk sisteminin kabullerine uygun olmayan noktalarla karşılaşılmaktadır. Padişahlar tazir cezalarında devlet başkanına tanınan tazir yetkisini genişçe kullanmışlardır. Böylece örfi hukuk oluşmuştur. Uygulamalar devlet başkanının kamu düzenini koruma amacıyla yasaklayıcı/zorlayıcı tedbirleri alma hakkı olarak değerlendirilmiştir. Şer’i hukuk ile örfi hukukun birbirinin alternatifi olmadığını söyleyenler olsa da kanunnameler incelendiğinde bunun doğru olmadığı görülecektir.

Nitekim ilk maddeye bakacak olursak evli kişinin zina suçunun cezası -had unsuru eksikliği gerekçesiyle, tazir yetkisine dayanılarak- para cezası olarak belirlenmiştir. Ancak “şeriat huzurunda sabit olması” şartı da aynı maddede bulunmaktadır, öyleyse nasıl unsur eksikliğinden söz edilebilir?! Aynı şekilde zina benzeri suçların cezası da taziren belirlenmiştir.

 Kazif ile ilgili maddelere bakarsak İslâm hukuku kazfi “had” suçu olarak kabul ederken kanunname “tazir” suçu olarak kabul eder. İslâm hukuku kazfe ceza olarak 80 celde verirken, kanunname cezayı hâkimin hükmüne bırakır. İslam hukukuna göre zina isnad eden kişinin 4 şahit getirmesi gerekirken; kanunnamelere göre mağdurun yemini, bazılarına göreyse mağdurun suçu inkârı yeterlidir.

Ayrıca İslâm hukukçuları arasında “para cezası” tartışma konusu olmuştur. Hanefi hukukçulardan yalnızca Ebu Yusuf para cezasının uygulanabilirliğini kabul etmiştir.. Diğerleri para cezasının suistimal edilebileceği gerekçesiyle uygulanmamasının daha doğru olacağını savunmuşlardır.

Osmanlı hukuk sistemindeki şeri-örfi hukuk ayrımı sonucunda ehl-i şer’ ve ehl-i örf diyebileceğimiz iki grup oluşmuş ve bu gruplar arasında çekişmeler yaşanmıştır.      

M.Sena Hasdemir

 

 

[1]Ekmeleddin İhsanoğlu editörlüğünde yazılan Osmanlı Tarihi kitabının, Mehmet Akif Aydın’ın kaleme aldığı Osmanlı Hukuku bölümünden özetlenmiştir.

[2]Cihan Osmanağaoğlu, İÜFHM, İstanbul 2008, c.LXVI, S.1, s.109-178.

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

SEYFUDDÎN EL-ÂMİDÎ’NİN EL-İHKÂM FÎ ÛSÛL’İL AHKÂM

Eserinde İcmâ ve İçtihat Bahisleri üzerine bir İnceleme (irem kurt)

DEVAMI

Kavaid-i Külliye (23-26. Maddeleri) (Abdullah Kahraman)

MECELLE-İ AHKÂM-I ADLİY-YE?DE 99 KÜLLİ KAİDE- 23-26. MADDELER (irem kurt)

DEVAMI

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>