Ti-Entertainment

Tanrılar Kadınken - Merlin Stone Dinler Tarihi

Tanrılar Kadınken - Merlin Stone

Prof. Dr. Kürşat Demirci, Dinler Tarihi Yüksek Lisans ÖDEV

Merlin Stone, “Tanrılar Kadınken” –Kitap Özeti ve Değerlendirmesi-


Tuğrul Kurt
Ödev  


Önsöz:

Bu çalışmada Merlin Stone “Tanrılar Kadınken” isimli kitabın ortaya koyduğu temel fikirler ana hatlarıyla, ilaveler ve değerlendirmede de bulunarak verilmeye çalışılmıştır. Kitaptan alıntılar italik yazı ile ifade edilirken ayrıca dipnotta sayfa numarası ile birlikte zikredilmiştir. Bunun haricinde bazı konulara ayrıca tarafımızca yapılan yorumlar dipnotta belirtilmiştir. Bunun için çeşitli kaynaklardan (farklı dillerde) yararlanarak kitabın ana fikirlerini destekleyecek bir takım ilaveler bulunulmuştur (bunları ayrıca dipnotta zikretmeyip Kaynakça’ da belirttik). Çalışmanın kapsamını gereksiz yere aşmamak için, kitapta verilen ana fikirleri yazarın verdiği örnek ve açıklamaların sadece birkaçını zikrederek sunmaya çalıştık.
Kutsal Kitap (Kitab-ı Mukaddes) ile ilgili pasajlar, İnternet kaynağından yararlanarak verilmiştir (Kaynakçaya bk.).


Giriş


Arkeolojik buluntuların ışığında, eskiden (M.Ö 7000, bazıların göre ise 25.000 yıl önce ) özellikle Hint- Avrupa din ve kültür havrasında çeşitli halk ve milletlerce kadın tanrıçalara tapıldığı görülmektedir. Eski toplumlarda kadınlar yönetici, düzenleyici, kudret sahibi tanrıça olarak insanların üzerinde egemen bir konuma sahipti. Amazonlar diye anılan kadın savaşçılarla ilgili Yunan edebiyatındaki savaşçı kadınlar insanlarca çeşitli mitlerde ve dinî ritüellerde takdis edilirdi. Bugünkü, özellikle semavî dinler denilen, Musevilik, İsevilik ve İslam’da ise, ataerkil toplum yapısı dolayısıyla erkek tanrı inanç ve tasavvuru hâkim olmakla birlikte, kadınlarla ilgili tamamen olumsuz bir resim çizilmektedir. Bu çerçevede Kitab-ı Mukaddes’te anlatılan Âdem ve Havva’nın yasak ağaçtan yemeleri ve cennetten kovulmaları hikâyesi son derece yön verici ve belirleyicidir. Zira Âdemoğlunun cennetten kovulması Kitab-ı Mukaddes’teki anlatıma göre Havva’nın yüzündendir. Bundan dolayıdır ki bu Musevilik ve İsevilikte Havva’nın varisleri olan bütün kadınlar potansiyel suçlu ve tanrı tarafından acı çekmeye mahkûmdur. Bundan mütevellit kadının özel günlerinde (adetliyken) acı çekmesi ve kanaması onun günahının simgesidir.
Merlin Stone “Tanrılar Kadınken” adlı eserinde özellikle bu Havva imgesini esas alaraktan İnsanlığın nasıl tanrıça inancından ataerkil toplum anlayışının simgesi olan tanrı inancına geçtiğini ortaya koymaktadır. Eserinin daha önsözünde onu araştırmaya iten ve eser boyunca cevaplamaya çalışacağı temel soruları zikretmektedir. “Kocası için, kocasının kaburgasından yaratılan Havva imgesi, ,insanlığa yıkım getirdiği düşünülen bu kadın, birçok açıdan bütün kadınların imgesi olmuştur. Bu düşünce nasıl oluşturulmuştur?” Bu bağlamda diğer soru şudur: “Âdem’le Havva’nın öyküsü aslında neyi belirtmek ister…” Bütün çalışma boyunca bu soru çerçevesinde Milattan önceki binli yıllara kadar geri gidip tanrıçanın izlerini sürer. Buradaki temel amaç, Kitab-ı Mukaddes’te ifade edilen Havva imgesinden kurtulup “gerçekleri” ortaya koymaktır. Müellif bunu şu şekilde ifade etmektedir: “Havva imgesi, biz kadınların imgesi değildir”.

 

I. Tanrılar Kadınken- eserin ana temaları


Kadim halklarda tanrıçalara tapınırken, İbranî dinin zuhuru ile birlikte, Kitab-ı Mukaddes’te Yahve dışında herhangi bir tanrıya tapanlara putperest denmiş ve “kâfir” olarak adlandırılıp Kitab-ı Mukaddes’in “Ele geçirdiğiniz ulusların tanrılarına hizmet eden her yeri, ister yüksek dağlarda, tepelerde ister ulu ağaçların altında olsun yerle bir edin; sunaklarını yıkın, dikili taşlarını kırın, kutsal direklerini kesin, tanrıların oyma imgelerini yakın, adlarını oldukları yerden kazıyıp çıkarın”  buyruğu gereği onlarla mücadele edilmiş, putlar kırılmış, mabetler yakılmıştır. Kısmen Hıristiyanlıkta eski mabetler kiliselere çevrilmiştir. Bundan mütevellit “yontularla tarihsel kayıtlar, din yayıcı Hıristiyan papazlar tarafından da yok edilmişti.” Genel olarak Ahd-i Atik’te “Tanrıça” anlamına gelen bir kelimeye rastlanılmamaktadır. Tanrıçalara en fazla atıf vardır.
Kitabın bir diğer eleştirisi de ayrıca dinler tarihçilerin ve kazıbilimcilerin de erkek olmaları. Daha doğrusu onların da bu konuyla ilgili yeterince ilgilenememeleridir. “Cennetin ecesi”, “tanrıça”, ve “dişil o” çoğunlukla küçük harflerle yazılırken, “Tanrı hatta “eril O” her zaman büyük harflerle  yazıldığı göze çarpmaktadır. Ayrıca kazıbilimcilerin arkeolojik buluntularına yaklaşım tarzları ve bunları yorumlamaları da ataerkil toplum yapısını aksettirmektedir. “Bilim yazarları, uzun zaman gömülü kalmış kentlerle tapınakları anlatırken, cinsel açıdan etkin olan Tanrıçadan “uygunsuz”, “dayanılmaz ölçüde saldırgan, “utanç verici biçimde ahlaksız” diye söz eder” . Ancak kadınların ırzına geçen, cinsel taşkınlıklarda bulunan erkeklerle ilgili “erkeksi” denilerek bunu gayr-i ahlakî bir davranış olarak, en azından Tanrıçalarda olduğu gibi olmamıştır. Bunun için daha net bir bilgiyi müellif şöyle örneklendirerekten beyan etmektedir: “Tanrıça inancının eski cinsel törenlerini izleyen ve kendi dillerinde saygın ya da kutsal bilinen kadınlardan sürekli “kuttören yosmaları” diye söz edilir”.  Genel olarak kazıbilimsel verileri doğru değerlendirebilmek, bunu araştırmalarda doğru anlayabilip ifade edebilmek için bütün verileri bir yap-boz’da olduğu gibi tek tek bir araya getirmek gerekir. Ancak bu kazıbilimciler ve tarihçilerce her zaman böyle yapılmamıştır.

 

1. Bir Görüşü Olan Masallar:

Bu başlıkta müellif genel olarak Tanrıçaların tarihini ele almakta ve çeşitli kültür havralarındaki Tanrıça kütleri ve inanışları hakkında bilgi vermektedir. Bugün bildiğimiz dinler daha ya zuhur etmemiş veya yeni yeni şekillenmeye başlamışken, Tanrıça ’ya ibadet ve iman etmek yaygındı. Stone bunu şu şekilde ifade etmiştir: “Başlangıçta insanlar Yaşamın Kadın Yaratıcısına, Göklerin Sahibi Kadın’a yakarırdı. Dinler tan ağarırken, Tanrı kadındı.”
Dolayısıyla bu konuyla ilgili temel görüş, tespit ve buluntulara göz atıp Tanrıça inancının izlerini sürmek gerekir. Anadolu’dan Avustralya’ya varıncaya kadar Tanrıça ‘ya inanılırdı. Öyle ki Güneş Tanrıçalarına, Ay olarak simgelenen ikinci konumdaki erkek kardeşlerim eşlik ettiği” vakidir. O zamanlarda tarım toplumu hâkimdi. İnsanlar tarım, çiftçilikle uğraşıp doğa ile iç içeydi.
“Yeryüzünün her zaman kadınla özdeştirilip, edilgen bir biçimde tohumu içine alan Toprak Ana olarak”  tanımlanırdı. Ancak Mısırdaki eski Güneş Tanrıçası Nuh’un gökyüzü olarak tanımlanır. Dolayısıyla kadınlar sadece toprakla özdeştirilip toprağa hâkim olma ile kalmamıştır, semaya, gökyüzüne hâkim olan yegâne kudret sahibi Tanrıça olarak kabul edilmiştir.
“Tarımsal gelişimin ilk kanıtlarının bulunduğu Mezopotamya’da Tanrıça Ninlil, halkına ekim ve hasat yöntemlerini öğrettiği için ululanıyordu” .  Burada görüldüğü gibi Tanrıçalar aynı zamanda ilim sahibi idi ve talimde bulunuyordu. Bu özellikle Samî kültürde kadın imgesine tamamen zıt bir imgedir. Zira kadın cahil ve erkeğe muhtaç olarak görülmektedir. Ancak burada görüldüğü üzere Mezopotamya’da Tanrıça Ninlil hem ilim sahibi hem de talim de bulunuyor ve bundan dolayı ululanıyordu. Bundan da öte bazı mitlerde savaşçı kadınlardan da bahsedilmektedir. Bu “sonraları klasik Amazonlar adıyla andığı kadın askerlerle ilgili sayısız kayıt, Tanrıça ‘ya yiğit bir savaşçı olarak tapınıldığını göstermektedir.”
Müellif daha sonra yine, kitap boyunca okuyucuyu takip eden olan Havva imgesini ve Havva’yla ilgili miti ve bu mitin insan psikolojisinin üzerindeki etkiyi değerlendirmektedir. Stone’a göre söylencelerin gücü küçümsenmeyecek kadar önemlidir. “Töre ve ahlak anlayışımız, davranışlarımız, değerlerimiz görev ve hatta şaka duyumuz genellikle yalın çocukluk masal ve öyküleriyle gelişip ortaya çıkar.”  Kadının erkeğe yardımcı olarak yaratılması ve Havva’nın Âdem’le cennetten atılmalarına vesile olmasından dolayı kadınlar “budala” olarak nitelendirmektedir. Müellif ise bununla ilgili şu soruyu sormaktadır: “Âdem’in de en az onun kadar budala olduğunu neden hiç düşünülmediği, elbette tartışmaya değmezdi.”  Bununla ilgili Kitab-ı Mukaddes’te şu ifadelere yer verilir:
? “Doğururken çektiğin acıyı arttıracağım; eziyet içinde doğuracak, gene de kocanı arzulayacak ve hep onun yönetiminde olacaksın”.

? Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Âdem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. Ama doğum yapıp kurtulacaktır; yeter ki, sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşasın.”

? Ama şunu da bilmenizi isterim: Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesih’in başı da Tanrıdır. Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur. Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün. Erkek başını örtmemeli; o, Tanrının benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır.”
Havva imgesinin ataerkil topluma dayattığı anlayış, kadının erkeği baştan çıkaran ve onu kötü yola sürükleyen olmasıdır. Kadın adeta her yerde aldatan ve baştan çıkaran bir varlık olarak gösterilmektedir.

2. Kimdi?

Burada Stone, yine bir önceki bölümde olduğu gibi, çeşitli kültürlerdeki tanrıça inancına örnek vermektedir. Ahd-i Atik’te “Ashtoreth” kâfir olarak nitelendirilir ve daha da ilginç ve önemlisi olan, kadın olduğu zikredilmez. Stone “Bundan daha da şaşırtıcısı, O’nun dininin, erkek tanrı Yehova’nın ilk peygamberi ataerkil İbrahim’in gelişinden binlerce yıl önce, Yakın ve Ortadoğu’da gelişip serpildiğini gözler önüne seren kazıbilimsel kanıtlardı.”  Öyle ki, bu tapınma “İ.Ö yaklaşık 7000 yılındaki cilalı taş  çağı, bazıları da İ.Ö yaklaşık 25.000 yıllarındaki yukarı yontma taş çağı  topluluklarına kadar geri götürmüştür.”
Burada ayrıca zikredilen önemli faktör ise, kadınların doğurganlıklarından dolayı yüceltildiği bilgisidir. Eski çağlarda insanlar doğurganlığı bir gizem, tanrısal bir özellik olarak kabul edip, “cinsellikle doğum arasında bir ilinti kurulmasından çok önce kadının yaşam veren kişi olarak saygı gördüğünü saptamıştır.”  Bundan dolayıdır ki babalık kavramı henüz oluşmamış ve yer edinmemişti. Binaenaleyh soy zinciri ve miras taksimi de, özellikle semavî dinlerinde olduğu gibi babadan değil, anadan geçerdi. Jacquetta Hawkes bu konuyla ilgili Avustralya’da araştırmalarda bulunmuş ve bu sonuca varmıştır. “gerek Avustralyalı, gerek başka ilkel kavimler babalığın dirimbilimsel (biyolojik) yanını anlamıyor ya da cinsel ilişkiyle gebelik arasında zorunlu bir bağ bulunduğunu kabul etmiyorlardı”
Günümüzde, özellikle Anadolu’da evliliklerde kadının evine yönelen erkeklerle ilgili olumsuz manada “Hanım köylü” tabiri kullanılmakta. Ancak Sone’nun yine yer verdiği Hawkes’ın görüşüne göre, “Ana yanlı soyun ve karı-köylü evliliklerin (yani kocanın, karısının aile evine ya da köyüne taşınmasının) çok yaygın olduğunu; kadının toplumsal konumunun erkekten çok daha üstün olduğunu gösteren pek çok şey”  bulunur.
Tanrıçalara tapınıldığına dair kazıbilimsel buluntular çokça mevcuttur. “Kilden yapılmış ana tanrıça yontucularının yanı sıra hayvan yontucuları da vardı: bu tür yontuculuklarla simgelenen ana tanrıça, cilalı taş dönemi dininde en önemli figür gibi görünmektedir.”  Daha bir takım tanrıça putlarından örnek verdikten sonra, bu inanç ve uygulamanın Roma imparatorluğunun M.S 500 yıllarında son Tanrıça tapınaklarını kapatmış ve “Bizans’ın Hıristiyan imparatorlarına kadar bu tapınma bütünüyle bastırılmış”  olduğunu söyler. Merlin Stone, Hindistan’dan Akdeniz’e, kadının en yüce egemen olduğunu söyler. James Mellart’ın ifadesine göre  “Yedi bininci yılda Çatalhöyük’te ‘En büyük tanrı Tanrıçaydı…’.”  Stone daha sonra M.Ö 5800’lü yıllarda yaşamış olan toplumun eski Hacılar yerleşimi ile ilgili, onların tanrıça yontusuna taptıklarını ifade eder.
Robertson Smith “Religion of the Semites” adlı eserinde Samilerin arasında kadın tanrıçaya öncelik verildiğini aktarır. Smith “Samilerde de asıl akrabalık bağını oluşturan babanın değil, ananın kanıydı” der.   Özellikle Mezopotamya’da tanrıça en büyük Tanrı’ydı. Erkeğin konumu ise, kadının yanında yer alan yardımcı, sevgili ve uşağı olmaktı.
Yine Robertson Smith’in ifadelerine göre Arabistan’da da tanrıçanın önemli bir konumu var idi. “Arap dininde tanrıça ve Tanrı bir çift oluşturuyor, Tanrıça mutlak güç sahibi, tanrıysa onun oğlu, daha önemsiz bir varlık sayılıyordu. Sonradan taşıdığı niteliklerin tanrıya yakıştırılması, dolayısıyla kadının erkekten daha aşağı bir konuma getirilmesiyle, yavaş yavaş gerçekleşen bir değişiklik oldu”.  Yani Stone’nun da ifade ettiği gibi, aslında “Smith erkek akrabalığı kabul edilmesiyle kadının toplumda ikincil bir yere oturulduğunu, dindeki önemli konumunsa tanrıçanın elinden alınıp tanrıya verildiğini düşünmektedir.”  Bu aslında “Tanrıçadan Tanrı’ya” geçişin nasıl gerçekleştiğine bir açıklama olabilir.

 

3. Kadınların Tanrılaştırıldığı Yerde Kadınlar:


Bu bölümde “Kadın tanrı tapımınım, Tanrıçanın yücelttiği kültürlerde yaşayan kadınların konumu üzerinde ne gibi etkileri olmuştur?” sorusu çerçevesinde bilgiler sunmaktadır. “The Dominant Sex” adıyla 1923’de Almanya’da yazılan esere göre, tanrının cinsiyeti, gücü elinde tutan kişilerce belirlenir. Bununla ilgili “James Frazer, başlangıçta kadınların toplumsal konumu yüksek olduğu için, kadın tanrıların ululanıp saygı gördüğüne inanıyordu.”  Robertson Smith’ e göre ise aile içerisinde akrabalık bağlarına göre tanrının cinsi, ailenin başında bulunana göre belirlendiğini söylemektedir. Stone daha sonra dünyanın çeşitli bölgelerinde kadının egemen olduğu ve tanrıçanın ululandığı kültür ve bölgelerle ilgili alt başlık verdikten sonra bilgi sunmaktadır.
- “Etiyopya ve Libya- Tüm yetki kadındaydı”
Burada kadınların savaş ve kamu işlerinde söz sahibi idiler ve erkeklerin kadınlara karşı seslerinin yükselmemesi için onlara bu alanlarda görevler verilmiyordu.
- “Mısır-Kocalar Evde Oturup Dokuma Yaparken”
Mısırda halk “yüce tanrıçalarına kobra olarak tapıyordu ve ona Uz Ait (Büyük Yılan) adını veriyordu.”  Stone Mısır’da, On sekizinci hanedan döneminden itibaren, erkeklerin daha” fazla din görevli olmalarından kaynaklanan nedenden ötürü, kadınların etkisinin yavaş yavaş azalmaya başladığını söyler.
- Sümer-“ Eskiden Kadınlar İki Koca Alırdı…”
“Eğer bir erkek, karısı çocuk doğurduktan sonra karısından yüz çevirip bir başkasını alırsa, eden atılır, sahip olduğu her şey elinden alınır ve onu böylece kabul edenler de ardından gidebilir.” 
- Elam- Tören Yürütücüsü Yüce Kadının Önünde Çıplak
“Elam’ın ilk dönemlerinde kadın ve erkek din görevlileri tanrılara hizmet ediyor, eski Sümer geleneklerine göre erkekler dinsel törenleri yürüten yüce kadının önüne çıplak çıkıyordu.” 
- Babil- “Mallarına sahip çıkıp yönetmek”
Evin ve toplumun yegâne koruyucusu Tanrıçadır. Ona itaat ve saygı duymak ise zorunluluk olarak görülür. “Anaya karşı işlenen bütün suçların, anaya karşı gelip onu tanımayışının cezası, topluluktan sürülmekti.” 
- Anadolu- “Eskiden beri Kadınlar Tarafından Yönetiliyorlardı”
“Evlenmemiş kadınların doğurduğu çocukların yasal ve saygın sayıldığı, doğuda Ermenistan’a dek uzanan Kuzey Anadolu kentlerini yazmıştır.” Encyklopedia Britannica’da “Amazon öykülerinin en akla yakın açıklaması, bunun her şeyin tersine yapıldığı, yani erkeklerin yerine kadınların savaştığı uzak bir ülkeyle ilgili bildik bir öykünün çeşitlenmesi olduğudur.”
- Girit- “Dişil İlke Egemendi”
“Girit’te anaerkil “ (ana yönetimi) olarak tanımlanan türden geleneklerin sürdürülmüş olma olasılığı büyüktür. Bu gelenekler, bir bebek doğduğunda babasının kim olabileceğinin anlaşılmadığı ilkel topluluklarda ortaya çıkmıştır. Bu nedenle çocuklar analarının adını alıyor, miras da varlığını sürdürmüştür.” 
- Yunanistan- “Anayanlı Klanlara Saldırı”
Burada Stone bir devrimden bahseder. “Yunanistan tarihindeki en büyük devrim, bu geleneğin anayanlıdan babayanlı ardıllığa dönüştürülüp klana bağlılığın yok edilmesiyle gerçekleştirilmiştir.”
- Kenan Ülkesi- “İsrail Kavminde Kadının Eş Olarak Toplumsal ve Yasal Konumu”
Roland de Vaux, 1965’de yayımladığı “Ancient Israel” adındaki incelemesinde şu sözlere ver vermektedir: “İsrailli bir kadının yasal ve toplumsal konumu, çevredeki büyük ülkelerde yaşayan kadınların konumuna kıyasla daha aşağıdaydı”. Kenan Ülkesinde o zamanlar İbranilerle sürekli çatışma halinde olan Ammanoğullarında kadınlar resmi işlerde görev alıyordu mesela. “Koca karısını boşayabilir… ama kadınlar boşanmak isteyemezler…. On Emir kadını, kocanın malları arasında sayar…” İbrani gelenekte birçok yasa kadınlara karşıdır. Buna göre kadın zina veya ahlak dışı harekette bulunduğunda yakılır veya taşlanırdı. Bu durum Yakındoğu’daki yasa kitap ve geleneklerinde bulunmamaktadır. Mesela İbrani yayasına göre, “bekâr kızın bir ırza geçme olayına kurban giderse, ırzına geçen kişiyle evlenmeye zorlanır,; nişanlı ya da evliyse ırzına geçildiği için öldürülene kadar taşa tutulurdu.”  Mezarlarda dahi erkeğin üstün olduğu belli edilmeye çalışılmakta. “Kesinlikle bir kocaya ait olduğu düşünülebilecek bir bebeden, karsının bedeninin daha yüksek bir yere yerleştirilmişti; böylece kadının ikincil konumunun ölümünde sonra bile sürdüğü gösterilmiş oluyordu.”

 

4. Kuzeyli Akıncılar


Bu bölümde Stone tanrıbilimin önemini ve tanrıçalara inancın nasıl bir seyri takip ettiği hakkında bilgiler sunmaktadır. Stone’a göre tanrıbilim yani Tanrı’nın mahiyeti, şekli, önemi ve inanışı hakkında bilgiler görecelidir. Hatta ve hatta kendi ifadesiyle tamamen siyasaldır. Bu bağlamda yine mitlerin önemi ortaya çıkmaktadır. Daha önce de zikredildiği üzere Stone’a göre mitler sadece basitçe anlatım sanatı değildir, aynı zamanda bir eğitim metodudur. Genelde insanlar mitlere göre, özellikle ilkel toplumlarda, hayatlarını, törelerini, davranışlarını ve hatta inanışlarını şekillendirmekteydiler. Ataerkil toplumlarda mitlerin çoğunda tanrıça, genellikle olumsuz anılırdı. Hatta yılana benzetilip karanlık güçler atfedilip demonik varlıkmış gibi lanse edilirdi. Stone’nun Guiseppi Sormani’nin şu tespitini aktarması aynı zamanda ataerkil toplumların ne zaman ne nerede zuhur ettiğiyle ilgili bilgi vermektedir. “Bunlar”, Ariler, “anaerkilliği çoktan bir yana bırakmış, ataerkil aile dizgesinin yanı sıra ataerkil yönetim biçimine geçmişlerdi.” 
Bununla ilintili olarak Hindistan’da ve Hinduizm’de hâkim olan Kast siteminin kökenlerini de delil göstermektedir. Zira toplumu belirli şablonlara ve içinden çıkılmaz sıkı ayrımın gözetildiği bir yapıya sokmaktadırlar Ariler. Buna göre “Beyaz tenli Ariler, bölgenin yerli halkı olan Dravidlerle karışmak istemezdi (kast sözcüğünün Sanskritçesi varna, renk demektir). Halkı kastlara bölmeye yönelik ilk ölçütler, Arilerle Dravidlerin evlenmesini yasaklayan yasalardı.”  
Bu bölümde “Hurriler- Hint- Ari Yönetici Kastı” alt başlığı altında kuzeyli akıncıların Hurri kavmiyle ilgili önemli bilgiler aktarmaktadır. Hurriler Anadolu’nun kuzey bölgelerine ya da Kuzey İran’dan gelmişti ve Hint-Avrupa’da yönetici konumuna yükselmiştir. Hurri kelimesinin etimolojik tahlilini yapan Stone “Hurri, Horit ya da Horim” kelimesinin İran’da HARA- yani dağ- manasından kullanıldığını söyler. “Bu sözcük Almancada tepe anlamına gelen höhe, yüce anlamındaki höher, (büyük olasılıkla İngilizcedeki yüksek higher) sözcüklerinde varlığını sürdürmektedir. Bu da akla Hurrilerin kendilerini, ilk anayurtlarını tanımlayan “dağlar” ya da “tepeler” anlamına gelen bir sözcükle nitelendirdiklerini getirmektedir.”   Ayrıca bu Hurrilerin o bölgeye hâkim olduklarını ve diğer kültürleri de etkilediğini göstermektedir.
- Sümer ve Babil- Yeni İnsanlar, Yeni Tanrılar Ve Tanrıçanın Öldürülüşünü Açıklayan Öyküler
Bu alt başlıkta Stone Tanrıçadan Tanrı’ya geçişi daha net ifade etmektedir. Artık yavaş yavaş erkek tanrıları da ortaya çıkmaktadır. “Sümer’de üçüncü erkek tanrının ortaya çıkışı, büyük olasılıkla Hurrilerin bu bölgeye girdikleri zaman sayılan ikinci bin yılın başlarından biraz önce olmuştur. Bu tanrı An ya da Anu adıyla tanınıyordu. Bu sözlük genellikle Sümer dilinde gökyüzü anlamında kullanılırdı.”   Sema-gök daima güç ve kuvvete delalet ettiğinden An ya da Anu adıyla anılmasının ayrıca önemi vardır. Tanrı “An” Hint Avrupa dil ailesine “ATA” olarak girmiştir.
Aynı şekilde Mısırda Güneş tanrısı “RA” kelimesinin etimolojisini yapmaktadır. Sanskritçede Ra, “krala ait” ya da “yücelere çıkmış” anlamınadır. Almancada “yükseğe erişmek” anlamında kullanılan “RAGEN”, Fransızcada kral anlamında “ROİ”, İngilizcedeyse “ROYAL” (krala ait); “REİGN (saltanat) ve “REGAL” (krala özgü) sözcüklerinde hala varlığını sürdürür.  Bu dil etimolojisi hem dillerin hem de inanışların birbirini etkilediklerini göstermektedir.
Stone’nun şu tespiti aslında bütün bu etimolojik benzerlik, etkileşimlerin mahiyetini açıklamaktadır: “Kesin bir şey varsa bu da söz konusu toplulukların, Tanrıça’nın kutsallığına inanan insanların topraklarına girdikleri zaman kendileriyle birlikte erkek tanrı tapımını da getirdikleri…”

 

5. Kendi Soylarından Biri:

Bu bölümde müellif İsrail ve İbranilerden bahsetmektedir. Bütün kitap boyunca yapmış olduğu gibi çeşitli din ve kültürleri birbiriyle mukayese eder. Stone din, dil ve kültürleri birbiriyle kıyaslayarak kullanılan isimlerin, kavramların, dinî terimlerin, dinî rütbe ve makamlar için kullanılan ifadelerin birbiriyle etimolojik bağlantılarını kurmaya çalışmakta ve böylece Tanrıça’ya tapmadan yavaş yavaş nasıl Tanrı’ya tapmaya geçildiğini okuyucularına göstermeye çalışmaktadır. Daha önce Almanca, Fransızca ve İngilizceye geçen ve Hint-Avrupa dillerinde yer eden dinî kavramlardan bahsetmişti. Bu bölümde İsrail kültür havrasından örnekler sergilemektedir. “Artık eski İsrail, bütün öbürlerinden bağımsız, kendi başına bir inceleme konusu olarak ele alınamaz; ister din, siyasal tarih, ister kültürlerle ilgileniyor olalım, bu kavmin tarihinin, eski doğu tarihine sımsıkı bağlı olduğu görülür”  ifadesiyle Stone konunun önemini arz eder. Bununla ilgili Merlin Stone ciddi bir iddiada bulunur. Genel olarak farklılıklar olsa da semavî dinlerin (Musevilik, İsevilik ve İslam’ın) atası olan İbrahim ile ilgili şu sözleri sarf etmektedir: “İbrani kavimlerin atası, İbrani tanrısı Yahve’nin ilk peygamberi İbrahim, soydaşlarının kenti Harran’da yaşayan Hint-Avrupalıların gizli toplantılarına katılmış ya da bunlardan fazlasıyla etkilenmiş olabilir.” Yahve kelimesinin de etimolojik tahlilini yapan Stone, Yahve isminin Sanskritçe ’de “durmadan akan” anlamında “YAHVEH” sözcüğünden geldiğini söyler. “İbrahim adının da Hindistan’daki Ari papazlık kastının, yani Brahma rahiplerinin adıyla ilişkisi olabilir; İbranilerin ataerkil tutumları da, genellikle düşünüldüğü gibi kültürel bir boşlukta değil, kuzeyden gelen eril-yönelimi akıncılarla ilişkisi sonucunda ortaya çıkmış olabilir.”  Burada karşılıklı etkileşim, daha sonra İbrani geleneğin Ariler ’den etkilenmiş olduğu açıkça görülmektedir. Sanskritçe kavramların, Yahve örneğinde olduğu gibi, yani İbrahim’in Brahmanlarla ilişkilendirilmesinden ötesine geçerek Stone, özellikle İbrani ruhban sınıfı olan Levililerin Hint-Avrupalılarla akraba olduklarını öne sürmektedir.
“Yaratılış Kitabında Hint- Avrupalılar” alt başlığında Kutsal Kitap’ta İbrahim ve Hint-Avrupalıların nasıl ne şekilde zikredildiğini açıklamaktadır. Ahd-i Atik’te İbrahim’in Ur’dan ayrılıp Harran’a yerleştiği bildirilir.   Ancak gelince Tanrı ona yurdunu bırakmasını emreder. Dolayısıyla onun asıl kentinin Harran olduğunu söyleyen bazı Kutsal Kitap araştırmacıları vardır. Burada önemli olan “İbrahim’in bu kentle ilişkisi, akrabalarının adlarında da görülebilir. İbrahim’in büyükbabası ve erkek kardeşlerinden biri Na Hor adını taşıyordu. Öbür erkek kardeşinin adıysa Haran’dı.”  Bu bağlamda genelde Kitab-ı Mukaddes’te, özelde Tekvin kitabında Hitit ve Horit kavimlerine atıf yapılır. Yaratılış 23:6’da  İbrahim Sare’yi defnedebilmek için bir kabir arar. Ne var ki İbrahim defnetmek istediği yer için Hititli Ephron’dan izin ister, o da ona “Sen aramızda yüce bir beysin” der. Benzer bir şekilde İbrahim torunlarından olan Yakup Mısırda “ölmeden önce oğullarından bedenini Kenan Ülkesi ’ne geri götürmelerini ve İbrahim’in Hititli Ephron’dan satın aldığı toprağa gömmelerini ister.”  İshak’ın oğlu, Yakub’un ağabeyi olan Esau, iki kez evlenir. “Karılarından biri Hitili Elon’un kızı, öbürüyse Horitli Zibeon’un kızıdır.”  
Müellif daha sonra “Bağlantılardan Birkaçı” adı altında zikrettiği bu aile bağlantılarını ele almaktadır. Bunun için İbranilerin kocasının ölümünden sonra kadının ölen eşinin kardeşi yoksa babasıyla evlenmesi geleneği Hindistan’dan geldiğini bildirmektedir. Stone Profesör Gordun’un şu sözlerine yer vermektedir: “Bu geleneğin eski Hindistan’da uygulandığı kanıtlanmıştır; aynı gelenek Yakındoğu’da Hint-Avrupalıların akınları sonucunda birdenbire ortaya çıkmıştır; işte bu nedenle söz konusu geleneğin Hint-Avrupalılar tarafından getirildiği ya da en azından yaygınlaştırıldığı apaçık ortadadır.”  
Adem’le Havva hikâyesinde zikredilen yılan unsur, Ahd-i Atik’te Eyüp  ve Mezmurlar kısımlarında da Tanrı Yahvenin onları öldürmesi çerçevesinde zikredilir. Yahveyle yılan Leviathan arasında çatışma miti, Hint-Avrupa’dan alınmıştır. Ayrıca Leviathan aslında bir tanrıçadır. “Yahve’nin ilk yılanı yenişini anlatan Kutsal Kitap öyküleri, artık bize tanıdık gelen karanlıklar yılanını, yani Tanrıça’yı bozguna uğratan Hint-Avrupalı erkek tanrı öyküsünün bir başka uyarlaması olabilir.”
Böylece aslında gösterilmek istenen, Kutsal Kitap’ta verilmek istenen mesaj şu olabilir: “Tanrı tanrıçayı yendi”.
Merlin Stone Ugarit dilinden örnek veriri ve Baal ile Yahve’nin aynı tanrı olabileceğini söylemektedir. Ugarit yazılarıyla Kutsal Kitap’ta geçen ifadelerin benzerliklerine örnekler vermektedir:
1.örnek:
- Ugarit yazıları: “Ey Baal dikkat et düşmanlarına; ezeceğin düşmanlar dikkat et”
- Kutsal Kitap (Mezmurlar 92): “Ya Rabbi, düşmanlarına dikkat; yok olacak düşmanlarına dikkat et”
2. örnek:
- Ugarit’te Baal’e Bulutların Sürücüsü adı verilir
- Mezmurlar 104:3’ de Yahve’nin araba olarak bulutları kullandığı söylenir

İbrani ve İran mitlerin benzerliklerine de örnekler zikretmektedir Stone:


1. Örnek:

- M.Ö 400’deki Pehlevi yazılarında evrenin yedi işlemle yaratıldığı anlatılır: Birinci günde gökyüzü, ikinci günde su; altıncısında insan; yedinci günde ise Ohrmazd (Ahura Mazda)
- Kutsal Kitapta da evrenin yedi mertebede yaratıldığı anlatılır
Burada öyküler tamamen örtüşmemektedir. “Öykülerin birbirine çok benzese de bazı açılardan farklılık göstermesi, bunların doğrudan ödünç alınmış öyküler olmadığını; aslında aynı eski kaynaktan gelen iki ayrı gelişim çizgisinin sonucu olduğunu düşünmemize yol açar”

2. Örnek:

- İlk kadınla ilgili Hint-İran görüşü: Jeh, “bütün yosma şeytanların ecesi” olarak tanımlanır. Anlatılan öyküye göre, Yaratılışta Jeh, şeytanla (Ahriman ile) birlikte geldiği bildirilir. Jeh şeytanla konuşmaz ama ona cinsel açıdan bağlıdır. “Onun sonradan bütün erkekleri baştan çıkaracak kadınları günaha iletebilmek için şeytanla birleştiği belirtilir. Öyküde daha sonra, “Bütün kadınlar şeytanın kölesidir, erkeklerin bozulmasından da onlar sorumludur” denir”
- Âdem’le Havva hikâyesinde Havva’nın şeytanla işbirliği yapması, bundan dolayı doğumda, adetlerinde acı çekmesi buna yakındır

3. Örnek:

- Kutsal Kitapta Yima adlı bir adamla ilgili İran öyküsü dile getirilir. Ahura, insanlar günah işlediği için dünyaya yıkımın taşkınlar b,ç,mde geleceği konusunda bu adamı uyarır.Ahura Yima’ya vara yapmasını öğretir, bu sözcük genellikle kale anlamında kullanılır. Varasına ateş, yiyecek ve hayvanlarla insanları-çift olarak- koymasını söyler. 
- Nuh Tufanı ile ilgili benzerlikler
Bundan sonra Stone İbranilerin önemli peygamberi olan Musa’nın firavunun kızı tarafından bebekken bulunup evlatlık edinmesini istemesinin anlamlı olduğunu söyler. Zira Kutsal Kitap’ta kadınla ilgili resmedilen onca olumsuz portrelerden sonra Çıkış kitabında böylesine bir hikâyenin anlatılmadı anlamlıdır da bir bakıma.
“Tanrılar ve Işıldayan Dağlar” başlığı altında Hint Avrupalılarla İbranilerin bir başka şaşırtıcı, bir o kadar da önemli ve açıklayıcı ilişki dağ, özellikle de dağın tepesinde parıldayan ışık simgesidir. Hint-Avrupalı Şran dilinde HARA dağ manasındadır. Arilerde bu önemliydi. İndra dağlar tanrısıydı. İbranilerde Musa tanırdan vahyini Sina dağında aldığı söylenilmektedir. “Ama Kutsal Kitap’ta Musa’nın Yahve ile konuştuğu dağa yapılan göndermelerde, ondan hep Horeb Dağı diye söz edilir.”
Kitab-ı Mukaddes’te Horeb Dağı ile ilgili pasajlar:
? “Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitronun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağına, Horeve vardı.”
? “Horevde Tanrınız RABbin önünde durduğunuz günü anımsayın. RAB bana şöyle dedi: ‹Sözlerimi dinlemesi için halkı topla. Öyle ki, yaşamları boyunca benden korkmayı öğrensinler, çocuklarına da öğretsinler. «Yaklaşıp dağın eteğinde durdunuz. Dağ göklere dek yükselen alevle tutuşmuştu. Kara bulutlar ve koyu bir karanlık vardı.RAB size ateşin içinden seslendi. Siz konuşulanı duydunuz, ama konuşanı görmediniz. Yalnız bir ses duydunuz. RAB uymanızı buyurduğu antlaşmayı, yani On Buyruku size açıkladı. Onları iki taş levha üstüne yazdı.Mülk edinmek için gideceğiniz ülkede uymanız gereken kuralları, ilkeleri size öğretmemi buyurdu. «RAB Horevde ateşin içinden size seslendiği gün hiçbir suret görmediniz. Bu nedenle kendinize çok dikkat edin”
Mezmurlarda Yahve dağ ile özdeştirilmektedir. Mezmurlar 18, 19, 28, 31, 42, 48,  62, 71-72, 89, 92, 94 ve 99 bunun için delildir.
Mezmurlar 144’de Yahve’den şimşekleri çaktırması istenir. Mezmurlar 104’de Yahvenin ışıktan bir giysiye sarılmış olduğu anlatılır. “Elinde şimşek ve yıldırımıyla Hint Avrupalı Zeus Olimpos Dağı’nda otururdu. Aynı şimşek simgesiyle Baal Saphon Dağı’nda oturuyordu. Hititlerle Hurrilerin fırtına tanrıları genellikle ellerinde şimşekler, bir hatta iki dağın üzerinde dururken gösterilir.”
Bundan sonraki “Luvi ve Leviler” alt başlığında İbrani dininin çıkışına yol açan Luvilerin olduğu kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Stone İbrani papazları Levililerin başlangıcının Luvilerin olduğunu söylemektedir. Benzerlikleriyle ilgili birkaç örnek zikredilmektedir. Ateşte kurban, Hindistanlı Brahmanlarınki gibidir. Bununla ilgili Tesniye 18: 2-8 önemlidir
Kardeşleri arasında mülkleri olmayacak. RABbin onlara verdiği söz uyarınca, RABbin kendisi onların mirası olacak.«Halktan sığır ya da koyun kurban edenlerin kâhinlere vereceği pay şu olacak: Kol, çene, işkembe. Tahılınızın, yeni şarabınızın, zeytinyağınızın ilk ürününü ve koyunlarınızdan kırktığınız ilk yünü kâhine vereceksiniz. Çünkü Tanrınız RAB, önünde dursunlar, her zaman adıyla hizmet etsinler diye bütün oymaklarınız arasından onu ve oğullarını seçti. «Eğer bir Levili, yaşadığı herhangi bir İsrail kentinden RABbin seçeceği yere kendi isteğiyle gelirse, orada Tanrısı RABbin önünde duran Levili kardeşleri gibi RABbin adıyla hizmet edebilir. Aile mülkünün satışından eline geçen para dışında, eşit pay olarak bölüşecekler.»

Stone Levililer kelimesinin yanardağdan akan parıltı, erimiş kütleden türetildiğini söyler. “Latincede lavo sözcüğü akarsuda yıkamak demektir; lavit sözcüğüyse dökülmek anlamına gelir. Hitit dilinde lahhu sözcüğü de aynı anlama geliyordu. Fransızcadaki laver sözcüğü de yıkamak demektir. Bu da akla söz konusu sözcüğün öncelikle sıvılarla ilintili olduğunu getirmektedir…”
Daha önce de zikredildiği üzere Yahve Sanskritçede durmadan akan anlamına gelmektedir. Aynı zamanda yanardağ patlamalarında sızan lav sözcüğünü anıştırır, hatta bu sözcükle lâv sözcüğü arasında bir bağlantı olduğuna işaret etmektedir.

 


6. Kral Gözyaşı Dökmezse:


 Bu bölümde özellikle HİEROS GAMOS- Kutsal Evlilikler  ön plandadır ve açıklanmaya çalışılmaktadır. Eskilerde tanrıçanın yeryüzünde bir bedene bürünmüş hali rahibelerdi. Bu rahibelere genç erkekler verilir, onların cinsel birliktelikleri kutsal evlilik olarak kabul edilirdi (hieros gamos). Cinsel törenden sonra genç erkek yüce rahibenin eşi, yani “kral” olurdu. Yine bu bölümde de alt başlıklarla konuyu detaylı bir şekilde çok yönlü ele almıştır Stone:
- Sümer- “İnanna’nın Sevgili Kocaları”
Kadının cinsel arzuları o zamanlarda önemliydi. Tıpkı sonraları erkeğe bu önem nasıl verilidiyse, o zamanlarda kadın için geçerliydi. “İnanna ve (sahici oğul olarak tanımlanan) Damuzi şle ilgili Sümer öykülerinden, Damuzi’nin Tanrıça’nın Yatağında “kendini kanıtladıktan” sonra Tanrıça’nın onu “ülkenin çobanlığına” atadığını, böylece geleceğini belirlediğini öğreniriz.” 
- Babil- “Kralların Dizgini Onun Elindeydi”
“İ.Ö on sekizinci yüzyıldan altıncı yüzyıla kadar, Mezopotamya’da en büyük güç olarak Sümer’in yerini alan Babil’de Tanrıça, İştar adıyla tanınıyordu.”
- Kuzey Kenan- “Krallığın Hanımı”
“Söylenceye göre Baal, Anath’la bir tarlada buluşmuş, borçluluk duygularıyla önünde diz çökmüş ve “Tanrıça’nın gücünü simgeleyen boynuzlarına” övgüler yağdırmıştır. Anath deveye, Baal boğaya dönüşmüş ve kutsal cinsel birleşmeyle evlenmişlerdir. Bu dönemde bile Anath “Cennet’in Ecesi, krallığın hanımı” adıyla tanınıyordu.”
- Anadolu- “Krallığı Denetleyen O’ydu…”
“Hititlilerin de benimsediği Hattili Güneş Tanrıça Arinna’nın adı, yakarılarda “Yerdeki ve gökteki krallığı denetleyen O’dur” diyerek anılıyordu.”
- Kıbrıs ve Yunanistan- Ölen Çobana Yapılan Törenler
- İsrail- Tammuz Adlı Ölen Tanrı
Hezekiel 8:14: “Sonra beni Rabbin kuzeye bakan evinin girişine getirdi; orada Tammuz için oturup ağlaşan kadınlar gördüm”
Burada yas tutulmaya atıf vardır.
- İğdiş Edilmiş Tanrılar ve Hadim Edilmiş Papazlar
İğdiş edilme olayı birçok öykü ve mitlerde görülmektedir. Tanrıça’nın tapımına hizmet eden erkekler iğdiş edilmiş erkeklerdi. Eski Anadolu’da kendilerini iğdiş etmiş erkek din adamlarına Attis denilirdi. İğdiş edilmiş din adamlarıyla ilgili Stone Stylianos Alexiou’nun şu cümlelerine yer verip konuyu aydınlatmaktadır: “Uzun kadın giysilerine bürünmüş din adamlarıyla müzikçiler özgül bir sınıfa giriyordu. Bu uygulama, büyük olasılıkla Suriye etkisi altında kalmış Girit saraylarında iğdiş edilmiş papazlar topluluğu bulunduğu düşüncesine yol açmıştır. Daha sonraki dönemde, Küçük Asya’da Kibele ve Attis’in iğdiş edilmiş rahipleri, buna benzer bir sınıf oluşturulmuştur.”  Erkekler güç kazandıkça, Tanrıça dininde bile yüce rahibelerin yerini almaya başlamış gibi görünmektedir. Aslında iğdiş edilmeleri rahibelerin gücünü elde etmek istemeleri. “İğdiş edilme geleneğiyle kadın giyisilerine bürünmeyi benimseyerek erkeliklerinden kurtulmaya çalışmış olabilirler.” Burada önemli olan, kadınların toplumsal konumları değişim göstermekle, tanrıçalara ibadet ve inançta azalmakta ve erkeklerin din adamları görevini almakla daha da güç kazanmaktadırlar.

 

7. Kutsal Cinsel Gelenekler:

Bu bölümde cinsel özgürlüklerin nasıl farklı algılandıklarına dair bilgi verilmektedir. Günümüzde eskilerde Tanrıçaların cinsel özgürlükleri, şimdiki algılar ve ahlak kritlerinde gayr-i ahlakî olarak kabul edilmekte. “Kadın tanrı tapımında, cinsellik Tanrıça’nın insanlığa sunduğu bir armağandı. Kutsal ve kutluydu.” 
Stone İbrani metinlerde ve Sümer yazılarında benzerlik arz eden bir kadından bahseder. Lilith. “Lilith adının geçtiği ilginç bir Sümer yazısında Lilith, bir genç kız, “İnanna’nın eli”olarak betimlenir. Bu eski tablette Lilith’in, sokaklardan erkekleri toplayıp tapınağa getirmek üzere İnanna tarafından gönderildiği yazılır. Aynı ad yani lilith, İbrani söylencelerinde karşımıza çıkar; bu ad daha sonralarıysa ortalığa saçılan spermlerin elde etmek için havada bekleyen cinin adı olur, “evlilik dışı çocuklarını” bununla yaratır.”

 

8. Cennet’in Ecesi’ne Tütsüler Sunmuşlardı:

“Kutsal Kitap ve öbür dinlerin edebiyatı, bir ölçüde çok eskiden beri süregelen inançlarla bilgilerin kaydı, bir ölçüde de ulaşılmak istenen siyasal ereklerin sonucudur.”
Levilerce, ve genel olarak Yahudi inancına göre Kenan ülkesi tanrı tarafından İbrahim vasıtasıyla İsrailoğullarına vadedilmiş kutsal topraklardır. Ancak Kitab-ı Mukaddes’teki ifadelerden de anlaşılacağı üzere o topraklar İsrailoğullarının oraya geldiğinde boş değildi. Özellikle Yeşu kitabında, İsrail halkı Musa önderliğinde Mısır’dan çıktıktan ve çölde 40 yıl geçirdikten sonra (bunlar Mısırdan Çıkıştan Tesniye kitabına kadar anlatılır) Musa’nın ölümünden sonra onun yerine geçen Yeşu ile birlikte nasıl kutsal topraklara girdiklerini anlatır. Şunu söylemekte fayda vardır, Yeşu kitabında anlatılan bu ele fetihler adeta soykırımı anımsatır. Zira sürekli kadın erkek, hayvan herkesin kılıçtan geçirilmesi gerektiği Yahve’nin buyruğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Merlin Stone tam bu hususa dikkat çekerekten adeta Tanrıça inancının nasıl bir yönetimle bertaraf edildiğini ve İbrani dininin nasıl hiçbir şekilde tolerans tanımadığını göstermektedir. Sadece Yeşu kitabında değil, Kutsal Kitabın birçok yerinde bu şekilde şiddete teşvik bulunmaktadır.
? Bugün sana verdiğim buyruğu tut. Amor, Kenan, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını senin önünden kovacağım. Gideceğin ülkedeki insanlarla antlaşma yapmaktan kaçın. Çünkü bu senin için bir tuzak olur. Onların sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını keseceksiniz. Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben adı Kıskanç bir RABbim, kıskanç bir Tanrıyım. Ülke halkıyla herhangi bir antlaşma yapmayın. Yoksa onlar başka ilahlara gönül verir, kurban keserken sizi de çağırırlar; siz de gider yersiniz. Kızlarını oğullarınıza alırsınız. Kızlar başka ilahlara gönül verirken oğullarınızı da artlarından sürükler. «Dökme putlar yapmayacaksınız. (Çıkış 34:11-17)
? 31. «RAB bana, ‹İşte Sihonu ve ülkesini senin eline teslim etmeye başladım. Haydi, ülkeyi ele geçir ve mülk edinmeye başla› dedi. 32. Sihon bizimle savaşmak için Yahesada bütün halkıyla karşımıza çıktı. 33. Tanrımız RAB onu elimize teslim etti. Onu, oğullarını ve bütün halkını yok ettik. 34. Bütün kentlerini ele geçirdik, hepsini yok ettik. Kadın, erkek, çocuk, kimseyi sağ bırakmadık.35. Hayvanlara ve ele geçirdiğimiz kentlerdeki mallara ise el koyduk. (Tesniye 2:31-35)

? 3. «Böylece Tanrımız RAB, Başan Kralı Ogu ve halkını da elimize teslim etti. Hiçbirini sağ bırakmadan hepsini yok ettik. 4. Bütün kentlerini ele geçirdik. Ele geçirmediğimiz tek kent kalmadı. Hepsi altmış kentti: Başanda Ogun ülkesi olan bütün Argov bölgesi. 5. Bütün bu kentler yüksek surlarla, kapılarla, sürgülerle sağlamlaştırılmıştı. Bunlardan başka surla çevrilmemiş birçok köy de vardı. 6. Heşbon Kralı Sihona yaptığımız gibi hepsini yok ettik. Her kenti, kadın, erkek ve çocuklarla birlikte, tümüyle yok ettik. 7. Hayvanlara ve kentlerdeki mallara ise el koyduk. (Tesniye 3:3-7)

? (…)

Bunun yanında puta tapanlarla ilgili ve onlarla mücadelenin nasıl olacağı, tanrı Yahve’nin onlarla ilgili görüşüyle ilgili bilgiler vermektedir:
? 12. Kendilerini Mısırdan çıkaran atalarının Tanrısı RABbi terk ettiler. Çevrelerinde yaşayan ulusların değişik ilahlarına bağlanıp onlara taparak RABbi öfkelendirdiler. 13. Çünkü RABbi terk edip Baala ve Aştoretlere taptılar. 14. Bunun üzerine RAB İsrail’e öfkelendi. Onları, her şeylerini alan yağmacıların eline teslim etti; artık karşı koyamadıkları çevredeki düşmanlarının kölesi yaptı. 15. RAB söylediği ve ant içtiği gibi, onlara karşı olduğundan, savaşa her gittiklerinde yenilgiye uğradılar. Büyük sıkıntı içindeydiler. (Hâkimler 2:12-15)

? Böylece İsrailliler Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus halkları arasında yaşadılar. Onlardan kız aldılar, kızlarını onların oğullarına verdiler ve onların ilahlarına taptılar. Bunun üzerine RAB İsraile öfkelendi ve onları Aram- Naharayim Kralı Kuşan-Rişatayimin eline teslim etti. İsrailliler sekiz yıl Kuşan-Rişatayimin boyunduruğunda kaldılar. (Hakimler 3: 5-8)
“Kutsal Kitap kayıtları Sherah tapıcının ya canlı bir ağaçla ya da ağacın yerine geçen Kenan sunakları kurulmadan önce yerleştirilmiş bir direk ya da dikmeyle simgelendiğini durmadan yineleyerek doğrular.”  Ancak bunların doğrudan kadın tanrıça olduğunu bildirmez.
Tesniye 16:21 buna örnek getirilebilir:
 “Tanrınız RAB için yapacağınız sunağın yanına ağaçtan bir Aşera putu dikmeyeceksiniz.”

 

9. Ve Kentin Erkekleri Onu Taşa Tutup Öldürecek

Bu bölümde sürekli yenilenen cinsel imgeler Levililerin, Tanrıça dinindeki cinsel gelenekler ve genellikle kadınların cinsel özerkliği hakkındadır. Temel iddia: “Levililerin yasalarında Tanrısal Ana-ata tapımınım ezilmesi, anayanlı soy dizgesinin bir daha görülmemek üzere yok edilmesi yazılıdır.”
Eğer aileden dahi olsa Yahve’den başkasına tapan varsa, o katledilmelidir. Tesniye 13:6’daki buyruk bu şekildedir:
“Öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, ‹Haydi gidelim, bu ilahlara tapalım› derse…” (Tesniye 13:6)
Kadın erkeğin malıdır, hiçbir şekilde kocadan ayrı bir kişiliği düşünülemez. Bu Kutsal Kitap’ta sürekli vurgulanmaktadır. Hezekiel 23’de kadınların yapmış oldukları fahişelik ve bozgunluktan bahseder. 
Tesniye de yer alan ifadeler yine kadınlara, iffetini kaybeden kızlara karşı nasıl davranılması gerektiğine dair buyruk vermektedir. Ayrıca erkeğin kadının üzerindeki egemenliği net bir şekilde görülmektedir:
«Bir adam bir kadın alır, yattıktan sonra ondan hoşlanmazsa,
ona suç yükler, adını kötüler, ‹Bu kadınla evlendim ama onunla yatınca erden olmadığını gördüm› derse, kadının annesiyle babası kızlarının erden olduğuna ilişkin kanıtı alıp kapıda görevli kent ileri gelenlerine getirecekler. Kadının babası ileri gelenlere, ‹Kızımı bu adamla evlendirdim ama o kızımdan hoşlanmıyor› diyecek, ‹Şimdi kızımı suçluyor, onun erden olmadığını söylüyor. İşte kızımın erden olduğunun kanıtı!› Sonra anne-baba kızlarının erden olduğunu kanıtlayan yatak çarşafını ileri gelenlerin önüne serip gösterecekler. Kent ileri gelenleri de adamı cezalandıracaklar.
Ceza olarak ondan yüz gümüş alıp kadının babasına verecekler. Çünkü adam İsrailli bir erden kızın adını kötülemiştir. Kadın adamın karısı kalacak ve adam yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.
«Ancak bu sav doğruysa, kızın erden olduğuna ilişkin bir kanıt bulunamazsa, kızı baba evinin kapısına çıkaracaklar. Kent halkı taşlayarak kızı öldürecek. Babasının evindeyken fuhuş yapmakla İsrailde iğrençlik yapmıştır. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. «Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrailden kötülüğü atacaksınız. «Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı erden bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa, ikisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz. Çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız.
(Tesniye 23: 13-24)
“Dolayısıyla Kenanlı çağdaşları kutsal cinsel geleneklerde görev aldığı için kutsal sayılırken, İbrani genç kızı-seviştiği, hatta bir kaza ya da herhangi bir nedenle bakireliğini yitirdiği için- evinden sürüklenerek çıkartılıyor ve ölene kadar taşlanıyordu.”
Stone daha sonra Kitab-ı Mukaddes’ten genişçe bilgi verdikten sonra Neden artık Tanrıça ‘ya tapılmadığına dair bilgi vermektedir: “Binlerce yıl önce gelişip serpilmiş, tarım, tıp, mimarlık, maden işleme, tekerlekli araçlar, seramik ve yazılı dillerle ilgili yeni buluşları en eski zamanlardan taşıyıp getirmiş Tanrıça ‘ya tapan uygarlıklar yavaş yavaş ezilip yok edilmiştir. Gerçi Hint-Avrupalılar birçok değişikliğe önayak olmuştur ama sonradan kadın tanrı tapımı yaşatıldığı her yerde bastırıp yok etme görevini, önce İbranilere, sonra da Hıristiyanlar üstlenmişti.”
Bu bölümün sonunda kitap boyunca dile getirdiği ana konu olan Âdem ile Havva hikâyesine değinir ve Profesör Chiera’nın sözlerine yer verdikten sonra Âdemle Havva hikâyesinin neden İbrani dininde zikredildiği hakkında bilgi vermektedir. “Âdem’le Havva söylencesinin büyük olasılıkla bile bile yazılıp Kutsal Kitap’taki Yaratılış öyküsünün içine, Tanrıça dinine yönelik bir başka saldırı olarak sokulduğunu ileri sürmek hiç de aşırıya kaçan bir akıl yürütme sayılmaz.”

 

10. Âdem’le Havva Söylencesinin Çözümü

Bu bölümde Merlin Stone baştan beri ifade ettiği Âdem’le Havva imgesini ve özellikle bu çerçevede Havva imgesinin önemini ve kendisinin bu konuda araştırma yapmasına sebep olan olay olduğunu zikreder. Araştırmalarda bulundukça, “Âdem’le Havva söylencesinin, aslında Levililerin dişil dini bastırıp sindirmek üzere giriştikleri sürekli savaşlarda kullanılma amacıyla tasarlanıp oluşturulduğuna” dair inancının daha da güçlendiğini aktarmaktadır. “Büyük olasılıkla bu öykü, izleri Kutsal Kitap’taki Mezmurlar ve Habercilerin İşleri bölümlerinde bulunabilecek ejderhayla yılan söylencesinin güncelleştirilmiş bir uyarlaması” olduğunu söyler.  Stone bu bölümde ayrıca kadının yılanla özdeşleştirildiğini ifade eder. Babil’de İştar, cennetteki krallık tahtına oturmuş, elinde iki yılanın sarıldığı bir değnek tutarken gösterildiğini ifade eder. Ayrıca “yılan, kadın tanrı tapımında, bütün Akdeniz Bölgesindeki öbür yerlerden çok Girit adasında yinelenerek boy gösterir.”
Yılan falcılık ve kehanetle irtibatlandırıyordu. Büyüyle ilgili terimlerin hem Arapça’ da hem de İbranice’ de yılan anlamına gelen sözcüklerden türediğini söyler müellif. “Britanya’ da doğaüstü güçlerin, yılanlardan hazırlanmış bir çorba içilerek kazanıldığı söylenir.”
Ancak Stone Âdem’le Havva öyküsüyle Tanrıça tapımı arasındaki ortak payeleri ve ilişkileri daha da genişletmektedir. Bu mitte ayrıca ağacın ne ağacı oluşu be ağaç hakkında verilen bilgiler önemlidir. Bununla ilgili çeşitli rivayetlerin olduğuna dikkat çeker. Kimine göre bu firavuninciri, kimine göre incir, kimine göre ise duttur. Stone’a göre “bu ağaç aslında Yakındoğu’da bulunan ficus sicomorus yani firavuninciridir ve bazen karadut adıyla anılır.”  Bu ağaçla ilgili Mısır yazıları ve duvar resimleri genişçe bilgi vermektedir. Buna göre “hem Bilgeliğin Gözü hem de Yılan Hanım adıyla ululanan Mısrlı Tanrıça Hathor’un bir başka sanı daha vardır- Firavunincirinin Hanımı. Bu ağaç Hathor’un Yeryüzünde Yaşayan Bedeni diye biliniyordu. Bu ağacın yemişini yemek, Tanrıça’nın etini ve suyunu yemek sayılırdı.”  Bununla beraber ölümsüzlük veren meyve olarak bilinirdi. “Eski Ahit erkek tanrının yılanla doğrudan konuştuğunu ve “Senin tohumunla kadının tohumu arasına düşmanlık sokacağım” dediği anlatılır.”  Ayrıca meyveyi ilk yiyenin kadın olduğundan cinsel bilinç ilk önce ona gelmiştir ve bundan dolayı cinselliğe daima kışkırtanın kadın olduğu anlayışı aktarılmıştır. Bunun delilini de ömür boyu acı çekmeye mahkûm bırakılmasının bir işareti olarak görülen doğum sancısı (ve âdeti) gösterilmektedir. “Çocuk doğururken acını kat kat arttıracağım; acılar içinde doğuracak, ama kocanı arzulamaktan geri kalmayacaksın ve seni kocan yönetecek”

 

11. Havva’nın Kızları:

Hala İbrani bir dua olan “Ey beni kadın olarak yaratmayan Rabbimiz Tanrı, Evrenin Başı, Süürler olsun Sana” denilir ve öğretilir. Daha sonra Stone Hz. Muhammed’in şu sözüne yer verir: “Havva yaratılınca Şeytan bayram etti”. Hıristiyanlıkla ilgili de Ahd-i Cedîd’ den örnekler veren Stone bu konunun daha sonraki süreçlerini anlatıp günümüzdeki duruma kadar Havva imgesinin kadınlar üzerinde etkisini ve bundan kurtuluşları hakkında bilgi sunmaktadır.
Kadınlar genel olarak Semavî dinlerde akılsız, cahil ve eksik yaratık olarak anlatılır. Ayrıca kadınlar tamamen kocalarına bağlıdır ve onlara itaat etmeye mahkûmdur. Paulus’un Efeslilere mektubunda bu şu şekilde ifade edilmiştir. 
“22. Ey kadınlar, Rabbe bağımlı olduğunuz gibi, kocalarınıza bağımlı olun. 23. Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır. 24. Kilise Mesih’e bağımlı olduğu gibi, kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar.” (Efesliler 5:22-24)
? “11. Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. 12. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. 13. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Âdem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.” (1 Timoteosa 2:11-13)

? “3. Ama şunu da bilmenizi isterim: Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesih’in başı da Tanrıdır. 4. Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. 5. Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur. 6. Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün. 7. Erkek başını örtmemeli; o, Tanrının benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. 8. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. 9. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. 10. Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır.” (1 Korintoslulara 11:3-10)

? “1. Bunun gibi, ey kadınlar, siz de kocalarınıza bağımlı olun. Öyle ki, kimileri Tanrı sözüne inanmasa bile, Tanrı korkusuna dayanan temiz yaşayışınızı görerek söze gerek kalmadan karılarının yaşayışıyla kazanılsınlar.” (1 Petrus 3:1)
On sekizinci ve on dokuzuncu yıllarda kiliseye ve bu yaygın ataerkil toplumuna karşı yürekli kadınlar çıkmıştır. Her şeyden önce onların aslında bir nevi “Havva kadının savunucuları” olduklarını söylemekteydi.
Sonuç olarak Stone, “Eski dinlerle ilgili olguları aydınlatma zamanı gelmiştir. Bunlar çok uzun süre sözlerden saklanmıştır. Bu olgularla, Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın ilk gelişimlerini; bunların kendilerinden önceki dişil dinlere ve geleneklere tepkilerini anlayabiliriz” der ve  ne kadınların bir köşeye sıkıştırılmasının ne de tersinin yapılmasının çözüm olmayacağını söyledikten sonra “ancak kadınla erkek şu elmayı- ya da inciri- aynı anda ısırdığı, birbirilerinin düşünce ve kanılarını saygıyla kabul etmeyi öğrendiğini, bereketini sunan dünyayı üzerinde yaşayan bütün canlıların dünyası saydığı zaman, gerçekten uygar bir tür olduğumuzu söylemeye başlayabileceğiz”  diyerek son noktayı koymaktadır.

 

Kaynakça:
?  Bennett, Richard A., “Tanrı'yı Arayışın”, Temmuz 2005
? “Kadının Sevinci”, PARLAK YARINLAR Sayı: 2
? Köroğlu, Gülgün,  “2500 Yıllık Savaşçı Türk Kadınları: AMAZONLAR”
? Stone, Merlin, “Tanrılar Kadınken”, Payel Yayınları 2000
? Öztürk, Nermin, “Yahudilikte Tanrıçalar ve Kutsalın Feminen Boyutları”, Bütün Yönleriyle Yahudilik”, 2012 (Uluslararası Sempozyum) Dinler Tarihi Araştırmaları _ VIII, 2012, s. 383-396
? Sevinç, Fatma, “Hitit Dininde Arinna’nın Güneş Tanrıçası ve Onunla Özdeş Tutulan Diğer Tanrıçalar”, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2008, sayı: 1, s. 175-195

Yabancı Kaynaklar:
? Bhartiya, Aru,  “Menstruation, Religion and Society”, International Journal of Social Science and Humanity, Vol. 3, No. 6, November 2013
? Tkach, Joseph,  “Men and Women in Genesis”, August 2004
? Becker, Ruth, “Handbuch Frauen- und Geschlechterforschung, Theorie, Methoden, Empirie”, VS VERLAG FÜR SOZIALWISSENSCHAFTEN
? “Das Verhältnis von Frau und Mann in der Bibel”,  Vortrag St. Pölten, 8. April 2011, Agnethe Siquans, Institut für alttestamentliche Bibelwissenschaft, Universität Wien
? Sobol, Donald J.  “The Amazons of Greek mythology”,  1972

 

 

 

 

İnternet Kaynaklar:

• http://bibleonline.ru/bible/

• http://www.anadolumedeniyetlerimuzesi.gov.tr/TR,77779/neolitik-yeni--cilali-tas-cag.html

• http://aygunhoca.com/tarih/184-9-sinif-tarih-konulari/2120-yontma-tas-devri.html

• http://gulayozmen.com/icerik/11/memesiz-amazon- kadinlari.aspx

• http://www.welt.de/kultur/article9374980/Krieg-ist-Liebe-so-sahen-es-die-Amazonen.html

• http://yunanmitolojisi.blogspot.com.tr/2007/10/amazonlar.html

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Samuel Noah Kramer "Tarih Sümerde Başlar" Kitap Özeti

Samuel Noah Kramer "Tarih Sümerde Başlar" Kitap Özeti

DEVAMI

Kısa Dünya Tarihi

Dünya Halkların ve Dinlerin Kısa Tarihi

DEVAMI

Videolar

  • Nuh Arslantaş: Mustafa Öztürk'le Din ve Hayat: Kur'an'da Yahudilik (Kanal 24 - 27.09.2014)
  • Kinder über den Islam - Ammar und Umeyr
  • Die Spaltung der Umma (Siffin-Tahkim)

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>