Ti-Entertainment

Osmanli Tarihi İslam Tarihi ve Sanatları

Osmanli Tarihi

SARAY TEŞKİLATI:

  1. Osmanlı Padişahı:
  2. Biat ümmetin iradesinin padişaha havalesi (tevliyeti)dir, adalete riayet etmeyen padişahtan bu tevliyet geri alınmıştır
  3. Osmanlı hükümdarlık telakkisi eski Türk-Oğuz töresinden oldukça etkilenmiştir. Osmanlı padişahları tahta çıktıklarında “saltanatın Allah’ın lütfuyla kendilerine verildiğini” söylemişlerdir
  4. Osmanlı sikkelerinin üzerindeki Kayı damgası Kayı Boyu’na mensup olduklarını gösterir. [1]

 

  • Fatih Sultan Mehmed dönemi Osmanlı saltanat ve padişahlık anlayışında bir dönüm noktasıdır
  • Başlangıçta örfi nitelikli ve gelenek ağırlıklı hükümdarlık şer’i ağırlık kazanmıştır. Teşkilat kanunnamesi çok önemlidir.
  • Osman Bey: hakimiyet sembölü olarak olarak bayrak ve davul, hutbe ve sikke
  • 2. Mehmed dönemi: dönüm noktasıdır! Örfî nitelikli gelenek ağırlıklı hükümdarlık anlayışı şerî ağırlık kazanır
  • Şerî- Örf, unvanlar: Bey, han, hakan, hüdavendigar, sultan, gazi, kayzer, emir, halife, padişah
  • Saltanatın intikalinde yerleşmiş bazı merasimler: Biat, culûs, kılıç kuşanma:
  • Biat Töreni:Padişahın cülüs merasiminde bazı devlet adamları için ayağa kalkması gerekir. Divan-ı Hümayundan olan çavuşlar tahtın yanında durur ve padişaha bunun için yardım eder.
  • Cülüs Töreni: Padişahın tahta çıkmasıdır.
  • Kılıç Kuşanma Töreni: Cülüs merasiminden bir hafta sonra salı günleri yapılır. Padişah saltanat kayığına biner ve Eyüb’e gider. Şeyhülislam padişaha kılıç kuşatır.
  • [2]
  • Satanatın intikali: başlangıç 1617, amud-i nesebî şeklinde babadan oğula! (Fatih Kanunnamesinde kardeş katli maddesi buna yardımcı olmuştur)

 

Kardes katlı:

  • Kardeş katli, Yıldırım Beyazıd zamanından beri tatbik edilmekle beraber Fatih kanunnamesiyle yazılı hale getirilmiştir. Bu kanunnamede “Ve her kim esneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşlarını niazm-ı alem için katletmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar”denilerek memleketin selameti için kardeşlerin katline bir nevi izin verilmiştir
  • Fatih kardeş katli için izin almıştır denir ve bu kanunnamesinde de yazmıştır!!!
  • Ancak bu rivayetler muhtelif. ..Bir Kanunnamede yazar diğerinde yazmıyor. ..
  • Fatih'ten önce padişah olma adayı olan şehzâdeler birbiriyle makam savaşı yapıyorlardı.= Dolayısıyla devlet güç kaybediyordu.  Fatih‘de devletin saadeti ve selameti için kardeş katlinin vacib olduğu hükmünü çıkarttırır
    - bunun gerekçesi ISYAN, isyan zaten suçtur. evlat acısı büyüktür ama devletin bekasi daha mühim (kanunî bu sebepten dolayı ayarlanan iki Şehzâdesini öldürüyor!)
  • Beşikteki bebekler de öldürüyor. : bu durum sıkıntılı... „ancak şuda bir gerçek, o çocuğun günahı yok ama şehzâdeler üzerinden büyük oyunlar oynanıyor vezirler ve makam elde etmek isteyenler tarafindan“. ..
  • Daha akıl bağlı olmayanlar bile padişah yapılmış. .. O yüzden katlediyordu çocuklar. .. Hatta bir ara çocuklar o derece katlediliyordu Osmanlı da bir ara Şehzade kalmadı. ...
    Şehzâdeler iyi yetiştiriliyor, staj amaçlı Sancağa çıkıp orada devleti yönetmeye dair bilgi edinmiş oluyor.
    Fakat belirli bir zamandan sonra bu sancağa çıkma terkediliyor (18yy)ve Şehzâdeler saray dışına çıkmıyor= Sosyal ortam sınırlı, psikolojik sorunlar oluşuyor, devlet yönetmeye yönelik tecrübeler edinemiyordu...
     
  • 1617:„ ekberiyet“ usulunun benimsenmesi!= ekberiyet ve erşediyetusulunun yerleşmesi (hanedanın en yaşlı erkek üyesinin padişah olması!)
  • Emir ve iradelerini hattı humayun,
  • Padişahların el yazılarına, yazılı emirlerine ekseriyetle 'hatt-ı hümâyun' denir
  • Yetki ve sorumluluklar: dünyevi (sadrazamlar) ve dini (kadısasker) irade padişa adına yapılır
  • Gelirleri:
  •  İç hazine= Enderun Hazinesinde toplanır
  • Malikane, has bahçeler, bataklık, çaylık, ormanlık gelirler
  • Takdim edilen hediyeler
  • Evkaf-ı selatin’leri tesis etmişlerdir
  • SARAY TEŞKİLATI
  • Saray-ı âmire:
  • Edirne’de: eski (istanbulun fethinden sonra Edirne’de bulundukları sırada saray-ı âmire olarak kullanılmıştır) – Yeni saray
  • İstanbul’da Eski Saray= Saray-ı Atî-i âmire (Süleymaniye Camiarası) ;                   Yeni Saray= Topkapı Sarayı
  • Topkapı Sarayı:
  • 3 teşkilat: Bîrun, Enderun, harem

HAREM:
Padişahın eşinin ve çocuklarının yaşadığı yerdir.Burası aynı zamanda bir okuldur.

  1. Osmanlı padişahının husui evi konumunda
  2. Hierarşi mevcut binaların konumu vs. Hünkar dairesi esas alınarak belirlenmiştir
  3. Harem halkı: Hizmet edenler- Hizmet edilenler
  4. Valide Sultan:  “mehd-i ulyâ-yı saltanat
  5. Öncede HATUn denilirken Fatih döneminden sonra Sultan önvanı kulanılırdı padişahların haımları için
  6. Padişahların hanımları: ikbal, haseki, kadın efendi
  7. Şehzadeler: Padişahın haseki, ikbal ve cariyelerden doğan çocuklara denir
  8. Önce Çelebi 4 yaşına geldiğinde “lala” diye ısımdirilen kişiler tarafından eğitilirdi
  9. Daha sonra padişah olursa, hocalarından birisini padişah hocası seçer (HACE-İ SULTAN)
  10. 2. Selime kadar: şehzadeler sancak beyi olarak tayin edilirler (Manisa-Amasya sancakbeyliği); sonra sadece en büyük şehzade
  11. 2. Mehmed’den sonra: Şehzadelerin adına bir vekil gönderilmiştir, Şehzadeler saraya adeta  “ haps” edilirler (şimşirlikte yetişirler)

ENDERUN:

  1. Sarayın iç teşkilatıdır.Padişahın güvenilir ve yetenekli kullarının eğitildiği, seçildiği yerdir
  2. şehzadeler de burada eğitilirdi
  3. Bu iş için çeşitli odalar vardı-Padişah da devleti buradan yönetirdi
  4. Enderun’la Birun arasındaki irtibatı Bab-us Saadet kapısı sağlardı!
  5. Darussade ağası (Karaağa)-Babussade (Akağa) ağası: = iki haremin amiri
  6. En aiağıdan başlayıp yükselirler

Enderun Odaları:

1-Has Oda: Kırk kişilik padişahın günlük hizmetinde bulunan bir odadır.

Görevliler

  1. Has Odabaşı: Bu görevlilerin başıdır.
  2. Silahdâr: Padişahın silahlarıyla ilgilenirdi.
  3. Çuhadâr: Padişahın dış giyimiyle ilgilenirdi.
  4. Dülbentçi: Padişahın iç giyimiyle ilgilenirdi.
  5. Rikabdâr: Padişahın ayakkabılarıyla ilgilenirdi.

2-Hazine Odası: Padişahın özel eşyalarıyla ve hazinesiyle ilgilenirlerdi

3-Kiler Odası:Sofra hizmetiyle görevli olanların kaldığı odalardır.

4-Seferli Odası:Müzisyen, berber gibi görevlilerin bulunduğu odadır.

5- Doğancı odası

6- Büyük ve Küçük odalar

BİRUN:
Sarayın dış teşkilatı olup burada yaverler, emir subayları, ulama sınıfı, yeniçeri ağası, altı bölük halkı, haberleşme elçilik teşkilatı, hekimlik, müneccimlik, inşaat, vs. bulunurdu.

  1. MERKEZ TEŞKİLATI
  2. İlk dönemlerde: az sayıda çalışan ve hızlı bir işleyiş
  3. Divanı Hümayun:
  4. En yetkili kurum
  5. Baştan beri var (Orhan Gazi’den beri)- 1. Murad’da başlıyor denilebilir
  6. Fatih kanunnamesi, her türlü muameleyi, görevlerini tekrar belirler
  7. 17.yy’da işleyiş ve gücünü kaybeder, gittikçe işler bab-ı Aliye’ye kalır

 

  1. Divanın toplantı günleri:
  2. Hemen hemen her gün
  3. İlk başta padişasın huzurunda, daha sonra kafes arkasından takip ederdi
  4. Divan toplantı yeri:
  5. Kubbealtında, kanuni devrinde İbrahim paşanın yaptırdığı 3 kubbeli bina
  6. Kasr-ı Adl= adalet kulesi- katiplerin, reisul kuttapların bölümü
  7. Sabah namazından sonra- öğle yemeğine kadar
  8. Erkanı erbaa: vezirler, kazaskerler, deftarlar, nişancılar= aslî üyeler
  9. Divan heyeti: divan bürokrasisini yürütenler+ hizmetciler = hizmet heyeti
  10. Hizli ve disiplinli çalışmada divan katiplerin önemi büyük
  11. Öenmli işlerden başlanılır: harici meseleler, elçilerin teklifleri, rapor+mektuplar, arazi davaları, görevlilerin tayin...; şikayet ve davaları dinleme
  12. Vezir-i azam: memleket idaresi+ timar meseleleri ile ilgili davalar
  13. Kazaskerler: dini-şeri mahiyetteki davalar
  14. Defterdar: malî meseleler

Divan-ı hümayunun işleyiş ve yetkileri:

  1. Arza girme:
  2. Hukuki kaidedir
  3. Padişash ya tasdikler ya da veto verir
  4. Divan çalışmalarının denetlenmesi
  5. Yeniçeri ağası
  6. Kazasker
  7. Veziri azam
  8. Diğer vezirler+defterdarlar

= giriş sırası devletin yapısını da arzeder

 

Divan-ı Hümayun Üyeleri:

  1. Sadrazam:
  2. Kanunnameyle birlikte devşirmeler tayin edilir
  3. Meşhur: İbrahim paşa, kara Mustafa paşa, Köprülü mehmed vs...

a1) yetki ve sorumlulukları:

  1. Vekil-i mutlaktır – geniş sorumluluk alanı
  2. Veziri azamlık alametı= muhr-i hümayun
  3. İlmiye hariç bütün tayinler sadrazam tarafından yapılır
  4. Teftişleri yapar
  5. Serdar-ı ekrem olarak ordu başında sefere katılmada tam yetki sahibi
  6. Kendi divanını toplar

a2) Divanları:

  1. İkindi divanı: herkese açık
  2. Cuma divanı: şeri ve örfü davlar, ilmiyenin çeşitli meseleleri

a3) Gelirleri:

  1. Çok büyük gelirleri vardı 1.200.000 akçe, emeklilikler 150.000.000 akçe

a4) Sadaret Dairesi ve kapı halkı:

  1. büyük masraflar, dairesi ve diğer kapı halkı masrafları 500 hatta 2000 kişilik kapı halkı olabilirdi

a5) Sadaret Kaymakamı:

  1. sefere gittiğinde kendisin yerine bir vekil= kaymakam
  2. Cuma+ Çarşamba divanlarını kendi konağında yapar

a6) İstanbul muhafızı:

  1. İstanbul’da hükümeti temsilen ve İstanbul’un idaresini temin etmek üzere muhafız

 

  1. Vezirler:

 b1) Tarihi gelişme:

  1. Osmanlıda baştan beri mevcut, kanuni döneminde ve sonrası daha da fazla vezir sayısında tedricen bir azalma var

b2) Tayin ve Azil:

  1. Berat ve menşur ile vezirlerden tuğ caizesi ve mansıb caizesi adıyla 2 türlü vergi alınır
  2. Vezirleri belirli süreler için yatin edilirdi (alametleri:tuğ ve sancak)

b3) Görev ve Yetkileri:

  1. Devşirmeler daha çok vezir olmuşlardır
  2. Başta gelen görev: sadrazama yardımcı olmak
  3. Serdar veya serasker olarak ordunun başında sefere gitmek, padişahın adına geniş yetkilere sahip (belirli alanlarda)

b4) Gelir-Giderleri:

  1. 1 milyon – 1.200.000 akçe arası

b5) kapı halkı:

  1. Çok sayıda kapı halkı var

 

  1. Nişancı
  2. Tuğrai, mîr-tevkii
  3. Abbasiler + Selçuklularda mevcut, açık bilgi Fatih Kanunnamesinde mevcut
  4. 18yy’da: Resisu’l Küttap lehine, nişancı aleyhine bir gelişme: Nişancıya ait birçok gelirler Reisulkuttab’a geçer
  5. Nişancı: merkez bürokrasisinin şefi
  6. Önceleri ilmiyeden tayin edilir, sonraları kalem erbabı tercih edilmiştir
  7. 3 seviyede tayin edilirlerdi (Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi payesinde)

a1) Yetki ve sorumlulukları:

  1. Müfti-i kanun olarak müşkillerin halli
  2. Merkezi bürokrasisinin başı
  3. Tercümanlık yapar ve padişahla beraber sefere çıkarlardı
  4. Defterlerin ve kayıtların temiz tutulmasına dikkat ederlerdi

a2) Defterane:

  1. Nişancıya bağlı bir teşkilat, kayıt ve defterlerin saklandığı divanı hümayuna yakın bir yer ARŞİV

 

  1. Divan-ı Hümayun Kalemleri:
  2. Reisul’küttab:
  3. Erkan-ı erbaa’dan sonra gelir, kalemlerin amiri
  4. Devlete ait en mahrem evraklar, her türlü muamelata nezaret eder
  5. Her işte fikri alınır, söz sahibidir
  6. Sadrazamla birlikte sefere giitğinde İstanbul’da RİKAB REİSİ görev yapar

 

  1. Aslî Kalemler:
  2. Beylikçi: Divanı Hümayun kalemlerin birincisi ve en önemlisidir; hattı hümayun, name-i humayun, ahidname, müzakere edilen konular, hazırlanması bu kalemin görevidir
  3. Tahvil kalemi: Eyalet kadıları ile vezir, veylerbey, ve sancakbeyi beratleri; zeamet ve timar kayıtları
  4. Ruûs kalemi: Vakıf personeli, dini hizmette bulunanların, katiplerin saray ağa ve hademelerinin berat ve fermanların bu kalemde ilgili dairelerden alınan tezkerelere göre hazırlandı – en yoğun kalem
  5. 3 çeşitli ruus:
  6. Şeyhu’lİslam, bilad-i selase, istanbul kadıları ruusları
  7. Darussade ağası + saray görevlileri + vakıf personeli ruusları
  8. Kale görevlilier ruusları

Amedî kalemi: 18yy’da kurulmuştur: Sadrazamın padişaha yazdığı telhis ve takrirler, yabancı devletlere yazılan her çeşit yazılar hazırlanır ve saklanır; Devlet idaresinin babıaliye taşınmasından sonra: Sadrazam yazışmalarını bu kalemle yapardıi Elçilere (Avrupa) cevap yazmak, kayıt altına almak...

  1. Bağlı Kalemler:
  2. Teşrifatcılık: Kanuni Sultan Süleyman devrinde bir yetkili nezaretinde Teşrifatlar yapılır; başlıca 3 defter tutulur, görevlileri çok fazla değildiri defterler muhafaza edilir
  3. Vakanüislik: resmî tarih yazıcılık ile başlamıştır
  4. 18yy’da Vakanüistlik teşkil edilmiştir, hacegan zümresinin en ileri gelenlerinden seçilmiştir
  5. Divanı Hümayun Tercümanlığı: 19yy^asırdan itibaren mevcut genellikle muhtediler yerine getirmişlerdir
  6. Meşveret Meclisleri
  7. Önemli ve kritik meselelerde görüşmek için çoğu kere hattı hümayun ya da sadrazamın gördüğü luzum üzere toplanan meclislerdir

 

  1. Bab-ı Asafiden bab-ı Aliye (Tanzimat öncesi Babıali)
  2. 18yy’da: babıali kelimesi sadrazam dairesi ve paşa kapısı anlamında kullanılmaya başlamıştır (Batıda “SUBLİME PORT” olarak tanınmış)

1830 öncesi babıali: 3 yetkili amir: Sadrazam: kahyabey- reisulküttab- çavuşbaşı ve bunlara bağlı bir çok kalem

  • Harem dairesi- selamlik dairesi- kalem dairesi

 

Eyalet Teşkilatı:

 

  • Eyalet= (bugünkü Vilayet)
    Eyaletin idaresi: 2 ayri merkezden atanan 2 ayrı yönetim
    1.Beylerbeyi= resmi işlemler bunun denetiminden geçer
    2. Kadilik= farklı sorumluluk- kadiaskerine çalışır
     

BEYLERBEYI:
 

  • merkezden atanır
  • kimlerin Beylerbeyi olabileceği Fatih kararnamesinde kayıt altına alınır (kimler olabiliyor)
    A)Defterdarlık
    B) 500akçelik Kadılık
    C)400.000 akçe aylık Sancakbeyi
    D) Beylik ( yöneticiler-askeri kesim) efendi (ilmiye mensublari- talebeler çelebi...)
    Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi için görev yaparlar
    -Rumeli= Balkan vilayeti...
    - Hierarşi vardir beylerbeyi ve ilmiyelerde de: en küçük vilayetlere atanır belirli kısa süreler içinde terfiye ede ede Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliğine sonra Defterdar veya Vezir olur

    Sürekli atamalar ve görev değişimler olur, gayri meşru işlere girişemessin diye, nüfuz sahibi olmasın, tecrübe kazansın ve terfiyelerin önü açılsın diye 1 yıl görev yaparlar (istisnalar
    olabilir) yine istanbul'a dönülür ordan tekrar atama olur
    -Meslek içi eğitim

    Görevleri:
    1. Barış zamanı: bölgenin mülki amiridir, siyasi idari olaylardan sorumlu, vergilerin tahsilinden sorumlu, Timarlari dağıtmak ile görevli ( büyük tımarlari devlet yapsada küçük tımarlari dağıtır , güvenlik

    2. Sefer dönemi: görevler artar- tımarlar asker yetistirmek ve doyurmak için önemli. Bölgesindeki
    askerleri tespit edip belirlemesi lazım, Merkez Beylerbeylerinden asker sayısı ister, beylerbeyi onları gönderir, onların gıda ve cephanesinden de sorumlu. ..
    Baska görevleri de ziraayi işlemleri takip etme- yoksa kitlik oluşur- butun askerler gönderilmez sefere. ..

    -Ayrıca sefere gidecek olan askerlere eğer kendi bölgesinden geçiyorsa konak verecek, gıda verecek, önceden bu hazırlık her eyaletin beylerbeyi tarafinca yapılır

    Eyalet Divanı:
    -Tercüman vardır herkesin kendisini divanin huzurunda ifade edebilmesi için
    Eyaletlerde herkes kendi anadilini kullanıyor onunla derdini dile getiriyor...

    Beylerbeyi ne ile geçinir?
    -Devlet birçok görevlisine maaş vermez, tahsisatla işlem görür ( tahrir denilen sayimlar yapılır)
    Tahrirat: il yazıcısı ( nerde ne var diye kayıt altına alır, bu kayıtlar merkezde birikir ona göre görevlilere mesela belirli timarlar verir veya vergi toplama görevini verir ve maaşını ordan alir
    Timar ( küçük) sonra ZIYAMET, sonra ( en büyük) HÂS
    Berlerbeyine Haslar verilir, aylık 800.000-1,7 Mio akca alir, bu onun kendisine ve ailesine değil, aynı zamanda eyalet bütçesi: Kapıkullarina verir, Vakfeder, Hayır hasenatta bulunur
    Fatih kararnamesinde Beylerbeylerin emeklilik maaşı 100.000 akçe

    SANCAKLAR
    - eyaletlerin alt Birimi
    - beylerbeyi için gecerli olan vazife ve sorumluluklar aynı ama Sancakbeyleri Beylerbeylerin altındadır

    KAPIHALKI:
    bunların maaşları beyler veya sancakbeyinin maaşlarindan ödenir

    MUTESELLIM:
    - Beylerbeyi veya Sancakbeyi uzun zaman sefere cikacaksa yerine MUTESELLIM bırakır ( Kadi, Subaşı vs... 1 Yıl görev yılı merkeze sunar beyler veya Sancakbeyi... merkez onaylar
    NAKKAŞZADE AILESI BUNUNLA MEŞHUR OLMUŞ

    MUHASSIL:
    vergi toplamakla görevli
    Bölgedeki güçlü ailelerden seçilir ( aksi takdirde para toplanamaz)

    Böylece, güçlü ailelere görev vermekle AYAN Zümresi ortaya çıkmıştır böylece. .. Devletin kendilerine olan ihtiyacı istismar etmişler sonradan ve bölgenin zaman zaman fiilen hakimi olmuştur
    Daha sonra 18.yy ittifaki taahhutname imzalanir ve Osmanlı
    bu ayanlarla isbirliği yapar ayanlar Osmanlı'ya karşı gelmeme sözü verir
    Hz Ömer'in Divan ile baslattigi Osmanlı'da tımar olmuş
    IKTA= parça parça işletmek üzere arsalar dağıtıldı- Devlet ordan oranın vergisini almıştır! Her eyalette Tımar beyligi bunun takibatini yapar

    === böylece hem çeşitlilik oluşur hemde Devlet gelir elde eder
    Ayrıca Tımar Sipahiler oluşur- her bölgenin beylerbeyi timarla asker beslemekle mükellef
    Bu devlete güç ve askeri potensiyalin hazır olmasıni sağlar
    - küçük Timarlar 10. Akçe ye Kadar
    - Ziyanet 10-20.000 akce
    -Hâs 20.000 akcenin üstünde

    Havasirrefia= hanedan mensublarina verilen haslar!



    Birde ehli şeriyye vardır. ..

    Askeri zümre= devleti yöneten
    Reayan= yönetilenler ( cobanlik yapan halk)
    Halk vergi verir, üretim yapar, devleti yönetenler halkın ödediği vergilerle geçinir

    Yönetenler- Askeri zümre 3 tür:
    1.Ehli seyf
    2.Ilmiyye
    3. Kalemiyye ( bürokrat- memur)

    Osmanlı Devleti’nde askeri (yönetici) zümre çeşitli imtiyazlara sahiptir. Bu zümre içinde yer alan ilim erbabı en geniş imtiyazlara sahiptir.• Vergi ve cezalardaki imtiyazlar: İlmiye
    sınıfının vergi muafiyetinin sınırı çok geniştir. Ayrıca “ehl-i şer” olarak tanımlanan bu sınıfa verilen en ağır ceza görevden azledilmek veya sürgüne gönderilmektir. İdam cezası yoktur.• Çocuklarına tanınan imtiyazlar: İlk defa Molla Fenari ailesine II. Murad tarafından tanınan imtiyazlar daha sonra bütün ulema çocuklarına uygulanmış ve sonucunda yarardan çok zarar getiren ve mesleği gerileten büyük bir felaket haline gelmiştir.
    Ilmiyye teşkilati! Bir takım imtiyazlara sahiptir:
    - bir takım vergiler hariç haraç ve öşür vermezler
    -ağır suçlarda ceza ölümdür- idam ( yeterli şekilde donanma için hazırlık yapmayan Vezir muhakkak öldürülür! Hata affedilmez! DEVLET güçlü olmalı. Ancak ilmiye Teşkilatı mensupları Idam edilmez, en fazla azledilir veya sürgün edilir! ( Bursa, Edirne (= ile hürmeten)
    -beşik ulemasi= ilmi payeler verilmiş ünvanlar!.- ilme teşvik
    -zaman içersinde meşhur olan ilmiyye teşkilatinda görev alan aileler:
    Çandarli ailesi
    Fenariyezadeler
    Taskopruluzade
    PIRIZADE (3 seyulislam)Mehmet zait ibn haldunun mukaddimesini tercume etmis- Ahmet Cevdet bunu tamamlar ve yayimlar! Oğlu Osman Said istanbul kadısı olur daha sonra şeyhulislam olur
    Daha sonra o aileden gelen 3. Şeyhulislam Abdülhamid hanin hâlli fetvasını verir
    Ivazpaşazade
    Bunlar ilmiyye de meşhur olmuş olan ailelerden
    = beşik. .. Bazilari bu muesseseyi ve imtiyazlari kullanmistir!
    İLMİYE AİLELERİ İslam dininde ve toplumunda ilmiye sınıfı mensuplarına verilen büyük değer sebebiyle bu mesleğin babadan oğla ve torunlara geçmesi bir gelenek haline gelmiştir. Böylece birçok köklü aile oluşmuş ve aileler arası akrabalık nedeniyle bir ilmiye ağı örülmüştür. Mesleğin babadan oğla geçmesinin olumlu ve olumsuz yanları vardır.a-Olumlu yönleri• Akademik hayata girecek olan çocuğun daha küçük yaştan itibaren bu ortamda büyümesi• Olayları dolaysız olarak öğrenmesi• Kütüphaneye sahip olmanın zor
    olduğu dönemlerde babasının bu mirasına sahip olması-Olumsuz yönleri• Babasının mesleğini seçen çocuğun tanınan imtiyazlar neticesinde çalışmadan ve hak etmeden yükselmesiyle meslek her geçen gün gerilemiştir.
    Mülazemet Sistemi: medreseden mezun olduktan sonra müderris veya kadı tayin edilinceye kadar geçen staj dönemi diğeri de müderrislik veya kadılık yapmış kişinin yeniden bu göreve tayin edilinceye kadarki bekleme süresidir.

    EĞİTİM SİSTEMİ
    • Saray eğitim kurumu (Enderun): Yönetici kadro yetiştirmeye yöneliktir.
    • Kalem eğitimi: Bürokrat (küttab) yetiştirmek üzere usta-çırak ilişkisiyle dairelerde eğitim verilir.
    • Dergah eğitimi: Tasavvuf erbabı yetiştirmeye yöneliktir.
    • Medrese eğitimi: İlim adamı yetiştirmeye yöneliktir. Sahn-ı Seman 1463 yılında Fatih tarafından yaptırılmıştır. Süleymaniye medresesi 1550 yılında Kanuni tarafından yaptırılmıştır. Fiziki görünümleri, eğitim programları ve
    kütüphaneleriyle en üst seviyededirler.
    • Müderris: Medresede akademik faaliyeti yürüten ve ondan sorumlu olan kişidir. İlk müderris Davud-ı Kayseri'dir ve İznik' teki Orhan Gazi Medresesi’ne tayin edilmiştir. Müderris tayinleri münferit veya toplu halde yapılabilirdi. Müderrisler ilmi yetersizlik, derslere devamsızlık, diğer zümrelerle geçimsizlik nedeniyle görev süreleri dolmadan görevden alınabilirlerdi. Fatih ve Süleymaniye medreselerindeki müderrislerin çok önemli yetkileri vardı; İstanbul ve taşrada vakıfların
    tahriri ve teftişi, bazı yolsuzlukların tahkiki, örfi ve şer’i görevliler hakkında tahkikat yapmak gibi.

    Muit: yardimci
    Muallim: hoca
    Muderris:Doçent

    Kaziaskerlerin görevleri:
    - bulundukları bölgelerin nazirlaridir, kontrol eder denetimden geçirir
    - alım satım işlemleri noter gibi
    - kassam- miras paylaştirir
    - idari sorumluluklari var

    Kaziaskerleri ne ile gecinir?
    -Devlet doğrudan vermez- kadıların geçim kaynağı Harçlar! veya arpalik verilir

    Kadilari kazıaskerler tayin ederler!
    Tarikati Muhammediyye- halk için yazılmış çok sevilen eser IMAM BIRGİVİ! O kuran okuma karşılığında para alınmasına karşı.
    Şeyhülislam dan sonra kazıasker gelir. işin teşkilat ve idare yönüyle ilgilenir, Divanı hümayunda bir azadir

    Osmanlı da 129 Şeyhülislam görev yapmıştır. 1. Molla Fenari sonuncusu 129. Mehmet Nuri medeni efendi

    Çivili Mehmet: ilk azledilen Şeyh
    Erzurumlu Feyzullah efendi öldürüldü

    Nakîbu'l eşraf:

    -Zekat verilmez bunlara Zekat malın kiri olduğu için
    - kendi aralarında Nakîbu'l eşraf seçilir
    - ayrıcalıklı bir grub oldukları için sahte şecere ile seyyitlik iddia edenler var onlar bunu korumakla mükellef idi


    Osmanlı askerlik Teşkilatı:
    Gazilerden oluşan birlikler+ aşiretler den vs...
    Daha Sonra daha düzenli bir ordu oluşturma ihtiyacı duyuluyor
    - Bursa Fethinden sonra Orhan Gazi zamaninda1000 atli 1000 yaya deniyor bu birliğe
    -hazep, cambaz, haregor --- paralı askerler
    -daha sonra kapıkulu askerler
    -pençik Kanunu= ganimet ve esirlerin 5de 1i devlete ait, bu esirlerde orduya alınıyor
    - bu bir Zaman Sonra sıkıntılı oluyor- bu b esirler türk ailelere veriliyor ve Türkçe öğreniyor bunlar
    Ilk acemi Ocağı 1. Murad gelibolu
    -daha sonra devşirme başlıyor. Hıristiyan ve gayri Müslümanlardan seçilir. toplu sünnet ve sağlam Eğitim- bunlar daha sonra vezirlik makamına kadar yükseliyor ver
    özellikle Fatih den sonra Türk vezirlere rastlamak zor
    -Hulufe denilen bir maaş alıyorlar
    -bu sistem, Yeniçeri Ocağı 1826ya kadar devam eder

    YENIÇERI: bu Ordu yanlış şekilde Bektaşilik ile ilişkilendirilir, sadece Bektaşi değillerdir
    - bu ocağın asker kaynağı
    *Acemi Ocağı bitiren
    196 böluğe kadar bölük ve adamlar
    *16yydan sonra yabancilarda paralı askerliğe alınır
    - her bolugun başında zabıt var onun da başına Yeniçeri ağası var
    Yeniçeri ağasinin en büyük görevi sefere gitmek+ istanbulun asayişini sağlamak
    - ahsab binaları yangından korumak ile görevli
    - tulumbacilar=
    - Yeniçeri ağasinin yeri Ağakapısı
    -sekbanbasi= avdan sorumlu birliğin başı (yiyeceğin teminatı)
    -kulkethudasi=3. Büyük komutan ve Yeniçeri ağasinin yardimcisi
    -zagarcibaşi=av kopeklerini düzenlemek
    -turnacibasi.... Deveci. .. Solak başı. ..
    -Ocak imamı= namaz kıldırır
    - ILK Yeniçeri kışlaları Edirne de sonra istanbulda da açılıyor
    -Sultan ahmet meydanında kazan kaldırma meşhurdur
    Yeniçeri de çeşitli renkli çizmeler- en yüksek rütbeli Sari çizmeliler
    -alayın bayrağı Sari- kırmızı
    - vücudlarina hangi birliğe ait olduklarına dair dövmeler yaptırmıştır- şehit olduklarında hangi birliğe ait olduklarını bilebilmek için
    -oturak akcesi verilir= emeklilik
    - culûs= padişah başa geçtiğinde Yeniçeri ye bu bahsisi ve ilk sefer bahşişi verir
    -Yeniçeri ocağın bozulmasınin sebebi yanlış kişilerin Ocağa alınmasından dolayi, kanuni drn sonra sultanin seferlere katılmaması, Yeniçeri nin evlenip esnaflik yapıp mafya gibi haraç almaya başlar!!!
    1826 vaka-i hayriyye bu isyan ve belaya son veriliyor

    Cebeci Ocağı: cephane işleri ile ilgilenir
    -bunların kaynağı da acemibirlik + Yeniçeri ler evlendikten sonra onların çocukları da Alınirdi Kuloğlu denir bunlara
    Topcuocagi: top imalatı ve kullanımı
    Istanbul Tophane de yerleri Ocakları var
    Ilki Fatih döneminde, 3. Mustafa zamanında islah ediliyor (18yy?)
    -Osmanlı topculuğa önem verirdi ve başarılı idi! hatta Fatih kendisi çizmiştir!
    -Macar urban ancak fatihin hayalindeki ve çizdiği topları dökebiliyor
    - Demir bakır ve Tunç dan dökülür
    -17yydan itibaren mevcudiyet artar ve 3. Mustafa zamanında yenilikler
    gelir Avrupa'dan- ancak kalitede Düşer. ..
    Kumbaraci ocağı: Kumbara bir Tür el bombası dir

    Lağımci Ocağı: Tünel kazar kalelerin altında

    Kapıkulu ocağı: O
    - sefer zamanında padişahın çadirini korur

    Sipahiler!!!! Barış zamanında Çiftcilik yaparlar. Timarli sipahiler (16.yyda en başarılı dönemleri) daha sonra rüşvet ile onlarda bozuluyor
    Akıncılar= sınırlarda görevli. fetih yapacak bölgelere Akın edip keşif yaparlar! !!!
    Akıncılar içinde Deliler (Serdengeçti)= çok gozupek ölümden hiç bir şekilde korkmadiklari için böyle denilmiştir onlara

    Askeri teşkilatın bozulması nin sebebi Şehzade Mehmet'in sünnet düğününde soytarilik yaptıktan Sonra Yeniçeri ocaklarına alınması asıl bozulma sebebi, daha sonra ki islah çabaları da bir ise yaramıyor
    3. Selim Nizami Cedid inisyatifi bir ise yaramıyor Taki 1826 ilga edilene kadar ve Asakiri mansurei Muhammediyye gelene kadar
    Tanzimat döneminden sonra da artık farklı bir askeri sistem geliyor: paralı askerlik!

    Osmanli Denizcilik! !! ( klausur)
    Fatih dönemine kadar zayıf sonra güçlü özellikle kanuni ile zirve! Akdeniz sulari Osmanlı'nın oluyor ancak daha sonra Mevalid savasindan sonra yine dışa muhtaç oluyor. ..
    Osmanlida Havacılık pek ilerlemiş değildi. . Dıştan Satin alınma söz konusu idi

 

 

 



Öşür Topraklar:Fetih sırasında Müslüman­lara ait olan veya ele geçirildiğinde Müslümanlara verilmiş olan topraklardır. Bu topraklar sahiplerinin mülkü olup, istedikleri gibi tasarruf edebilirlerdi. Bu mal sahipleri öldükleri zaman öldüklerinde toprakla­rı varislerine kalabiliyordu. Devlet bu toprak sahip­lerinden toprak üretim vergisi olan öşür (onda bir oranında alınan vergi) alırdı.

Haraci Topraklar:Fetih sırasında Müslüman olmayan yerli halkın ellerinde "mülk" olarak bırakı­lan topraklardır. Bu şekildeki topraklarda öşrü top­raklar gibi sahipleri tarafından şahsi tasarrufa açık­tı. Miras bırakabilirdi. Yalnız bu topraklardan alınan vergi biraz farklıydı. Haraci topraklardan iki türlü vergi alınırdı.

Harac-ı Mukaseme:Toprağın verimine göre alman üretim vergisidir.

Harac-ı Muvazzaf:Arazinin yüzölçümüne göre alman vergidir.

 

 

Miri arazi çok çeşitlere ayrılmış olup, bazı önemlileri kısaca şöyledir:

Havass-ı Hümayun :Bu toprakların geliri devlet hazinesine giderdi. Bu toprakların bir kısmı doğrudan padişaha ait olup geliri ise Hazineye gi­derdi.

Paşmaklık :Padişahların kızlarına, anneleri­ne ve ailelerine ayrılan topraklardır.

Malikane :Devlet adamlarına hizmetleri se­bebiyle mülk olarak verilen topraklardır. Bu toprak­ların mülkiyeti şahıslara aitti. Ancak tasarruf yetkisi devletin olup, istediği kimseye verirdi.

Yurtluk :Sınır boylarını bekleyen asker ailelerine verilirdi. Fetih sırasında bazı komutanların hizmetlerine karşılık olmak üzere verilen topraklar­dı. Yurtluk herhangi bir yerin gelirinin hayatta oldu­ğu sürece bir kimseye verilmesidir.

Ocaklık :Bu hakka sahip olanlar, öldüklerin­de miras hakkı söz konusu olan topraklar idi. Kale muhafızlarına ve tersane giderlerine ayrılmıştır.

Mukataa :Gelirleri doğrudan hazineye ayrılan topraklardı.

 

Has :Yıllık geliri yüz bin akçeden fazla olan dirliklerdir. Haslar padişahlara, vezirlere, divan üyelerine, şehzadele­re, beylerbeylerine, sancak beylerine verilirdi. Has sahipleri dirliklerinin gelirine göre silahlı ve her an savaşa hazır cebelu beslerdi.

Zeamet :Yıllık yirmi bin ile yüz bin akçe geli­ri olan topraklardır. Orta dereceli devlet memurlarına, kadılara, hazine ve tımar defterdarına, alay beylerine,kethüdalara, kale komutanlarına ve divan katiplerine verilirdi. Zeamat sahipleri ilk yirmi bin akçe hariç sonraki her beş bin akçe için bir cebelu beslerdi.

Tımar :Yıllık geliri üç bin ile yirmi bin akçe arasında olan dirliklerdir. Bunlar geçimlerini sağla­mak ve hizmetlerine ait masrafları karşılamak üze­re bir kısım asker ve memurlara tahsis edilen top­raklardı. Tımar sahipleri gelirlerinin üç bin akçesini geçimleri için ayırırdı. Buna kılıç tımarı denirdi. Geri kalan her üç bin akçe için bir cebelü beslerlerdi.Tımar toprakları üç kısma ayrılmıştır.

Mustahfaz tımarı :Camii imam ve Hatiplerine verilirdi.

Eşkinci tımarı :Savaşta yararlılık gösteren­lere verilirdi.

Hizmet Tımarı :Saray da çalışanlara verilirdi.

 

Topraktan daha iyi yararlanma

Devlet gelirlerini arttırma

Üretimde sürekliliği sağlama

Devlete masrafsız asker besleme

Ülkenin, Tımar bulunan bölgelerinde devlet otoritesini sağlama.

Vergilerin toplanmasını kolaylaştırma

Halkın ezilmesini önleme

Ülkeyi bayındır hale getirme

Ekonomik ve sosyal hayatı düzenleme.

 

Tımar rejimi içinde Tımar sahiplerinin ve rea­yanın hakları karşılıklı olarak düzenlenmiştir. Hiçbir zaman reayanın toprağı bırakıp gitmesine tımar sahibi izin vermezdi. Sipahi'nin çift bozan denilen bir tür tazminat vergisi alma hakkı vardı. Bunun yanın­da haksızlığa uğrayan köylünün de şikayet hakkı vardı. Eğer sipahi haksızsa hakkında işlem yapılır, dirliği elinden alınırdı.

Kuruluş ve Yükselme Dönemleri'nde tımar sis­temi iyi işlemiştir. Sefer esası üzerine kurulan bu sis­tem:

Savaşların uzaması.

Tımarların belli kimselerin elinde toplanması

Tımarların iltizama verilmesi

Tımarların rüşvet ve iltimasla satılması gibi nedenlerden dolayı bozulmuş II. Mahmut devrinde de kaldırılmıştır.

 

Osmanlı Devleti'nde tımar sistemi içine yerleştirilemeyen faaliyetlerin gerektirdiği parayı sağlayabil­mek için tımar sistemi yanında bir de iltizam usulü uygulanıyordu. XVI. yüzyılda bazı eyaletlerin ver­gilerinin açık artırma yoluyla belirli bir bedel karşılı­ğı peşin olarak mültezim adı verilen kişilere bırakıl­masına iltizam denir.

XVI. yüzyılda sınırların genişlemesi sonucu devle­tin giderleri arttı, uzak bölgelerdeki toprakların ver­gilerinin toplanması zorlaştı. Böylece uzak eyalet­lerde tımar sistemi yerine iltizam sistemi uygulandı. Bu sistem ilk defa Kanuni zamanında, Sadrazam Rüstem Paşa tarafından uygulandı. Devlet, uzak bölgelerin vergi gelirlerini açık artırmayla nakit ola­rak satmış, eyaletlerdeki askerler ve yöneticilerin maaşlarını ödemiştir. Mültezim, tımar sahibi gibi vergiye konu olan faaliyeti yapan zümreleri ve böl­geyi yöneten kişiydi. Dirlik sahibinin hakları mülte­zime de tanınmıştı. Merkezi idarenin zayıflamasıy­la, eyaletlerde asker yetiştirilmemiş ve halktan faz­la vergi alınarak reaya zor duruma düşürülmüştür.

 

Osmanlı toplumunda ekonominin en önemli kolu tarımdı. Tarım politikasını belirleyen en önemli uy­gulama tımar sistemiydi. Bu sistemde toprağın mülkiyeti devlete, işleme görevi köylüye, vergisi si­pahiye aitti. Köylü, toprağı sürekli işleme ve miras bırakma hakkını devam ettirebilmek için bazı yü­kümlülükleri yerine getirmek zorundaydı:

Sebepsiz olarak toprağını terk edemezdi.

Öşür ve diğer vergileri sipahiye ödemek zo­rundaydı.

Toprağını sebepsiz olarak üç yıl üst üste boş bırakamazdı. Eğer bırakırsa toprak ken­disinden alınırdı.

Bu yükümlülüklere karşı devlet de halkın güvenliği­ni korumak ve düzeni sağlamakla görevliydi. Vergi­yi toplamakla görevli olan sipahinin de reayaya karşı yükümlülükleri vardı:

Üretimin devamlılığını sağlama.

Reayanın vergilerini toplama.

Cebelu denilen asker yetiştirme.

Asker toplama.

Asayiş ve düzeni sağlama.

Bayındırlık faaliyetlerini yapma.

 

 

Hayvancılık tarım ekonomisinin ve genel ekonomi­nin önemli unsurlarından biridir. Osmanlı Dönemi'nin teknolojik seviyesi içinde hayvan, ulaşım ve üretimin en önemli güç kaynağı idi. Hayvancılık, daha çok Doğu.,Orta ve Batı Anadolu'daki göçebe­ler tarafından yapılmaktaydı. Adet-i ağnam adıyla önemli bir miktar teşkil eden hayvanlar için vergi toplanıyordu. Bursa'da ipek, Ankara'da tiftik, Sela­nik'te çuha, Bulgaristan'da aba üretimi hayvancılı­ğı önemli sanayilerin hammadde kaynağı durumu­na getirmiştir. Osmanlı Devleti'nde hayvancılığın gelişmesinde, boy ve Türkmen geleneklerinin yanı sıra ülkenin coğrafi koşullarının da etkisi olmuştur.

 

Esnaf Teşkilatı:Esnaf ve zanaatkârların çalışma ve pazar sorunlarını çözmek, mesleğe yeni ele­man yetiştirmek amacıyla lonca teşkilatı kurulmuştur. Osmanlı şehirlerindeki loncalar, ekonomik ha­yatın temeli durumundaydı. Loncaların dışında, esnaflık ve zanaatkârlık yapmak mümkün değildi. Loncalar, devletçe belirlenen kurallara uymak zo­rundaydı.

XVI. yüzyıla kadar Müslüman ve Hıristiyan esnaflar aynı loncaya üye olabilirken, daha sonra loncalar ayrıldı.

Loncaların Başlıca Görevleri

Ürünlerin kaliteli yapılmasını sağlamak ve fiyatları belirlemek

Esnafla hükümet arasında ilişkileri düzenle­mek

Üyelerinin zararlarını karşılamak ve kredi sağlamak

Halka mesleki eğitim vermek

Kendi aralarında iyi bir dayanışma sağlayan lonca yöneticileri, esnaf birliğinin sorunları kadar belde­nin sorunlarıyla da ilgileniyorlardı. Bu teşkilat halka mesleki eğitim vermeyi de ihmal etmemiştir.

 

Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde en önemli ti­caret merkezi Bursa idi. Fatih Dönemi'nde ülke sı­nırlarının genişlemesiyle birlikte ticaret de gelişti. Karadeniz kıyılarında Amasra ve Trabzon fethedil­miş, buralar önemli ticaret merkezleri haline gel­miştir.

XV. ve XVI. yüzyıllarda, Türk tüccarları uluslarara­sı ticaret faaliyetlerinde görülmeye başlamıştır.

XVI. yüzyılda Bursa, istanbul, Kahire, Halep, Kefe, Edirne ve Selanik önemli ticaret merkezleriydi.

ipek ve Baharat Yollarıyla gelen mallar, Türk tüc­carları tarafından Avrupa'ya nakledilirdi. Karadan yapılan ticaret, kervanlarla gerçekleştiriliyordu. Ti­caret devlet tarafından teşvik edilir ve ticaret eş­yasından alınan vergiler son derece düşük tutu­lurdu.

 

Osmanlı Devleti'nin İlk Yıllarında Hukuk

İlk dönemlerde yazılı bir hukuk olmadığından hu­kuksal anlaşmazlıklar töre ve geleneklere göre çö­zümleniyordu. Ayrıca Türkiye Selçuklularının hu­kuki uygulamaları da devam ettirilmiştir.

Osmanlı nüfusunun artması, topraklarının genişle­mesi her alanda olduğu gibi hukuk alanında da dü­zenlemelere yol açmıştır. Osmanlı Devleti fethetti­ği yerlerdeki halkın Osmanlı yönetimine uyum sağ­lamasını kolaylaştırmak amacıyla yürürlükteki ka­nunları bir süre kaldırmamıştır.

 

Osmanlı Devleti'nde hukuk; şer'i ve örfi hukuk ol­mak üzere iki temele dayanıyordu. Örfi hukukun şer'i hukuk kurallarına ters düşmemesine özen gösterilmiştir.

 

XV. yüzyılda Osmanlı hukuku gelişmeye başla­mıştır, ilk Osmanlı Kanunnamesi Fatih tarafından Kanunname-i Âli Osman adıyla düzenlendi. Fatih'ten sonraki padişahlar da kanunnameler yap­mışlardır. Bunların en meşhuru Kanuni Sultan Sü­leyman'ın kanunnamesidir. XV. ve XVI. yüzyıllarda Şeyhülislâmların verdiği fetvalar Şer'i hukukun ge­lişmesinde etkili olmuştur.

 

Osmanlı Devleti'nde bütün davalar Şer'i mahkeme­lerde çözümleniyordu. Mahkemelerde hâkim ola­rak kadılar görev yapıyordu. Kararlar Şer’iyye Sicillerine yazılırdı. Kadılar, Şer'i hukuk konularında karar veremediklerinde "Müftü"den fet­va isterlerdi. Mahkemeler herkese açıktı. Mahke­menin verdiği karan kabul etmeyenler bir üst mah­keme olan Divan-ı Hümayun'a müracaat ederlerdi. Burada verilen kararlar değiştirilemezdi. Kadıların yardımcıları (naipler) vardı. XVI. yüzyıl sonlarına kadar toprak kadılığı adıyla seyyar kadı­lar vardı. Soruşturmalar toprak kadıları tarafından yapılıyordu.

 

İslam hukukunu uygularlar, kişiler arasında­ki anlaşmazlıkları çözümlerler.

Miras, ticaret ve nikâh işlemlerini karara bağlardı. (Noterlik hizmeti yapardı.)

Vergilerin toplanması ve bunların hazineye aktarılmasını sağlardı.

Görev bölgesinde denetim yapardı.

Merkezden gönderilen emirler halka duyu­rur, halkın şikâyetlerini de divana iletirdi.

 

XIX yüzyılda Osmanlı hukukunda önemli değişiklikler olmuştur

Avrupa hukuk kuralları örnek alınmıştır.

Tanzimat Dönemi'nde, II. Mahmut'un kurduğu Davalar Nezareti; Adliye Nezareti adını aldı (1870). Ticaret ve Temyiz Mahkemeleri kurul­du. Avrupa ile ilişkilerin yoğunlaşması üzerine maliye, hukuk, ticaret, ekonomi, eğitim ve idare alanlarında birçok kanun ve yönetmelik çıkarıl­dı. Ceza Kanunu (1840), Ticaret Kanunu (1850), Deniz Ticaret Kanunu (1868) ve yeni çıkan ka­nunları bildiren Düstur adlı dergi çıkarıldı (1865). Ahmet Cevdet Paşa'nın başkanlığında (Mecel­le adı verilen) İslâm hukukuna dayalı medeni kanun hazırlandı (1866 – 1878).



 

 

[1](Bazı hakimiyet simgeleri: Bayrak, davul, hutbe okutma, sikke basımı)

[2]Bed-i Besmele Töreni:Padişahın kızlarının veya şehzadelerin ilk derse başlama törenidir. Öğrenciyi eğitime teşvik için yapılır. Sünnet Düğünleri: İbrahim Paşa Sarayı’nın önünde yapılır. Devlet ricali ve padişah merasim esnasında orda oturur ve resmi geçidi izler. Oranın esnafı ne iş yapıyorsa bunu sergiler. Sürnameler sünnet törenlerini minyatürlerle anlatır. Sultan Düğünleri: Çok gösterişlidir. Büyük çeyizler armağan edilir. Çeyiz defterleri tutulur.• Bayram Törenleri: Padişah ve devlet ricalinin bayramlaşmasıdır. Cenaze törenleri, elçi kabul merasimi, sefer merasimi, beşik alayları…Saltanatın intikalinden 1617 yılına kadar 14 padişahta “amüd-ı nesebi” denilen babadan oğla geçme vardır. Devletin hanedanın ortak malı olma telakkisi Fatih kanunnamesindeki “kardeş katli” yasasıyla daha da kolaylık sağlamıştır. 1617’de I. Ahmet’in ölümü üzerine ekberiyet usulü (yaşça en büyük olanın tahta geçmesi) benimsenmiştir

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Hat Sanatında Ekoller - Muhammed Efdaluddin Kılıç

Hat Sanatında Ekoller - Muhammed Efdaluddin Kılıç

DEVAMI

Cami musikisi - Mehmet Nuri Uygun

Cami musikisi - Mehmet Nuri Uygun

DEVAMI

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>