Ti-Entertainment

Kitab-ı Mukaddes Tercümeleri Dinler Tarihi

Kitab-ı Mukaddes Tercümeleri

Kitab-ı Mukaddes Tercümeleri

Pdf dosyası:  tugrul_kurt_kutsal_kitap_tercumeleri_odev_omer_faruk_harman(1).pdf

 

T.C
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Dinler Tarihi Yüksek Lisans
 
 


Önsöz:
Bu çalışmada Kitab-ı Mukaddes’in hangi dillere, ne zaman, kimler tarafından tercüme edildiği ve bu tercümelerin kısaca özellikleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın kapsamını çok fazla genişletip hacmi aşmamak için konulara ana hatlarıyla değinilmiş ve tercümelerle ilgili sadece en önemli ve mutlaka bilinmesi gerekir dediğimiz örnekler çerçevesinde konuyu aydınlatmaya çalıştık. Bu çalışmada Türkçe’nin yanında ayrıca Yabancı dillerden de faydalanılmıştır. Bu çalışmayı hazırlarken büyük çoğunlukla, Prof. Dr. Ömer Faruk Harman’ın “Metin, Muhteva ve Kaynak Açısından Yahudi Kutsal Kitapları” isimli çalışmasından faydalanılmıştır. Ayrıca çalışmamızda zikredilen ve Latince orijinal metinlerden alınan bir takım pasajların tercümesi tarafımızca yapılmıştır. Kitab-ı Mukaddes tercümeleri ile ilgili (ne zaman, kim tarafından hangi amaçlı yapıldığına dair) bilgi sahibi olabilmek için öncelikle Kitab-ı Mukaddes’in ne olduğu, hangi unsurlardan oluştuğu ve muhtevasının ne olduğu ile ilgili bilgi verdik. Zira bu, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için gereklidir.


İçindekiler:
Önsöz
İçindekiler
I. .Giriş
II. Ana Hatlarıyla Kitab-ı Mukaddes
A. Kitab-ı Mukaddes’in Önemi
B. Kitab-ı Mukaddes’in İsimlendirilmesi ve Tasnifi
1) Ahd-i Atik
2) Ahd-i Cedid
- Ahd-i Cedid’de yer alan kitapların muhtevası
C. Kitab-ı Mukaddes’in Dili
1) Ahd-i Atik’in Dili
2) Ahd-i Cedid’in Dili

III. Kitab-ı Mukaddes Günümüze Nasıl Ulaştı?
A. Ahd-i Atik
B. Ahd-i Cedid

IV. Kitab-ı Mukaddes Tercümeleri
1) Grekçe Tercümeleri
A. Yahudi Alimlerin Septuaguinta Tercümeler-Tahkikleri
i. Kaige-tahkiki
ii. Aquila’nın tahkiki
iii. Diğer tahkikler
B. Hıristiyanların Septuaguinta ile ilgili Tercümeleri-Tahkikleri
a. Origen’in Hexapla tahkiki
b. Lukian tahkiki
- Septuaguinta’nın tercüme yazmaları

2) Aramice Tercümeleri: Targum
3) Süryanice Tercümeleri
4) Latince Tercümeleri
a) Eski Latince (Vetus Latina, Vetus İtala)
b) Vulgata
5) Habeşçe Tercümeleri
6) Arapça Tercümeleri
7) Ermenice Tercümeleri
8) Koptça Tercümeleri
9) Slavca Tercümeleri
10) Eski ve Modern Almanca Tercümeleri
a) Eski Almanca
b) Modern Almanca

11) Türkçe Tercümeleri
12) Diğer Tercümeleri

V. Tercüme Yasakları
VI. Sonuç
Kaynakça:

I. Giriş:
Dil, insan iletişimi ve düşünce aktarımı için son derece önemli bir vasıtadır. İnsan, İbn Haldun’un ifadesi ile “tab’an medenidir”. Onun bu medenî oluşunun tezahürü ise akletmesinin sonucunda bu düşünce ve fikirlerini ya yazılı ya da konuşma dili vasıtasıyla ifade etmesidir. İletişim sözlü olacağı gibi yazılı veya rumuzlarla da olur. İnananlara göre inandıkları Mutlak Gerçeklik bir şekilde insanlarla irtibata geçer ve kendi buyruklarını iletir. Dolayısıyla belirli bir zamandan sonra ya doğrudan Mutlak Gerçeklik tarafından olsun (Eski Ahit, Kur’an’da olduğu gibi) veya daha sonra ilham yoluyla (Yeni Ahit) veya çeşitli yorumlarla bir din kültürü ve yazılı mecmua oluşur. Bu mecmualar o din ve inanç havrasının literatürü olur. Daha yazının Fenikelilerce icadından sonra insanlar yaşantılarını, inanç ve ritüellerini bir şekilde yazıya dökmüşlerdir. İlkel insanlardan beri süregelen inanışlar daha sonra semavî dinlerce farklı bir hüviyete bürünmüş ve ayrıca yazılı bir kültür oluşmuştur. Biz burada semavî dinlerin en kadimi olan Yahudiliğin Kutsal Kitabı ile ilgili bilgiler verip, önce önemini, muhtevasını, tasnifini, daha sonra tercümelerini zikredeceğiz. Zira tercümeler toplumların terakkilerini ve değişimlerini izhar etmektedirler.
Toplumlar tarihten beri daima değişim göstermiştir. Zamanın ilerlemesiyle olumlu olsun, olumsuz olsun, bir şekilde değişim de söz konusudur. Dolayısıyla değişim hayatın, tarihin vazgeçilmezidir. “Değişim kâinatın yaratılışı ile var olan bir ilkedir. İnsanların farklı zekâ ve kanaatleri, gösterilen hedefler değişimİ zorlar. İnsan ve toplum değişmektedir. Hatta değerler bile nesilden nesile aktarılırken değişmektedir. Toplumlar statik değil, dinamik bir yapıya sahiptir.”  Bu durum özellikle bir topumun dinî inanış ve yapısı için geçerlidir. Zira insan içinde bulunduğu toplumun ürünüdür ve muhakkak etkilenir. İlkel insanlar daha çok yatay düşünceye sahiptiler, yani daha çok metamorfik bir düşünce ve inanış yapısına sahiptiler. Dolayısıyla doğadaki olayları yine doğa ile irtibatlandırır ve doğaya güçler atfeder bazen korkarlardı. Bununla ilgili çeşitli görüşler ve teoriler mevcuttur. Animiz, Natürizm, Fetişizm gibi inanışlara sahip oldukları kimi batılı dinler tarihçilerince iddia edilir.  Daha sonra bu inanışlarda da farklılıklar zuhur etmiş ve dikey düşünce tarzı metafiziğe ağırlıklı olmuştur. Artık tanrı doğada değil, metafizik bir âlemde aranmış, fizik ötesi bir hüviyete bürünmüştür. İnançtaki bu değişim şüphesiz din dili dediğimiz, dini ibadet ve ritüellerde kullanılan dili de etkilemiştir. Dolayısıyla yazılı literatürde de birtakım farklılıklar arz etmiştir. Değişimle beraber artık kronolojik olarak geride kalan, eskiye ait metinler, buna klasik metinler de denir, anlaşılmaz hale gelmiştir.  Örneğin günümüz İbranice ile klasik İbranice, günümüz Arapça ile klasik Arapça farklıdır. Dolayısıyla belirli bir zamandan sonra Kutsal Metinler’ in halk tarafından anlaşılabilmesi için halkın diline tercüme edilmiştir. Yahudilikte de, Hristiyanlıkta ve İslam’da da bu böyle olmuştur. Bu çalışmamızın çerçevesini belirleyecek olan Kitab-ı Mukaddes , ve özellikle de Yahudi Kutsal kitabı tercümeleri çok erken dönemde başlamış ve kendi içerisinde birçok farklılık arz etmiş olmaktadır. Kitab-ı Mukaddes’in ilk Grekçeye çevirisi Septuaguinta’dan, Latinceye çevirisi Vulgata üzerinden modern dönemde Türkçeye çevrilmesine kadarki süreci ana hatlarıyla ele alıp tercümelerin kendi içerisindeki özellikleri ve muhtevaları hakkında kısaca bilgi vermeyi hedefledik.

II. Ana Hatlarıyla Kitab-ı Mukaddes:
Kitab-ı Mukaddes ile ilgili yapılan tercümeleri daha net anlayabilmek için öncelikle Kitab-ı Mukaddes’İn önemi, tasnifi, dili ve kısaca muhtevası hakkında bilgi sahip olup, Yahudi ve Hıristiyanlar için ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Bundan dolayı asıl konumuz olan Kitab-ı Mukaddes tercümeleri konusuna girmeden önce kısaca ön bilgi vermekte fayda görüyoruz.


A. Kitabı- Mukaddes’in önemi
Kitab-ı Mukaddes tarihe damga vuran, insanları ve milletleri etkileyip onlara yön veren, farklı şekillerde algılanan, tahrif edilen, çokça farklı dillere tercüme edilen ve Yahudilik başta olmak üzere, ufak nüans farklılıkları olmakla beraber Hıristiyanlığı ve değiştirilmemiş hali ile Tora ve Zebur olmak üzere (ayrıca Hz. İsa’ya verilen mesajlar= İncil) Müslümanları da alakadar eden bir metin-mecmuadır. Hala dünyada en çok okunan kitapların arasında yer alan Kutsal Kitap kısmî ve tam olmak üzere toplam 2551 dile çevrilmiştir (lehçelerle birlikte).  Üzerine birçok çalışmalar yapılmış, günümüzde özellikle Batı’da “İncil-bilimi” adı altında Üniversiteler ayrı bir bölüm teşkil etmektedir. Gümümüzde hala araştırmalara konu olan ve üzerinde çokça tartışma yapılan Kitab-ı Mukaddes’in önemi tartışılmazdır. İlahî mesajın tahrif edilip edilmemesi konusunda bazı tutucu Hıristiyan ve Yahudiler hariç, kuşku bulunmamaktadır.

B. Kitab-ı Mukaddes’in İsimlendirilmesi ve tasnifi:
Kitab-ı Mukaddes/Kutsal Kitap  Hıristiyan tasnifi ve inanışına göre iki ana bölüm, ahitlerden oluşur. Ahd-i Atik/Eski Ahit ve Ahd-i Cedîd/Yeni Ahit Hıristiyan kutsal kitap mecmuasına verilen isimdir. Yahudilerle Hıristiyanların ortak olarak kabul ettikleri Ahd-i Atik, Yahudiler tarafından İngilizce “Hebrew/Jewish Bible” olarak kullanılır. Hemen şunu belirtelim ki, Yahudilerin “Ahd-i Atik” isimlendirmesini kabul etmemeleri inançları itibariyle doğaldır, zira Eski-Yeni terimleri Tanrı ile İsrailoğullarının yaptıkları antlaşmanın artık nesh edildiğini  ve yerine İsa ile evrensel antlaşmanın geldiğini ifade eder. Binaenaleyh Kitab-ı Mukaddes’ten bahsettiğimizde Hıristiyan algısını ve tasnifini esas aldığımızı göz önünde bulundurmamız gerekir. Kitab-ı Mukaddes,” İsa’dan önce yaklaşık 14. Yüzyıldan başlayarak İsa’dan sonraki yüzyıl sonuna kadar olan bir süre içerisinde yazıya geçirilmiştir.”


1. Ahd-i Atik:
Yahudi ve Hıristiyanlara göre özellikle Ahd-i Atik’in ilk beş kitabı ki buna Pentatök veya Tora denir, Hz. Musa tarafından yazılmıştır.  Bu beş kitaba aynı zamanda Yasa kitapları ismi de verilir. Tora, İbranice “kanun”, “yasa” anlamına gelmektedir.  Tekvin , Hurûc , Levililer , Sayılar  ve Tesniye  bölümlerinden oluşan Tora, genel olarak Yaratılış ’tan Hz. Musa’nın ölümüne kadarki zamanda tanrı halkının tarihini anlatır. Daha sonra “Tarihsel kitaplar” gelir. Bunlar Yeşu, Hâkimler,Rut, I. Ve II. Samuel, I. Ve II. Krallar, I. Ve II. Tarihler, Ezra, Nehemya ve Ester olmak üzere 12 tanedir. Eyüp, Zebur (Mezmurlar), Süleyman’ın Özdeyişleri, Vaiz ve Ezgiler Ezgisi kitapları da “Özdeyiş ve şiir kitapları” başlığı altında toparlanabilir. Ahd-i Atik’i oluşturan ayrıca “Peygamberler kitabı” vardır. Yeşaya, Yeremya, Ağıtlar, Hezekiel, Daniel, Hoşea, Yoel, Amos, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Sefanya, Hagay, Zekeriya ve Malaki olmak üzere 17 kitaptan oluşur. Genel olarak Ahd-i Atik’i tasnifte Yahudiler ve Katolikler arasında fark vardır. Yahudiler kendi Kutsal Kitaplarını ifade etmek için kitaplarının üç ayrı bölüme ayırır ve bu bölümlerin baş harflerini İbranice seslendirerek yeni bir kavram ihdas ederler. Böylece Yahudi Kutsal kitabına Tanah denir. Tanah Tora, Neviim ve Ketuviim olmak üzere üç bölüme ayrılır. Tora, Musa’ya verilen beş kitap, Neviim 6’sı ilk Peygamberler, 15’ı sonraki Peygamberler olmak üzere 21 kitaptan oluşmaktadır. Son bölüm olan Ketuviim kitapları ise toplamda 13 tanedir. 
Katolikler “Yahudi ve Protestanların aksine ‘Deutérocanonique’ dedikleri kitapları da Ahd-i Atik listesine ilave etmektedirler. Bu sebeple Katoliklere göre, Ahd-i Atik’i teşkil eden kitapların sayısı 46’dır.” Yahudi ve Protestanlarca apokrif, Katoliklere göre ise Deutérocanonique sayılan kitaplar şunlardır:
a) Judith
b) Tobit
c) I. Makkabiler
d) II. Makkabiler
e) Hikmet
f) Siracide
g) Baruch
h) Ester Kitabına İlaveler
i) Daniel Kitabına İlaveler
“…bu kitapların, Kutsal Kitaplar listesine alınışı, uzun tartışmalar neticesinde olmuştur. Bu kitaplar, Trente konsili’nden itibaren, Katolik kilisesince resmen tespit edilmiş olan Kutsal Kitaplar listesine dâhildirler.”
Genel olarak Protestanlarca Ahd-i Atik 39 kitaptan oluşur. Yahudilere göre ise 22 veya 24 kitaptan oluşur. Bunun sebebi farklı kitapların dâhil edilmesi veya çıkarılması değil, bazı kitapların ayrı ayrı sayılmasından dolayıdır.  Yahudilere göre Hıristiyan tasnifinde Neviim ’de zikredilen 10 kitap, Hoşea, Yoel, Amos, Obadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Tsefanya, Haggay, Zekerya ve Malaki tek bir kitaptır. Ayrıca Yahudilere göre, Ketuviim kitapları arasında zikredilen Neşideler, Vaiz, Rut, Ester ve Yeremya’ya kadar MEGİLLOT adı verilen bir kitaptır.

2. Ahd-i Cedîd:
Ahd-i Cedîd/Yeni Ahit, bazen yanlışlıkla “İncil” olarak adlandırılır. İncil, Ahd-i Cedidin sadece bir bölümüdür. Toplamda 27 kitaptan oluşan Ahd-i Cedidin sadece 4 kitabı İncil’dir: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri. Hıristiyan İnancına göre bu İnciller Tanrı’nın ilhamı vasıtasıyla kaleme alınmıştır ve İsa-Mesih’in hayatını anlatmaktadır. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, 4 İncil’de İsa’nın hayatı hakkında farklı rivayetlerde bulunur. Yine de Matta, Markos ve Luka rivayet edilen hikâyeler birbirine yakın göründüğünden bunlara sinoptik İnciller denir. Bazı Hıristiyan kaynaklarında “Yazarların adıyla anılır”  denilse de bunların “pseudo-epigraphic”- “başkalarının adına”- yazılmış oldukları bilinir. Ahd-i Cedidin muhtevası İsa-Mesih’in hayatı ve onun çizmiş olduğu yol üzerinedir. Ancak Hıristiyanlık İsa’nın dini değil, İsa hakkında dindir . Zira Hz. İsa bir Yahudi olarak doğmuş, Yahudi olarak yaşamıştır. Yahudi şeriatına göre sünnet edilmiş, Tora’daki bildirilen şeriata uygun yaşamıştır. Matta 5:17’de şu ifadede bulunur: “Kutsal Yasayı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.” İsa-Mesih’ten sonra gelen havarileri ve özellikle Pavlus, Hıristiyanlığın gerçek kurucusu, Hıristiyanlık dinini inşa etmiştir.  Ahd-i Cedid’de verilen mesajın özeti şudur: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı kuzusu”  olarak takdim edilen İsa-Mesih, Tanrı’nın oğlu olarak dünyada insanların günahlarının kefareti için haçta can vermiştir.
“İncîl kelimesinin aslı “iyi haber, müjde” anlamında Yunanca euaggelion (euangelion) olup Latince ’ye evangelium, Fransızca ’ya évangile olarak geçmiştir. İngilizce ’deki karşılığı ise eski İngilizce godspel kelimesinden gelen gospeldir. Euaggelion kelimesinin ya doğrudan veya Habeş’çe şekli olan wangel kanalıyla Arapça ’ya İncil olarak geçtiği ileri sürülmektedir (Jeffery, s. 71-72; EI² [Fr.], III, 1235)(…) “Mesîh tarafından insanlığa getirilen ve havârilerce vaaz edilen kurtuluş müjdesi, Îsâ Mesîh’in doktrini” mânasını yüklemişlerdir (Matta, 26/13; Romalılara Mektup, 1/1;10/16). Bu anlamıyla Hristiyan vahyini ve Îsâ Mesîh vasıtasıyla Tanrı ile insanlar arasında yapılan “Yeni Ahid”i ifade etmektedir. Daha sonra kelime, Îsâ Mesîh’in şahsını ve faaliyetlerini anlatan ilk Hristiyan yazıları için kullanılmıştır (The New International Dictionary, s. 424).” 
Matta 26/13’deki ifadeyi ve daha net anlayabilmek için hem Latincesini hem,  hem İngilizcesinin hem de Türkçesini sırasıyla vermekte fayda görüyoruz. Kitab-ı Mukaddes tercümeleri konumuzu daha net anlayabilme açısından önemlidir, zira bir tercüme asla orijinali gibi değildir ayrıca anlam kayması ve farklı anlaşılmalara yol açabilmektedir.
Latince (Vulgata) tercümesi:
 “Amen dico vobis, ubicumque prædicatum fuerit hoc Evangelium in toto mundo, dicetur et quod hæc fecit in memoriam ejus”
İngilizce (King James tercümesine göre):
“Verily I say unto you, Wheresoever this gospel shall be preached in the whole world, there shall also this, that this woman hath done, be told for a memorial of her.”
“Size doğrusunu söyleyeyim, bu Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak”
Dolayısıyla müjdenin anlamı daha kapsamlı ve Hıristiyan inancını daha net ifade etmektedir. İncil’in dört kitabın yanında Elçilerin İşleri, 1 kitap, Pavlus’un 13 Mektupları, İbraniler’e, Yakup’un, Petrus’un Mektupları, Yuhanna’nın Mektupları ve Yahuda’nın Mektupları olmak üzere 8 ve son kısım olan Vahiy kısmıyla birlikte toplam 27 kitaptan oluşmaktadır.
Ahd-i Cedid’de yer alan kitapların muhtevası:
• Matta İncili: Matta aktarılan rivayetlere göre İsa’nın on iki havarisinden birisidir. O, İsa’nın soyağacına ait bilgiler vererek başlar. Böyle yapmakla aslında Ahd-i Atik ile Ahd-i Cedîd arasında bir bağ kurar ve İsa-Mesih’in önemine daha da vurgu yapmış olunur. “Bu soyağacı Eski ve Yeni Antlaşma arasında bir anahtar işlevi görür. Kitabın bu kısmı Yeni Antlaşma’nın, Eski Antlaşma’nın ve Tanrı’nın değişmez amacının bir devamı olduğunu açıkça gösterir”. 

• Markos İncili: M.S 60-70’lı yıllar arasında kaleme alınan bu İncil İsa-Mesih farklı anlatılır. Onun Tanrı’nın Hizmetkârı  olarak tanıtır. Markos, İsa’nın havarisi olan Petrus’ın talebesidir. Bundan dolayı Markos’un bu İncili Petrus’a dayanarak yazdığı söylenir. İsa-Mesih’in burada mucizeleri, körleri, kötürümleri, cüzzamlıları, sağırları iyileştirip ölüleri diriltmesi anlatılır.

• Luka İncili: “Luka, İsa’yı insanların dostu olan Âdemoğlu İsa Mesih olarak tanıtıyor”. Yani burada İsa-Mesih’in İnsan olması vurgulanır. Luka kendi ifadesiyle de en ince titizlikle İsa-Mesih’in hayatını aktarmaya gayret etmiştir: “Sayın Teofilos, Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize ilettiler. Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm. Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin.”  Luka 2:10-11’de rivayet ettiği cümle, hem onun İncilindeki muhtevayı hem de Luka’nın gözünde İsa-Mesih’i net bir şekilde özetlemektedir:  “Melek onlara, “Korkmayın!” dedi. “Size, bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum: Bugün size, Davut’un kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir.”

• Yuhanna İncili: Yuhanna İncili diğer sinoptik İncillerden farklı olarak kendine özgün bir üslup sergiler. İsa’nın doğumu, vaftizi veya göğe yükselişi ile değil, farklı şekilde, bir prolog ile başlar. Yuhanna incili, 27 kitaptan oluşan İncil’in en felsefi, mistik ve sembolik bölümüdür, bazı araştırmacılarca Hint ve Yunan gizem kültlerinden etkilendiği iddia edilir. İsa'nın Tanrısallığına ve özüne vurgu yapar, İsa'nın başlangıçtaki "logos" olduğu söylenir. Yuhanna İncilinin muhtevasını en iyi Yuhanna 10:30’ daki şu ifade özetlemektedir:” Ben ve Baba biriz”. “Burada Mesih’i Tanrı’nın ezeli Oğlu ve Sözü, Tanrı’nın özünden doğan Tanrı, babayla ve Kutsal Ruh’la yücelik ve gerçek dolu olan olarak tanırız.”

• Elçilerin İşleri: Luka İncili’nin devamıdır aslında. Burada belki de en önemli unsur, Saul adıyla anılan Pavlus’un İsa’ya tabi olanlara düşman iken, bir vizyonla İsa’nın davasını benimsemesi ve İsa’nın ona şu sözüdür: “Seni, ulusların gözlerini açmak ve onları karanlıktan ışığa, Şeytan’ın hükümranlığından Tanrı’ya döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek günahlarının affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların arasında yer alsınlar.” 

• Pavlus’un Mektupları: Romalılar, I. Ve II.Korintliler, Galatalılar, Efesliler, Filipililer, Koloseliler, I. Ve II. Selanikliler, I. Ve II. Timoteos, Titus, Filimon olmak üzere toplam 13 mektubu vardır Pavlus’un. Gittikçe büyüyen Hıristiyan toplumuna ışık olacak temel inanç esasları zikredilir.

• Diğer Mektuplar: İbraniler, Yakup, Petrus’un Mektupları, Yuhanna’nın Mektupları, Yahuda. Bu mektuplar genel olarak imanlıları iman konusunda bilgilendirir ve yönlendirir. “Sıkıntılara göğüs germek, denenmelerin üstesinden gelmek, yetkililere boyun eğmek ve her yönden imana yaraşır bir yaşam sürdürmek için Tanrı’nın vaatlerini gözler önüne serer.”

C. Kitab-ı Mukaddes’in Dili:
Kutsal kitabın tercümelerini daha net anlayabilmek için öncelikle onun, Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedidin hangi dillerde yazıldığını bilmek gerekir. Zira ilk yazılan dilini bilmek ve asıl kelimeler hangileridir bilmek, anlam bütünlüğünü sağlayabilmek için kaçınılmazdır.
1) Ahd-i Atik’in Dili
Ahd-i Atik Aramice yazılan Ezra 4/8-6(18; 7/12-26; Daniel 2/4-7/28; Yeremya, 10/11 ve Tekvin 31/47’de iki kelime  hariç İbranice yazılmıştır. Aramice yazılmasının sebebi, Yahudilerim M.Ö 587-539’da Babil’e sürgüne gönderilmelerinden kaynaklanmaktadır. Zira Babil’de konuşulan dil Aramice idi.  İsrailoğulları Kenan diyarına gelmeden önce, İbranice Kenan halkının kullandığı ağzın gelişmiş biçimiydi.  İbranice aslında gerçek manada bir dil değilken, Aramice’nin lehçesi olarak şekillenmiş ve daha sonraları, Hahamlarca Aramice ’den ayırmak ve Kutsal ile ilgili bir dil olduğunu ortaya çıkarmak ve ayırabilmek için “İbranice” tabiriyle anılmıştır.
2) Ahd-i Cedidin Dili:
İsa-Mesih hayattayken onun öğretileri yazılmış bir metinde mevcut değildi. Zaten Yahudi olarak yaşıyor ve gezgin Rabi gibi Yahudi öğretilerini tebliğ ediyordu. Onun çarmıha gerilmesinden sonra Ahd-i Cedid’in ilk dört kitabı olan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncili kaleme alınmıştır. Bu dört İncil ve Pavlus ve arkadaşlarının doğu Akdeniz yöresindeki kiliselere yazdıkları mektuplarda Grekçe idi, zira o çağda o bölgede en yaygın kullanılan dil Grekçeydi.  Bunun belki de en büyük delili, M.Ö 3.yy’da Ahd-i Cedîd Filistin dışındaki Yahudiler için Grekçeye çevrilmesidir.  Bu çeviriye, 70 kişi tarafından çevrildiği için “Septuaguinta”  denilmektedir. 


III. Kitab-ı Mukaddes günümüze nasıl ulaştı?
Kitab-ı Mukaddes’in önemi, tasnifi ve muhtevası hakkında bilgi verdikten sonra bu kutsal yazıların nasıl günümüze ulaştığı konusu hakkında bilgi sahibi olmak, Kitab-ı Mukaddes hakkında yapılan araştırmalar, bu araştırmalar sonucunda tespit edilen bilgileri anlayabilmek ve günümüz yorumlarına ışık tutabilmek için son derece önemlidir. Bununla ilgili bu bahsi Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedîd olmak üzere her iki Ahit’in günümüze nasıl ulaştığı ile ilgili ayrı ayrı ele alacağız.

a. Ahd-i Atik:
Yahudi inancına göre Musa’ya Sina dağında hem yazılı hem de şifahî Tora verilmiştir. Bu daha sonraları, farklı şekillerde muhafaza edilmiştir. Nitekim M.S 200’lı yıllarda Yehuda Ha Nasi, Mişna denilen Musa’ya Sina dağında verilen sözlü Tora’nın yazıya dökülmüş haline denir.  Genel olarak Ahd-i Atik’in ilk kopyaları tomarlar üzerine yazılırdı. Bu tomarlar 1 metre eninde ve 10 metre uzunluğundaydı. Tora’yı kaleme alan Yahudi âlimleri bunu öyle büyük bir itina ile yaparlardı tüm harfleri tek tek saymadan işlerini bitirmezlerdi.
1947’da Ölü denizin’ de bulunan ve Ferisilere ait olduğu tespit edilen el yazma tomarları, günümüze ulaşan en eski tomarlardır. Bu tomarların Ferisiler tarafından M.Ö 68 yılında mağaraya konulduğu tespit edilmiştir. Ancak bunlar Kitab-ı Mukaddes’in sadece bir kısmını ihtiva eder, tümünü değil. Bunun haricinde Kitab-ı Mukaddes’in tamamını içeren ve günümüze ulaşan en eski nüshaları şunlardır:
a. Codex Vaticanus:
İ.S 340 ait olup Roma’da, Vatikan Kütüphanesinde bulunmaktadır.
b. Codex Sinaticus:
İ.S 400 yıllarına ait olduğu tespit edilen bu Codex, 1993 yılında İngiltere tarafından Rusya’dan satın alınarak British Museum’a getirilmiştir.
c. Codex Alexsandrinus:
İ.S 400 yılına aittir Kayıp 40 sayfa dışında tüm Kutsal Kitap burada yer alır. Bu nüshada aynı Codex Sinaiticus gibi British Museum’dadır.


b. Ahd-i Cedîd:
İsa Mesih’in talebeleri ve ilk Hıristiyan cemaati tebliğlerini yazıya geçirmişlerdir. Mesela Pavlus’un Romalılar Mektubu’nda şöyle bir ifade geçer: “Mektubu yazıya geçiren ben Tertius, Rabb’e ait biri olarak size selamlarımı gönderirim.” Ancak İsa- Mesih’e ait herhangi bir yazı veya doğrudan o zamana ait yazılı bir nüsha veya evrak bulunmamaktadır. Ahd-i Cedidin ilk nüshaları önemli ölçüde, yıpranmış da olsa, günümüzde mevcuttur. Papirüslere yazılan ve uzun zamandan sonra kazılarla elde edilen en eski Ahd- i Cedit nüshası Mısır çöllerinde bulunmuştur. 2. yy’ın ilk yarısına ait olup Manchester Üniversitesi’nin John Rylands Kütüphanesi’nde koruma altında olan bir nüsha vardır.

IV. Kitab-ı Mukaddes Tercümeleri:
Günümüzde Kitab-ı Mukaddes (Bible) en çok dile tercüme edilen ve satılan kitaplar listesinde en önlerdeki sırasını yüzyıllardır korumaktadır. Yahudi din adamları tarafından ilk başta İbranice (Aramice olarak yazılan Ezra 4/8-6(18; 7/12-26; Daniel 2/4-7/28; Yeremya, 10/11 hariç)olarak kaleme alınan Yahudi Kutsal Kitabı M.Ö 250 yılında “Septuaguinta” adıyla Grekçeye çevrilmesiyle başlayan bu tercüme seyri günümüzde (2914) 2817 dile tercüme edilmiş durumdadır. Bu çalışmamızda tercüme edilen dillerden sadece birkaç tanesini ele alacağız: Yunanca, Aramice, Süryanice, Latince, Ermenice, Etiyopya’ca, Gürcüce, Eski Almanca, Arapça, modern Almanca, İngilizce, Fransızca ve Türkçe tercümeleri.


1) Grekçe tercüme: Septuaguinta
M.Ö 250 yılında dünya dili Grekçeydi. Yahudilerin dili (özellikle ibadet dili) İbraniceydi. Ancak bazı bölgelerdeki Yahudiler, İbranice’yi günlük dilleri olarak kullanmadıklarından, M.S 4.yy’dan sonra Akdeniz bölgesi olmak üzere Büyük İskender vasıtasıyla Helen kültürün yayılmasıyla, oradaki Yahudilerin bir kısmı Yahudi Kutsal Kitabını anlamaz hale gelmiştir. Dolayısıyla Yahudi din âlimleri kendi kutsal kitaplarını Grekçeye çevirmeye karar verdiler. Aristeas’ın mektubu (Letter of Aristeas/Lettre d’Aristée) Yahudi Kutsal kitabın Grekçeye çevrilmesini efsanevî şekilde anlatmaktadır. Rivayetlere göre 12 Yahudi kabilesinin her birinden altışar âlim olmak üzere toplamda 72 âlimin birbirinden ayrı olarak tercümeye giriştiklerini ve bunun sonucunda mucizevî şekilde tercümelerin aynı olduğu ortaya çıkmıştı. Septuaguinta ismi de bu kaynaktan gelmektedir. M.S 100 yılında tamamlandırılan Septuaguinta tercümesi Tanah ve bir takım “apokrif” kitaplar ihtiva etmektedir.
 
“Aristée’nin, Philocrate’a gönderdiği mektupta anlattığına göre, kral Ptoléméw II Philadelphe’nin (285-146/7) arzusu üzerine, baş kâhin Eléazar, Kudüs’ten İskenderiye’ye, her kabileden altı kişi olmak üzere, toplam 72 kişi göndermiştir. Bunlar, beraberinde altın harflerle yazılmış bir nüsha götürmüşler ve Pharos adasında, 72 günde Ahd-i Atik’i (veya Tevratı)  tercüme etmişlerdir. Ahd-i Atik’in tercüme ediliş sebebi ise, Falen’l, Démétrius adlı Atina’lı bir sürgün’ün İskenderiye’de kurduğu kütüphaneye bu kitabın kazandırılmasıdır. (…) Diğer taraftan, tercümenin sebebi, Aristée’nin mektubunda belirtildiği şekliyle, İskenderiye kütüphanesini süslemek değil, Filistin dışında yaşayan ve İbranice bilmeyen Yahudilerin, Kutsal kitapları okuyabilmelerini sağlamaktır. İbraniceden Yunancaya tercüme edenler de, Filistin’den gelen mütercimler olmayıp, İskenderiye’de yaşayan Yahudilerdir…”
Sadece Ahd-i Atik ve Deutorocanonique eserler (Siracide gibi) tercüme edilmemiş, bunun yanında Ahd-i Cedid de doğrudan İbranice ’den çevrilen Matta hariç Septuaguinta’dan (Septante) tercüme edilmiştir.  Yahudiler İbranice’yi asıl kabul ettiklerinden Septante onlar için birincil kaynak konumunda değildir. Ancak Hıristiyanlar içinse Septante temel kaynak sayılır. Tıpkı Ahd-i Cedidin ilhamlarla yazıldığına inandıkları gibi Septante’nin de ilhamla yazıldığına inanırlar. Dolayısıyla Yahudi ve Hıristiyan tercüme ve tahkiklerini ayrı zikretmekte fayda vardır. Zira bazı rivayetlere göre Tevrat’ın Yunancaya çevrilmesi Yahudilerce uğursuz gün olarak görülüp Hıristiyanların hile yaparak tercümede bulunduklarını iddia ederler. 
Bir diğer husus şudur ki, Septante tercümelerin bütünü değer yönünden aynı değildir ve ayrıca İbranice metni ile Septante arasında farklılıklar vardır.  Buna Meseller kitabını, Eyüp kitabı, Ester ve Yeremya kitabı örnek getirilebilir. Mesela “Yunanca Ester kitabı 270 cümledir ki bunun 107’si İbranice metinde yoktur.”

A. Yahudi Âlimlerin Septuaguinta Tercümeleri- Tahkikleri:
Daha sonra Hıristiyanlığın teşekkülünden ve Yahudi Kutsal Kitabını Eski Ahit diye isimlendirdikten sonra ve bununla birlikte kendi anlayışlarına göre bir takım yorumlarda bulunduktan sonra, Septuaguinta (Kaynaklarda kısaltması LXX veya G şeklindedir) Yahudi âlimlerce tercüme ve tahkik edip üzerinde bir takım değişiklikler yapılmıştır.
Genel olarak Hıristiyan ve Yahudi tahkikleri olmak üzere Septuaguinta ’ya yapılan tahkiklerin farklı algılayışı ve bununla birlikte tercüme usulü olduğu tespit edilmiştir. Önemli tahkik ve tercümeler şunlardır:

i. Kaige-Tahkiki
Ölü denizin batısında ki Nahal Hever günümüze ulaşan en kadim Kutsal Kitap yazmaların bulunmasından sonra Demonique Barthélemy özellikle „Dodekapropheton“ (12 küçük Peygamberler) kitaplarından yola çıkarak Kitab-ı Mukaddes’in Grekçeye tercümesinde, Septuaguinta ile ilgili farklı tahkiklerin bulunduğunu ortaya koymuş ve „kaige“ adını verdiği bir nüshadan bahsetmiştir.
Bu tahkikte göze çarpan husus, tercümenin İbranice asıl metne şeklî olarak, kelimelerin dizilişi, harf edatları ve kelime dağarcığına varıncaya kadar tamamen uyarlanmış olduğu görülmektedir.
Örnek: İbranice hem „erkek“ hem de „herkes“ anlamına gelen ???? kelimesi bu tahkikte erkek anlamına gelen ?ν?ρ kelimesi ile ifade edilir. Bu aynı zamanda „herkes“ anlamında kullanıldığında da bu şekilde kullanılır. Hâlbuki Septuaguinta da bu ?καστος „herkes“ olarak ifade edilir.
????? „boynuz“ kelimesi bağlama uygun olarak σ?λπιγξ „trompet/borazan“ diye tercüme edilmemektedir. 
Özellikle İbranice ?? „o da/ da“ kelimesi Grekçe κα? “ve” olarak değil, κα?γε kaige „ve o da“ olarak tercüme eder. Bunu Barthelemy daha sonra tahkike isim olarak vermektedir.
Burada görüldüğü gibi, sırf kelimelerin tamamen uyumlu olabilmesi ve aslî metine mümkün mertebe en yakın şekilde, motamot tercüme edebilmek için itina gösterilmiştir. Barthelemy’ye göre bu çalışma M.S 1.yy’a tekabül eder.


ii. Aquila’nın tahkiki
Kaige-Tahkiki ile başlayan bu tahkik ve revizyon girişimi Aquila ile tekâmüle erdirilmiştir. Aquila’nın revizyonu  M.S 128 yılına ait olduğu rivayet edilir. Bu revizyon özellikle konkordant, yani İbranice ‘ye fazlasıyla bağlı kalarak ele alınmıştır. Bunun sebebi bazı tarihçilere göre ta M.S 2.yy’dan beri hissedilen ve var olan Yahudi- Hıristiyan çekişmesi ve rekabetidir. Aquilanın „İbraniceyi“-„İbraniliği“ öne çıkarmak için böyle bir yöntem izlediği belirtiliyor. Örneğin Mezmurlar 2:2’de geçen, İbranice ????? „kutsanmış olan“ kelimesi Septuaguint’te (LXX) Grekçe χριστ?ς „kutsanmış olan“ olarak ifade edilen kelimeyi Hıristiyanlar İsa-Mesih’e işaret olarak algılayabilecekleri ve Yahudilerle tartışma-münakaşalarda kullanılabileceğinden Aquila tarafından biraz daha olumsuz manada kullanılan ?λειμμ?νος, „kutsanmış olan“ olarak değiştirilmiştir. 
Dolayısıyla burada görüldüğü gibi Kitab-ı Mukaddes tercümeleri, içeriğini değiştirme pahasına dahi olsa siyasî nedenlerden dolayı tahrifata uğramış ve bundan mütevellit bir takım farklı tercüme ve tahkikler oluşmuştur.

iii. Diğer tahkikler
Bu zikredilen tahkiklerden başta farklı farklı tahkiklerde bulunmaktadır. Ancak çalışmanın hacmini daha da genişletip konuyu daha fazla dağıtmamak amacıyla burada diğer tahkik çalışmalarına sadece değinilecektir. Symmachus, Theodotion tahkikleri. 


B. Hıristiyanların Septuaguinta ile ilgili Tercümeleri- Tahkikleri
Hieronymus „Prologus in Libros Paralipomenon“ isimli kitabında Hıristiyanlarca kullanılan 3 tür Eski Ahit metni hakkında bilgi vermektedir. Ona göre Mısır’da Hesychius, İstanbul’dan (Konstaniapolis) Antakya’ya Lukian’ın ve Filistin’de Origenes’in metninin benimsendiğini söylemektedir. Bu üç farklı metin çeşidine trifaria varietas denir.

a. Origenes’in Hexapla tahkiki :
Origenes (M.S 185-254) Yahudilerin çokça tahkiklerinden dolayı karışık bir vaziyete bürünen Kitab-ı Mukaddes’in Grekçe tercümesi Septuaguinta ve özellikle Yahudilerle münazara ve münakaşalarda Kitab-ı Mukaddes’in asıl demek istediğini, izahatlarını yapabilmek ve üstünlük sağlayabilmek için ayrıca bir tahkik ve tasnifte bulunmuştur. Yani Origenes’in birincil amacı apoloji  (kelam) ve tefsir yapabilmektir. Uzun çalışma sonucunda Kitab-I Mukaddes metninin altı sütunlu sinopsis tasnifini yapmıştır. İlk iki sütunda İbranice salt hali (harekelenmemiş, seslendirilmemiş) ve Grekçeye transkripsiyonu yer alır. Üçüncü ve dördüncü sütunlarda Aquila ve Symmachus’un tahkikleri yer alır. Beşinci sütunda Origenes’in tahkiki ve altıncı da Theodotion bulunmaktadır.

b. Lukian tahkiki:
 Antakyalı Lukian’a nispet edilen bu metin Pentatök için değil, tarih kitapları ve peygamberler için geçerlidir. Stil ve gramer açısından temiz bir Grekçeye sahip olan bu metin, bir takım ilave edatlar da zikretmiştir. Bundan dolayı kimi araştırmacılar tarafından tenkit edilir.

Septante tercümelerin yazmaları (en meşhurları)
a. Alexandrinus (A): IV. ve V. asra aittir. Biritsh Museum’dadır
b. Vaticanus (B): IV. asra aittir. Vaticane kütüphanesindedir
c. Sinaticus (X): Bşr kısmı Lepzig kütüphanesinde, bir kısmı da British Museum’dadır.
d. Codex Ephraemi rescriptus: V. asra aittir. Çok eksiktir. Bibliotheque Nationale de Paris’dedir.
e. Codex Marchalianus (D): VI. asra aittir. 416 varak olup peygamberler kitaplarını ihtiva eder.
f. Codex Basilian Vaticanus (N): VIII. ve IX. asra aittir.
g. Codex Venetus (V): VII ve IX. asra aittir.    

2) Aramice tercümesi: Targum
M.Ö 538’deki Babil esaretiyle birlikte Yahudiler İbranice yerine çoğu zaman Aramice kullanmışlardır. Yahudilerin gündelik konuşma dili haline gelen Aramice, Yahudi Kutsal Kitabında bazı bölümlerde de vardır (yukarıda örneklerini zikrettik). Ancak ayinler ve genel olarak din dili yine İbranice olmuştur. Yahudi Kutsal Kitabın Aramice ’ye çevrilmesinin nedeni, Yahudi din adamları dışındaki Yahudilerin de Kutsal Kitaplarını anlamalarını sağlayıp kolaylık sunmaktı. Aramiceye çevrilen Yahudi Kutsal Kitabına “Targum”  denilir. Muhtemelen M.Ö 200 yılında tercüme edilen bu metin, Ölüdeniz (Kumran) Yazıları arasında mevcuttur. Bu tercümeler (targumlar), İbranice’nin yerini alması için değil, insanlara yardımcı olsun ve Kutsal Kitapları anlamalarına vesile olsun diye yapıldığı bazı Yahudi kaynaklarında ifade edilir. Binaenaleyh bir takım tercümelerin motamot yapılmasının yanında diğerleri mana aktarımının yanında metinleri çeşitli ilavelerle, Midraschim  ve Hagoada ile süslemişlerdir. Targum kelimesinin kendisi bizzat Kitab-ı Mukaddesin Aramice nüshasında görülmektedir. Benzer bir şekilde Tekvin, Yeremya, Daniel ve Ezra kitaplarında İbranice metinde “mikra” olarak adlandırılırken (Aramice metinde) kısaca “Targum” diye adlandırılır.
“Ezra ve yardımcıları, Şeriatı halka okuduklarında, onu tercüme etmek zorunda kalmışlardı 8Nehemya(8/8). Tevrat okunduğunda, onu cümle cümle tercüme etmek âdeti (Mısır sinagoglarında Yunancaya, Filistin, Suriye ve Mezopotamya sinagoglarında ise Aramiceye) böylece doğdu. Tercümeyi yapana “Teğmen” veya “Torgman”, tercümeye de “Targum” deniyordu. Bu tercümeler önceleri irticali yapılırken, daha sonraları kaleme alındı. “Targum”lar, kelimenin asıl manasıyla, tam bir tercüme olmayıp, orijinal metnin tefsiri mahiyetindeydi.” 
Targumların birkaç çeşit olduğunu kaynaklardan biliyoruz. Onkelos, Filistin, Kudüs, Samiri, Jonathan Ben Uzziel ve Ketubim Targumları örnek olarak zikredilebilir.


a. Onkelos/Babil Targumu:
Sonradan kullanıma girdiği ve Babil’deki din adamları tarafından benimsenen ve genel kabul gören Onkeles targumu, “Babil targumu” olarakta anılır . Yahudiliğe sonradan giren Onkelos Tevrat’ın harfî tercümesini yapmıştır. 

b. Filistin Targumu:
Filistin targumuna “Targum Yersuhalim” de denilmektedir. . Tamamı Vatikan Codex Neorfili I’de bulunan Filistin Targumu hakkında az bilinmekle birlikte, Filistinlere ve o bölgeye has bir Tevrat targumu olduğu söylenebilir. “Bu targum, Hıristiyanlığın ilk yüzyılına kadar varan ve Filistin’de kullanılan Aramice deyimleri ihtiva etmektedir.”

c. Kudüs Targumu:
Bir başka adı da Pseudo-Jonathan veya Yerushalim I’dir.

d. Samiri Targumu
Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Samirilerce Aramice’ye tercüme edilmiştir. Bundan mütevellit tercümede Aramice ‘ye ait kavram ve üsluplar fark edilmektedir.

e. Jonathan ben Uzziel Targumu:
Bu Targum, peygamberler kitaplarıyla tarihi kitapları ihtiva eder.

f. Ketubim targumları:
Ezra, Nehemya ve Daniel hariç, Tanah’ın  Ketubim’ini ihtiva eder.

 

3) Süryanice tercümeleri:
Kitab-ı Mukaddes’te, Resuller 1:8 ‘de “Ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalimde, bütün Yahudiye ve Samiriyede ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız”  ifadesi gereğince öğrencileri, yani onun ashabı,  bunu bir görev bilip “gayret ve cesaretle yerine getirdi.” Gittikleri yerlerde İsevîler sadece Yunanca konuşmadılar. Kullandıkları dil Yunanca’nın yanında Süryaniceydi. Dolayısıyla belirli bir zamandan sonra, hem yeni nesiller için, hem de İsa’nın kutsal mesajını yayabilmek için Kutsal Kitap Süryaniceye tercüme edilmiştir. MS yaklaşık 170’te Süryani yazar Tatianos (MS yaklaşık 120-173) dört İncili birleştirdi ve genelde Diatessaron (Yunanca “Dörtten”) olarak adlandırılan bir eser meydana getirdi.
Beşinci yüzyılda Mezopotamya sınırlarında Kitab-ı Mukaddes’in Süryanice nüshasından yola çıkarak büyük olasılıkla M.S 2.-3. Yüzyıllarda kaleme alındığı söylenebilmektedir. 5 kitap hariç bütün kitapların yer aldığı bu tercümeye Peşitta denir. Peşitta doğrudan İbraniceden tercüme edilmiştir. Kelime anlamı itibariyle “yalın”, “net”, “basit” demektir.  M.S 559/460 yıllarında yazılmış olması muhtemel Peşitta’ya ait bir el yazması Peşitta’nın en eski Kutsal Kitap tercümelerinden olması anlamına gelmektedir. Daha sonraları, M.S yaklaşık 508’de Peşitta’ya dahil olmayan 2. Petrus, 2. Ve 3. Yuhanna, Yahuda ve Vahiy kitapları da eklenmiştir. Buna Philoksenos çevirisi denir.
Tella’lı Paul’un tercümesi Süryanice Kitab-ı Mukaddes tercümeleri bağlamında önemli yere haizdir. Ahd-i Atik’in “Syro-Hexaplar”, olarak bilir aynı zamanda. Peşitta gibi doğrudan İbranice aslî metinden değil, Septuaguinta’dan 616-617’de tercüme edilmiştir. Bu tercüme sadece Ahd-i Atik’i, ihtiva eder.
4) Latince Tercümeleri:
Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu altındaki gündelik konuşma dili Latince olmuştur. Artık Yunanca’dan çok (Roma’da sadece Latince) Latince konuşulurdu. 4.yy’ın ilk çeyreğine kadar yasak din olarak sayılan Hıristiyanlık “religio licita”-serbest/legal din- olduktan ve Konstantin’in de Hıristiyan olmasının neticesinde 380 yılında I. Theodosius zamanında Roma devletinin resmî dini Hıristiyanlık olmuştur. 
Dolayısıyla burada bulunan Hıristiyanlar kendi Kutsal Kitaplarını anlayabilmek için Latince tercümeye ihtiyaç duydular.
a) Eski Latince Tercüme (Vetus Latina, Vetus İtala)
Vetus Latina Ahd-i Atik’in en eski Latince tercümesidir. “Roma dünyasında Grekçe anlamayanlar Hıristiyanlığa geçince, Latince konuşulması sebebiyle, Kitab-ı Mukaddes’in Latince tercümesi yapıldı.”  Hieronymus tarafından kaleme alınan ve yaygınlık kazanan “Vulgata” tercümesinden önce Kitab-ı Mukaddes’in çeşitli bölümleri farklı kişilerce Latinceye tercüme edilmiş ve farklı Hıristiyan cemaatlerce kullanılmış bulunuyordu. Özellikle Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olduktan sonra hızlı bir gelişme ve mensup sayısında artış yaşayan Roma Hıristiyanlığı, artık yunanca değil Latince konuşuyor ve dolayısıyla Latince Kitab-ı Mukaddes’e ihtiyaç duyuyorlardı. Ancak Roma Hıristiyanlığında 4.yy’a kadar resmî bir Latince Kitab-ı Mukaddes tercümesi bulunmamaktaydı. Bu bağlamda ilk resmî Kitab-ı Mukaddes’in Latince ‘ye tercümesi Vulgata olmuştur.
Vetus Latina tercümesi İbranice metninden değil, Septuaguinta’dan yapılmıştır. Parça parça ve bazen mota mot tercümelerden kaynaklanan bazı farklılıklardan dolayı Papa I. Damase, tercümeyi gözden geçirmesi için St. Jerome’a (Hieronymus) havale etmiştir.”

 
b) Vulgata:
“IV. asrın sonuna doğru Kitab- ı Mukaddes’in Latince tercümelerinin çokluğu, farklılıkları, cemaate okunmasında ve ibadette, dine yeni girenlere öğretilmesinde, Yahudiler ve heretiklerle mücadelede ciddî sakıncalar doğurmaktaydı.”  Daha önce de Septuaguinta tercümeleri kapsamında zikrettiğimiz gibi Yahudi-Hıristiyan münakaşalarında Kutsal kitabın mesajı son derece önemlidir. Dolayısıyla tercümeleri de kimi zaman buna göre yapmaktaydılar. Roma İmparatorluğunun 4.yy’dan sonra resmi dini olan Hıristiyanlığın, İmparatorluğun ve o zamanın ticaret ve halkın yaygın dili olan ciddi bir Latince Kitab-ı Mukaddes tercümesine ihtiyaç vardı. O dönemde buna iki kişi ciddi şekilde eğilmiştir. Biri Hieronymus, diğeri ise Augustin’dir. 4.yy’a kadar Kitab-ı Mukaddes’in Latince ’de karışık ve dağınık şekilde mevcut olmasıyla ilgili Hieronymus (St. Jerôme) şöyle demektedir:
“Si enim Latinis exemplaribus fides est adhibenda, respondeant, quibus: tot enim sunt exemplaria pene quot codices”
“Eğer inanç Latin diline uyarlanacak olsaydı şöyle cevap verirlerdi: ”onun nüshaları depolar kadar kitap tutar.’’
Vulgata kelimesinin kendisi Latincedir ve “halk arasında yaygın” anlamındadır. 382 yılında Papa I. Damasus Hieronymus (St. Jerôme’a) elde bulunan çeşitli ve parça parça bulunan Latince tercümeleri, yani Vetus Latina’yı tahkik ve tashih etmesi için görevlendirilir. Hieronymus önce Ahd-i Atik’i Septuaguinta’dan tercüme etmeye başlar. İlk önce birkaç kitabı (Zebur, Eyüp, neşideler Neşidesi, Süleyman’ın Mersiyeleri, Vaiz, 1. Ve 2. Tarihler) Grekçe tercümesinden tercüme ettikten sonra, 393 yılından sonra tüm Ahd-i Atik’i tercüme etmeye başlar. Ancak bunu kendi ifadesiyle “Hebraicam Veritatem” dediği Ahd-i Atik’in İbranice orijinalinden tercüme eder “iuxta hebraeos”- “İbranicesine göre” yapar.  “Jerôme, İbranice metnin eski bir şahidi olan Septante tercümesine, İbranice metin kadar itibar etmemiş, bu iki metin arasında uyumsuzluk olduğunda, İbranice yazma nüshayı kabul etmiştir(...). Dil ve edebiyat yönünden, Jerôme’un tercümesinin değeri büyüktür. Orijinal metnin anlamını, olabildiğince net bir şekilde yansıtmaya çalışan mütercim, bazan İbranice tabir ve cümleleri aynen muhafaza ederek, Latince en uygun karşılıklarını bulmaya çalışmıştır."

Uzun zaman “Vetus Latina” ve “Vulgata” birlikte kullanılmasından dolayı, bazı pasajlar ve bölümler birbiriyle karışmış ve bundan dolayı Hieronymus’a ait tam nüshayı teşhis etmek zorlaşmıştır. 8. ve 9. Yüzyıldan sonra Hıristiyan âleminde artık sadece Vulgata kullanılmaya başlamıştır. 15. Yüzyılda Gutenberg’in matbaayı bulmasıyla birlikte, Kitab-ı Mukaddes çoğaltılmış yani Vulgata çoğaltılmıştır. Ancak bununla birlikte metin hataları da yayılıyordu. Robert Estienne 1528-1557’de Latince Kitab-ı Mukaddes’in, eski yazma nüshalarını da kullanıp farklılıklarını kenarlara not alarak, dokuz baskını yapmıştır.   Bu daha çok İbranice orijinaline uyarak yapılan tashih olmuştur. Trente konsilinde şu karar ilan edilmiştir: “Asırlar boyunca bizzat kilisenin kullanımıyla tasvip edilmiş olan eski ve Vulgata neşir, otantik kabul edilmeli ve metni, mümkün olduğunca doğru olarak basılmalıdır.” Daha sonraları Kitab-ı Mukaddes’in Latince son hali bir türlü neticelendirilemedi. Ancak Clemens VIII ile birlikte 1529’da bu tamamlandı. Artık Vulgate’nin bu yeni metni tüm kiliselerce kullanılması mecburî kılındı.

5) Habeş’çe:
Etiyopya, M.S IV asırda Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Dolayısıyla Septuaguinta’dan Habeşçe’ye tercüme edilmesi Etiyopyalı Hıristiyanların Kutsal kitaplarını anlayabilmeleri bağlamında kaçınılmazdı. Hemen tercümeye başlanıldı ve VI. yüzyılda nihayete erdirildi. Habeş’çe Kitab-ı Mukaddes tercümesinde bir takım farklılıklar vardır. Henoch, Jubile ve Ezra’nın IV. Kitabı da burada bulunmaktadır.

6) Arapça Tercüme:
Sadr-ı İslam’a kadar Hıristiyanların dili Arap Yarımadasında çoğunlukla Süryaniceydi. Bundan dolayı bazı araştırmacılara göre Kitab-ı Mukaddes’in Arapça tercümesi yapılmamıştır. Arapçaya ilk ve en önemli tercüme “tafsir” adı altında Saadia Gaon tarafından yapılmıştır.


7) Ermenice
Ermeniler Kutsal Kitaplarına „Asdwadzaschuntsch Madyan“, yani “Tanrı tarafından vahyedilmiş kitap” demektedirler. Kullanımda ise sadece “Tanrı’nın nefesi/soluğu” anlamına gelen “Asdwadzaschuntsch” kelimesini kullanmaktadırlar. Bu kavram 2. Timoteosa 3: 16’dan alınmadır.
V.asır Ermeni yazarlarına göre, İlk Ermenice tercüme Mersop veya Machtots önderliğinde olmuştur. 

8) Koptça Tercümesi
M.S II. asrın sonlarına doğru Kitab-ı Mukaddes’in Koptça’ya çevrildiği tahmin edilmektedir.  Bu çeviride İbranice ‘den değil, Yunanca tercümesi Septuaguinta’dan faydalanılmıştır. Koptça tercümeler çeşitli diyalektlere göre yapılmıştır:
a. Sahîdik tercüme: Yukarı Mısır
b. Boharique tercüme: Aşağı Mısır
c. Ahniminique tercüme: Orta Mısır
d. Fayoumiwue tercüme: Nil’in balrısı ve Deltanın güneyi
e. Sub- Akhminique tercüme: Asyut’un güneyi
f. Memphitique tercüme: Memphis bölgesi diyalektiğine göre yapılmıştır.

9) Slavca Tercümesi:
Saint Cyrille (869) ve Saint Méthode’a 8885) Kitab-ı Mukaddes’in onlar için en elzem bölümlerini, ibadetler için gerekli olan bölümleri tercüme etmişlerdir. Daha sonra XV. asrın sonunda Gennadius tarafından tamamlanmıştır.

10) Eski ve modern Almanca Tercümesi:

a. Eski Almanca tercümesi
Kitab-ı Mukaddes’in Almancaya ilk tercümesi 748’de olmuştur. Matta İncil’inin kadim Almancaya çevrilmesiyle başlayan tercüme 11.yüzyılda biraz daha hız kazanmış ve 15.yy’a kadar 70 kadar tercüme oluşmuştur. 1466 yılında Johannes Mentelin Strasbourg’da Latince Kitab-ı Mukaddes’i Almanca’ya çevirmiştir. Vulgata’nın hemen hemen motamot tercümesi halk tarafından zor anlaşılmış ve çok benimsenmemiştir. 


b. Modern/Reformasyon sonrası Almanca tercümesi
Almanya’da 16. yy’da Reform hareketiyle birlikte Kitab-ı Mukaddes tercümeleri de hız kazanmıştır. 1522’de Ahd-i Cedid’i, 1534 yılında da Ahd-i Atik’i olmak üzere Martin Luther Kitab-ı Mukaddes’i ilk defa halkın da anlayacağı şekilde tercüme etmiş ve yaymıştır. Martin Luther’in “SOLA SCRİPTURA” düstürü, yani “sadece metin” ile ifade ettiği şey, herkesin Kitab-ı Mukaddes’i kendi okuyup anlayabileceği üzerineydi. Daha önce Luther, "Endüljansın Kuvvetine Dair Tezler" başlıklı, 95 maddeden oluşan bu metni 31 Ekim 1517 günü piskoposlara gönderdi ve aynı zamanda birer mektupla endüljans konusundaki vaazlerin teolojik açıdan sağlam bir zemine oturtulmasını istedi. Martin Luther'in bu tezleri üniversitenin bülten panosu sayılabilecek bir yer olan Wittenberg Saray Kilisesi'nin kapısına astığı söylenir.  1520’de Papa X.Leo tarafından aforoz edilen Luther 1521’de V. Karl tarafından Worms’a çağrılır, ifade vermek üzere. Bazı kaynaklara göre geri dönüşte kendisine suikast planlandı, ancak Saksonya prensi Friedrich Luther’i kaçırdı, onu sakladığı ileri sürülür. Luther “Junker Jörg” adı altında sahte kimlikle yaşamayı sürdürdü ve bu sürede 1522’de Ahd-i Cedid’i Almanca ’ya tercüme etti. İlk baskısı (3000 adet) üç ay içerisinde yok sattı ve hemen 2. ve daha sonra daha da fazla baskısı yapıldı. Kitab-ı Mukaddes ilk defa Luther ile birlikte halkın anlayabileceği dile çevrilmiş oldu. 1517 ile başlayan ve Kitab-ı Mukaddes’in Almancaya çevrilmesi ve halka “Kutsal kitap artık kimsenin, Papa’nın tekelinde değil, artık elinizde” tarzında mesajı ile 1054’de Ortodoksların ayrılmasıyla Hıristiyanlığın ikinci büyük bölünmesine yol açmıştır.
Günümüz Almancasında hala Luther’in Almancaya çevirisinde kullandığı deyim ve tabirler kullanılmaktadır. Sadece Kitab-ı Mukaddesi Almancaya kazandırmakla kalmamış, düşünce ve konuşmaları dahi etkilemiştir.

11) Türkçe Tercümesi:
Kitab-ı Mukaddes ilk defa 1666 yılında IV. Mehmet zamanında Türkçeye tercüme edilmiştir. O zamanda Divan-ı Hümayun baş tercümanı ve Polonyalı mühtedi olan Ali Ulvi (Albert Bobowski) tarafından tercüme edilmiştir. Ali Ulvi bu tercümeyi Hollanda sefiri Levinus Warner’in isteği üzere yapmıştır. 1827’de yayımlanan Türkçe tercümesi bugün Türkçe Kitab-ı Mukaddes’in dayandığı tercümedir.


12) Diğer Diller:
İngilizceye 1382 yılında John Wycliff tarafından tercüme edilmiştir. Fransızca ‘ya ise, Paris Üniversitesi’ndeki bir ekip tarafından 1226-1250 yılları arasında tercüme edilmiştir. İspanyolca ’ya 1569 yılında Basel’de tercüme edilmiştir. Daha önce ise “Alfonsina” olarak da tercüme edilen Kitab-ı Mukaddes var idi.

 

V. Tercüme yasakları:


1080 yılında Papa VII. Gregor Slavca’da ibadet etmeyi ve dolayısıyla Slavca Kitab-ı Mukaddes’e sahip olmayı yasaklamıştır. Ancak 1248’de yine “ritus slavus-latina”ya izin verilmiştir. Genel olarak Reformasyon ve sonrasına kadar Kitab-ı Mukaddes’İn farklı dillere tercüme edilmesi zaman zaman yasaklanmıştır. 1199’da Papa III. İnnosens genel olarak gizli ve özel toplantılarda bir araya gelmeyi ve Kitab-ı Mukaddes’in okunmasını yasaklamıştır. Bu toplantılara “karanlık toplantılar” anlamındaki “occultis conventiculis” ifadesini kullanmıştır. 1229 yılında IX. Gregor Tolouse şehirnde düzenlenen Sinod’da (Council Tolosanum) radika bir karar aldı. Bu karara göre işin ehli olmayan, yani kilise tarafından yetkili kılınmayan hiç kimse Kitab-ı Mukaddes’i okuyamayacak ve okumak için bir araya gelemeyecekti. Bu ehil ve yetkili olmayanlar “LAİE” denirdi.
“Prohibemus etiam, ne libros veteris testamenti aut novi laici permittantur habere; nisi forte psalterium vel breviarium pro divinis officiis aut horas beatae Mariae aliquis ex devotione habere velit. Sed ne praemissos libros habeant in vulgari translatos, archissime inhibemus.”
“Laie olanlar (ehil ve yetkili olmayanlar) Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid’e sahip olamayacaklardır. Sadece eline Psalterum (Mezmurlar kitabının bir nevi hülasası) veya Brevis’i (o dönemin ders kitapları) araştırmaları ve Meryem anaya dua için kullanabilir. Ancak bu zikredilen kitapların başka dilde tercümesini okumak zinhar yasaklanmıştır.”
1234 yılında Tarragona Sinodunda (Conventus Tarracontentis) de farklı tercümelerin bulunması yasaklanmıştır. Bu Sinod’da İspanyol piskoposlar Kitab-ı Mukaddes’in Romanca tercümesine karşı çıkmışlardır.
“Item statuitur, ne aliquis libros veteris vel novi testamenti in romanico habeat. Et si aliquis habeat, infra octo dies post publicationem huiusmodi constitutionis a tempore sententiae, tradat eos loci episcopo comburendos, quod nisi fecerit, sive clericus fuerit sive laicus, tamquam suspectus de haeresi, quousque se purgaverit, habeatur.”
“Hiç kimse ana dilinde ne Ahd-i Atiki ne de Ahd-i Cedid’i bulundurmasın. Kim bu kitaplara (tercümelere) sahip ise, bu bildiri yayımlandıktan 8 gün sonra, bağlı bulunduğu piskoposa onları yakması için teslim etsin.” 
Bu yasak Reform ve sonrasında da ortadan kalkmadı. IV. Pius 1559’da İndex Romanus’a şu ifadeleri eklemiştir:
“Biblia omnia vulgari idiomate, scilicet Germanico, Gallico, Hispanico, Italico, Anglico sive Flandrico, &c. conscripta, nullatenus vel imprimi, vel legi, vel teneri possint absque licentia sacri officii S. Romanse inquisitionis”
“Halk dillerine tercüme edilen bütün Kitab-ı Mukaddes tercümeleri, Fransızca, İtalyanca, İngilizce veya flandrico vs. (hepsinin) basılması yasaklanmıştır. Roma Genelgesi ve Engizisyon’un izni dışında (basılması) okunması ve elde bulundurulması yasaktır.”
19. yüzyıldan sonra yavaş yavaş Kitab-ı Mukaddes’in başka dillere tercümesine izin verilmeye başlanılmıştır. 25. Ocak 1896 yılında Papa XIII. Leo “Officiorum Acmunerum” genelgesinde bir takım kolaylıklar sağlamıştır.

 

VI. Sonuç:


Kitab-ı Mukaddes’in önemi ve tarihte bıraktığı izler tartışılmaz. Hala günümüzde de üzerinde bir takım çalışmalar ve hatta bazı lehçelere tercümeleri sürmektedir. Tarih boyunca yapılan tercümelere, özellikle kimler tarafından, ne zaman ve hangi amaçla yapıldığından baktığımızda, tercümelerin özellikle ilk dönemde siyasî duruma göre şekillendiğini görmekteyiz. Binaenaleyh ilk dönemde Kitab-ı Mukaddes tercümeleri Yahudi ve Hıristiyanlara göre bazen aynı dili farklı üslup ve hatta farklı kelime ve sistemle yapılmıştır. Daha sonraları özellikle Hıristiyan çevrede Kitab-ı Mukaddes’in tercüme edilmesi yaygınlık kazandı. Tercüme yasakları Kilise tarafından olduysa da, günümüze kadar en çok dile çevrilen kitap olarak gelmiştir.

Kaynakça:


• Anne Klaassen, “Martin Luther: warum wir heute evangelisch sind Über die eigene Konfession nachdenken”, Amt für Öffentlichkeitsarbeit der Nordkirche.
• Aynur Uraler, Sünnete Uymanın Engelleri”, Yeni Akademi Yayınları, İstanbul 2007.
• Barthélemy, D., 1963, Les devanciers d’Aquila (VT.S 10), Leiden
• CARL MIRBT: „Quellen zur Geschichte des Papsttums“, 1911.
• Carsten Ziegert & Siegfried Kreuzer, „Septuaginta“ yazısı, WiBiLEx 2012.
• Index Librorum Prohibitorum, 1559
• Codex des Kanonischen Rechtes – BUCH III: VERKÜNDIGUNGSDIENST DER KIRCHE
• Eberhard Nestle, Aramaic Versions (the Targums), The New Schaff-Herzog Encyclopedia of Religious Knowledge. 2.cilt
• Elisabeth Birnbaum & Ludger Schwienhorst-Schönberger, “Hieronymus als Exeget und Theologe“, Interdisziplänere Zugänge zum Koheltkommentar des Hieronymus. Bibliotheca Ephemeridum Theologicarum Lovaniensium.
• Encyclopedia Judaica, “Torah”
•  E. Jacob, l’Ancient Testament, Puf, Paris, 1983.
• Hatch, E. / Redpath, H.A., 1897-1906, A Concordance to the Septuagint and the Other Greek Versions of the Old Testament (including the Apocryphal Books), Oxford
• Kitab-ı Mukaddes Şirketi, “Kutsal Kitap’a Giriş” Ekim 2013.
• Kürşat Demirci, “Dinler tarihinin meseleleri” , İstanbul : İnsan Yayınları, 1997.
• Kreuzer, S., 2008, Towards the Old Greek. New Criteria for the Evaluation of the Recensions of the Septuagint (especially the Antiochene / Lucianic Text and the Kaige-Recension), in: M.K.H. Peters (Hg.), XIII Congress of the International Organization for Septuagint and Cognate Studies, Lubljana 2007, Atlanta.
• Marco Heiles, “Die Wolfram-Ausgaben des Johannes Mentelin”, Bonn Üniversitesi Yayınları.
• Matthias von Hellfeld,“Christentum wird zur Staatsreligion im Römischen Reich.
• Mustafa Alıcı, “Dinler tarihinin batılı öncüleri”, İstanbul : İz Yayıncılık, 2007.
• Ömer Faruk Harman, “Metin, Muhteva ve Kaynak Açısından Yahudi Kutsal Kitapları”, İstanbul 1988.
• Ömer Faruk Harman, “İncil”, Diyanet İslam Ansiklopedisi Cilt 22.
• Realenzyklopädie für protestantische Theologie und Kirche.
• Reza Aslan, “Zealot”
• Schönfelder, Onkelos und Peschitta, Munich, 1864;
• The Great Courses Narrated by Professor Mark W. Muesse, “Confucius, Buddha, Jesus and Mohammed”
• Wilhem Bacher, “Die exegetische Terminologie der jüdischen Traditionsliteratur”- Die Bibelexegetische Terminologie der Tannaiten, Leipzig 1899
İnternet kaynakları: (link)
• http://www.deadseascrolls.org.il/featured-scrolls
• http://www.bibelwissenschaft.de/stichwort/28417/
• http://www.bibelwissenschaft.de/wibilex/das-bibellexikon/lexikon/sachwort/anzeigen/details/septuaginta-3/ch/b8178fbbe0907a93cf4eb0207e56fd95/
• JW.ORG/ YEHOVA'NIN ŞAHİTLERİNİN RESMİ WEB SİTES http://www.jw.org/tr/yay%C4%B1nlar/dergiler/wp20140901/s%C3%BCryanice-pe%C5%9Fitta/
• http://mlat.uzh.ch/MLS/xfromcc.php?tabelle=Hieronymus_Stridonensis_cps2&rumpfid=Hieronymus_Stridonensis_cps2,%20Praefatio%20in%20Evangelia,%20%20%20%20%20p1&id=Hieronymus_Stridonensis_cps2,%20Praeftio%20in%20Evangelia,%20%20%20%20%20p1&level=3&corpus=2¤t_title=Praefatio%20in%20Evangelia

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Samuel Noah Kramer "Tarih Sümerde Başlar" Kitap Özeti

Samuel Noah Kramer "Tarih Sümerde Başlar" Kitap Özeti

DEVAMI

Kısa Dünya Tarihi

Dünya Halkların ve Dinlerin Kısa Tarihi

DEVAMI

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>